Kaynak Göstermemek: Hırsızlıktan Önce Gelen Zihinsel Üşengeçlik

Kopyala-yapıştır tuşları, insanlığın en büyük küçük icatlarından biridir. Bir cümleyi bir yerden alır, başka bir yere taşırız; sanki dijital bir taşıma bandı çalışıyormuş gibi. Sorun, o cümlenin yanına küçücük bir kaynak notu eklemeyi unutmakla başlar. Ya da daha doğrusu, çoğu zaman unutmakla değil, zahmetli bulmakla. Kaynak göstermemek elbette etik bir ihlaldir; ancak bunu yalnızca “fikir hırsızlığı” diye açıklamak meseleyi fazla rahatlatır. Çünkü hırsızlık, en azından çalınan şeyin değerini kabul eder. Kaynak belirtmeyen kişi ise çoğu zaman fikrin değerini değil, düşünme sürecinin gerektirdiği emeği görmezden gelir.

Bir metni alıntılamak, yalnızca başkasının sözünü kendi metnimize taşımak değildir. Aynı zamanda o sözün hangi sorudan doğduğunu, hangi bağlamda söylendiğini ve hangi tartışmaya katıldığını kabul etmektir. Kaynak, bir dipnot süsü değildir; fikrin soy ağacıdır. Bir cümle gökten düşmez. Onu yazan kişi okumuş, yanılmış, denemiş, araştırmış, belki de o cümleye ulaşabilmek için onlarca kötü taslak üretmiştir. Kaynak göstermemek, bu görünmeyen süreci silmek demektir. Fakat daha derindeki sorun şudur: Kişi, kendi düşüncesinin nerede başlayıp başkasının düşüncesinin nerede bittiğini ayırt etme zahmetinden kaçmaktadır.

Düşünmek yerine taşımak

İntihalin tembellikle ilişkisi tam burada görünür. Tembellik yalnızca çalışmamak değildir; zihinsel olarak kestirme yola sapma alışkanlığıdır. Bir metni anlamak zaman ister. Onu eleştirmek cesaret ister. Kendi cümlenle yeniden kurmak ise hem zaman hem de sorumluluk ister. Kopyalamak bunların hiçbirini istemez. Bu yüzden kaynak vermeyen kişi çoğu kez “Ben bu fikri sahiplendim” demekten çok, “Bu fikrin benim zihnimden geçip geçmediğiyle ilgilenmek istemiyorum” demektedir.

Elbette her kaynak göstermeme vakası aynı değildir. Bazen öğrenci alıntı kurallarını bilmez, bazen internetin hızlı tüketim kültürü sınırları bulanıklaştırır, bazen de not alma sırasında kaynak bilgisi kaybolur. Bunlar öğrenilebilir hatalardır. Fakat bilgi verildiği halde aynı davranış sürüyorsa mesele teknik eksiklik olmaktan çıkar. İnsan, başkasının cümlesini kendi adıyla dolaşıma sokarken yalnızca yazara değil, okura da haksızlık eder. Okur, metindeki fikrin kime ait olduğunu, ne kadar özgün olduğunu ve nereden doğrulanabileceğini bilme hakkına sahiptir.

Kaynak göstermek, yazarı küçültmez; tersine onu güvenilir kılar. “Bu düşünce benden önce de vardı” diyebilmek, zihinsel olgunluğun işaretidir. Hiçbir ciddi düşünür boşlukta konuşmaz. Bilim insanı önceki deneylere, filozof önceki kavramlara, sanatçı önceki biçimlere yaslanır. Özgünlük, geçmişi yok saymak değildir; geçmişle dürüstçe konuşabilmektir. Dipnotlar bazen metnin en heyecanlı kısmıdır: Okura, “Buradan devam edebilirsin” diyen küçük kapılar açarlar.

Bu nedenle kopyala-yapıştır ahlakı, yalnızca yasaklar listesiyle öğretilemez. Öğrenciye ya da yazara “Çalma” demek yeterli değildir; ona düşüncenin izini sürmenin zevkini göstermek gerekir. İyi bir alıntı, metne koltuk değneği olmaz; metnin ufkunu genişletir. İyi bir kaynakça da suç mahallinde bırakılmış parmak izi değil, entelektüel bir teşekkür mektubudur.

Sonuçta kaynak göstermemek, çoğu durumda parlak bir suçtan çok sönük bir kolaycılıktır. Başkasının emeğini görünmez kılarken kendi düşünme kapasitemizi de köreltiriz. Oysa bir fikrin sahibini anmak, yalnızca etik bir borç değildir. Zihnimizin hangi yollardan yürüdüğünü bilmenin, yani gerçekten düşünmenin ilk şartıdır.

Amerikalılar aileye neden taktı?

Kan Bağı; aileden milliyete uzanan hazin bir öykü.

Amerika’da neler oluyor? Neden sözleşmiş gibi en dolgun içerikli film ve dizi filmlerde bile müthiş bir aile propagandası var.

Sadece herhangi bir örnek olarak geçen gün yayınlanan Demages’ın bir bölümünden bahsedeceğim.

Multi zengin bir ailenin babası bir şükran günü kutlamasının ardından tüm faaliyet ve kazancının hile ve kandırma olduğunu ve artık bunu sürdüremeyeceği bir noktaya geldiğini ailesine açıklar.

Yaptığı iş, hepimizin Saadet zinciri olarak bildiği piramit modelinin kusma noktasında açığa çıktığı sistemdir.

Kısaca ne olduğunu hatırlatayım:

Saadet zinciri, Doksanlı yıllarda ortaya çıkmış bir para kazanma sistemi olan piramit sistemin halk arasındaki ismidir. İngilizce ismi pyramid schemedir.

Klasik çok katlı pazarlama (multi level marketing) sisteminin devşirilmiş bir modeli olarak da adlandırılabilir. Ağ pazarlama veya MLM’nin aksine ortada bir ürün veya hizmet bulunmamaktır. Tamamen para ile para kazanma metodu üzerine kurulmuştur.

Herneyse, dizide nereden zengin olduklarını hiç bilmeyen tüm aile üyeleri, babanın bu açıklamasıyla şok olurlar. O güne kadar işlerle ilgisi olmayan evli, çoluk çocuklu ve çok dürüst olarak bilinnen OĞUL, bu itirafı duyar duymaz, şükran gününün ertesi sabah durumu savcılığa iletir. Böylece hile ortaya çıkar ve baba tutuklanır.

Babanın bir kenara para saklamış olduğu üzerine oturtulan senaryo gereği, avukatlar aldatılan ve batan sade vatandaş ve şirketler birbirine girer. Bu aşamada, babasını gözünü kırpmadan adalete teslim eden OĞUL, parayla ilgilenmediğini, kendinin suçsuz olduğunun toplum önünde ifade edilmesinden başka beklentisi olmadığını söylemektedir.

Ailenin tüm varlıklarına el konulur, öyle ki oturdukları evlerden bile atılırlar.

OĞUL’un karısı evden atılınca,  çocuğunu yanına alıp ailesine geri döneceğini ve artık karalanan bu isimle yaşamanın imkansız olduğunu kocasına birkaç damla gözyaşı refakatinde açıklar. Ve çekip gider!

İşte söylemek istediğim şeye tam da bu noktada geliyoruz.

O ana kadar namuslu vatandaş rolünü tam bir başarıyla oynamış olan OĞUL, terkedilişle birlikte şok yaşar ve aile avukatına çare sorar. Avukat ona tarihi bir soru yöneltir:

“Senin için önemli olan ne? Aile mi dürüstlüğün mü?”

OĞUL hiç düşünmeden aile der! Ve böylece babasının kendileri için saklamış olduğu paranın peşine düşer! Senaristler, ailenin her şeyden daha önemli olduğunu bir kez daha gözümüze sokmuş olurlar. Artık bundan sonra dizide gelişen her olayda OĞUL’u haklı bulacağımız, ona kızamayacağımız müthiş bi koz vermişlerdir bize.

Bu durum şu an Amerika yapımı her film ve dizide işlenmekte. Peki neden? Ne oldu da bunlar birdenbire aileye taktılar?

Aklıma ilk gelen şu: Aile kavramının tüm değerlerden üste oturtulması, toplumu, biz bilincinin ya hiç kurulmadığı ya da iflas ettiğinin göstergesidir. İnsanlar, Topluluk tarafından korunamayacağı, kaderine terk edildiği bilinciyle daha küçük destek birimlerine yönlendiriliyorlar! Tıpkı geri kalmış ülkelerde olduğu gibi.

Bence bu gidişat Amerikan rüyasının iflasının resmen tescili olabilir.

Burada ayrıca gördüğümüz bir husus da, OĞUL’un kendinden önceki jenerasyona aile olarak bakmadığı, onların sorumluluğunu almadığını bize gösteriyor. Babasını hiç düşünmeden adalete teslim etmişti ama kendi oğlu ve karısı söz konusu olduğunda birden hatırladı ki, kendi anlamsız varlığını geleceğe birileri taşımalı! Bu uğurda dürüstlüğün, sorumlu vatandaşlığın adı bile anılmaz.

Dürüst olabilir miyim?

Şimdi aşağıda sunacağım kısa alıntıya bir göz atmanızı rica ediyorum. Bu metnin içine sığmış insanlık olgusunu -eğer ilginizi çekerse- konuşmak istiyorum. Neler oluyor?
*
ADAMUS: … Beni yaşamlar arasında takip ediyorlar, evet ve o sendin, geçmişte Gizem Okullarında, bana Kont derdin: Kont St Germain.

Yüzüme öyle derdin ama diğerleriyle arkamdan konuşurken şöyle derdin “Evet, ona Kont diyorum çünkü gideceği bir gezi ya da seyahate çıkacağı günleri sayıyorum”.

(Ç.N: İngilizce Kont ve saymak fiili aynı (count) kelimedir.)

KERRI: Beni tamamen yanlış anlıyorsun. (kahkahalar)

ADAMUS: Oh hayır, tatlım. Ohhhh hayır! Hayıırrr! Ama harika zaman geçiriyoruz. Ve kısmen… Dürüst olabilir miyim?

(Dürüst olabilir miyim diye üç kez sorar ve evet cevabı aldıktan sonra durumu söyler)

ADAMUS: Güzel. İnanılmaz bir gücün, inanılmaz bir ışığın var ama hepsi karışmış ve bulanmış, durumda. Hepsi… Mofo bunun için iyi bir kelime mi? Hepsi karmakarışık durumda .

*

  • YENİ’den DOĞAnlar Kulubü beni yönet-bana ne yapacağımı söyle sendromu—sonra da şikayet ediyim….izdeşçilik-takipçilik kolay gelir ..dışarıda güç-otorite arama-

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü gölgeme bakmaya -ona hayran olmaya ya da nefret etmeye devam ediyim..yeter ki sorumluluk alınmasın..

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü ölçme-kıyas yapabilmek için dışarıda tutma..- imajını kapsayamama ve dışlama -yansıtma-

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü aklıma şu geldi acaba dışarıda birine kendimizi ciddiye almak mı neden oluyor?? boşluk korkusu gibi??
  • YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Bir yandan yüzüne kont dermiş yani onu böylesi bi isimle onurlandırırmış ama bir an önce gitmesi için de gün sayarmış fakat bunu ancak onun arkasından söyleyebilirmiş! Burada olan bence kendine güvensizliğin yarattığı bariz kıskançlık 🙂 öte yandan kıskançlık duygusunu ise kont ve count benzerliği ardına gizleyen zekaya sahip olduğunu kendisine ispat etmek istiyor böylece kendine güvensizliği mizah ardına saklayarak kendini değerli bulabiliyor. Çok ince bir ayar çekilmiş galiba… Onu böylesi müşgül duruma düşürenler utansın hahahahaha

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Elbette bütün korkular kendisine doğrulttuğu yaydan çıkmış oklar gibi gibi… mükemmeliyetçilik de dahi korkudan, boşlukta kalma korkusundan kaynaklanabilir.. yargısız dürüstlük de herkese lütuf değil tabii; gücün ve ışığın içindeki kaosu görebilmek.
  • YENİ’den DOĞAnlar Kulubü yargısız dürüstlük sahteliği bırakmakla mümkün bu da pek kolay bir şey dğil tabii…herkese de lütüf değil doğru.sahteliği de işaret ediliyor..
  • YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Bu işleri yaşamlar boyu kotaran Kerri, ne yaptığını biliyorsa sorun değil. Bilmiyorsa ölümü dost alsa iyi olur
  • YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Yaaa evet sahtelik işte; her tür korku sahtelik üretiyor zaten.
  • YENİ’den DOĞAnlar Kulubü bulanıklık eski mükemmelliğinden-bütünlüğünden- ayrılmak yeniye geçerken bırakamayışlar olması???

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Jung amcamızın bahsettiği psişeini içeri-dışarı hareketleiyrle bütünleşmeyi söylemime baz alarak anladığımı ifade etmeye çalışayım.Son kertede dişil-eril ve özle bütünleşmeye gelindiğinde içeri çekilp bütünleşiyorsun..Ama bu yeni bütün halinle deneyime çıktığında-dünyaya geri döndüğünde hodri meydanla karşılaşan insan o bütünlüğüne karşı olan bir sürü şeye maruz kalıyor…ve yeniden korkup-sahteleşme- durumuna düşüp-bütünleştiğini unutup- ışığını bulanıklaştırıyor.bu zamanda geri yürüme-yükselişin keyfini çıkaramama- ya da geçmişine korkuyla bakıp kül edememe ile eş anlamlı olarak ışığın bulanıklaşması ve yapabileceklerini yapmama halinde oluyor ki..adamus bu durumu fark ettirmeye çalışıp tahrik ediyor.

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü korku tekrar devreye girip tam olmadığın ısöyleyerek çağlar boyu yaptığı işlevini bu aşama da yerine bir başka bir biiçimde yerine getiriyor.eksiksin diyen bir başka kılıkta …..o nedenle KENDİNE GÜVEN-KENDİNİ SEV üzerinde duruluyor.

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü psişenin ilerleyen sarmalını her aşama bütünleşmesi yeni bir ego benlik oluşturarak ölmek istemiyor-sanal ölüm korkusu-her bütünleşmeden sonra oluşan sanal benliğe ait..

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Kendine güven, kendini sev.

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü psişe her bütünleşmede bir sistemle yapılanıp bu defakinde sistemsiz bütünlşemeyi deneyimlerken bilinmeyen korkusuyla karşı karşıya kalıyor.

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü bu çok meydan okuyucu ve bulanıklaştıran da bu..

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü haytta kalma-survival- tohum korkunun aşılması -bilinmeyenden korkmamak için kendine -yaşama güven ve nefes almak gerek benim anladığım bu

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü bu aşamada dşarıda guru-melek – vs arayarak bu korkudan kaçmak sözkonusu olabiliyor ya da meczup olarak tasavvufta sözü edilen sahte peygamberlikler …

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü spiritüel benlik oluşturup buna takılmak ta bir başka versiyon…

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü biraz ileri gitmiş olabilirm ama sıçramamız için lütfen cüretkar olalım hep beraber diye….kimseye şahsi değil söylediklerim ..sonsuz saygıyla..

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Sohbet aynası kırılmaz; sadece yansıtır. Yolcuyum ve cürretkar.


Not: Burada 35 kişi aynı isim altında YEN’den DOĞAnlar kimliği altında cevaplar aramaktadır.

Kendin olma projesi

Yaşam bir şakadır ve insanlar onu çok ciddiye alıyorlar. Renkli olduğun, gülümsediğin ve ışığını bu odadaki herkesin göreceği şekilde yansıttığın için mutluyum. Güzel. (A)

**

Dikkat: Bu bir sigara övgüsü değildir. Amacını aşan bir paranoya, toplumu korkutma ve sindirme girişimine karşı çıkmaktır.

Sigara içmeyenler de hastalanabiliyormuş.
Sigara içenleri kısa yoldan toprağa gönderme reklamlarını tersine çevirmek değil hayır öyle bir projeksiyonda yer almak istemem.
Sadece nötrlemek istiyorum. Bana yardım eder misiniz?
Soruyorum:
What about milyarlarca arabanın, fabrikanın egzozu?
What about Hormonlu yiyecekler?
what about doğanın dengesini bozan yerleşim merkezleri?
What about kıskançlık?
What about güç sahibi olmak için duyulan delice hırs?
What about kendin olmaman için yapılan korkutma çarpıtma reklamları?
What about……?

Sorulara devam ederseniz sevinirim; çünkü bunu internet ortamında bir sivil hareket olmasını diliyorum.

Neyse, şu sigara konusunda söyleyecekllerimi bitireyim;çünkü başka konuya geçmemi engelliyor.
Şu uyarıyı yapmak iistiyorum (aslında umurumda değil fakat yine de yazmazsam yakamı bırakmayacak köfte!):
Bu ölüm propagandasının başladığı dönemde 6 yaşını aşmamış çocuklar ve bu dönemde doğanların ebeveynleri ve onların yanında sigara içtiğini belli edenlere sesleniyorum:
Bu çocuklar sizin sigara içtiğiniğizi sezdiği anda yakında ve büyük acılarla öleceğinizden eminler. Eğer onların sevdiği kişilerseniz bu durumu içlerinde büyük üzüntü ile yaşıyor olabilirler. Bu onların durumu. Sizin hikayeniz ise daha da acıklı olabilir; çünkü onlar EMİN olduğu için, eğer kendinizi koruyamayacak durumdaysanız muhtemelen sizi bu sona mecbur edebilecekler.
Şimdi hemen bu söylediklerimi unutacağım.

**