Stres

Stres sözcüğü, Latince gerilmek anlamındaki stringere’den gelir. Çeşitli tanımları vardır: Kimine göre stres öznel olarak tanımlanabilir ve böyle de tanımlanmalıdır (kendimi nasıl hissettiğim konusunda söylediğim şey); kimileriyse nesnel bir tanım gerektiğini düşünür (belki de tükürük, kan ya da nabız gibi ölçümler). Araştırmacılardan bazıları genel bir tanımın uygun olduğuna inanırken (stres denen tek bir genel şey vardır); diğerleri stresin birden çok boyutu olduğunu vurgular (çok sayıda farklı özellikten meydana gelir).

Öncelikle, stres, bireyin kişisel düzeninin, özellikle de kişiliğinin, yeteneğinin ve özgeçmişinin bir fonksiyonu olabilir. İkinci olarak, tamamen olmasa da, genellikle iş çevresi şeklinde algılanan çevreyle ilgili özellikler (iş, aile, örgüt) gelir. Üçüncü sırada, kişinin ve çevresinin stresi, zorlanmaları ve baskıları nasıl algıladığı, nasıl tanımladığı, ama en önemlisi, bunlarla nasıl baş etmeye çalıştığı yer alır.

Stresle iki türlü baş etme mümkündür. Sorun odaklı baş etme (sorunu çözmeyi ya da stres kaynağını değiştirmek için bir şeyler yapmayı hedefleyen) ve duygu odaklı baş etme (belli bir koşula bağlı ya da onunla tetiklenen duygusal stresi azaltmayı ya da yönetmeyi amaçlayan).

Stresin sonuçları: Dış görünüşün dikkat çekici düzeyde kötüleşmesi; kronik yorgunluk ve bitkinlik; sık sık enfeksiyona, özellikle solunum yolları enfeksiyonuna yakalanma, baş ağrısı, sırt ağrısı, mide ve deri sorunları gibi sağlık şikayetleri; depresyon bulguları; kilo ve yeme alışkanlıklarında değişimler. Duygusal semptomlar can sıkıntısı ve kayıtsızlık; çaresizlik; üzüntülü görünüm, üzgün ifadeler, çökmüş duruş ve ağlamaklı ifadeler. Davranışsal semptomlarsa, devamsızlık; kazalar; alkol ve kafein tüketiminde artış; sigara kullanımında artış; egzersiz yapma takıntısı; üretkenlikte azalma; bir işe yoğunlaşamama ve onu bitirememe halidir.

Bağımlılıktan Kurtulmak

Çoğu kimse, bağımlılıkları esas olarak uyuşturucu maddeler kapsamında düşünür. Oysa insanların bağımlı olduğu ya da olabileceği maddelerin listesi epey uzundur. Bu maddelere alkol, uyarıcılar (kokain gibi), opiyatlar, halüsinojenler, marihuna, tütün ve barbitüratlar da dahildir.

Bağımlılık bir şeyle karşılaştıktan sonra, bu deneyimi tekrar ve çok sık arama davranışı gelişmesidir.

Bağımlılık kuramları: Bağımlı kişilik, Genetik yatkınlık, Karşıt süreç kuramı, Pozitif pekiştirme kuramı, Öğrenme kuramları

Sonuç olarak: Bağımlılığa neden olan da, onu ortadan kaldıran da zihindir.

Kendin olma projesi

Yaşam bir şakadır ve insanlar onu çok ciddiye alıyorlar. Renkli olduğun, gülümsediğin ve ışığını bu odadaki herkesin göreceği şekilde yansıttığın için mutluyum. Güzel. (A)

**

Dikkat: Bu bir sigara övgüsü değildir. Amacını aşan bir paranoya, toplumu korkutma ve sindirme girişimine karşı çıkmaktır.

Sigara içmeyenler de hastalanabiliyormuş.
Sigara içenleri kısa yoldan toprağa gönderme reklamlarını tersine çevirmek değil hayır öyle bir projeksiyonda yer almak istemem.
Sadece nötrlemek istiyorum. Bana yardım eder misiniz?
Soruyorum:
What about milyarlarca arabanın, fabrikanın egzozu?
What about Hormonlu yiyecekler?
what about doğanın dengesini bozan yerleşim merkezleri?
What about kıskançlık?
What about güç sahibi olmak için duyulan delice hırs?
What about kendin olmaman için yapılan korkutma çarpıtma reklamları?
What about……?

Sorulara devam ederseniz sevinirim; çünkü bunu internet ortamında bir sivil hareket olmasını diliyorum.

Neyse, şu sigara konusunda söyleyecekllerimi bitireyim;çünkü başka konuya geçmemi engelliyor.
Şu uyarıyı yapmak iistiyorum (aslında umurumda değil fakat yine de yazmazsam yakamı bırakmayacak köfte!):
Bu ölüm propagandasının başladığı dönemde 6 yaşını aşmamış çocuklar ve bu dönemde doğanların ebeveynleri ve onların yanında sigara içtiğini belli edenlere sesleniyorum:
Bu çocuklar sizin sigara içtiğiniğizi sezdiği anda yakında ve büyük acılarla öleceğinizden eminler. Eğer onların sevdiği kişilerseniz bu durumu içlerinde büyük üzüntü ile yaşıyor olabilirler. Bu onların durumu. Sizin hikayeniz ise daha da acıklı olabilir; çünkü onlar EMİN olduğu için, eğer kendinizi koruyamayacak durumdaysanız muhtemelen sizi bu sona mecbur edebilecekler.
Şimdi hemen bu söylediklerimi unutacağım.

**

Başbakan Erdoğan’a teşekkürlerimle

Şimdi söyleyeceklerime belki şaşıracaksınız. Epeydir aklımda fakat bir türlü fırsat bulup da söyleyemedim. Konu Başbakan Erdoğan’ın farkındalığımıza katkıları ile ilgili.

Biliyorsunuz siyasetle ya da güncel medyatik olup bitenle pek ilgim yok, bu sebeple sanırım satır aralarında bazı şeyleri kaçırıyorum fakat bunu göze alıyorum çünkü olmaktan sevinç duyduğum yerlerde olmayı seçiyorum. Eminim ki bu seçimimin de bana kattıkları var.

Sn Erdoğan’ın biz sigara içenlere ve bizim kanalımızla içmeyenlere de büyük bir hediyesi oldu.  Başbakan, sigaraya olan kişisel nefreti sebebiyle, yetmiş milyon insanı doğrudan ilgilendiren bir konuda insan haklarını hiçe sayan bir uygulamayı hiç tereddüt etmeden kanunlaştırmış ve denetiminden de her bir ferdi memur kılmıştı. Sigaranın bütün dünyada günah keçisi pozisyonuna getirilmesinin sebeplerini hepimiz az çok biliyoruz. Bu konuda herkes konuşmuştur zaten o sebeple hiç girmeyeceğim.
İnsanların ihtiyaçlarını ve her birinin biricik ve benzersiz oluşunu reddeden ortodoks tıp, özellikle gelişmiş(!) ülkelerin büyük bir aymazlıkla yeryüzünü mahfeden tüm uygulamalarını devam ettirmeleri için bir günah keçisi seçilmesi hususunda gereken icazeti verdi. Bunun için çok geçmeden büyük hicap duyacak fakat bu onların yani ortodoks tıbbın sorunu beni ilgilendirmiyor şu an. Herkes kendi hatalarını yapsın nasılsa sonuçlardan toplu olarak yararlanıyoruz.

Geçenlerde soğuk havaların erkence bastırdığı günlerden birinde Beylerbeyi sahilinde geziniyorum. Bilirsiniz küçücük bir yer zaten. Cafe ve restoranların önleri tıklım tıklım dolu. Şöyle baktım baktım bi gülme geldi. Bunca kıymetli bölgelerdeki kafe ve restoranların süsleyip püsledikleri iç alanları hatta üst katları metrekarelerce bomboş duruyor. Kimse içeri girip oturmuyor. Dükkan sahipleri var güçleriyle sokakları ısıtmaya çalışıyorlar, yoksa batacaklar. Gerçi elektrik giderlerinden batan olduğunu duydumdu geçen kış.

Evimin karşısındaki köy kahvesi de aynı durumda. Tek bir kararla yetmiş milyon insanın hayatını değiştiren başbakanın totaliter tavrının arkasındaki büyük hayrı düşündüm. İnanılmaz bir hediyeydi bu Türkiye’ye.
Simge lisanınında ortak bir unsur olan ev, bina yani kapalı alanların “kişilik” anlamına geldiğini biliyor muydunuz?

İnsanlar kendini açık alanlara attılar, bunun muhteşemliğini görüyor musunuz? Ortak kullanılan kişilikleri “zorunlu” da olsa terk etmek zorunda kaldılar. İşyerlerinde de belli aralıklarla bina dışına çıkmak en azından yerinden kalkmak ve başka açılarda bulunmak zorunda  kalıyorlar. Metazori bakış açısı değişikliği buna denir. Üstüne üstlük daha önceleri tek nefesinin bile farkına varmadan paketlerce sigara içen insanlar şimdi bu uygulamayla tamamen bilinçli ve her nefesinden zevk alarak sigara içebilmeye başladılar. Üstelik başkalarını rahatsız etme sorumluluk duygusundan da kurtulmuş olarak, o dakikaların hepsinde UYANIKlar. Alışkanlık ve sinik enerji dönüştü farkındalığa.

Her zaman söylediğimiz gibi, hiç bir şey tek yönlü olamaz bu dualitik boyutta, her yapılan çift yönlü iş görür. Fizik kuralıdır bu.

Bizlere değişik açıları görebilmek, yaptıklarımızın farkında olabilmek ve ortak kullanılan kişilik kalıplarından kurtulmak için fırsat veren başbakanımıza geciken teşekkürümü sunmaktan büyük memnuniyet duymaktayım.

Şimdi bunca yararlı bir uygulamayı yetmiş milyon insana bir çırpıda yaptırabilmek kolay değil. Örneğin benim elimde yetki olsa bunu yapamazdım çünkü bireysel özgürlüklerin sınırına gireceğim diye tir tir titrerdim. İşte belki bu sebeple dünyaya, sadece kendini düşünmenin dayanılmaz yaptırımcılığı gerekiyor. Birisi çıkıp emirle demiri kesiveriyor.  Entegral bir bilinç ve yöntemle yapmayı hedeflediğiniz bir şeyin gerçekleşmesi onlarca hatta yüzlerce yıl alırken, biri ya da bikaç azman egolu çıkıp savaş kararı alıveriyor ve aynı etkiyi bikaç yıl içinde oluşturuveriyor. İlahi adalet denilen şey işte bu olsa gerek. Hepimiz her daim hizmetteyiz.

sa

Not: Geçenlerde bilimsel bir araştırmanın sonuçlarını gördüm, keyif verici maddelerle ilgili bir zararlılık testi idi. Birinci sırada alkol ve eroin vardı. Sigara mı? Sıralamaya bile girememiş 🙂 Aslı var mıdır araştırmanın bilmiyoruz, öyle hemen aldım kabul ettim demiyorum ben kendi sezgilerimi ön plana almayı öğrendim. Sigara öldürür de dese, güldürür de dese sırf tıp dedi, yetkili kurul dedi diye inanmam. Bu konuda onlardan daha yetkili bir makam var; ben, beden/akıl/ruh bütünlüğüm.

(Tabi egzoz gazını araştırmaya dahil etmemişler! Keyif vermediğini düşünüyorlar demek ki!)

İnvolve-Tütün/cep telefonu

 

Herneyse, son bi kaç gündür içimde gezinip duran bi kelime var.

involve… Manasını biliyordum ama manası ile gelmiyordu aklıma kelime, sadece olduğu gibi vardı. Hadi üşenmeyeyim sözlükten bir bakayım dedim az önce:

 

involve: (in/with ile) karıştırmak, bulaştırmak, içermek, kapsamak, gerektirmek

 

Bense bu kelimeyi, içine dahil olmak diye biliyordum. Meğerse benim sihirli kelimemi de içermekteymiş involve, yani kapsamak. 🙂

Ne anlama mı geliyor, ne bileyim? Bişeyi yaparken anlama filan bakmıyorum artık, öylesine içimden geldi sözlüğe baktım, içimden geldi buraya yazdım!

 18/1/2007 ·

**

 

 İki yıl önce bloğumdan sesleniyor bana; kapsamak… Ya da içermek… Son Yıllarda cep telefonları sayesinde gündelik kullanılan bir kelime halini aldı; Kapsama Alanı… Teknolojik iletişimin insanı hayrete düşüren gelişimi bana telepatik iletişimin de aynı oranda artmış olabileceğini düşündürüyor, zaten son yıllarda gündelik yaşantımızda bunun göstergelerini hepimiz sıklıkla yaşıyoruz. Oysa bazıları da teknolojik iletişimin kirlilik yarattığını ve doğamızı kirlettiğini söylüyorlar, bu da kulağa mantıklı geliyor.

Aklıma ilk bakışta oldukça saçma görünebilecek bir şey geldi şu an; acaba cep telefonu kullanımı ile sigarayı bırakma kampanyasının aynı döneme denk gelmesinin gizemli bir bağlantısı var mı?!

İlginç! Düşündükçe niye olmasın diyorummm

Cep telefonu, ellerle baş bölgesinden bir uzvu birleştiriyor! Böylece “boşta kalma” paniğine girilmesini engellemiş oluyor. Sigara içerken dudaklarla temas sağlanırken, telefon kulakla temas kuruyor, bu ikisinin farkı üzerine epeyce şey uydurulabilir!!! :)))

Bu biir…

Dünyada çok sayıda insan sigarayı kolayca bırakabilmeye başladı! Cep telefonu olmasaydı bu o kadar kolay olmayabilirdi belki. (fındık fıstık, ayçekirdeği yeyip şişmanlama riskini de ortadan kaldırmış oldu) Birinden diğerine kayan bağımlılık!

 

Galiba sahne gerisinde tütün ile cep telefonu arasında yaşanan bir savaş var ve görünen o ki bu savaşın galibi nerdeyse belli!

Tütün, bildiğim kadarı ile zihinsel bir uyarıcıdır, aynı zamanda kişide kendine dönme, odaklanma gibi becerileri arttırır. Şamanlar neredeyse istisnasız olarak tütün içerlerdi. Sanırım bir başka etkisi de çevreden gelen empatik sinyalleri gölgeliyordu, böylece kendi seçtiğiniz bir şeye odaklanabiliyordunuz. Ayrıca dumanın böcek ve sinekleri yaklaştırmadığı, -aslında hiç bir hayvana sempatik gelmediği-  bilinir.

Toparlayacak olursam, dünyanın gidişatında, kendine dönme-odaklanma periyodunun yerini, dışa açılma, karışıp çalkalanma gibi bir dönem alıyor (kapsama/içerme). Şimdi laz arkadaşlarımdan biri olsaydı şöyle derdi: Peki bu iyi bi şey mi?

İyi değil desem topu tüfeği alır saldırır vallahi, iyi mi desem acaba?

 

Not: Şimdilik sigaraya devam. Az sigara, az telefon 🙂

Not:2. Sanki söylenmemiş bişeyler kaldı.

 

Bizim de kendimize göre kampanyalarımız var: https://blog.sonsuz.us/?p=138