Evdeki Sofra, Ülkedeki Meclis: Fraktal Sosyolojinin Şaşırtıcı Aynası

Bir aile yemeğini dikkatle izleyin. Çorbanın tuzu fazla mı, kim önce konuşuyor, kim susuyor, kim şakayı yapıyor, kim hesabı kapatıyor, kim görünmez emekle masayı topluyor? İlk bakışta sıradan bir akşam sahnesi gibi görünür. Oysa fraktal sosyoloji bize şunu fısıldar: Küçük olan, büyük olanın provasıdır. Bir evin içindeki roller, korkular, ittifaklar ve suskunluklar; çoğu zaman bütün bir toplumun minyatür haritasıdır.

Fraktal, matematikte parçanın bütüne benzemesi demektir. Bir eğrelti otunun yaprağı, ağacın dalı, kıyı çizgisinin girintileri… Yakından bakınca da uzaktan bakınca da benzer desenler görürüz. Sosyolojik düşüncede bu fikir büyüleyici bir kapı açar: Aile, yalnızca özel hayatın sıcak ve dağınık alanı değildir; aynı zamanda toplumun iktidar, sınıf, cinsiyet, gelenek ve çatışma mekanizmalarını yeniden üreten küçük bir laboratuvardır.

Salonun Ortasındaki Devlet

Her ailede görünmez bir anayasa vardır. Kimin sözü daha geçerlidir? Hangi konular konuşulmaz? Hata yapan nasıl cezalandırılır? Başarı kime atfedilir, utanç kime yüklenir? Bu soruların cevapları, yalnızca o ailenin psikolojik havasını değil, toplumun siyasal iklimini de yansıtır. Otoriter bir toplumda büyüyen aileler çoğu kez otoriterleşir; ama daha ilginci, otoriter aileler de otoriter toplumları besler. Böylece tavukla yumurta birbirine bakar ve ikisi de hafifçe suçlu hisseder.

Babası konuşurken kimsenin sözünü kesemediği, annenin duygusal emeğinin doğal sayıldığı, çocukların itaatle sevgi arasında sıkıştırıldığı bir ev düşünelim. Bu evdeki mikro düzen, dışarıdaki makro düzenin küçük bir modeli olabilir. Patronun karşısında susan çalışan, öğretmenin karşısında donan öğrenci, devletin karşısında küçülen yurttaş; belki de ilk provasını kahvaltı masasında yapmıştır.

Gizli İttifaklar ve Küçük Sınıf Savaşları

Aile yalnızca sevgi değil, kaynak paylaşımıdır. Para, zaman, ilgi, oda, miras, eğitim fırsatı, hatta en güzel köfte parçası… Her şey dağıtılır. Bu dağıtımın adil olup olmadığı ise ailenin sınıfsal ve kültürel kodlarını açığa çıkarır. Bazı evlerde büyük çocuk erken yaşta yardımcı ebeveyne dönüşür; bazı evlerde erkek çocuğun hataları macera, kız çocuğununkiler felaket sayılır. Bazı ailelerde diploma kutsal metin gibidir; bazılarında para kazanmak, düşünmekten daha erdemli kabul edilir.

Toplumdaki eşitsizlikler aile içinde yalnızca temsil edilmez, eğitilir. Çocuk, adaletsizliği önce soyut bir kavram olarak değil, kardeşine alınan pahalı ayakkabı olarak tanır. Ayrıcalık, bazen bir odanın kapısını kapatabilmektir. Yoksulluk, bazen kendi üzgünlüğünü bile ertelemektir çünkü evde yeterince dert vardır.

Suskunlukların Sosyolojisi

Fraktal sosyolojinin en keskin merceği suskunluklara bakar. Ailede konuşulmayan şeyler, toplumda bastırılan şeylere benzer. Travmalar, göç hikayeleri, iflaslar, politik korkular, etnik köken, inanç değişimleri, boşanmalar, akıl sağlığı sorunları… Bunlar çoğu zaman dolapta duran eski bir valiz gibidir: Kimse açmaz ama herkes yerini bilir.

Bir toplum kendi geçmişiyle yüzleşmekte zorlanıyorsa, aileler de genellikle kendi küçük tarihlerini cilalar. Dedelerin hataları kahramanlığa, annelerin kırgınlığı fedakarlığa, çocukların isyanı nankörlüğe çevrilir. Böylece anlatı düzeni korunur. Çünkü her düzen, önce hikayesini korumak ister.

Peki Çıkış Nerede?

Fraktal desen kader değildir. Bir yaprağın ağaca benzemesi, ağacın hiç değişmeyeceği anlamına gelmez. Aile içindeki bir rol sorgulandığında, toplumun büyük ezberi de mikroskobik ölçekte çatlar. Bir baba özür dilediğinde, otorite fikri yeniden yazılır. Bir anne sadece hizmet eden değil, isteyen ve seçen biri olduğunda, emek rejimi sarsılır. Bir çocuk korkmadan hayır diyebildiğinde, yurttaşlık bilinci evin içinde filizlenir.

Bu yüzden aileyi yalnızca mahrem bir alan olarak görmek eksiktir. Aile, toplumun cep aynasıdır; bazen komik biçimde büyütür, bazen acımasızca netleştirir. Bir ülkeyi anlamak isteyen kişi sadece meydanlara, parlamentolara, ekranlara bakmamalı; mutfaklara, bayram ziyaretlerine, miras kavgalarına, sessiz akşam yemeklerine de bakmalıdır.

Belki de en devrimci soru şudur: Evimizde hangi toplumu her gün yeniden kuruyoruz? Çünkü toplum denen dev yapı, çoğu zaman terlikle dolaşır, çay kaşığını tabağa vurur ve en kritik kararlarını aile sofrasında alır.

Amerikalılar aileye neden taktı?

Kan Bağı; aileden milliyete uzanan hazin bir öykü.

Amerika’da neler oluyor? Neden sözleşmiş gibi en dolgun içerikli film ve dizi filmlerde bile müthiş bir aile propagandası var.

Sadece herhangi bir örnek olarak geçen gün yayınlanan Demages’ın bir bölümünden bahsedeceğim.

Multi zengin bir ailenin babası bir şükran günü kutlamasının ardından tüm faaliyet ve kazancının hile ve kandırma olduğunu ve artık bunu sürdüremeyeceği bir noktaya geldiğini ailesine açıklar.

Yaptığı iş, hepimizin Saadet zinciri olarak bildiği piramit modelinin kusma noktasında açığa çıktığı sistemdir.

Kısaca ne olduğunu hatırlatayım:

Saadet zinciri, Doksanlı yıllarda ortaya çıkmış bir para kazanma sistemi olan piramit sistemin halk arasındaki ismidir. İngilizce ismi pyramid schemedir.

Klasik çok katlı pazarlama (multi level marketing) sisteminin devşirilmiş bir modeli olarak da adlandırılabilir. Ağ pazarlama veya MLM’nin aksine ortada bir ürün veya hizmet bulunmamaktır. Tamamen para ile para kazanma metodu üzerine kurulmuştur.

Herneyse, dizide nereden zengin olduklarını hiç bilmeyen tüm aile üyeleri, babanın bu açıklamasıyla şok olurlar. O güne kadar işlerle ilgisi olmayan evli, çoluk çocuklu ve çok dürüst olarak bilinnen OĞUL, bu itirafı duyar duymaz, şükran gününün ertesi sabah durumu savcılığa iletir. Böylece hile ortaya çıkar ve baba tutuklanır.

Babanın bir kenara para saklamış olduğu üzerine oturtulan senaryo gereği, avukatlar aldatılan ve batan sade vatandaş ve şirketler birbirine girer. Bu aşamada, babasını gözünü kırpmadan adalete teslim eden OĞUL, parayla ilgilenmediğini, kendinin suçsuz olduğunun toplum önünde ifade edilmesinden başka beklentisi olmadığını söylemektedir.

Ailenin tüm varlıklarına el konulur, öyle ki oturdukları evlerden bile atılırlar.

OĞUL’un karısı evden atılınca,  çocuğunu yanına alıp ailesine geri döneceğini ve artık karalanan bu isimle yaşamanın imkansız olduğunu kocasına birkaç damla gözyaşı refakatinde açıklar. Ve çekip gider!

İşte söylemek istediğim şeye tam da bu noktada geliyoruz.

O ana kadar namuslu vatandaş rolünü tam bir başarıyla oynamış olan OĞUL, terkedilişle birlikte şok yaşar ve aile avukatına çare sorar. Avukat ona tarihi bir soru yöneltir:

“Senin için önemli olan ne? Aile mi dürüstlüğün mü?”

OĞUL hiç düşünmeden aile der! Ve böylece babasının kendileri için saklamış olduğu paranın peşine düşer! Senaristler, ailenin her şeyden daha önemli olduğunu bir kez daha gözümüze sokmuş olurlar. Artık bundan sonra dizide gelişen her olayda OĞUL’u haklı bulacağımız, ona kızamayacağımız müthiş bi koz vermişlerdir bize.

Bu durum şu an Amerika yapımı her film ve dizide işlenmekte. Peki neden? Ne oldu da bunlar birdenbire aileye taktılar?

Aklıma ilk gelen şu: Aile kavramının tüm değerlerden üste oturtulması, toplumu, biz bilincinin ya hiç kurulmadığı ya da iflas ettiğinin göstergesidir. İnsanlar, Topluluk tarafından korunamayacağı, kaderine terk edildiği bilinciyle daha küçük destek birimlerine yönlendiriliyorlar! Tıpkı geri kalmış ülkelerde olduğu gibi.

Bence bu gidişat Amerikan rüyasının iflasının resmen tescili olabilir.

Burada ayrıca gördüğümüz bir husus da, OĞUL’un kendinden önceki jenerasyona aile olarak bakmadığı, onların sorumluluğunu almadığını bize gösteriyor. Babasını hiç düşünmeden adalete teslim etmişti ama kendi oğlu ve karısı söz konusu olduğunda birden hatırladı ki, kendi anlamsız varlığını geleceğe birileri taşımalı! Bu uğurda dürüstlüğün, sorumlu vatandaşlığın adı bile anılmaz.