Dövüş Kulübü – Tarihin Ortanca Çocukları

Tyler-durden‘Şunu unutma,’ diyor Tyler.
‘Ezmeye çalıştığın bu insanlar, senin muhtaç olduğun herkestir. Biz senin çamaşırını yıkayan, yemeğini pişiren ve önüne getiren insanlarız. Senin yatağını biz yapıyoruz. Uykudayken seni biz koruyoruz. Bizler ahçıyız, taksi şoförüyüz ve senin hakkında herşeyi biliyoruz. Sigorta bildirimlerini, kredi kartı ödemelerini biz takip ediyoruz. Hayatının her alanını biz denetliyoruz. Biz tarihin ortanca çocuklarıyız. Bizi birgün milyoner olacağımıza, film yıldızı, rock yıldızı olacağımıza inandıran televizyon programlarıyla büyüdük, ama bunların hiçbiri olamayacağız.’

Siz de Birdman’i yeni izleyenlerden misiniz?

Aslında dün gece izledim ama uyudum uyandım halen izlemeye devam ediyor gibiyim. Filmi izledikten sonra Oscar öncesi yerli yabancı film eleştirmenlerinden dinlediğim hararetli tartışmalar zihnimde yüzeye çıktılar. Gerçekten de bu film bazıları için yüzeysel bazıları için çok katmanlı denebilecek, bazılarının sinir olacağı ve birilerinin bayılacağı tarzda insan ana yapısının tezat çeşitliliğinin yansıması gibi görünüyor.
Bana göre film, Amerikanın kendi üzerinden tüm dünyaya ve hatta fırsatını bulursa uzaya pazarladığı büyük amerikan rüyasının çöküşünü anlatıyor. Bu açıdan bakıldığında filmde -uzunluk açısından-büyük bir rolü olmayan Edward Norton’un neden bulunuyor oluşu da tesadüf değil sanki; çünkü film Dövüş Kulübünün bir başka, iletişim çağı versiyonu gibi görülebilir.
Oyunculuklar mükemmel. Tipik hızlı akış, Amerikan tarzına alışık olmayanları serseme çevirecek düzeyde. Eğer filmin repliklerini duymazdan gelirseniz kullanılan simgeler hemen hemen aynı şeyleri çok daha derin düzeyde ortaya koyacaklardır, öylesine etkin ve bol kullanılmış. Eminim ki bunların bir kısmı yönetmenin senaristin bilgisi dahilindedir ama daha çoğu bilinçsizce bu filmin içine sızmışlardır. -Küçük bir not: Amerikan Tanrılarını okumayan kalmasın.-  Ben bunu kendi yazdığım kitaplarda net olarak görüyorum, planlamadığım ve bilinçli yapmadığım o kadar çok şey-simge ve anlam doluşuyor ki içeri, o artık nerdeyse benim diyerek sahipleneceğim kişisel bir yaratım olmaktan çıkıyor.
Tabi ki filme sıradan bir seyirci olarak bakıyorum, eleştirmenlerin kıstası nelerdir bilmiyorum, öğrenmek de istemiyorum. Cahil kalıp filmin havasının ezici bir şekilde üzerime yüklenmesini ve beni bilmediğim bir hale sürüklemesini isterim. İşte ben böyle seyrederim ve okurum.
Bu film hakkında söylenecek çok şey olduğunun farkındayım ama filmin başarısına bakın ki, onlar ayrışmaya direniyorlar! Kafamın içinde kaotik bir gümbürdeme, şiddetli bir fırtına olarak kalmak istiyorlar.
Bu cümleden olarak Birdman, 4 oscarı hakkıyla almış diyebilirim.

Bazı kişilerce iddia edildiği yeni amerikan rüyasında (evrilmeye çalışılan) kötü niyet var mı emin değilim, tabi ki yerliler ve afrika kökenlilere yapılan soy kırım ile ilişkilendiriyorsunuz bu rüyayı ancak ben bunun tek elden çıktığını sanmıyorum, böyle bir iz bulamadım. Yeni Dünya dini olarak Amerika tarafından dünyaya tanıtılan ve pazarlanan paketin içinde bize sunulan bir çok seçenek var; uzaylılar, eski ırklar, doğu dinleri, Atlantis, Lemurya ve kökeni, sağlık, mutluluk, kuantum düşünce, çok boyutluluk, özgürlük, aydınlanma(!) vs vs… Hepsi de bilimsel dile tercüme edilmiş, revize edilmiş Hristiyanlık çerçevesi içinde sunuluyor, hatta öyle ki buna şamanlık, Mevlana ve tasavvuf filan bile dahil edilmiş. Bu arada spiritüalizm akımı bu reçetenin en başında yer alıyor ve bilimsel terminoloji ile harmanlanıyor. Bu durumu kötülediğim sanılmasın, sadece tarafsızca gözlüyorum, hoşuma gidenleri kendi öznel gerçekliğim yapıyorum
Bu arada ben herhangi bir dinden olunabileceğini de sanmıyorum çünkü herkesin kendine özgü tek kişilik bir dini olduğu ve zaten tanrının bu çeşitliliğin getireceği bilinç artışına talip olduğunu sanıyorum.
İkinci not: Geçen gün de Boyhood’u seyretmiştim ve onun neden Birdmanle yarışamadığını da anlamış oldum. Boyhood bir klasik olarak 100 yıl sonra da amerikalılarca ve onları merak edenlerce izlenecek ama Birdman muhtemelen  tıpkı Dövüş kulubü gibi kısa sürede unutulmaya çabalanacak, aksi takdirde yaşamaya devam edemezsin o amerikan rüyasının devasa çöplüğü içinde.
Üçüncü not: Tansiyonun yükseldiği de belli, dövüş kulübünde kendini acımasızca dövmeye başlayan insanlar Birdman’de artık kendini öldürüyor ve böylece kurtuluyor, uçup gidiyor!

Dövüş kulubünde sorular

Neden her şey Marla ile ilgiliydi?
Neden Filmde ölen tek kişi BOB oldu? (testislerinin olmayışı ölümüyle ilintili miydi örneğin)
Neden dövüş kulubüne kadınlar alınmazdı?
Neden Dövüş kulubünün ilk, ikinci kuralı; “Dövüş kulubü hakkında konuşmamaktır”?
Neden ölmeden önce klüp üyelerinin adı olmazdı?
Neden bu projeyi (kargaşa projesi) başlatan Tyler olmalıydı?
Marla neden dibe vurmaya çalışıyordu?

“Kadınlar tarafından yetiştirilen bir nesil olarak aradığımız şeyin tekrar kadınlar olduğunu hiç sanmıyorum” diyor TYLER … Marlayla seks yapan da Tyler:  Sadece spor yapıyoruz!
Dövüş kulübünün ilk kuralı, dövüş kulübü hakkında konuşmamaktır.
Dövüş kulübünün ikinci kuralı, dövüş kulübü hakkında konuşmamaktır.
Dövüş kulübünün üçüncü kuralı, biri dur dediğinde veya bayıldığında, bayılmış numarası yapıyor olsa bile, dövüşün bitmesidir.
Bir dövüşte sadece iki kişi olur.
Bir seferde sadece tek dövüş yapılır.
Dövüşe girerken tişört ve ayakkabılar çıkarılır.
Dövüş sürmesi gerektiği kadar sürer.

Not: Daha önce Neden sadece BOB öldü sorusuna cevap aramıştık, bekınız: https://blog.sonsuz.us/?p=1386

Yukardaki yeni sorulara cevap arayabileceğimiz gibi bu başlık altına yeni sorular da ekleyebiliriz?

Neden sadece Bob?!

Neden Dövüş Kulubünde ölen tek kişi BOB olmuştur?

 2005 Ekiminde sorduğumuz bu soruya gelen cevaplar şöyleydi ve bence Dövüş Kulubünü anlamak için harika açılımlar sunuyordu, bu mekandan bi kere daha paylaşmak istiyorum:

Yazan: yirmi3
Filmde ölen tek kişi Bob yani Robert Paulson.. peki acaba onun ölmesi sadece bi tesadüf mü?
Kargaşa Projesinin başlangıcında Tyler projede görevli adamları seçmek için kapıda bir tür mülakat yapmaktaydı.”İki siyah tişört.
İki siyah pantolon.
Bir çift siyah bot.
İki çift siyah çorap ve iki çift sade iç çamaşırı.
Bir siyah kalın kaban.
Bir beyaz havlu.
Bir adet yedek yatak çarşafı.
Bir tane beyaz plastik karıştırma kasesi.
Beş yüz dolar””çok yaşlısın. çok şişkosun. çok sarışınsın. çok gerizekalısın.” diye de onların dirençlerini ölçüyordu. Ama Bob bu dirence yenik düşüp gideceği anda (ki gidiyordu da)Anlatıcı (Edwart Norton) onu durduruyor ve beklemesini söylüyordu.

Bob aslında bu projeye uygun değildi.. Bob, Anlatıcının duygusallığı yüzünden o projedeydi.. ve belki de işte bu yüzden öldü..

 

Yazan: marla
aslında öncelikle olayı ikiye ayırmalıyız bence.dövüş kulübü ve cehennem projesi.
filmin bütününde iki kişi ölüyor. biri kanserli bir kadın. yalnız, çaresiz, hırssız, ölümü kabul etmiş ve ondan korkmadığını idda eden, zavallı bir görüntü çizen bir kadın. bob da genel portre olarak benzerlik gösteriyor. o kanserden kurtulmuş ama çok yalnız,çaresiz,hırssız.bu iki kişinin en önemli ortak noktası ise bir gruba üye olduklarında o grubu çıkarları için kullanma istekleri. kadın kendine bir partner bulmak için terapi grubunu kullanmaya çalışırken, bob övünmek için dk’yı kullanıyor.halbuki her iki grupta da amaç, kişi olmayı aşıp gruba hizmet etmek. dk olarak bakınca bu ikisinin ölüm sebepleri aynı. yaşamayı hak etmiyorlar.cehennem projesi kapsamında ise mantık “omlet yapmak için bir kaç yumurta kırmak lazım” şeklinde oturtulmuş durumda. herşey bedeller üzerine kurulu. e bu kadar büyük bir harekette biri ölmeliydi. bu da değerli biri olmalıydı.kişi tyler kimliğine bürünmeden önce üyeler içinde tanıdığı tek şahıs Bob’du ve kişinin huzur bulduğu tek yer bob’un göğüsleriydi. yani onun için duygusal anlam taşıyan tek insan ve böylece sahneye ölüm anından sonraki ayinin koyulması sağlandı.
” Onun adı Robert Paulsen” “ Ölünce proje elemanın adı oluyor.”
cümlelerini bu ölümle duyduk. ve bütün bunlar kahramanımızın uyanışını getirdi. duyguları harekete geçti. sevdiği birini kaybedince hesap sormak istedi. sonuçta tyler’ı buldu. ölen kişi bob olmasaydı bu sonuca varamazdık.

biraz dağınık oldu ama idare edersiniz heralde. soru o kadar çok bağlantı kurdurduki beynimde bu kadarını toparlayabildim. 🙂 

ahts
 …Kişiyi filmdeki gibi ya labirentlerinde dolaştırır, ya da bir çukurda bekletir beklerken de kendisi ile karşılaştırır,yüzleştirir…Sonuçta bedensel yaşamını ,entellektüel bir konuşkan ve düşünen olarak kaybeden kendisidir kişinin… Fazla uzatmayayım,karşılaşılan ikinci kişi “nefs” di ve sonuçta yalnız onun ölmüş olması da yine evrensel bir denge yasası idi,bedenlenmemesi gerekiyordu…:)))
(Sanırım ahts’ın kastettiği Bob değil Tyler)

 

 Biraz da Palahnuik’den ve onun tarzından bahsedin, ağzınızdan bal damlıyor :))

 

palahnuik

Yazan: marla
dövüş kulubünü bir kaç kez izledikten sonra gidip kitabını aldım. ardından palahnuik’in diğer kitaplarını da aldım. bu adam hakkında söylenebilecek en kesin şey kendinden nefret ettiği sanırım. sürekli toplumu cezalandırma yönünde çabaları olan karakterler yaratmış. bu karakterler kendi evrenlerinde hem kendilerine hem de çevrelerine, maddi yada manevi anlamda zarar veriyorlar. gerçekliğe karşı hat safhada güvensiz. ona göre gerçek sandığın herşey bir kurgu.en yakın kız arkadaşın bir sürü estetik ameliyattan geçmiş eski bir delikanlı çıkabilir mesela. mutsuz aileler ve onların yetiştirdiği çocuklardan oluşan kahramanları,aileleri ile toplumu ve bütün kuralları özdeşleştirmiş durumdalar. sexkolikler, uyuşturucu bağımlısılar, şizofrenler, mutsuzlar ve hepsi bu noktaya gelmelerindeki kendi paylarını yadsıyorlar. kendileri olmaya tamamen karşılar. farklı yollarla kişiliklerini reddediyorlar ve bunu sonucunda yalnızlaşıyorlar. yalnızlaştıkça daha çok nefret ediyor, daha çok zarar veriyorlar.

 

Kendileri olmaya tamamen karşılar!!!

 

 

  

Yazan: yirmi3
marla, BOB ve ANLATICI arasındaki duygusal bağın BOB’un ölümüyle bir uyanışa dönüştüğünü söylüyor ama bence bu kısmencik (kısmeni küçültmek için koydum o -cik ekini, ilginç oldu) doğru.. yani doğru ama uyanışın tek nedeni olarak bu gösterilemez.. hem ANLATICInın duygusal bağı olan başka insanlar da var.. MARLA ve TYLER.. ikisini de nerdeyse kaybetmekten hiç korkmuyor.. TYLER için MARLAyı kırıp duruyor mesela ve durmadan MARLAyı düşünüyor.. ama neden BOB’un ölümü onu bu kadar etkiliyor.. Acaba onda hasretini çektiği bişeyleri mi görüyor; baba.. (atıyorum)ayrıca fihgt clubın kitabına bakarsak ANLATICInın uyanışının BOB’un ölümünden çok daha önce olduğunu görebiliriz.. sanırım filmde merak uyandırsın ve etkileyici bir son olsun diye biraz ertelenmiş bu..”Bu gece kapatmak için dövüş kulübüne gidiyorum. Odanın ortasında tek ışığın altında duruyorum ve bütün kulüp alkışlıyor. Buradaki herkes için ben Tyler Durden’ım. Akıllı. Güçlü. Cesur. Sessizliği sağlamak için elimi kaldırıyorum ve neden hepimiz buna sıradan bir gece demiyoruz, diyorum. Bu gece eve gidin ve dövüş kulübünü unutun.
Ben dövüş kulübünün görevini tamamladığını düşünüyorum, ya siz?
Kargaşa Projesi iptal edildi.
Televizyonda güzel bir futbol maçı olduğunu duydum …
Yüz tane adam bana bakıyor.
Bir adam öldü diyorum. Oyun bitti. Eğlenceli bir yanı kalmadı.”

Sanırım ANLATICIyı etkileyen en büyük şey ölüm olmalı.. çünkü ANLATICI hayata fazlasıyla bağlı biri.. Durmadan onu kontrol etmeye çalışan biri.. aynı şekilde CEHENNEM PROJESİnin amacı da bir tür düzeni bozarak hayatı özgür kılmak ve bireylerin kontrolüne bırakmak.. Ama BOB’un ölümü; bir hayatı kontrol etmek isterken o hayatın kaybedilebileceğini de göstermiş oluyor..

Buna şurdan da varabiliriz sanırım.. ANLATICI, PROJEyi iptal etmek ve engellemek istiyor ama TYLERi yok ettikten sonra MARLAya sarılarak olan biteni büyük bir zevkle pencereden izliyor.. Neden…? Çünkü ANLATICI, PROJEnin birilerine zarar vereceğinden korkuyor.. Sonunda öğreniyor, havaya uçurulacak yerlerde insan olmadığını… (Sibelden not: Ya da insan zarar göremez zaten; çünkü o sonsuz bir şarkıdır.)

PROJEnin hayatı kontrol edip tadını çıkarmakla ilgili olduğuna bir kanıt da belki TYLERin kafasına silah dayayarak bizim kahvaltılarımızdan daha lezzetli bir kahvaltı yapmasını sağladığı marketteki çocuk olabilir.. Ona hayatının önemini ve her şeyin elinde olduğuna dair küçük bir ders vermişti değil mi?

İşte bu yüzden BOB’un ölümü ANLATICIyı etkilemiş olabilir ama bence uyanması için illaki BOB’un ölmesi gerekmiyordu..

Belki de her şey bir klişenin sonucudur.. ilk önce en şişman olan ölür.. 😛

Bu durumda Marla’ya cevap hakkı doğdu! (göz kırpma işareti)

 

•

Yazan: marla
Yirmi3′ün söylediklerine kısmencik (kelimeni çaldım umarım kızmazsın 🙂 ) katılıyorum. ben bob’un uyanışın nedeni değil tetikleyicisi olduğunu düşünüyorum. arada kahramanımızı rahatsız eden bir sürü şey oldu. projeden dışlandığını hissetti. kendisinin de kurucusu olduğu dövüş kulübü tyler’a mal edildi ve kendisi yok sayıldı.tyler’ın gölgesinde kaldı.böylece tyler’a çok öfkelendi.
bu insanın amacı diğer insanlar için değerli ve önemli olmaktı. terapi gruplarında insanlar onu dinliyordu ve ona ihtiyaçları vardı(yada o öyle düşünüyordu). bu yüzden huzuru bulmuştu ve bunu bulduğu ilk yer bob’un yanıydı.
marla ise bu huzuru kendi çıkarları için bozan (bedava kahve ve sinemadan ucuz) bir kadındı onun bilincinde.ama bilinç altında marlaya özeniyordu. çünkü marla en azından dibe vurmaya çalışıyordu.sonra marla onun tek dostunu, tyler’ı da aldı elinden ve özenmesi daha da çok arttı. bu artışın bilince yansıması ise ilk etapta öfke oldu. marla dan değer görmedi. hatta marla o yokmuş gibi davrandı(sigarasını onun olduğu tarafa attı mesela) yani duygusal bağı olan 3 kişiden sadece birine karşı öfke duymuyordu. BOB
bob’da kendi çaresizliğini ve sığınma ihtiyacını görüyordu.bob’un kendisinden daha kötü durumda olduğunu düşünüyordu. onu projeye dahil ederek onuda kendisi gibi kurtarmak istedi. bu arada diğer olaylar yüzünden huzursuzluğu arttı.tyler hedefi doğrultusunda ayrıntıları göz ardı ederek ilerliyordu ve karakterimiz bu hedeften habersizdi. yine başa dönmüştü. tylerla kurduğu dünyada yalnız kalmıştı. daha önceki hayatında kendi kurduğu evinde yalnız kaldığı gibi. bu noktada tetikleyici etken, kurtarmak istediği hayatı ve öfke duymadığı tek insanı, kendi kurduğu ama kontrolünü yitirdiği gurup yüzünden kaybetmekten başka ne olabilirdi ki.
projenin amacı bence, birey yada toplum bazında özgür kalıp ideallere ulaşmaktı. idealin ne olduğu önemsizdi. kiminin ki dibe vurmak, kiminin ki ise veteriner olmak. hayat, oyunun dışına çıkıp bir kahvaltının değerini bilebilmekti.
kahramanımız tabiki o binaların yıkılışını huzur içinde seyredecek. çünkü bunu isteyen kendisi. bir anda kapıldığı panik, olacakları engelleme çabası, tamamen ego tatminiydi. sistemi kuran tyler ve engellmeye çalışan kahramanımız aynı kişi sonuçta ve tyler diğer yarısının bunu engellemeye çalışacağını biliyor.tabiki en iyi tanıdığı kişinin yani kendisininde durdurması imkansız bir sistem kurdu.
kahramanımızın olacakları engelleme çabasının görünür sebepleri, toplumsal sorumlulukları, yapılanın yanlış olduğu bilgisi(bu bilgi nerden geldiyse) ve başka hayatlara saygıydı. bunlar gerçek duyguları olsaydı bunlara tamamen ters düşen, normal hızla giden bir aracın üretim hatasından dolayı kaza yapmasına ve içindeki insanların yanarak ölmesine göz yumamasını gerektirecek bir işte çalışamazdı. hadi çalıştı diyelim bu bilgileri amacına ulaşmak için paraya çevirmek yerine direk açıklardı. ama başkalarının hayatı onun için pek de önemli değildi aslında.onun esas derdi önemsememesiydi. sadece önemsemesi gerektiğini düşünüp vicdan azabı çekiyordu.(sibelnotu: bu cümleyi yılın sözü ilan etmeme izin verin lütfen) tyler onu bundan kurtardı. o kendisine, kendisi olabileceği ama bunu kesinlikle kabul etmeyeceği bir arka kapı açtı.
ayrıca önce en şişman değil en gözlüklü ölür 😛

 

 

 

Yazan: FGL
Yazarın anne ve kadın hakkındaki bakış açısının olduğunu düşünüyorum. Bu arada filmin maskulin bir plotu olmasına karşın oldukça feminist yanlısı, feministlerin ekmeğine yağ sürecek mesajlar içerdiği.Bob gibi birinin, testislerinin olmayışı, tedavisi nedenli gögüslerinin büyümesi…maskulinlikten uzaklaşması, böyle birinin yaşamaktansa ölmesinin daha uygun olacağı şeklinde yorumlanabilir.

Feminizmin her daim yok sayılan ve sadece kadına odaklanan bir hareket oldugu düşünülerek görülmeyen bir yanı da şudur ki, feminizim aynı zamanda kadının maskuliniteye olan özlemidir.Ayrıca Tyler filmde yüceltilmez, aksine kendi kendine zarar verdiği vurgulanmıştır.

• 

Yazan: yirmi3
Tamamen erkeklerin olduğu bir filmde feministler için illaki malzemeler olacaktır.. Ama yazarın böyle bir amaç güttüğünü hiç sanmıyorum..BOB “yaşamaktansa ölecek” kadar silik bir kişilik değildi. Sizin dediğiniz ölüm filmdeki az sayıda kadından (figürandan) biri olan CHLOE’nunki.. Bakın ANLATICI nasıl bahsediyor ondan:
“Chloe isimli küçük bir kadın iskeleti; pantolonunun kıçı üzgün ve bomboş sarkıyor ve Chloe bana beyin parazitleri ile ilgili en kötü şeyin, kimsenin onunla cinsel ilişkiye girmemesi olduğunu söylüyordu. Ölüme, sigorta poliçesinin kendisine yetmiş beş bin papel ödemiş olması kadar yakın olan Chloe’nin tek istediği, son bir kez yatağa yatırılmaktı. İlişki değil, seks.”
Filmin ilerleyen sahnelerinde de ölüm haberi geliyor. O kadar..
BOBun ise bir amacı vardı. O PROJEnin bir savunucusu O bir uzay maymunuydu.. Öldü ve KAHRAMAN oldu. (Onun adı ROBERT PAULSON)Kendi kendisine zarar vermek ise, yüceltilmenin karşıtı değildir.. kendine zarar veren biri de yüce biri olabilir.. TYLERin yüceliği ise tam da bu noktadadır. O kendisine (kendisi dediğimiz kişi kim? ANLATICI?) zarar (bize göre) verebildiği ve buna hepimizden başka bir yorumla bakabildiği için yücedir.. Film boyunca da başkaları tarafından yüceltilip durur.. sanırım film de TYLER hakkında olumsuz yorum yapan tek kişi de MARLAdır.. O da TYLERi anlayamamaktan yakınır.. Ayrıca TYLERin kendi kendine zarar verdiği nasıl vurgulanmış bunu da anlamadım.. Sanırım izlerken onu vurgulayan sizsiniz.. tüketim rüyasına çok bağlı biri misiniz? 😉

“Kadınlar tarafından yetiştirilen bir nesil olarak aradığımız şeyin tekrar kadınlar olduğunu hiç sanmıyorum” diyor TYLER

ANLATICIyla aralarında babaları ve erkekler hakkında defalarca konuşuyorlar.. Ama annelerinden bahsetmiyorlar hiç.. kadın olarak da sadece MARLAdan konuşuyorlar.. MARLA filmdeki tek ana kadın karakter.. Onu da TYLER sadece seks için kullanıyor.. (sadece spor yapıyoruz)

Filmde kadınlarla ilgili olan çok az şey var.. Şimdi filmi izlememin üzerinde epey geçmiş halde düşünüyorum ve kadınlar hakkında bişey yakalayamıyorum.. Acaba bu da benim izleyiş şeklimden mi?

Mesela DÖVÜŞ KULÜBÜnde hiç kadın yok.. Oysa DÖVÜŞ KULUBÜ kuralları içerisinde kadınlarla ilgili bi şey yoktu..

Dövüş kulübünün ilk kuralı, dövüş kulübü hakkında konuşmamaktır.
Dövüş kulübünün ikinci kuralı, dövüş kulübü hakkında konuşmamaktır.
Dövüş kulübünün üçüncü kuralı, biri dur dediğinde veya bayıldığında, bayılmış numarası yapıyor olsa bile, dövüşün bitmesidir.
Bir dövüşte sadece iki kişi olur.
Bir seferde sadece tek dövüş yapılır.
Dövüşe girerken tişört ve ayakkabılar çıkarılır.
Dövüş sürmesi gerektiği kadar sürer.

Burada kadınların girişi serbest bırakılmış ama kadınların dikkate alınmadığı daha gerçek geliyor bana.. DÖVÜŞ KULUBÜ de KARGAŞA (doğrusu cehennem değil bu olmalı sanırım) PROJESİ de tamamen erkeklerle ilgili.. Ama ortada erkeklerle ilgili olduğunu belirten bişey de yok.. Kadın, insanın/erkeğin sahiplenebileceği bişey gibi..

Karmaşa projesinin amacını gerçekleştirmek için kadınlara ihtiyacı yok, ki her erkekte alınmıyor projeye.. bir mülakat yapılıyor.. hem kadınların alınmama nedenlerinden biri de zaten kadınların dünya düzeni içerisinde erkelerin altında bir yerde olmaları olabilir.. yani erkekleri elde ettiğin zaman onun altındaki kadınları da elde edebilirsin.. ee o zaman kadınlarla uğraşmaya ne gerek var.. erkekleri yönlendir yeter..

Sonra kadınlar yok edilmek istenen tüketim toplumunun ana üyeleri olarak da algılanıyor olabilir.. (sabunları kimlere satıyorlardı)

Ya da her şey erkekleri kadınların cazibesinden kurtarmak içindir.. Kadınlara beğenilmek için değil mi bu erkeklerin uğraşlarının çoğu.. Kadınlar değil mi gelişimin ana ateşleyicisi.. hem kadınlarla aynı ortamda olan erkekler de ister istemez doğanın gereği olarak kadına karşı bir ilgi kayması olur.. Gemilere kadın alınmaz, uğursuzluk getirir.. ki TYLERla ANLATICInın arası MARLA yüzünden açılmıştır..

Hem bir de olaya ANLATICInın gözünden bakmalıyız belki.. Onun hayatında bi kadın var: MARLA SİNGER.. ve başka bir kadına da yer yoolmayabilir…

Hem ANLATICI herşeyi anlatmaya şöyle başlıyor:

“hepsi Marla Singerla ilgili.”
bir de kaç kadın dövüşmek ister ki..? var mı kadınların doğasında böyle bir istek..? aynı şekilde bi erkekte bir kadınla dövüşmek istemez..

TYLER bir erkek, hatta diğer erkeklere erkeklikleri hakkında laf atacak kadar erkek.. (gucci erkeleri) TYLERın yapmaya çalıştığı şeylerden biri de erkek içgüdülerini uyandırmak.. bence TYLER kadınları pek düşünmüyor.. dünya onun için erkeklerin üzerine kurulu ve değişim erkeklerin işi.. TYLER doğamıza dönmeye çağırıyor bizi: “yıkıntılar arasında dolaşıyorsun.. üzerinde ömrünün sonuna kadar çıkarmayacağın, senin avladığın hayvandan yapılmış deri elbisen.. siyah asfaltın üzerinde et kurutan insanlar”

TYLER erkek doğasını biliyor, çünkü erkek.. özgür olmak, güçlü olmak, hakim olmak istiyor.. bir kadın ise erkeğin elinden kendine olan hakimiyetini bile alabilir.. TYLERın aradığı şey kadınlar değil.. o erkekleri arıyor.. doğasına dönmesi gereken erkekleri..

İşte sanırım bu bakımdan feministler için epey bir malzeme var değil mi?

 

Bunu kendime ben yaptım

Dövüs kulübünün ilk kurali, dövüs kulübü hakkinda konusmamaktir.
Walter’a düstügümü söylüyorum.
Bunu kendime ben yaptim.
Prezentasyondan önce, patronumun karsisina oturup, konusmanin neresinde hangi slaytin girecegini ve video gösterisini hangi arada yapmak istedigimi anlatirken, patronum “Sen her hafta sonu kendine ne yapiyorsun böyle?” diye soruyor.
Birkaç yara almadan ölmek istemedigimi ve artik piril piril bir vücuda sahip olmanin önemi olmadigini söylüyorum. Su orijinal kirmizi arabalari görüyor musun, 1955’te ilk satilmaya hazirlandiklari günkü gibiler, ne yazik.
Dövüs kulübünün ikinci kurali, dövüs kulübü hakkinda konusmamaktir.
Ögle yemeginde garson masaniza gelir ve geçen haftaki dövüs kulübünden dolayi gözleri dev bir
pandaninki gibi simsiyahtir. Çünkü onu geçen hafta gördügümüzde kafasi betonla, markette çalisan iki yüz pound’luk bir çocugun dizi arasindaydi ve çocuk garsonun burnuna art arda, tüm çigliklarin içinde kolayca duyulabilecek düz ve sert sesler çikaran yumruklar atiyordu, ta ki garson dur diyebilecek kadar nefes alip, agzindan kan püskürtene kadar.
Garsona hiç bir sey söyleyemezsiniz, çünkü dövüs kulübü sadece dövüs kulübünün basladigi ve bittigi saatler arasinda vardir.
Fotokopi dükkaninda çalisan çocugu bir ay önce görmüssünüzdür ama ya fotokopilere üçlü delik
delmeyi yada kopyalarin arasina renkli seperatör koymayi unutan bu çocuk, dövüs kulübünde kendinden iki kat büyük olan bir muhasebecinin cigerlerindeki havayi bosaltip, onu yumruklariyla bayiltirken, on dakikaligina da olsa, bin tanriydi. Dövüs kulübünün üçüncü kurali, biri dur dediginde veya bayildiginda, bayilmis numarasi yapiyor olsa bile, dövüsün bitmesidir. Bu çocugu her gördügünde, ona ne kadar muhtesem bir dövüs çikardigini söyleyemezsin.
Bir dövüste sadece iki kisi olur. Bir seferde sadece tek dövüs yapilir. Dövüse girerken tisört ve ayakkabilar çikarilir. Dövüs sürmesi gerektigi kadar sürer. Bunlar dövüs kulübünün diger kurallaridir.
Dövüs kulübündeki herifler gerçek hayattaki herifler degildirler. Fotokopi dükkanindaki çocuga çok iyi bir dövüs çikardigini söyleseniz bile, ayni adama konusuyor olmazsiniz.
Benim dövüs kulübündeki halimi, patronum tanimiyor.
Dövüs kulübünde geçen bir geceden sonra, gerçek dünyadaki her seyin sesi kisilir. Seni hiç bir sey kizdirmaz. Sözün kanundur ve diger insanlar bu kanunu ihlal etse veya seni sorgulasa bile, yine de kizmazsin.
Gerçek hayatta ben, gömlek giyen ve kravat takan bir kampanya koordinatörüyüm, agzim kan içinde karanlikta oturmus, patronum Microsoft yetkililerine bir ikon için seçtigi soluk mavi rengi anlatirken, slaytlari degistiriyorum.
Dövüs kulübünün ilk üyeleri Tyler ve bendik.
Bes yillik planimin hayatimla örtüsmedigini fark edip, eve sinirli bir sekilde geldigimde, evimi veya arabami temizlemek bana yeterdi. Günün birinde hiç yara almadan ölüp gidecektim ve geride güzel bir ev ve araba birakacaktim. Ta ki pislik veya yeni sahibi yerlesene kadar. Hiç bir sey duragan degildir.Mona Lisa bile dökülüyor. Dövüs kulübüne kadar agzimdaki dislerin yarisini oynatabilirim. Kendini gelistirmek belki de çözüm degildir.
Tyler hiç bir zaman babasini tanimamisti.
Belki çözüm kendini yok etmektir.
Hala Tyler’la birlikte dövüs kulübüne gidiyoruz. Dövüs kulübü artik bir barin bodrumunda, Cumartesi geceleri bar kapandiktan sonra yapiliyor. Ve her hafta katilan heriflerin sayisi artiyor. Tyler kara betondan yapilmis olan bodrumun tek lambasinin altina geçiyor ve o isigin karanligin içindeki yüz çift gözde parladigini görüyor. Tyler’in ilk söyledigi sey “Dövüs kulübünün ilk kurali, dövüs kulübü hakkinda konusmamaktir” oluyor.

Tyler bagirmaya devam ediyor “Dövüs kulübünün ikinci kurali, dövüs kulübü hakkinda konusmamaktir.”
Ben babami alti yildir taniyordum ama onunla ilgili hiç bir sey hatirlamiyorum. Babam, her alti yilda bir farmil bir kasabada, yeni bir aile kurar. Bu bir aile kurmaktan çok, acente açmaya benzer.
Dövüs kulübünde gördügünüz sey, kadinlar tarafindan yetistirilmis bir erkekler jenerasyonudur.
Erkeklerle dolu bir bodrumun gece yarisi karanliginda, tek lambanin altinda duran Tyler diger kurallari sayiyor: her dövüs için iki erkek, bir seferde bir dövüs, ayakkabi yok, tisört yok, dövüsler sürmesi gerektigi kadar sürer.
“Ve yedinci kural” diye bagiriyor Tyler, “bu sizin dövüs kulübündeki ilk gecenizse, dövüsmek
zorundasiniz.”
Dövüs kulübü, televizyondaki futbol maçi degildir. Dövüs kulübünde, dünyanin dört bir yanindan gelen tanimadiginiz adamlarin birbirini, iki dakikalik gecikme ile uydu yayinindan dövdügünü izlemezsiniz, her on dakikada bir bira reklami çikmaz, ve istasyon aramak için beklemek zorunda degilsinizdir. Dövüs kulübüne gittikten sonra televizyonda futbol izlemek, muhtesem seks yapmak varken, porno izlemeye benzer.
Dövüs kulübü, spor salonuna gitmek, saçinizi ve tirnaklarinizi kestirmek için sebebiniz olmaya baslar.
Gittiginiz spor salonu, erkek gibi görünmeye çalisan heriflerle doludur, sanki erkek gibi görünmeye çalismak bir heykeltiras veya art direktörün söyledigi sekilde görünmekmis gibi.
Tyler’in da dedigi gibi, sufle bile sisirilmis görünür.
Babam hiçbir zaman üniversiteye gitmedigi için, benim üniversiteye gitmem gerçekten çok önemliydi.
Üniversiteden sonra, onu sehirlerarasi aradim ve simdi ne olacak diye sordum.
Babam bilmiyordu.
Kendime bir is bulup, yirmi bes yasima girdigimde, yine sehirlerarasi aradim ve simdi ne olacak diye sordum. Babam yine bilmiyordu, ve evlenmemi söyledi.
Otuz yasinda bir erkegim ve gerçekten çözümün bir kadin olup olmadigini merak ediyorum.
Dövüs kulübünde olanlar, kelimelerle anlatilmaz. Bazi heriflerin her hafta dövüsmeye ihtiyaci vardir. Bu hafta, Tyler kapidan giren ilk elli kisinin içeri alinacagini söylüyor. O kadar.
Geçen hafta, omzunu sivazladigim bir herifle dövüsmek için listeye yazildik. Herif kötü bir hafta geçirmis olmali ki, künde pozisyonunda ellerimi kafamin arkasina bagladi ve dislerim yanagimda bir delik açip, gözüm tamamen kapanip, kanayana kadar suratimi betona vurdu, ve ben ancak dur dedikten sonra yere bakip, suratimin yarisinin kanla çizilmis resmini görebildim.
Tyler’la beraber yerde agzimin çizmis oldugu kanli büyük O harfine ve yerden bize bakan gözümün kisik sekline bakiyorduk, Tyler “Çok iyi.” dedi.
Adamin elini sikip, iyi dövüstü dedim.
“Gelecek haftaya ne dersin?” diye sordu.

Suratimin tüm siskinligine ragmen gülümsemeye çalisip, su halime bak dedim. Gelecek aya ne dersin?
Hiçbir yerde, dövüs kulübünde oldugunuz kadar canli olamazsiniz. Hele bütün gözler üzerinizdeyken, diger herifle birlikte o tek lambanin altina geçtiginiz zaman. Dövüs kulübü kazanmak veya kaybetmekle ilgili degildir. Dövüs kulübü kelimelerle anlatilamaz. Dövüs kulübüne ilk kez gelen bir herifin kiçinin beyaz ekmek dilimi gibi oldugunu görürsünüz. Ayni adami alti ay sonra gördügünüzde, tahtadan oyulmus gibi durur. Bu adam artik her isi yapabilecek kadar güvenmektedir kendine. Dövüs kulübünde de, spor salonlarinda oldugu gibi homurtular ve gürültüler vardir ama dövüs kulübü iyi görünmek için degildir.
Kiliselerde oldugu gibi histerik bagirtilar gelir ve Pazar sabahi uyandiginizda kendinizi kurtarilmis hissedersiniz.
Son dövüsten sonra beni döven adam yerleri silerken, ben de sigorta sirketimi arayip, acile gitmek için ön onay talep ettim. Hastanede Tyler düstügümü söyledi.
Tyler bazen benim adima konusur.
Bunu kendime ben yaptim.
Disarida, günes doguyordu.
Dövüs kulübü hakkinda konusmazsiniz, çünkü Pazar sabahi saat iki ile yedi arasi hariç, dövüs kulübü diye bir sey yoktur.
Dövüs kulübünü ilk buldugumuzda ne Tyler ne de ben hiç kavga etmemistik. Eger hiç kavga
etmediyseniz, merak edersiniz. Caninizin nasil yandigini, baska bir adam karsisinda neler yapabileceginizi merak edersiniz. Tyler’in soracak kadar güven duydugu ilk kisi bendim, ikimizde sarhostuk ve kimsenin umurunda olmayacak bir bardaydik, Tyler “Bana bir iyilik yapmani istiyorum. Bana olanca gücünle vurmani istiyorum.” dedi.
Ben böyle bir sey yapmak istemiyordum ama Tyler tek bir yara bile almadan ölmek istemedigini, sadece profesyonellerin dövüsünü izlemekten sikildigini ve kendi hakkinda daha fazla bilgi sahibi olmak istedigini söyledi.
Kendi kendine zarar vermekten bahsetti.
O zamanlar hayatim tastamam görünüyordu, ve belki de içimizden daha iyisini çikarabilmek için her seyi kirmak gerekiyordu.
Etrafima baktim ve tamam dedim. Tamam ama disaridaki parkta yapacagiz.
Disari çiktik ve Tyler’a yumrugu suratina mi yoksa midesine mi istedigini sordum.
Tyler “Sasirt beni” dedi.
Daha önce hayatimda hiç kimseye vurmadigimi söyledim.
Tyler “O zaman çildir, be adam” dedi.
Gözlerini kapamasini söyledim.

Tyler “Hayir” dedi.
Her erkegin dövüs kulübündeki ilk gecesinde oldugu gibi nefesimi tuttum ve bütün kovboy filmlerinde görmeye alisik oldugumuz sekilde yumrugumu Tyler’in çenesine salladim ve yumrugum Tyler’in boynunun kenarina girdi.
Kahretsin dedim, bu sayilmaz. Bir daha denemek istiyorum.
Tyler “Kesinlikle sayildi.” dedi ve Cumartesi sabahlari yayinlanan çizgi filmlerdeki karton boks eldiveni gibi gögsümün ortasina bam diye geçirdi ve ben bir arabanin üstüne uçtum. Orada öylece durduk, Tyler bogazinin kenarini ovustururken, ben de gögsümü tutuyordum ve daha önce hiç gitmedigimiz bir yere gittigimizi biliyorduk, dahasi çizgi filmlerdeki kedi ve fare gibi hala hayattaydik, ve bunu nereye kadar ilerletip, hala hayatta kalabilecegimizi merak ediyorduk.
“Çok iyi” dedi Tyler.
Tekrar vur bana dedim.
Tyler “Hayir, sen bana vur” dedi.
Ben de vurdum, bir kiz gibi yumrugumu sallayip, tam kulaginin altina indirdim ve Tyler karsilik verdi, pabucunun topugunu mideme geçirdi. Ondan sonra ve daha sonra olanlar kelimelerle tarif edilemez ama bar kapandi, insanlar disari çikti ve etrafimiza toplanip, bagirmaya basladilar.
Tyler’in yerine ben dünyada yolunda gitmeyen her seye el atmaya hazir hissettim kendimi, kirilan yaka dügmeleri ile nükseden temizlik takintim, yüzlerce dolar içerde oldugumu söyleyen bankam, bilgisayarimi
açip, DOS isletim komutlarini karistiran patronum ve isim. Ve, destek gruplarini benden çalan Marla
Singer.
Ilk kavga bittiginde hiçbir problem çözülmüs degildi, ama hiçbir seyin de önemi yoktu.
Ilk kavga ettigimiz gece bir Pazar gecesiydi ve Tyler tüm hafta sonu tiras olmamisti. Tyler’in iki günlük sakallari yüzünden parmaklarimin bogumlari yaniyordu. Park yerinde sirt üstü yatip, sokak isiklarinin arasindan görünen tek yildiza bakarken Tyler’a ne ile dövüstügünü sordum.
Tyler babasi ile dövüstügünü söyledi.
Kendimizi tamamlamak için bir babaya ihtiyacimiz yoktu belki. Dövüs kulübünde kiminle dövüstügünüzün hiçbir kisisel yani yoktur. Dövüsmek için dövüsürsünüz. Dövüs kulübü hakkinda konusmamaniz gerekir ama biz konustuk ve sonraki birkaç hafta boyunca bar kapandiktan sonra park yerinde bulustuk. Havalar soguduktan sonra, baska bir bar bodrumunu kullanabilecegimizi söyledi.
Dövüs kulübü bulustugunda Tyler birlikte kararlastirmis oldugumuz kurallari açiklar. Erkeklerle dolu zeminin bodrum katinin ortasinda ki isik huzmesinin altinda Tyler bagiriyor, “Çogunuz, birileri kurallari bozdugu için buradasiniz. Birileri size dövüs kulübünden bahsetti.”
“Ya dövüs kulübü hakkinda konusmaktan vazgeçin, ya da baska bir dövüs kulübü kurun, çünkü gelecek hafta buraya geldiginizde adinizi listeye ekleyeceksiniz ve sadece listedeki ilk elli kisi içeri girebilecek.
Eger içeri girebilirseniz, ve eger dövüsmek isterseniz, hemen dövüse baslayacaksiniz. Eger dövüsmek istemiyorsaniz, evinizde oturun, çünkü dövüsmek isteyenler var.” diyor Tyler.

“Eger bu dövüs kulübünde ilk gecenizse,” Tyler bagiriyor, “dövüsmek zorundasiniz.”
Birçok erkek dövüs kulübüne gelir çünkü dövüsmekten çok korktugu bir sey vardir. Birkaç dövüsten sonra korku oldukça hafifler.
Bir sürü yakin arkadas dövüs kulübünde ilk kez karsilasir. Artik toplantilara veya konferanslara gittigimde, konferans masalarinda yüzler görüyorum, muhasebeciler, yöneticiler yada avukatlar bandajlarin altindaki kirik burunlari veya gözlerinin altindaki kirik dikisler veya simsiki tutturulmus çeneleriyle her yerde bitiveriyorlar. Bunlar, karar verme zamani gelene kadar dinleyen sessiz genç adamlar. Baslarimizi egerek selamlasiyoruz.
Sonra patronum bana bu kadar çok adami nasil taniyabildigimi soruyor.
Patronum, is camiasinda gün geçtikçe daha az centilmen kaldigini ve eskiyalarin arttigini söylüyor.

Dövüş Kulubü- (orijinal adı Fight Club), Chuck Palahniuk