Kime Hayransınız Oyunu

Sizlere samimi bir soru sevgili frekanslar 
Şu anda halen yaşamakta olan en beğendiğiniz, hatta hayran olduğunuz kişi kim?
Onunla fiziken tanışmış, ya da karşılaşmış olup olmadığınız hiç önemli değil.
Kişinin ismini açıkça belirtmek istemeyebilirsiniz, takma bir ad da verebilirsiniz ona, sadece o kişiyi biliyor musunuz?

(soruda şu anda hayran oldugunuz kişiyi bulmanız rica ediliyor, sonsuza kadar hayran olacağınızı garanti etmeniz gerekmiyor )

İlgi gösterdiğiniz için teşekkür ederim. Simdi hayran oldugunuzu söylediğiniz kişinin en hayran olduğunuz üç özelliğini yazın lütfen.

**

Ben de söyleyeyim bu arada dedim ancak hayran olduğum o kadar çok kişi varmış ki, bunların arasından nasıl seçim yapacağımı şaşırdım. En azından üç tane seç diye dayatıyorum kendime şu an 🙂

Beni affedin frekanslar kendi oyunuma uyamadım, çok kişiye hayranım. Kendimi zorlayarak dört kişi belirledim:

1.inception Filminin yönetmen ve senaristi olan Christopher Nolan. imkansızı başardığı için, bilgiyi görsel hale getirişindeki beceri,gülümseyişi.

2.Swamiji Nithyananda, guru: bitmeyen enerjisi, bilgiyi dünyadaki realiteye dönüştürme azmi, gülümseyişi

  1. Neil Gaiman, yazar-çizer-senarist: aktarımındaki hafiflik ve olağanüstü beceri, çeşitliliğe rağmen tutarlılık,espri yeteneği

4.Gülşen Geniş, mimar on yıldır arkadaşım: alçakgönüllülüğü, yumuşaklığı,bakışındaki ve gülümseyişindeki güzellik.

Dikkat! Kime ve hangi özelliklerinden dolayı hayran olduğunu bi yere not etmeden önce bu bölümü okumayın, eğlencenin ruhu kaçmasın 🙂

Hayran olduğumuz kişilerin hayran olduğumuz özellikleri ile ilgili soru oyunumuzun şöyle bir çözümlemesi var:
Hayran olduğumuz özellikler, kendimizde aktive olmuş ancak halen istediğimiz seviyede randıman alamadığımız hususlardır ve bu hayranlığımız bizi doğrudan bu açığı kapatmaya götürür 
Henüz bizde hiç aktive olmamış özellikleri dışarda görme olasılığımız hemen hemen yok (arizi bazı durumlar hariç) bu sebepten görmediğimiz şeye hayran da olamayız.
Ya da bizde kendimizi tatmin edecek düzeyde kullanıma ulaşmış özelliklere sahip olan birilerine de hayran olmayız, onları severiz, çünkü onlarda kendimizi görmekteyizdir.
İşte böyle şeylerdi, katılımlar için tekrar teşekkür ederim. Belki siz de kendinizle ilgili tıpkı benim yaptığım gibi yeni çıkarımlarda bulunabilirsiniz. 

Hayranlık, şekli ve ebadı uyarınca aşka da dönüşür rahatlıkla, Mevlananın aşkı da dahil, her gerçek aşkın kökeni buna dayanıyor.

Şunu da ilave edeyim; Aynı kişiye olan aşkın sonsuz olmayışı ve belirli sürede sona ermesi de çok normaldir çünkü aşık olan kendi özellik haznesini doldurup her iki kişi de aynı seviyeye ulaştığında aşk o şeye karşı aşk biter. Biter ve çoğu kez geride sevgi, dostluk ve yoldaşlık hisleri bırakır, eğer bırakmadıysa ya da tersi olduysa o zaten aşk değil farkında olunamayan beklentilerle örülmüş başka bi şeydi anlamı çıkabilir:)

Parıldama ya da Pırıltı

AŞK, her yerden görülebilen bir ışıktır, boşuna adres öğrenmeye çabalamayın.

Ve eğer  aşk bekleyebileceklerini verseydi, o huşu dolu parıltıyı yaymazdı.

Resim oyunlarımda (ne kadar acemi olduğumu biliyorsunuz) beni en etkileyen glowing denen PARILDAMAyı yapabilmek beni mutlu etmiştir. Bolca Titanyum beyazına bi damlacık sarı ve bi damlacık da turuncu karıştırdığınızda elde ediliyor bu parlaklık, velakin aslının milyon kere düşüğü bi benzeme oluşabiliyor ancak. Oysa gözümüz bunun aslını görebilecek denli şahane bi teknoloji sunmuş bize, öyle ki o parlaklığı her gördüğünüz yerde göğsünüz derin bir şükran hissiyle doluyor, bu öylesine hayranlık uyandırıyor ki, oracıkta kendinizi ona bütünüyle sunma hissiyle dolup taşıyorsunuz 🙂

*

AŞKa varınca kanadı kim arar. Yunus

Günlüklerden

 “Birçok Kuzey Avrupa ülkesinde toplu taşıma araclarına binilirken bilet gosterılmez veya bilet kutusu/okuyucu yoktur. Bireyin biletini dısardaki makinalardan alacagına inanılır ve arada spot kontrol yapılır. Bu sistem iyi işlemektedir ki yıllarca devam eder.”

Ben buna özellikle Paris’te şahit oldum. Hatta gayet safdil biçimde bunu yolculara da sordum, “bu ücretsiz bir belediye hizmeti mi” diye..(acaba ben hep bilet alarak yanlışlık mı yapıyordum!) soruma gülüşerek cevap verdiler.. Aslında cevabı net öğrenemedim 🙂 Ve Paris şehrinin insanlara güveninin olduğuna ve ödemeyenlerin de haklı sebepleri olduğuna inandıkları sonucunu çıkardım.

Aslında benim özlemim, bi şeyi yapmak için paran varsa onu harcamaktan mutlu olduğun, eğer yoksa aynı şeyi parasız yapabilmekten mutlu olduğun bir yaşam.

İnsanlarda genel olarak şöyle bir kanı var; sanki parasızlık korkusu olmaz ise insanlar çalışmazlar, tembellikten ölüp giderler gibi. Ben buna katılmıyorum şimdilik;çünkü denenmiş değil, ayrıca mantığıma da uymuyor. Tam aksine parasızlık palası insanın başının üzerinde sallanmaz ise, her bir insanın sanatçı olacağını sanıyorum. Sanatçı dediysem, müzisyen,ressam vs anlaşılmasın. Yine şu anda yapılmakta olan işlerin çoğu yapılmaya devam edilir tek farkla; onların her biri bir sanat eseriymişçesine yapılmış olur; çünkü karşılığında para zorunluluğu olmadığı için zevk onun yerini alır.

Geçenlerde Kavak Yelleri isimli eski dizideki Atakan karakterinin yine çok bilgece bi hamlesini gördük. Konuşma hususunda çekingenliği buna karşılık aşçılık konusundaki becerisi sebebiyle, müstakbel kız ardaşına yaptığı özel bir börekle ilanı aşk etti. Kız arkadaş-Su- börekten daha ilk lokmayı aldığında nefesi farklı ritme geçti, gözleri büyüdü ve az sonra hıçkırıklarla “ben de seni seviyorum Atakan” dedi. Ki o anda Atakan orada bile değildi, sadece temsilcisi börek vardı kadranda!
(Kadran dışında da benim zevk gözyaşlarım vardı)

Aşk, dünyadaki tüm varliklar aracılığı ile mükemmelen ifade edilebilir, yeter ki bi sanatçı-oyuncu bunu yapmaya niyet etsin.

Kendini Begenmisligin Yitirilmesi- 2.ders

“Kendini fazlaca ciddiye almaktasin. Aklinca pek onem vermektesin kendine. Bunu degistirmelisin! Kendine verdigin o pis onem yuzunden, birazcik zora geldiginde hemen kacip gitmeyi dusunebiliyorsun. Herhalde karakter sahibi oldugunu dusunuyorsun boylece. Ama sacmaliktir bu! Zayifliktir, kendini begenmisliktir!” Dedi Don Juan ve ekledi :” Kendini begenmislik, tipki yasam oykusu gibi kurtulunmasi gereken bir baska seydir. Sen kendini dunyanin en onemli seyi sandigin surece, seni saran bu dunyayi layikiyla anlayamazsin. At-gozlugu takmis gibisin tipki, kendinden baska hic bi seyi gormuyorsun.”

Daha sonra bitkilerle konusmayi getirir gundeme Don Juan, onlara ne dedigin degildir onemli olan, bitkilerle- ve belki hayvanlarla da- yuksek sesle, ecik secik bicimde konusmalidir, istersen sozcukleri uydur, buradaki onemli husus; bitkiyi begendigin duygusudur, ona bir esitin gibi davranmandir. Bitkileri toplayan her kisi onlari her koparisinda ozur dilemesi, ilerde bir gun kendi govdesinin de onlari besleyecegine iliskin onlara soz vermesi gerekir. Sonucta bitkilerle biz bas babasa geliyoruz, ne biz ne de onlar daha cok ya da daha az onemli degiliz. Gel konus su kucuk bitkiyle biraz, artik kendini pek onemsemedigini anlat ona.

“Bizi saran bu dunya bir gizdir, biz insanlar obur seylerden daha ustun degiliz ki! Kucuk bir bitki bize comert davrandiginda, ona tesekkur etmemiz gerekir, yoksa bizi burdan bi yere -yeryuzu anliyorum- birakmaz ha!”

Su minicik bitkilerin bu denli yetkileri oldugunu bilir miydiniz? Neyin ne ise yaradigini bilmeden yer icer dururuz, cevre duzenlemeleri yapariz vahsice! Guya vahsi olani yumusatmaya calismaktir amacimiz velakin ne yaptigimiza gercekten bi bakin bi dinleyin derim ben de nacizane. Bu arada Don juan’in dogru yurumekle ilgili onerilerini de unutmayalim: elde yuk tasinmayacak-sirt cantasi olabilir- , el parmaklari ice kivrilacak ve dikkat onun uzerine yonlendirilecek.

Carlos bu dersi soyle bitiriyordu: “Parmaklarimi kivirdim ve onun -yasina ragmen- o sasilasi yuruyusune rahatca adim uydurabilirdim. Hatta kimileyin ellerimin beni ileriye cektigini duyumsuyordum. Icim cosuyordu. Bu kizilderili yaslisiyla oyle anlamsizca yurumek bana mutluluk veriyordu. Konusmayi boslamistim.”

Aynen, ne zaman elime Cc kitaplarindan birini alsam ve bu ikiliyle yurumeye baslasam (bes alti kez devirmisimdir tum diziyi) ayni hislerle dolarim, cosku, hayranlik, dolu dizgin bi cosku… buna benzer bi seyi yalnizca asik olup onu yasama firsati buldugumda hissetmis olabilirim. 🙂

 

Tohum Islahı

Hem kişisel hem de devlet eliyle tohum ıslahı yapılır. Bu ne zaman başlamıştır, ıslah nedir? Neden gereklidir? Gerekli midir? Bu konunun PAN ile bi ilişkisi var mı?

*

Dünyamızda diye sahiplendiğimiz insan yapısı her şey, erkeklerin dar görüşleri ve üstelik bu görüşe olan nerdeyse sınırsız inançları, inatlarının, korkusuzlıklarının (hekurasları) ve fiziksel enerjilerinin birleşiminden oluşan bir pakettir. Şüphesiz ki somut olarak ortaya çıkan bu insan yapısı şeylerin arasında sayısız bilinç seviyeleri var, bunların sebebini merak ettiyseniz, annelerine ve eşlerine bakmalısınız.

*

Anneyle bebek arasındaki kaynaşma-ayrılma-bağlanma ilişki modelinin izi bizde tüm yaşamımız boyunca kalır. Yeni girdiğimiz mahrem ilişkiler (gerçek aşk) ve onlardan doğan yeni ilişkilerde tekrarlanır. İlk füzyon (eriyip kaynaşma) halinde benlik diğer benlikle bir olur, ayrılırken her biri yeniden kendi bireyselliklerini kazanmak için savaşırlar ve bağlanırken her biri kendinin kendinden daha büyük yeni bir ortak gerçeklik içinde olduğunun farkına varır.
Bu sebeple bazı ustalar, görmüş geçirmiş insanlar AŞK’ı böylesine yüceltmiş ve bizlere hedef olarak göstermişlerdir. Bu aşık olduğumuzda yaşadığımız o müthiş farklı boyuttan ziyade yukardaki SENTEZleme işleminin bir hayat boyunca mümkün olduğu kadar çok yapılabilmesi içindir. Aşkın kutsallığı işlevi itibariyledir.Aşk, aşkınlaşmak içindir. Bunu hatırlamakta yarar görüyorum.

*

Her zerre yeksan (tektir), her zerre raksan (dans eder).

Sufi deyişi