AŞK’a BAKtık

BEN AŞK’IM… Uyanık… Farkında… İyi hisseden… Hafif ve ucucuyum… Sonra, herkesi gören ve görülen… Bir göz’üm… Herkesin farkında ve herkesin farkında olduğu, Farkında olduklarının farkında olmasalar da bildiği… Herkesi seven ve olduğu gibi kabul eden… Şefkatli, Sevgide ve uyumda… Kendine döndüren ve oradan da tüm Evren’e; Böylece değiştiren ve değişen, Aşk’ım ben… İyi hisseden, Çabuk da yorulan… Ama sonsuza kavuşturan, Aşk’ım ben…

başka hiç bi şekilde ve hiç bi zamanda bu kadar kesin biçimde tarif edilememişti aşk. Ancak o olunca anlaşılıyor AŞK! ve unuttuğun bi şey de var sanırım, yeni duyu organlarımızın açılmasına sebep oluyorsun. Bu ise bizleri dönüştüren yeni bilince uyumlayan hayati bi işlev. Ben izleyendim ve sen herkesin farkındaydın ama kimse senin farkında değildi, kimse senin yanına gelmedi, kimse seni yakalamak istemedi.

Herkesin dilinde ve sözde aradığı AŞK iken, biz gördük ki kimse aşk istemiyor, onun farkında bile değil. Ve ben daha önce bir kez daha aşk’ı izlemiştim (Bodrum’daki BAK’da), aşk istenmediği yerde bi saniye durmuyor. hiç bi şeye müdanası yok 🙂 O çok naif ve kaçıcı 🙂 Ahhh siz kadınlar, ya aşkı görün ya da onu dilinize pelsenk etmeyi bırakın! En azından samimi olursunuz.

ÜA: asıl istenen nedir-nelerdir peki?

sa: aile, evlilik ve cinsellik, güvence, toplum tarafından onanmak

ÜA: Aşk’sız da olabilecek şeyler….

FI: aşksız hiç bir anlamı olmayan şeyler

FA: sanırım insanların aşk tanımlamasında da sorun var.insanlar aşkı;sadece cinsellik üzerine kurgulamış görünüyor.Oysaki AŞK;daha bütünsel ve daha büyük alanı kucaklayacak kadar büyük bir olgu.kendi düşünsel dünyamız gibi aşkıda beynimide minimalist bir hale soktuk.kurguladık kalıplara soktk.aşkın özgürlük alanını o kadar daralttık ki aşk nefes alamaz hale gedil.ve gerçek aşk kaçtı bizden.aşk diye algıladığımı şey ise o bambaşka bir oyun.sadece varolmayan birşeyi var gibi oyunu o kadar.

İş değil AŞK

Clarissa, doğduğu ve yaşadığı her iki ülkenin de hakkını veriyor. Müthiş bir dinleyici. Yansızca dinleyebilenlerden. Doğum bilgileri elimizde olsaydı Yaşam Tasarımına bakabilmek isterdim. Sanırım 13 numaralı kapısı aktiftir onun da 🙂
Hem Castaneda hem de Clarissa Estes mesleklerini (antropolog ve psikiyatr) kendi bildikleri yolda -ortodoks kurallara aldırmaksızın- icra edenlerdi, böyle yapılabildiğinde ona zaten iş değil aşk deniyor.

**

Kendini (her dakka sınırlarını daha keskinleştirdiğin kendini) bi silkinişle -bi narayla-aşmak lazım. Bunu yapabilmek zor değil, şiddetle niyet ettiyseniz eğer.

**

Öyküler ilaçtır. Onların böyle bir gücü var; bir şey yapmamızı, olmamızı, etmemizi şart koşmazlar, sadece dinlememiz yeterlidir. Yitirilmiş bir psişik dürtünün onarımı için gereken çareler, öykülerin içinde bulunur. Öyküler, arketipi kendiliğinden tekrar yüzeye çıkaran heyecanı, üzüntüyü, soruları, özlemleri ve anlayışları doğurur. Öykü ve şiirin dili, düşlerin dilinin güçlü kız kardeşidir.” Diyor C. Estes. (Tıklayınız)

**

Nasıl da tam ortasındayız varoluşun, iki yana doğru bakıyoruz bakıyoruz, inceliyoruz,bazen ümitsizliğe düşüp bazen seviniyoruz, bazen herşeyi bildiğimizi sanıyoruz bazen kaybolmuş hissediyoruz. Bu müthiş bi macera dostlar. Hadi bi yerinize bakın şurdan: http://primaxstudio.com/stuff/scale_of_universe/ Bazılarımız kulaktan dolma beşyüzüncü ağızdan aktarılanlarla tatmin olamıyor. Denemek istiyorlar, bizzat bilmeye çalışıyorlar ve bunun için akıl almaz risklere giriyorlar. Onlar sayesinde açılıp genişliyo iki yana doğru evrenimiz. Hepsine minnetarız.

**

Yıldızlara gitmeyi bırakın hedeflemeyi, yıldızlara
gidebiliriz diyenlerdenim. Ve ben dedikçe gittiler yani! Sanki dünya
hayallerimi gerçekleştirmek için yarıştı
şu uzun ömrüm boyunca.

Bugün bilimsel (ve tabi aslında görünen etkisiyle teknoloji)
başarımızla övünürken bütün bunları, fantastik, bilim kurgu
yazarlarına hatta adı bile anılmayan uykucu, tembel(!) hayalcilere,
doğayı gözlemleye gözlemleye hayallenenlere borçlu olduğumuzu
unutamayız.

Hep söylediğimiz gibi her insanın başat özellikleri farklıdır,nasıl ki her dokunun hücreleri farklı konularda uzmanlaşmışsa bizlerde insan olarak öyleyiz. Bu sebeple gerçekleştirenlere hayalcilerden daha çok değer biçemeyiz. Velakin hem hayalci olacaksın hem de bu dünyadan madalya bekleyeceksin, eh işte bu çoğu kez mümkün değil.

Geçenlerde Haluk’a da söylediğim gibi aramızda iş
bölümü var, ben hayal ederim başkası gerçekleştirir, ne zaman? Önemli
değil. Ben de kimbilir kimlerin hayalini gerçekleştirdim. Hayaller geleceğe fırlatılmış tohumlardır. Haluk hocamız da
dedi ki, iyi ama sibel, parsayı gerçekleştirenler topluyor! Ben de
dedim ki “aman ne fark eder canım”

**

Böyle gözlemledim

Reddettiğin kendinden büyük bölümünü gördüğün bir aynadan (insan-olgu) nefret edersin.
Kendinde olduğunu bilmediğin ancak olmasını arzu ettiğini gördüğün aynaya aşık olursun.
Bunların hafifletilmiş halleriyle zaten çevrelisin, her yanında onlar var.
Henüz hiç şüphelenmediğin yanlarını görebileceğin aynalarla karşılaşmadın!
Kendi bütünlüğüne vardığında ise ya aynada kendinle karşılaşamazsın (vampirler gibi) ya da her aynada kendini bütünüyle görürsün ve bu normaldir, gözün kamaşmaz (kamil insan). Güneşe gözlüksüz ve zamansız bakabilen olursun.

Böyle gözlemledim ve bağ kurdum frekanslar 🙂

Aşka dikkat verdik

Uyumlu frekanslardan aşk değil arkadaşlık hatta ömürlük dostluklar, yoldaşlıklar çıkar.  AŞK ise büyüteçtir! Hem de güneşin altına konulmuşundan!

**

Aşk, iki farklı hattın rayının makasa girdiği andır! Bu sebeple geçicidir ancak istikamet değişikliği için mecburidir.

**

Doğal makas değişimi yedi yılda bir olur. Altın makas!

**

Dikkatini verdiğin şeye akıyorsun, yani SEN akıyor! Hatta bir süre için kayboluyorsun. Ne zamana kadar? Dikkatini başka bi şey talep ettiğinde değil mi?
O zaman dikkat nedir?

Şüphesiz ki dikkatin SENsin! Dikkat avcılarına dikkat!!! Onlar profesyonel avcılardır.

**

Oysa karnı acıktığı için ormanda bi kuş avlamaya, ya da balık tutmaya çalışan amatör masumdur, çünkü o AŞKa davetiyedir.

**

Öncelikle sevginin bir duygu olmadığı konusunda anlaşmamız gerekiyor. Çünkü “duygular” bir düşüncenin ürünüdürler, oysa sevgi/AŞK bir düşünce edimi değildir. Varlığımızın yansımasıdır bir anlamda, eğer onu dışarı yansıtırsanız, dikkatiniz bişeye yönelmiş demektir, ya da aynı şekilde içinize de yöneltebilirsiniz onu.(Bakınız)

**

AŞK, bi haldir, makastaki halimiz. Bu sanrılık bi haldir! İşte eski zaman şamanları kendi istekleri ile makasa girer, istekleri ile çıkabilirlerdi. Bu işlemi sorunlara şifa getirmek için yaparlardı. Onlar yedi yıllık doğal sürece tabi değiller.

**

İnsan, faaliyetinin bütün çizgilerinde ‘entervallerin’ zamanını tanımayı ve ‘ilave şokları’ yaratmayı, diğer bir ifade ile kozmik kuvvetlerin gerekli anlarda, ‘ilave şokları’ yaratmada faydalandıkları yöntemi kendi faaliyetlerine uygulamayı öğrenebilir.  (dördüncü yol:bakınız)

Yıldızlar, toz, kum ve raks

Hangi yıldızın hangisi olduğunu hiç ezberleyemesem de onları titiz bir göz hapsine almışımdır, nedense?! Yerli yerinde dursunlar da gecenin göğünde, bu bana güven veriyor.

**

Annem de “toz”ları ve ayrık otlarını sıkı bir gözleme almıştır, nerde ve ne zaman görülürlerse hemen haklarından gelinir. Onu anlayabiliyorum, o bir düzen aşığı! Bu kaotik malzemeler bi anlığına ortadan yok olduğunda annemin duyduğu o saf-pür sevinci ben de hissederim bazen. O hep hissediyor çünkü aşık.

**
Ama babamı da anlıyabiliyordum; çünkü o der ki her an toz yağıyor o halde temizlemeye ne gerek var! O bir anlık temizlikle tatmin olmayanlardan, sonsuz ca süremeyecek bişey onu kederlere ve şüphelere gark ediyor.

**

Ya siz sevinçten mi kederden mi yanasınız?

**

Yıldız ve toz, YILDIZ TOZUnda mükemmelen birleşir. Bunu Neil Gaiman yaptı! A tabi bir de Philip Pullman var, bir diğer hayranı olduğum ingiliz yazar; o da Karanlık madde üçlemesinde TOZları inceledi.

**

Felsefi ve spiritüel kaynaklar da ikide birde tozlardan bahseder! Sonunda toz olacağımızdan! Ve belki zaten toz olduğumuzdan 🙂

T-OZ,  Oz büyücelerini de anımsatmıyor değil hani ve tabi tüm zamanları altın tozu hikayelerini

**

Batı’da toz pek bulamazsın, Güneyde ise onlar daha ilkseldir yani KUMdurlar henüz. Kum inceldikçe toz olur. Hatta öylesine incelir ki, belki ışık olur!

**

Tozlar, güneş ışığı vurduğunda nasıl da parlar ve neşeyle raks ederler havada 🙂