hayatta iki irademi var

Evren ve yeryüzündeki yaşam atılımlarını ,içkin sebep -sonuç ilişkileri harici ele almak hem tanrıya hem de hayata dair yanlış sonuçlar çıkarılmasına sebebiyet verir , çarpık bir toplum ve birey anlayışı doğar…

içkin neden;tüm kosmosu saran ruh yada enerjinin;her bir maddi süreç içindeki atılım ve durakları ile nihai oluşumunu belirleyen nedendir…. gezegenler;belirli bir yörüngede,belli ilişkiler içinde,konumlarını sarsmadan seyreder ,dönerler… bitkiler keza;her bir çeşit,nihayetinde son aşamasına kadar evre evre kendilerini gerçekleştirirler…. hayvanlar;en ilkelinden,muhakemesi gelişmişine kadar,kendi türlerinin içkin özelliklerini ortaya koyarlar..

okyanuslar,denizler,daglar,atmosfer olayları içkin özelliklerini sebep-sonuç ilişkileri neticesinde yaşam atılımları haline getirirler…. varlıgın ilk ortaya çıkış halinden ,günümüze gelene kadar tüm bulgular enerjinin bilincine ve tek kaynaktan çıktığına işaret etmektedir…. eger farklı enerji kaynakları olsaydı yaşamdan söz edilebilir miydi?

hayatı saran ve tutan enerji ;çeşitli enerji seviyelerinde maddi dünyayı ve özelliklerini oluşturdu…. Enerjiyi ruh olarak degerlendirmek mümkündür….

saf enerji,mutlak ruh ve yaratıcı olan Allah sınırlı enerji veya maddi enerji ile tavsif edilemez… İslam’ın Allah inancı hem yoktan yaratıcılığı ,hem de hayatı saran enerjinin kaynagını kendinde toplar… evrendeki aşamalı anlamlı evrim;nihayetinde evrenin amacı olan insanı çıkarmıştır… Allahın yaratma amacı ve maddenin bilinçli ilerleyişi insanı hedeflemiştir…

Doğanın daha önceki yazımızda işaret ettiğimiz gibi;insanın fiziki yönüyle baglı oldugu;insanı belirleyen temel kuvvet oldugunu belirtmiştik…

Doğadaki yayılan ve bulunan enerji evrenin bütünlüğünü ayakta tutan enerjidir…. sosyal dönüşümlerdeki olgu ve vakaları hayatı saran enerjiden ayırmak;akla ve bilime aykırı davranmak olur… mutlak enerji (maddi olmayan) insanı fizyolojik yapısını saran yönüyle,dogayla kuşatırken; aklıyla;doğanın sorumlulugunu alacak vaziyette ortaya çıkarmıştır… insan bir yanıyla hayvani-bitkisel-gezegensel enerji, diger yönüyle tanrısal enerjiyi taşır….

gerçi hayvanda bitkisel ve gezegensel enerji bulunmakla birlikte;bilincin aşamaları olmadığı için tanrısal zihin enerjisi bulunmaz… insan burada doğanın emanetini eline almıştır…. Ancak insan ancak aklını işlettiği ölçüde doğa karşısında bir konuma sahip olabilir… aklını geliştirmeyen;amacın kendi oldugunu bilemeyen birey ve insan toplumları;hayvansal güdülerinin etkisine akıllarını verirler…

gurup-toplum asabiyeti ve zihniyeti;insanı kurt-tilki-yırtıcı bir hayvan, yada koyun,eşek gibi magdur bir hayvan kişilik ve kimliğine indirger… akıl sahibi toplumlar;evrenin yaratılış amacındaki plan ve hikmeti tanıyarak evrenin orijinindeki amacı yakaldıkları zaman ilahi plan kendi akıllarında tahakkuk eder… doğa;liyakat sahibi yöneticilerini beklemektedir… oraya amaçlanmıştır….

Tanrıdaki-evrendeki-insandaki aşksal-amaçsal-bilimsel birlikteliği ve beraberliği görmek,enerjinin irade ve amacıyla aklını tanımakla ancak anlaşılabilir… yoksa her şey kör hayvani döngülerin esiri olabilir….

hayatta tek bir irade vardır;bu durum insan bilincinde ortaya çıkar… Akıl-aşk-bilim ve ahlak birlikteliği ile amaçlanan insan tahakkuk eder… kuşkusuz bu amaçlanmayı tanıma işi erdemli , üstün bir akıl ve ahlak çalışmasıdır…. tarihsel ana metinleri dikkatle incelemek gerekmektedir…

liberalizmi,anarşizmi,marksizmi,islamı,hıristiyanlıgı,budizmi v.s üstün körü okumakta bir kişilik zaafiyetidir…

derin araştırmalar insanın özgün karakter -evrim ve amaçsallaşmasını bütünlük halinde ortaya koyacaktır

değiniler


Kitap nasıl okunmalı ve hayata geçirilmeli?
Kitap nediri yanıtlamak lazım herşeyden önce…..
varlıgın ve sürecin öz ve etkinliginin insan zihin ve bünyesinde keşfedilerek kagıda dökülmesidir…
varlıgın-sürecin öz etkinligine dair saptamalar..
varlıgın her hangi kesitinden belirlemeler
aslolan kagıt degil;zihinin varlık içindeki yeri…
açıklamaları yapan zihnin…
eylemi yaratır zihin,soyut olarak degerlendirilmemeli…
partileşme ,anayasal reform hareketleri ,programı nedir sizce;
mevcut strüktürn öz zihnini okumak gerekir önce…
hangi bütünlük ve kesitlik içinde kavramlaştırma muvazenesinde…
m.h.p-ak.p-d.t.p-c.h.p birleştilermi kavramlarda sizce?
tespit ettikleri öz egrilermi kavlince?
ekonomi-siyasa-konuşlandırıldımı yerli yerince?
çözülmüşmü insan denilen bilmece
her şeyden önce…
farklımı milliyetçilik-sosyalizm-dini ve ladinice bildirge…
yoksa her şeymi eyyamice?
yamukmu bakıyoruz ne?
sanat nedir be kardeşler…
varlıgın etkileşiminin insan içinde -duygusunda dogması degilmi?
varlık akümülasyonun insan içinde tahakkuku ….
Topragın-cografyanın-üzerine bina edilen evrensellik…
yoksa mı acep karman -çorman benlik..
başı bir tarafta kıçı bir tarafta kimliksizlik?
siz hayat varlıgındanmı alıyorsunuz söylemlerinizi…
avrupa varlıgındanmı…
sivilciler,demokratlar,sosyalistler,dinciler,nasyonalistler…
söyleyin bakayım hangi kitap sizi varediyor?
hangi kitaba baglısınız?
hangi Kurana?
marks gerçekten onumu kastetti tersinden özgürlükçü hee…
yoksa siz hegelistmiydiniz?
Kabe nerde duruyor bilirmiydiniz?
üstat hacıbektaşmıydı piriniz?
yoksa selçuklu- osmanlı içinmi dövündüğünüz?
sovyetlermi acep endekslendiğiniz?
ebu-hanifemi gecelediginiz?
öfkelendiğiniz?
siz kimsiniz
söylermisiniz?
neymiş muvazene sizce..
aşırmadan öte…
varmı kendince olma-birleştirme….
hakkaten cografyanın tarifini yaparmısınız…
kendi dilinizce…
nedir kürt-türk-alevi-europa-america…
dans-halay-opera-pop-ilahi haddince….
gevezelikten öte….
neymiş efendim sosyalizm;
emek-sermaye çatışmaları ideolojisiymiş…gülmece…
yapın hele bunların açıklamalarını üstatlar dinice…
yapısalcılar-feministler,eksisyantalistler sözüm aynı zamanda size
strüktüalistler…
anlatın bakıyım hikayenizi…
nerden nereye….
biz kimiz ha…söylermisiniz…
yalnız bıraktıgınız aydınlardan öte…
zihin nereye kadar sürer
kesilirmi bölgece?
ademi merkeziyet net degilmi böylece?
insanlıkbilimininde
kendini bulur hayatiyet ve varlık
böylece biline….

iki yazar iki değini

İKİ YAZI İKİ DEĞİNİ
Prof. dr. Şahin Uçarın Tarih FELSEFESİ dikatte deger bir kitap,Şahin UÇAR;Türkiyede şimdiye kadar bir tarih felsefesinin olmamasından şikayet ederek ,kendinin özgün bir tarih felsefesi kurdugunu iddia ediyor….
Bilgi edinme yollarını zamani ve mekani iki bölüme ayırarak,sayıları 20 yi geçmeyen tüm dahilerin zamani bilimler denilen mücerret ilimlerlerle,vasat olan ve sayıları kabarık olan diger bilim adamlarınında mekani olan somut bilimlerle ugraştını iddia ediyor….
izafiyet teorisinden hareket eden UÇAR,her bir tarihi dönemin biricikliginden ,kronolojik tarih sıralamalarının yanlışlığından bahsediyor….
Zamanın mekani olarak değil, ancak şuur derecesi olarak tarif edilebilecegini ,ancak zaman ve mekanı tarih felsefesinde birlikte degerlendirmenin zaruretinden bahsediyor…
sufizmin içe bakış ve irfan ögretisinden hareket ederekThore- Tolstoy-Gandhi gibi hıristiyan anarşist ve pasif direnişcilerden bir sentez hali getirerek milli ve evrensel kurtuluşun reçetelerini sunmak istiyor…
dünya düzenine; bu baglamda bir demokratik -onurlu ancak bireysel -deha ve mistik ahlaka dayanarak bir yeni çözüm ortaya koymak bana zor gibi geliyor…
ikinci yazı, Nathon Coombsa ait;MARKS VE ALLAH ARASINDA ALİ ŞERİATİ….
İştiraki sitesinden yayınlanıyor….
içerigi çok kuvvetli bir yazı….
ancak ben başlık üzerinde istifam geçirdim….
Şeriatiyi ,Şahin Uçarın deyimiyle ,zamani başat kılarak mekani olarak okumak gerekir…
bir kere Şeriatinin tanrı yorumu;panteist-deist-teist-tanrı anlayışlarından son derece farklı ,insana son derece yakın ,sonsuz oluşu ihata eden bir tanrıdır….
Ertugrul Cesurun,Ali Şeriati ve İslamcılık kitabı bu anlamda faydalı olabilir….
Ali Şeriati;hayat sürecindeki tüm ekolleri eleştirel açıdan degerlendirek,tarihte tanrılıgın açılımını insanda görür…
insan tanrıya degin bir hareket ve dönüşümdedir…
marksın hareket ettigi referansları tek tek ele geçirerek tanrılıgın açılımı içinde buluşturmak ister…
aynı şeyi halk-millet-evrensellik içinde yapar….
Ali Şeriatinin hareket noktası -situation humain_insanı durumdur…
Bu konuyu iyi anlamanızı salık veririm…..
insani durum;iradi ve gayri iradi faktörlerin etkisiyle,zamanın ve mekanın içinin doldurulması ve anlamlandırılarak,eylem bütünlüğü çerçevesinde ortaya çıkar….
ancak tabiatta ve tarihte insanın neligi ve öznelligi dikkate alınmazsa ,insanı durumdan bahsedilebilirmi?
bu durumda,insan hayvan arasında bir mahiyet farkından söz edilemez….
bilimin verileri ise antropolojiden,tarihe,siyasete,şiire,edebiyata ,kutsal kitaplara kadar insanın mahiyet farkını ortaya koyar….
kavramsal yapıların ve hayat sürecinin tüm uçlar arasında görünüşte farklılıgı zamani-şuuri degil mekani bir tasniftir….
sözgelimi,haçlı savaşları,1.dünya savaşı,rus ve iran devrimi ;kendi özel şartları olarak mekani,tanrısal açılımın ve insanbilimin sonuçları itibariyle zamani-şuuri olarak olarak degerlendirilmesi gerekli hadiselerdir…
zamanda öz olarak kopma yoktur ,ancak dünyevi olgular mekana baglı oldugundan ,ve sosyal hadiselerin karmaşıklığı her çag ve dönemin bir dil yüklenmesine sebebiyet verir….
stuation humain_de zaman ve mekan ile tanrı-insan birlikteliği temel belirleyicidir….
bu durumda marksizm-halkçılık-millilik ve evrenselligin kurdugu dil irdelenerek ,açıklanan baglamlarda kurulmayı gerektirmektedir…
esasında şahin uçar ;tarih felsefesi ,ali şeriatide insan bilim alanında bunu yapmak istemektedirler….
şimdi işin esas noktasına geldik; muhammed ikbal şu sözü ısrarla vurgular;zaman Allahtandır ve açılımıdır….
şahin uçar tarih felsefesinde;asıl konunun Ademe isimlerin ögretilmesi ve mahiyeti kavramlaştırma özelliginin olduğunun altını çizerken şeriati ;detaylı açıklamalar sunar….

insan olma zor zanaat

Hayat kavram ve gerçeği, tüm kosmosdaki canlılığı içine alan, bir asıl yapıdır…

Etrafımızda gördüğümüz, göremediğimiz her nesne ve hareket; canlılık bütünlüğü ve işleyiş içinde görevlerini ifa ederler…

İnsan hayatı söz konusu olduğunda; doğumdan- ölüme, eğitim, sağlık, dil, din, kültür, ekonomi, coğrafya başlı başına oluşum ve sebepler değil, tüm hayat unsurlarıyla beraber bir durum ve gelişim seyrindedirler…

Söz gelimi; eğitim kavram ve gerçeği, çok boyutlu, ulus ve ulus ötesi bağlantıları olan, ülkelerin konumu, dini, ekonomisi, velhasıl her alanıyla ilişkili, hayat bütünlüğünün bir parçasıdır…

Hiçbir hayatiyet ayrışmış bir mutlaklık içinde değil; ilişiklik, beraberlik ve bütünlük içindedirler…

Kosmosun diğer alanları da böyledir, gezegenler, bitkiler ve hayvanlar âlemi…

Bu durum hayat içindeki, BİRLİK-DAYANIŞMA RUHU VE ZARURETİNİN GÖRÜNÜMÜDÜR…Yaşamın tüm alanları bu ruh ve zaruretle kuşatılmıştır..

Ancak, ikinci bir görünüm ve gerçek vardır ki, aynı dozda fakat farklı bağlamda ilerleyen TAHRİBAT VE YOK ETME RUHU VE İŞLEYİŞİDİR…

Hem birlik ve dayanışma hem yıkım…

Hayat bu ikili tezat yasasıyla sürüp gitmektedir…

İLKÇAĞDA; Taoizm, Budizm, Zerdüştlük, Yunan-Roma dinleri ve diğerleri…

ORTAÇAĞDA; Musevilik, Hıristiyanlık, İslamiyet

YENİ VE YAKIN ÇAĞLARDA; humanizm, bilimcilik, liberalizm, demokrasi, milliyetçilik, sosyalizm-komünizm…

Sosyal ve fen bilimlerinin tüm sahasının alt yapısı bu ikili yapıdır…

Bu ikili çehre hayatın özüdür…

İnsan bu ikili yapının kontrolündedir…

Kendini bilen Rabbini bilir…

Konumuz o değil…

Realiteden bahsediyorum…

İnsanlar henüz öz yönetim ve katılımı yakalayamamışlardır…

Denetim ve yönetim zaruridir…

Aslolan, tam insanlaşma sonucu ortaya çıkacak âdemî yapılanmadır…

Ancak, insanlık bu yöne kanalize edilebilir… Aydın ve bilginlerin üzerinde ağır bir sorumluluk vardır… Zira onlar peygamberin varisidirler…

marksizme nasıl bakmalı

Hayat içindeki herhangi bir konuyu tanıyıp, kavramlaştırmak için derin bir bakış açısı; konum-dönem-mekân tayini; süreç ve oluşum içindeki yeri ile paralellik ve bağıntı kurabilmek gerekir.

Tarihte oluşa gelen tasavvur, yaşama tarzları, ekol, din ve ideolojiler, rastgele bir çıkış sergileyip alıcı bulmazlar, bunun tarihsel ve diyalektik dönüşümle içi çeliği bulunur…

Gerçekte bir kavramın yeri ve tarifi; evren içindeki pozisyonu ve doğal durumuyla, kavramın zaman içindeki dönüşümü ve bağlı öğelerin analiz ve sentezi yoluyla elde edilir…

Birey ve toplum; tekdüze değil, karmaşık bir yapıdadır, bu yapıyı iç içe geçmiş pek çok etmen oluşturur…

Ancak, tarihi süreç boyunca, birey ve toplum arasındaki dengeler, ekonomik, siyasi, dini, milli, kültürel nedenlerle ahenk yitimine uğramıştır…

İnsan toplulukları nüfusun az olduğu, iş bölümünün olmadığı dönemlerde doğadan ihtiyacına göre istifade ederek eşitlik içinde yaşarlarken, uygarlık ve devletler ortaya çıktıkça, azınlık bir sınıf oluşmuş, özellikle geniş halk kesimleri bu durumdan olumsuz etkilenmişlerdir…

İşte tarih boyunca, gerek korunma ihtiyacı, gerekse bilimsel anlayış neticesinde halkın ve ezilen kesimlerin lehine tarihin çeşitli kesimlerinde fikirler oluşturulmuştur…

Eflatun, Sokrat, Spartaküs, Münzer, TAOizm, Budizm, Hıristiyan ve İslam tasavvufunda yer yer bu bağlamın teşkilini görebilmek mümkündür…

Yakın çağda Saint-Simon, Fouirier, Proudhon gibi düşünürlerde ideolojik kökenlerini bulan Marksist anlayış, Fransız Devriminden sonra oluşmuştur ve asıl kurucusu MARKSTIR…

Marks, her şeyden önce, tarihi ve doğal sürecin gelişimi üzerine Darvinist evrimci metodu benimseyerek güç ve eşitsizlik ilişkilerini sosyal hayata da bağlayarak diyalektik ve tarihsel materyalizm ideolojisini ortaya atmıştır…

Marksa göre; sömürü insanlık tarihi boyunca vardır, bunun temeli ekonomiktir, tüm diğer bilim ve yapılanmalar mutlak manada ekonomik gelişmeye paraleldir, ekonomi alt yapıdır, din-hukuk-siyaset üst yapıdır….

Her dönemde ezilen yığınlar vardır, endüstri devrimi sonucu ortaya çıkan kapitalizm ile de işçi sınıfı acımasızca sömürülmektedir….

Gerek tarihi, gerekse doğal sürecin yasaları cebridir…

Ancak cebir ve devrimle değiştirilebilir…

Bu devrim günümüzde, kapitalizmin alaşağı edileceği sosyalist devrimdir, tarih sınıfsızlığı komünizmle bu aşamadan sonra görecektir…

Marksizm’in en büyük yanılgısı, insan türünün âdemi boyutlarını ve cennet kökenini kavramsal ve bilimsel düzeyde kuramamış olmasıdır…

Tarihi süreci maddi üretim koşullarına bağlayarak bir çeşit “mekanizme” kaymıştır…

Bu durumda Marksizm âdemi boyutun neresindedir?