Ben’im, ebediyim.

Doğarsın 18 yaşına kadar ailen senin Vasin tayin edilmiştir. Onların seni yetişkin olarak (kendi ehliyetine sahip olarak) hayata mezun etmeleri gerekirken, bu yapılamaz çünkü anne baba zaten kendileri yetişkin olmamışlardır! Böylece çocuklarına kendi vasilerini (dinsel,kültürsel, siyasi) her ne ise fark etmez empoze ederek onları yolcu ederler.
Bu hikaye böyle bin yıllardır sürüp gider ama şimdi gerçekten yetişkin olmak ve vasilerinizden ayrılmak kendi öz hakkınız olan ehliyetinizi elinize almak ve bunu ilan etmek isterseniz, bu yol her zaman açıktır.
Ben’im diyebilmek için en uygun şimdi.
Bunu diyebilen kişi bir yetişkin olur ve sadece kendisi için değil tüm ataları, biyolojik ve ruhsal ailesi için beklenen özgürleşmeyi aynı anda sağlar! Tıpkı her bir hücrenin aynı anda haberleştikleri gibi, geçmiş ve gelecek olmaksızın, sonsuz bir şimdiye adım atarlar.

Kafa Karışıklığımız?

I have seen in my life, when I cause somebody’s reality, I am in my peak! When I sit in Samadhi, I am in my peak! I saw the Cosmos bring these two constantly for me. Whole day I am in Samadhi! Whole day I go on causing people’s reality!Understand, whatever brings you to your peak, life will cause that to you. So, don’t allow your cognition to carry so much of vengeance towards you and others. It is vengeance and anger that goes on cognizing life as self-inflicted or outside war. And you are so angry, violent, you don’t even want somebody to pinpoint your violence
Sri Nithyananda Swami

Panenteistik BEN’im

Başka hiçbir şeyle, hiç kimseyle çevrelenmemiş, körlerin dünyasıyla karıştırılmamış. Kimliğinizi korumanın çaresiz atakları yâda zihninizle karıştırılmamış. Yerlerin en sadesi, “Ben Varım”. Ruhunuzun(soul) ritmini, kalp atışını işitmeye başladığınız yer. “Ben varım, bu nedenle Ben-im” Hepsi bu. Tüm mesele bu. Tüm mesele bu.

O hep oradaydı. O, hiç bir zaman karanlığa, cehenneme gitmez. Asla kaybolmaz. O, sadece siz-siniz. Siz, hala körler dünyasında, hala bir biçimde hipnotik yaşamda, hala kendini nasıl daha iyi, daha mükemmel yaparım, diye meraklanan sizsiniz. Gerçekte karanlığa geri dönen sizsiniz. Çünkü varoluş ”Ben-im” her zaman oradadır, her zaman bekler, her zaman bilir. Eğer kendi kişisel buhranınıza girerseniz, kaosa girerseniz, hezimete uğrarsanız. O aldırmaz. O, aldırış etmez.  Çünkü o ” Ben-im”, sizin hep orada olduğunuzu bilir. Kral ya da kraliçe olmanızla, dünyanın en zengin insanı olmanızla kendinizin veya etrafınızdaki körler dünyasındaki diğer insanların şeytanlarına ya da ejderhalarına dayanamamanızla ilgilenmez. Çünkü o, hep oradadır.

 O, iyi günlerle, kötü günlerle ilgilenmez. Çok fazla içki içmenizle, çok sigara içmenizle ya da çok yemenizle, çok uyumanızla ilgilenmez. O aldırmaz. Diğerleriyle yaşadığınız duygusal zorluklara, diğerlerinin sizi kullanmasına ya da tacizine aldırmaz. O aldırmaz. Bir parça bile ruhsallığınıza, dininize, inancınıza, olumlamalarınıza, doğrulamalarınıza ya da yanılsamalarınızdan hiç birine aldırmaz.  Çünkü yanılsamanın ötesindedir. O – o -var oluşunuzdur.

O, hiçbir, hiçbir biçimde zihin tarafından ve insan kimliği tarafından yakalanamaz.  Asla yozlaştırılamaz, bozulamaz.  Ruh(spirit) da dâhil olmak üzere, hiçbir şeyin önüne ya da arkasına koyulamaz. O, her zaman oradadır, var oluş.  Ben varım.
O, gerçeklerin gerçeği. O, farkındalığınıza gelmek için başka bir şeyi gerektirmez. Bunu yapabilecek sadece sizsiniz. Onun içinde bir güç yok. Güç ya da her neyse, o yok. O, hiçbir şeyle çevrelenmiş değil. O, kendinde. Tanrı tarafından yüceltilmiş değil. Melekler tarafından şımartılmış değil. Zaman ve mekânda mevcut değil. O var-oluş, “ Ben o Benim.”

(Adamus)

O var tabi küçükten beri bilirim, hatta o zamanlar ben Oydum sonradan ayrıldım. Onu bilmek, o sonsuzca, hiç bişeyden etkilenmeyen, doğmayan-ölmeyen O yanımız ürkütücü, belki herkese başka gelir, bana ürkütücü gelmesinin sebebi sonsuzluğa sıkışmış olması. Hatta insanların tarihler boyunca ölümsüzlüğü arayışlarındaki arzu bana çok tuhaf gelir. Oysa ben ölümlü olduğum için kendimi çoğu kez şanslı, avantajlı hissetmişimdir. Birleşik Alan Kullanımı BAK uygulamamız da bu görüler yardımı ile olmuştu. Bazen O’nun altıncı boyutta bizi gözleyen yüksek benliğimiz mi (Bazı öğretiler bunu savunur) olduğunu sorgulamışımdır ama yüksek benliğimizin bile bi SONU vardır ne de olsa, o kadar da sıkışık değil zatialileri 🙂
Bu durum aklıma Pan enteizmi getirdi, tanrının değişen ve değişmeyen iki yanı!

Körler ülkesinde tek gözü açık olmak, Orta ülkede olmak diyor Adamus
Tabi körler asla bi yargı ölçüsü değil, sebebi var, her şeyden önce süper konforlu. Ezberiniz iyiyse sizden rahatı yok körler dünyasında, hele biraz da muhakeme kabiliyeti varsa (gerçi ikisi bi arada nadiren oluyor). Neden rahat diyorum Körler ülkesine? Orta Dünyada olanlar bilir:)

“Bu  –Ben-im- . Daha önce söylediğim gibi, bu herhangi bir yerde mevcut değil. Kendisinin dışında bir yeri yok, buna ihtiyacı yok. Zamanda mevcut değil. Buna ihtiyacı yok. O, tamamen kendi kendinde. Bilinç, enerji ihtiva etmez. Belli bir zaman yâda mekânda mevcut değildir. O, sizindir, yalnızca sizindir. Çok basit bir kavram ama hala bunun hakkında gruplara sıkça konuşuyorum ve onlar kapıdan çıktıktan beş dakika sonra unutuyorlar. Ben-im-in saflığını unutuyorlar. Böylece, bilinç-enerji değil.

Enerji, bilincin dışında mevcut ve her çeşit boyutta var.( Etrafında enerji olan bir circumpunct çizer) Bilincin hayal ettiği ya da ziyaret ettiği her boyutta var. Enerji, bilinç her hissettiğinde, her hayal ettiğinde aniden oradadır.

Enerji yaratıldı-nefeslendi-diyelim. Enerji, bilincin tutkusuyla nefeslendi. Bilincin tutkusu, hissediştir -ve ben burada insan sözcükleri kullanıyorum- ama bilincin tutkusu, varoluş hissinin duyumsal deneyimidir. Bu bilincin tutkusudur-bu duyusal histir, bu deneyimseldir- “ Hey. Ben varım!” İşte, tam orada olan tutku budur.

Kendi varoluşunun tutkusu- kendi var oluşunu bilmek ve onu hissetmek- enerji yarattı, kendisinin dışında enerji yarattı.” Adamus

Aslında ohhh be ben varım, iyi ki varımmmmm diye sevinmek var ancak bu da bize yasaklanmış aman ha narsist filan olursun kızım! Olur muyum gerçekten?

Fesetalar…

Bizim sizinle düzenli olarak yaptığımız bu toplantılarda, Adamus denilen fasetimi deneyimliyorsunuz, Ben-imliğimin sadece bir parçasını deneyimliyorsunuz. (İçinde baloncuklar olan cam bir küreyi eline alır)

Bir an için, bu kürenin ruhu (soul) temsil ettiğini düşünün ve ışığın, bu kürenin herhangi belirli bir parçasına vurduğunu, sadece o parçayı ışıttığını düşünün. Bu ışıklandırılmış parça Adamus, sizinle, her ay toplantılara gelen, konuşan, sıklıkla rüyalarınızda, korkulu zamanlarınızda, sizinle konuşan parça, . O parça Adamus.

Biraz daha yakından bakarsanız, bir başka faset daha var. Kürenin üzerinde parlayan bir diğer ışık. Ve o St.Germain. Pek çok yaşamlar boyunca yolculuk yapmış olan, St.Germain. Sizi, başlangıçta bu Kırmızı Çembere, Şambraya çekmiş olan St.Germain enerjisi. Sizinle, on yıl boyunca Tobias konuştuysa da, sizi buraya çeken St. Germain enerjisiydi.

Ve sonra, bu kürede, ona bütünüyle baktığınızda; Ebedi YHWH – konuşulamayan ama daima var olan “BEN-İM” – daima var olan.

“BEN-İM” aynı zamanda sizsiniz. Ve bu –güzel siz- tam şimdi, bir ışık huzmesi bir veçheyi ışıklandırıyor, kaybettiğiniz sürücü belgelerinizde ya da kimlik belgelerinizde taşıdığınız isminizin veçhesi parlıyor. (Birkaç kişi kıkırdar. Linda’nın daha önce anlattığı bir hikâyeye gönderme yapmaktadır.) Işık orada parlıyor. Ama başka bir isminiz daha olduğunu biliyor musunuz? Dünya yaşamlarınızın tümünün en yüksek noktaya ulaştığı, bir başka veçhe.

Şimdi, ben veçhe ve faset (faseta) sözcüklerini farklı kullanıyorum. Ben Adamus fasetim dediğimde, Adamus, ruhumun ebedi YHWH’inin bir yönü. Ama size, veçhe olarak bahsettiğimde, sizin, şimdi ve burada bulunan insan ifadenizi kastediyorum. Ve bu insan ifadesi, burada tüm yaşamlarını, geçmiş deneyimlerine uyanarak bütünleyen veçhe. Bu insan veçhesi-Veçhe diyorum çünkü- bütünlüğüyle, ruhuyla tamamlanana kadar, ona veçhe diyorum. Bir kez bütünlediğinde ise, o artık bir fasettir. Tamamlanmıştır.

Peki, bir insan bir veçhe olmaktan, ruhunun ifadelerini tanımaya, faseti tanımaya nasıl ulaşır?

Ruh (soul) bu güzel küre gibidir. Ruh başlangıçta boş gelir, boştur. O bir kaptır. O, kendini almayı bekleyen, tüm potansiyellerini yerine getirmeyi bekleyen bir kaptır. Potansiyeller, bu küredeki baloncuklar gibidir. Bu ruh ( soul) ,boş kap, sadece kendini bilmek ister. Bunun için, sonunda faset haline gelecek olan, bu veçhe denen şeyi yaratır. Ve veçheler, deneyimler yoluyla, bu boş kabı bilgelik, deneyim, biliş ve sevgiyle doldurmaya başlarlar.

Bu boş kap, başlangıçta potansiyellerle – ama deneyimlenecek, idrak edilecek potansiyellerle – doludur. Bu nedenle, boş gibidir. Ve boş gibi olan ruh(Soul), kendisini –BEN-İM’i bilmek için, potansiyelleri ve bunların deneyimleri ile kendini doldurmak ister. Ve bunu, ruh(spirit) yoluyla yapamaz. Başka bir varlık yoluyla yapamaz. Denese bile böyle yapamaz. Bunu sadece potansiyellerini deneyimlemek yoluyla yapabilir.

Ve bu kap dolduğunda, seçtiği kadar çok potansiyelleri deneyimlediğinde, ve hatta fiziksel gerçeklikte daha önce asla deneyimlenmemiş potansiyelleri yaşadığında, tam, saf, bütünlenmiş ve kristalleşmiş olur. Bu BEN-İM’dir.

Ve BEN-İM halinde bu kap, bu ruh, bilmenin ötesinde, hiçbir şüphe olmaksızın, hiç sorgusuzca, kendisini bilir Kendisinin tüm fasetlerini, tüm açılarını bilir ve şimdi soracaksınız – “Peki, deneyimlemeye devam eder mi?” Evet, eder. Ama artık insan deneyimi gibi değil, o kendini sevmeyi deneyimlemeyi sürdürür. Bu onun tüm ihtiyacı, tüm isteği, tüm arzusudur.

Kap tam olarak tamamlandığında, her nefeste, her anda, koşulsuz ve şüphesiz olarak kesinlikle utançsız olarak, kendine olan aşkı sürdürür. Kendine olan aşkı sürdürür, çünkü bu aşk her şeyden büyüktür.

BEN-BEN’İM her gün kendisiyle aşk içinde.

*

Sn Germain’in bu ay anlatmak istediği feseta ve veçhe durumlarını 2004 yılında Oyun Kuramında anlatmaya çalışmışım,Tıklayınız.