varlık – insan – tabiat – tarih – din

Ali Şeriatide varlık, insan ve tarih algısı

Ancak –bir- sayıdır

Ancak -bir sayı- dır
Yıldızların, evrenlerin, yerlerin, göklerin sayısı -Bir-
Önünde sonsuz sayıda sıfırlar,
-Birvardır-
-bir yoktur-

Allahtan başka hiç bir şey ve kimse yoktur (1)

Şu halde her şeyden önce insan olma ve insanlaşma sorunu çözülmelidir, her sorunun temeli budur, ister dini,ister dindışı, ister sosyalist,ister onun karşıtı,ister ilerici, ister gerici olalım bu sorun hepimiz için çözülmelidir. (2)

Her ideolojinin bir ideal insan arayışı vardır, faşizm; süpermeni, Nietzche; üstün insanı, marksizm ; tam insanı, budizm; kamil insanı arar.

Kuran Ademin yaratılış kıssasında,insanı; “Allahın ruhu+kokuşmuş balçık=insan” olarak tarif eder.

Doga, mutlak anlamda evrensel aklın iradesi altındadır. İnsan ise bir tanrımsıdır; yani Sartre’nin dediği gibi insan kendi haline bırakılmış, terkedilmiş bir varlıktır. İnsan denilen özgür irade bu yol ayrımında seçim yapmak durumundadır. İdeal insan aynı kanı taşıdığı Allaha yönelen insandır.(3)

Atinadan günümüze kadar 3 bin yıl içinde gelmiş-geçmiş insanın asaletine inanan bütün öğretiler (en meşhuru Sartre ve Heideggerin eksisyantalizmidir) bunlar islamın Adem kıssasında geçen manadan daha aşağı bir manaya inanıyorlar. (4)

Ali Şeriati’de varlığın kaynagı insan-doğa-Allah birliğine dayanmaktadır. Bu irade akıl,duygu ve hedefi olan bir şairin canlı bir beden ve genel bir varlık olarak vurgulamalarında gözlemlenebilir. Eş’ari’ nin tesadüfi ilişkisini redderek, Allahın dünyayla ilgili,yapmak istediği bir işle, Allah’ ın mutlak iradesini sınırlandıran doğa arasındaki neden-sonuç ilişkisinden bahseder.

Dünyanın temel gücünü; hem bilinmez, hem görünmez bir öz olarak görmektedir. Bu öz, madde ve enerjinin sentezinden meydana gelir. Madde ve enerji bu özün birbiri ardı-sıra oluşan görüngüleridir.
Fenomenolojik bilgi teorisi ve olguların bilinebilirliği bilgi felsefesini oluşturur. Tabiat; yani şehadet alemi, ayetler ve sünnetler toplulugundan ibarettir. İnsan kendi toplumsal hareketleriyle ilgili, özerkliğe sahiptir. (5)

Aristonun; insan konuşan hayvandır tanımlaması dogru bir tanımlamadır. Bitki ve hayvan; ben bilinci olmayan, doğanın tezgahında dokunmuş, doğanın oyuncagı varlıklardır. İnsan prometevari bir varlıktır. Özgür insan, iradesi ve isteklerinin menşeinin kendisi olduğu insandır. (6)

Müşrik dünya görüşünde insan; dört veya yüz istikamette koşan atlara baglanmış fayton gibidir. Bu esatiri tanrılar da tıpkı bunun gibi, her birisi kendi tarafına çekiyor. Bu çekişmeler insanın dağılıp yokolmasını gerektirir.

Camus gibi bir adam, her eserinde bu nedeniyle çelişkiye düşer ,kainat düzeninde her tarafta boğulan bir insan nasıl vücut bulabilir? Tanrıyı tabiattan kaldırdığımız zaman, tabiat ahmaklaşır, kendisine ve insanlara karşı şuursuz, irtibatsız, hissiz ve leş….

Sartrenin ifadesiyle; gökyüzünde kimsenin olmadığına ,bir haberin olmadığına, inandığında boş ve saçma bir dünya ortaya çıkar.

Tevhid; bu çekişmeyi ortadan kaldırır. Dünya ve tabiat, kendisine vahdet düzenin egemen oldugu tek bir vücuttur. Çekişen üç kutuplu insan, tabiat ve tanrı anlayışı, timsalleri ve tanrıları Tevhid te yok olur (7)
Ali Şeriati sonsuzluğa dogru bir evrimden bahsetmektedir. Allahı sonsuzluk olarak görmektedir, balçıksal benlikten tanrısal benliğe sürekli evrim…

İki insan kavramı vardır Şeriatiye göre; birisi biyolojinin konusu olan insan (beşer), diğeri filozofun, şairin, din adamının üzerinde durduğu insandır. Beşer bir imek, insan bir olmaktır ,beşer durağan insan ise dinamiktir.

İnsan olma; “bilme” ile gerçekleşmektedir. İnsan; üst varlık olarak insan, evren içinde kendi konumunu tanırsa kendini bilebilir. Adem ve insan tabiri, bireylerden oluşan bir varlık degil ,her bireyin kendisini ortadan kaldırarak oluşturduğu odur.

İnsan dört duvarla örülmüştür ,bu duvarları bilim yardımıyla; dördüncü zindan olan ego zindanını din ve aşk ile aşabilir. (8)

Her bir zikir ve hatırlatma Kuranın mesajı, risaleti, hatta peygamberin kendisini zikir olarak tanımlaması çok enteresandır.Yani sizin sorumluluğunuz, özünüzde ve fıtratınızın derinliklerinde gizlidir. Bütün cevherler, bilgiler, bilinçler, ihtiyaçlar içinizde yaşamaktadır. Siz peygamberin, hatta Allahın bile bunları size vermesini beklememelisiniz…

İnsanın ihtiyarı, yalnız tarihin kanunlarını keşfederek harekete geçmektir.Tarih; zaman ve doğa gibi Allah’ ın tayin ettiği istikamete akmaktadır. (9)

Humanizm ve insan kavramının her ideolojideki anlamlandırılmasına bakmak gereklidir. Kurana göre Allahın isimleri ögretmesi, bilimsel gerçekleri kavrama yeteneğidir.

Tanrıyla iblisi tabiatta birbiriyle savaşan iki güç olarak koyan diğer dinlerin yerine islam, dualizmi insanda görür. Şeytan Allaha değil insanın Allaha meyleden yönüne rakiptir..

İslamın peygamberi, toplumdaki bozguncu varlıklarla mücadele içinde olan, bu dünyada yeni bir toplum ve medeniyet kurulmasıyla ilgilenen bir şahsiyettir. (10) Francis Bacon şunu ilan etti; insana hayatta güç kazandıran bilim ve felsefe kabul edilebilir son üç asırda bunun peşine düşüldü günümüzde bilimin hedefi sanayidir. Bacon; “insan nasıl iyi olabilir” sorusunun peşine hiç düşmedi. Bilim sadece insana hizmet etmektedir. İnsanın iyi olması için hiç bir misyon üretmemektedir..

Sözü Abdulkerim Suruş’ un Ali Şeriati tespitleriyle bağlayalım;

Yeni bilgiler, yeni sorular,yeni beklentilerle kişi eski şeyleri yeni bir şekilde anlar. İşte yeniden kurmanın esası bu yeni anlayıştır.. Ali Şeriati buna; kültürel elemanların çıkarılıp arıtılması der..
İnsana ilişkin her tanımlama, şeriata ilişkin anlayışımızı doğrudan etkiler. Çünkü; peygamberler sonunda insana mesaj getirmişlerdir.

O halde antropoloji (insanbilim) peygamberin risaletini bile anlamlandırır (11).

Ali KAYA

[email protected]

KAYNAKLAR
1- BİR ÖNÜNDE SONSUZ SAYIDA SIFIRLAR / ALİ ŞERİATİ / FECR YAY.
2- İNSANIN DÖRT ZİNDANI / ALİ ŞERİATİ / İŞARET YAY.
3- ALİ ŞERİATİ / ERTUGRUL CESUR / BAKIŞ YAY.
4- ALİ / ALİ ŞERİATİ / FECR YAY.
5- DÜNYADA ALİ ŞERİATİ / EKİN YAY.
6- İNSAN / ALİ ŞERİATİ / FECR YAY.
7- TEVHİDİ ALTYAPI / ALİ ŞERİATİ / YZY
8- ALİ ŞERİATİ / ERTUGRUL CESUR / BAKIŞ YAY.
9- KURANA BAKIŞ / ALİ ŞERİATİ / FECR YAY.
10- İSLAM SOSYOLOJİSİ / ALİ ŞERİATİ / BİRLEŞİK YAY.
11- DİNİ DÜŞÜNCENİN YENİDEN KURULMASI VE ALİ ŞERİATİ / ABDULKERİM SURUŞ / KIYAM YAY.

insan ve varlık çözümlemeleri-2-

Evren içinde insanın kökeni,karekteri,neliği ve niteliğine dair ;düşünce ve inançların herbirinin kendine göre bir tarifi ve algılaması vardır,hayat sürecinin gelişim ve açılımı dogrultusunda her tarihi dönem ;hayat algılaması bünyesinde tarihsel dönem kesitlikler ve somut gerçekliği içinde insani vaziyete yön vermişlerdir…

tarihsel dönem ve oluşumların ana karakterinden hareketle ayrışmalar dahilinde, insan özüne dair sonuçlar çıkartarak,insanbilim anlayışı ve buna baglı bir insan felsefesi inşa edilebilir…

Hangi bünyedir ki insan uygarlıga biçim ve rengini vermiştir..Temel dogası kurduğu uygarlıklarda açıga çıkmıştır….bu kurumsallaşma insanbilim dogrultusunda nasıl değerlendirilebilir….

Bu bağlamda felsefi ve dini ekoller bazında evren -süreç-tanrı-insan-bilim-siyaset gibi konulara ve kurumsallaşmalara insanın etkisi ve o yapıların insanı belirlemesinin algılaması üzerinde duracagız..

Batı tarihsel sürecinin evrim ve gelişim argumanları dahilindeki oluşumları inceleyerek,varlık içinde insan karakterinin sirkülasyon ve kökenin kafasında nasıl canlandığını ana hatlarıyla somut gerçeklikleri üzerinde irdeleme yapmak;açılıma yön veren karakterin pozisyonunu tanımada bize yardımcı olacaktır…

Bedevi dönemin dinleri olan animizm de;ruhperestlik hakimdir…ruhlar insan gibi şahsiyet sahibidir,ölümsüz olan ruhlara şahsiyet verilir ,ruhlar ölümünden sonra tabiat olaylarından veya varlıklardan birine dönüşerek ebediyen yaşarlar,ruh insan ve hayvanlarda ortak bir kuvvet sahibidir…tenasüh inancı vardır…böylece ilkel insan;tabiat ile insan arasında ortak bir dokuya inanmaktadır….

Tarihsel dönem içinde insanın karakterinin açılımını,somut gerçekligi bu şekilde olmuştur….insan tabiatın kucagınde eşya ve tabiatı kutsallaştırmaktadır… bünyesel doku gelişmemiştir…. Yine ilkel insan;totemlere tapmaktadır…totem daha çok hayvandır ve kabilenin ortak ceddi ,herhengi bir hayvana tekabül ederek sembolleştirilir….böylece bir gurup ruhu oluşturulur,toteme yaratıcılık verilir…totemizm bir toplumu diğerlerinden ayırır..kabilevi yapı insan üzerinde egemendir…bünye kabile istemleriyle vücut bulur…

Buradada gelişmemişlik sözkonusudur…. Evren-toplum-insan ve tanrı anlayışı ;totem içinde eritilir…. Somut gerçekliği içinde insanbilim;tabiat ve ruhların insanı etkilemesi etrafında şekillenir…

Çin dinlerinden taoizmde;evren ve insanda tezat yasaları hakimdir…ancak buna ragmen evrende bir düzen vardır, bu düzeni tao ayakta tutar…vahdeti vücut hakimdir….dünyanın birlik ve bereberliği tao nezdinde;çatışmalar ise;yang ve ying esasına göre şekillenir….medeniyetin lükslerinden kaçınılıp taoya tabi olunmalıdır…

Konfüçyüs;taoyu toplumsal namus üzerine dönüştürerek toplum anlayışı haline getirir…. Hint panteizminde;dünyanın varlığı tanrının bir südurudur….tanrı aşk ve istekle dünyayı vücuda getirir….tenasüh inancı vardır…insan kendi kaderini kendi belirler…Buda ya göre;mutlulugun yolu arzuları yoketmektir….. Zerdüştlükte;ahuramazda enbüyük kuvvettir…hayır ve şer çatışmalı ve ebedidir ,sonunda hayır galip gelecektir…. Bu dinlerde;daha ileri bir evren-tanrı -insan algılaması vardır,insandaki kuvveler gelişme istidatındadır….

İnsanbilime ait argumanlar;dinin belirleyiciliğinin sembol ve gizinin anlanabilmesiyle teşkil edilebilir…. Dinlerden yunan felsefi kanaatlerine geçersek;çıplak insaın burada degerlendirildiği ve bugünkü insanbilimin köklerinin bulundugu görülür….

Presokratik düşünürlerin arke -tabiatı yapan unsur aramasına karşılık,sofistler relativist insanı esas alarak,insan bilime ait ana kıstasları batı süreci içinde ortaya koyarlar….Protogoras ve Gorgias gibi düşünürler insanı her şeyin ölçüsü yapar,hiçbir şeyin kesin olarak bilinemeyecegini iddia ederek septizme kapı aralarlar….

Ancak Sokrat;insanın bilinebilecegini,diyalektik sorgulamalar,ve özü dogurtma yöntemi ile ortaya koyar…..

Yine platon idealardan;Aristo ise madde-suret ilişkisinden hareketle insanın niteliği ve neliginin bilinebilecegini iddia ederler….

Bugünkü batı düşüncesinin akli-seküler argumanlarının temelleri yunan düşüncesi köklerinde aranmalıdır…. Hıristiyanlık etkisiyle batı;özü tevhid gelenegi olan bir dini tahrif ederek;ilkel insandan ve yunan döneminden farklı bir sürece girer….Detaylı bir dini gelenek ve bilimsel süreç vardır….insan açılımı hızlanmıştır…Augustinus;vahyedilmiş dogrular inanılarak kabul edilecektir…Thomasa göre ise akılda temel bir bilgi kaynagıdır….

Tüm bu örneklerden sonuçlar çıkartmamız gerekmektedir…Hayat bütünlüğü ve açılımı dogrultusunda ,tarihsel dönemin argumanlarının belirlemesiyle,insan ve unsurların etkileşimi olmuştur…Saf insan gerçekliğini bilebilmek,ortak karakter ve bünyeyle ilgili temel sonuçlar çıkarmak gerekmektedir…. Toplumsal dönemin argumanlarından çıkarılacak sonuçlarla;hayat-evren-tanrı-kurumsallaşmaların neliği;aşamalı bir seyir içinde tanınarak;insan özüne ait ana dokular blirlenebilir…

Şumullu eser tanınarak ;yazar ve yapının tüm özellikleri ortaya konabilir…. Öncelikle metot olarak batılı beynin ve sürecin argümanlarını,kendi bütünlüğü içinde,somut nesnel süreç ve tarihsel dönem ve konumları itibariyle ele aldığımızı;hayat bütünlüğü anlayışımızdan hareketle,hayatiyetin nerelerde ve hangi konumda kesitleşerek kendi içine döndüğünü;tüm hayat süreci unsurları içinde nesnel süreçten,öze giderek,insanın ,neliği-niteliği ve doğası hakkında kanaatlere varmak olduğunu bir kez daha yineleyelim…

Yeniçağ döneminin ,ortaçağ yapısından köklü olarak ayrılığını haber veren Bacon(Öl.1294)Scotus(öl.1308) ve Williamdır(Öl.1347)….Bu düşünürler ancak maddi olayların gerçek olduğunu,tümel kavramların reddini ve matematik yöntemlerini takip ederek kiliseden ayrılırlar… insan algılamasındaki bütünlük,dinin saptamalarından sıyrılarak dindışı hümanist temellere yaslanmaya başlar…Artık insan tanrının bir kulu degil,kendi kaderini seküler üretimden alan laik bir yapıya bürünmüştür….Yeniçagın başlangıcındaki bilimsel atılımlarla dünya görüşü degişik bir çehreye kavuşmaya devam etti…Alman Cusanus(öl.1464) Kopernikten(Öl.1543) evvel helyo-centrique güneş sistemini savundu….italyan Bruno(öl.1600)panteist bir şekilde bilim argumanlarından hareketle evren-tanrı birligini savundu….

Dogaya bilimsel bakış,doga üzerinde insanın hakimiyeti fikrini getirdi..ingiliz Bacon(öl.1626)kilisenin insan üzerindeki baskısını kaldıran,insanın doga üzerindeki baskısına yön veren en önemli şahsiyettir…. bu dönemde Moore(öl.1538)ve Campennalla(1639)ütopik fikirler ortaya koydular…. Yeniçağın en belirgin metodisti Descartestir…varlık nedir?sualinden,varlıga yönelen ben kimim?sualine yönelmiştir…

şüphe duymak,matematik-mantık-deneyim dini bilgi ve oluşumun yerini aldı…Yüce degerler spekülatif olarak görülmeye başlandı…

Descartin görüşlerinden kartezyenizme yaslanan Spinoza(öl.1677) gibi düşünürler oldugu gibi Hobbes(öl.1679)ve Gassendi(öl.1655)gibi materyalist filozoflarda Descartese karşı çıkmışlardır…çünkü Descartes;aynı zamanda tanrıya inanan bir filozoftur…. Ancak buradaki tanrıya inanç ileride Voltairde ortaya çıkan dogal din algısı ve deist bir tanrı inancıdır… insanın dogasına dair düşüncelerde ;yeniçagda ,ilkçag yunan anlayışı agırlık kazanmaktadır…. Aydınlanma döneminde hayat içinde herbir unsur başta ingiliz deneyciliği olmak üzere farklı yorumlanır…Locke(ÖL.1704)deneyle karşılaşmadan önce ruhu boş bir levha,Berkeley(öl.1753)varoluşu algılanmak olmakla,Hume (öl.1776)tüm düşüncelerin kaynagını izlenime dayandırdılar… Bu dönemde fransız Lamettrie(öl.1705) ve Holbach(öl.1789)materyalist temellerle hareket ettiler…. Voltaire(öl.1788)deist inançları sistemleştirdi….

Rousseau(öl.1778)-Vico(1774)-Herder(öl.1803) matematik harici ve usdışı yorumlarla varlık-insan ve tarihi ele alarak aydınlanma düşüncesine eleştiriler getirdiler,en büyük eleştiri ise Kant(öl.1804) tan geldi…Kanta göre;görüsüz-duyumsuz kavramlar boş,kavramsız görüler kördür…. 19.yyda evrimci düşüncenin,idealizmin ve usdışılıgın hakim oldugu söylenebilir.. Darwin(öl.1882)-Schopenaur(öl.1860)Nietzche(öl.1900)Dilthey(öl.1912),Feurebach(öl.1872) ve Marks(öl.1883) evrimci-idealist ve usdışı yöntemlere örnek düşünürlerdir.. 19 ve20.yyda Kanttan hareket etmekle birlikte;Kanttan ayrılan yöntemler oldu…Metafizige eleştiriler getirildi… Descartesten ,Kanta kadar olan iki cevher anlayışına karşın,Hegel(öl.1831) idealist,bütüncül diyalektigi ile karşı koydu…Aristodan -Kanta kadar insan tanrıca bir akılken;Hegel varlıgı ve süreci bizzat tanrının açılımı olarak gördü….

Yine 20.yyda;analitik-fenomenolojik ve eleştirel anlayışla;nesnel dünyanın varoluşuna yönelindi…. Sonuç şuradadır;hayat süreci içinde ,toplumsal dönem ve durumun gelişimine göre,unsurlar ve insan dogası ,kurumsallaşmalar ve anlayışlar içine dağılmışlardır…

insanbilimin temel argümanları kurulurken yöntem,hayatın neligi içinde seçilmiş -öznel insanı yakalayabilmektir…

insan ne tanrıdır,ne dogadır;ama hem tanrısal ,hemde dogal özelliklerin bireşimidir… insan;tanrısal özellikler ile doga durumu arasında dolanmaktadır… Sartrenin deyimiyle;tanrılık istencindedir,ancak olamayacaktır… Ali Şeriatinin deyimiyle;insan bir tanrımsıdır…..

Tüm batılı tarifler;nihayetinde ,bu ikili durumun içe dönmüş halidir….başkalaştırılmıştır…. İnsan;tanrısallık ve hayvanlık arasında gider-gelir…

Ancak gerçeklik;insanlık tarihi ve birikiminden hareket ederek saptanmalı,hissedilmelidir….

hoşgeldin komünalizm

YENİ DEVRİM ŞARKISI(HOŞGELDİN KOMUNALİZM)
kıyas yaptılar-eşitlediler
ve tamam dediler…
namus ve ahlak üzerine..
mani..mani…
platon ve aristo
hepsi bir degilmi
ümeyyeoğulları,manastır-keşiş
ve dahi marks
ipleyelim hepsini
kaşlarını çattılar
oturdular ve hınçla kalktılar..
eşitlik…
anlamsızlık kıskançlıklarda sorun…
güncel olanı yaşamaksa tarihsellik,
ki öyledir mazi ,gazi
evrim-devrim
düzen
efendiler 2 adım ileri
1 adım geriyi bize miras bırakmışlarsa
bize düşen faydayı
baz alıp
kıskançlıkları kaldırıp
dikizlemeyi silmek
bize düşen,
her ne halükarda olursa olsun
eşitliği vaazetmek
yıkılın putlar
hoşgeldin komünalizm,
kahraman ırkıma sızmış ihanet…
hoşgelişler ola m.k.paşa….
askerin ,milletin,bayrağınla çok yaşa..
allahuekber,allahuekber…
fazla söze ne hacet..
kime gider bu yazılar bilmemki…
bu yazıda anlam bozukluklarını gösterebilirmisiniz?
taraf tutup-öfkelenmeden…

insanbilim soruşturması

Hakikatte ise, insana anlam veren, dış durumlar ve çevresel etkenlerdir: Köylü insan, çiftçi insan, işçi insan, feodal insan, burjuva insan, resmî insan, memur insan, teknokrat insan, aydın insan, sanatçı insan gibi… Fakat insanın, Heidegger’ in deyimiyle, bir de “zâtî ve hakikî vücûdu/varlığı”1 vardır. Bu ise insanın sosyal vaziyetinden, dış ilişkilerinden kaynaklanan ârızî renk, boya ve durumlann altında gizli bulunan varlıksal bir cevherden ibarettir. Maddî nedensellik zincirinden, sosyal determinizimden de çevresel ârızî sıfatlardan bağımsız bir asâlet ve sebep anlamında insan olmak, ondan kaynaklanıyor. İnsanın özelliği olan gerçek ben’in evi ondadır; yani zâtî ve hakikî varlığındadır. İnsan, her gün yaşadığı ve sadece çevresindeki olaylar karşısında tepki gösteridiği iklimsel, bölgesel, geleneksel, sosyal, sınıfsal ve meslekî gereklere binaen meydana gelen normal hallarde, yüce insânî özü/zâtı olan bu ben’den gafildir. Aşk, ölüm ve yenilgi, onu boğucu sudan kurtaran ve kendisine getiren üç güçlü darbedir. Bu darbeler altında insan, her zaman kendi kendi benliğinin dışına yönelttiği bakışlarını artık kendisine çeviri; kendini seyretmeye ve kendisini düşünmeye başlar. Bu değişimle, huzûrî (hakka yakınlaşma) ilmidir. Bu ilimde, ilim (bilgi), âlim (bilen) ve ma’lum (bilinen) birdir. Bu birlik tecrübesinin “bilinç/kendini bilme” , “öz/ftrî değişim” ve varlıksal devrimde esaslı bir rolü vardır. Yine bu yolla insan, içerisinde doğup yetiştiği her sosyal kalıp, sınıfsal çerçeve ve hatta geleneksel-kalıtsal özellikle kendisini kurtaracak, bambaşka yapacaktır. Böylece de başka bir sınıfsal yazgıyı ve ideolojik hareketingidişâtını seçecek derecede olağanüstü bir güce sahip olacaktır. İster burjuvaziye bağlı aydın ve isterse aristokrat bir asilzade olsun, her durumda varlıksal bir ihlas ve devrimci bir fedâkârlıkla kendisinin sınıfsal düşmanı olan işçi, köylü veya çiftçinin yanında yer alır. İsterse aristokrasi kültürü, üstün ,rk bilinci veya tekelci sınıf öğretimi ile yetişmiş bir İnsan olsun, fark etmez. Kısaca hangi çevreden olursa olsun, İnsan böyle bir yolla kitlesel bir görüş sahibi olabilir; gerçekten mahkûm soyun ve mahrum sınıfın özel eğilimlerini, dertlerini, yaralarını, duyarlılıklarını kendi rûhunda hissedebilir, onlarla varlıksal bir yakınlık, samimiyet ve zâtî bir birlik kurabilir. Bu aşama, sosyal sorumluluktan, yapay bir aydın tavrından veya solculuk sorumluluğu esasına dayanan bağ ve ilişkiden daha üstündür. Bu aşamada insan, halkın kendisi olur; halka karşı kendisini, kalemini ve işini bütün sorumluluğuyla ortaya koyar. Halkını düşünür ve aleyhinde olmaz. İşte İbâdet, ârızî renkleri ve boyaları temizlemek, dar sosyal kalıplan kırmak, gerçek varlığı bileyerek/parlatarak ortaya çıkarmak, varlıksal durumlarını harekete geçirerek gizli bilinç hazinelerini çıkarmak, büyük ruhların kültürümüzde eriştikleri “bilgi ve bilincin kalbi” noktasından daha üstün bir duruma gelmek ve bugün Batılı aydınların bu kelimeden anladıklarından daha derin, daha samimi, daha ileri ve daha doğru bir sorumluluğu, yani varlıksal sorumluluğu; Ali’nin dilindeki Kur’ânî deyimle, “Fıtrat Mîsâk” nı keşfetme yolunda çaba göstermektir.(Ali ŞERİATİ)
yukarıdaki sözler etüd edilerek insanbilime giriş yapılabilirmi?

AMAÇSALLIK

Tarihsel süreç belli bir güzergaha doğrumu akmaktadır, yoksa süreçte genel prensipler bulunmazmı?
Boşlugu kademe kademe dolduran varlıklar silsilesi kendiliğindenmi işlemektedir?
Ötesinde ne var?
Eğer hayat süreci tek yönlü, dünya gezegeniyle sınırlı, dar ve gözler önünde seyretseydi, sorulara daha kolay ve kestirmeden cevaplar verebilecektik….
Ancak sonsuz durum içinde yaşıyoruz….
Ortaya çıkan veriler ; doga – Allah ve insan arasındaki baglantı hakkında yoğunlaşmayı gerektiren sonuçlar sunuyor…

Salt doga, salt insan veya salt Tanrıdan yola çıkıp sonuçlara varmak; çoklu bölgelere ayırmak anlamsız alanlara neden oluyor…

Dogal sirkülasyon, tarihsel süreç ve insanın etkin tabiatı sisteme zorluyor, sistem ise yerel sonuçlar üretiyor…
Yerel bakış ve organizasyon insan toplumlarını mütemadiyen sarıyor….

Irki, sınıfsal, cografi, dinsel, cinsel bakış açıları yerel bakış açısının neticesi olarak insanları birbirinden ayırıyor….

Yerel bakış dediğimiz; ben merkezli, biz eksenli bakış değil….

Yerel bakışta olsa tüm oluşumlarda gizil bir amaçsallık gizli ….

Platon ve Hegel gibi düşünürler; evreni saran amacın akılda, bilgelikte, devlette, Marks komünist toplumda, Liberaller; hür teşebbüs ve organizasyonun dengelenmesinde vücut bulacağını savlıyorlar…

Evreni saran bilinçli yapı; maddenin bilincine, belli bilgelerin bilincine, ulusların bilincine atfedilerek eylem planları ortaya konuluyor…

Aslında her biri bireysel veya sosyal faşizm üretmekten başkaca sonuçlar üretmiyor….
Adalet ve insanlık birlikteliği gözardı ediliyor…
Ne sonuçlar üretildiğini görebilmek için; islam tarihine, Afrika tarihine, bakmak yeterlidir…

Evreni saran bilinç ve amaçsallıgı görmek; yaşamı bu minval üzerine sürdürmek; yerel ve gurup kimliğinin bagından kurtulup; hayatın orijinine ve sonsuz bilincin kendini açmasını tanımaya baglıdır…
Bilimle insan bu prangalardan kurtulabilir…
Ancak tarihsel süreçte ; insanları yönlendiren sebep bilime baglılıktan öte, bilimi istismar üzerine kurulmuştur…
Aşkın ve adaletin tarifini tıkayan nokta bilimin istismarıdır..

Bilimin verileriyle hareket edilse; insan, kendinin varlık içindeki yerini , sonsuz enerji akümülasyonunu tanıyarak, varoluş ahlakı ve hukukuna ulaşacaktı….
Maddeye dogru saltık bir yöneliş olmayacak, insan mavereya doğru kalbini ve zihnini açacaktı….
Kimliksizlik ve kişiliksizliğin önüne geçilecekti….
Kişilik ; ya dogayı taklit ederek strateji üzerine kurulur; yada öze inerek evrimsel süreçte insanın yerine dair çoklu bilinçle kazanılr…

Temas ettiğimiz; doganın yaratıcılıgı – panteizm yada evren Tanrı anlayışı değildir…
Maddi alemdeki; sonsuz belirlemenin bilinci ve yaratıcılıgıdır…

Sonsuz enerji maddeyi çeşitli kırılmalarla oluşturuyor..
Yani; biz burada Allahı maddi enerji düzeyine indirmiyoruz…
O salt ruh, salt – saf enerjidir..

“maddi düzeyde degil…”

Allah her şeyi çepeçevre sarmıştır….KURAN

Ali Şeriatinin; bir önünde sonsuz sıfırlarda dediği gibi; ondan başka hiç bir şey yoktur…

Tarihsel süreç ancak tanrılaştırma ve gerçek Allahın mücaddele alanıdır…

Dogal ve tarihsel sürecin etkileşimiyle; insanlar yerel tanrılar üretmiştir ve bu bölgesellik sosyal hayatlarınıda belirlemiştir…

Aslında bu bir bakıma hayatın orijinine bakışıda yansıtır, şuursal seviyeyi etkiler..

Kuranda insanlıgın Tanrısından bahsetmektedir… nas süresinde…
insan olabilenrin Tanrısı….

Şirkin tanrılaştırmaları ise; ırkçı – şehvetperest – bölgeci ve insan düşmanıdır…
islam tarihi bu baglamda gerçek insan üreten bir fabrika gibidir…