Yine geldik eleştiri konusuna

“Eleştiri sadece stres yaratır. kendinizi mi başkalarını mı eleştirdiğiniz ya da eleştirildiğiniz KU’nuz açısından hiç fark etmez (kent şifacıları bunu çok iyi bilir). Bazıları yapıcı eleştiri hakkında ne düşünüyorsun diye sorar; hiç farketmez :))) yapıcı eleştiri normal eleştiri içine bir özür sokmaktan başka şey değilidir. Astım, alerji, çeşitli soğuk algınlıkları, baş ağrıları, artrit hep eleştiriye verilen tepkileridir. Aloha” Demiş idim ve doğal olarak birçok onaylayan ve bazı karşıt tepkiler oluştu (hepsi bana dair, bütünlüğümde yer alan şu an faal olmayan potansiyellerimden).

İtiraz tepkilerinin ana fikri; peki yanlış olanı kötü olanı nasıl söyleyeceğiz şeklindeydi 🙂

Elestiri, sen yanlis yapiyorsun, kötü soyluyorsun vs şeklindedir. Tabi ki bunlari kabul etmemek, cekip gitmek ya da kendi yolunu, istegini soylemek herkesin hakkı. Elestiri bana gore tembelliktir. Algi noktasi tembelligi yerinden kalkip elestirdiginin acisina bir bakis atmak onun da hakli oldugunu gormeye yeter. Tabi bunun icin insanin 3.farkindalik duzeyine yani baglantisal duzeye gecebiliyor olmasi lazim. Eger bunu yapamiyorsa henuz olgunluk seviyesi buna yetmiyorsa, bari yuruyup gitmeli KUsunu minimum gerginlikte tutmaya calismali, hani ya sabir durumlari!  Aslinda ne desem bosa konusma oluyor cunku hepsi bir olgunlasma sureci, bir masaldir gidiyor; mesele 7 prensibi hazmetmekte 🙂

Bi örnek vermek gerekirse; sabah belli bir konudaki insan birikimlerini aratıyordum google amca vasıtasıyla ve onun bulduğu adreslerden bi tanesi (benim aradığım şeyle alakasız) şu makale oldu. İlgimi çekti sonuna kadar okudum. Görebileceğiniz gibi hiçbir maddi kanıtı olmayan büyük bir portföy sunuyor bu makale. Aslında ben de aynı şeyi yapıyorum aramızdaki tek fark ben buna “bilim kurgu” üst başlığı koyuyor ve öyle paylaşıyorum (çünkü gerçekliklerin nasıl oluştuğuna dair gözlemlerime dayanan kanıtlarım var). Şimdi bu adresteki kişinin yaptığı işe yanlış mı diyeceğiz? Peki o zaman bilimkurgu okumayanlara (iç sesini duyamayanlara/telepatik yetisi henüz faal olmayanlara) nasıl erişilecek? Benim içime gelen eleştiriden ziyade eline sağlık ne güzel toparlamışsın dostum hissi oluyor (nasılsa hepsi keyfidir ve gerçekleşmesi üzerine binecek inanç oranına bağlıdır) bu gibi metinler birer seçim bildirgesi gibidir; insanlığın oylamasına sunulmakta olan teklifler! Ne hoş değil mi? http://www.psisik.com/viewtopic.php?f=43&t=35795

*

Rüyalar ve vizyonlar önemlidir ancak onlarla ne yapacağınız kadar değil; düşkünlük göstermek, hangi ikon olursa olsun düşkünlük göstermek sizi özgürlüğünüzden alıkoyar.sa

Yani rüyaların ve vizyonların önemi, diğer her şey gibi onlarla ne yapacağınıza bağlıdır, onları nasıl ne için kullanıyorsunuz?
Alkole, ya da para kazanmaya ya da herhangi başka bişeye düşkünlük göstermekle aynıdır Rüya/vizyona düşkünlük göstermek. Şeylerin kendisi zevk verebilir, doğaldır ama o zevk amacınızı unutturmamalı. Her neyse işte amacınız…   siz o güzel zevkli şeyi kullanın, kul olmayın. meali budur. CC okumuş arkadaşlar düşkünlük konusundaki dersleri ve önemli uyarıları hatırlayacaklardır.

Rüyaları takip etmek onları anlamaya çalışmak çok önemli, düşkünlük bu değil. Düşkünlük; örneğin rüyadan yararlanmak yerine rüyayı putlaştırmak, onu kutsal ilan etmek.Onun minör enerji kalıplarımızdan kurtulmak için güzel bir hediye olduğunu ve kullandığımız yöntemin keyfi olduğunu unutarak, sırf bunu yapmakla seçkin olduğumuzu sanmaktır 🙂

Beni somut ya da soyut alanlarda bir süre takip etmiş olanlar muhtemelen farketmiştir ki, ritüellere pek takılmam! Sebebi onların yararını inkar ettiğimden değil, binlerce yıldır nasıl amacından saptırıldığına şahit olduğumdandır. Bizim coğrafi bölgeleri etkileyen tüm alışanlıklar, kültür öğeleri Sümer’den kopup geliyor, sadece oraya bile biraz göz atsanız ne demek istediğimi anlarsınız.

Gezgin şifacılara hatırlatmalar 4

Tibet’in tantrik mistikleri düşüncelerin ‘maddesine’ tsal adını vermekte ve her zihinsel eylemin bir gizemli enerjinin dalgalarını üretmekte olduğunu ileri sürmektedirler. Onlar, tüm evrenin zihnin bir ürünü olduğuna ve tüm varlıkların kollektif tsal’ları tarafından yaratılıp, canlandırıldığına inanmaktadırlar. İnsanların çoğu bu güce sahip olduğunu bilmemektedir, diyor Tantristler, çünki sıradan insan zihni, “büyük okyanus tan ayrılmış ufak bir gölcük gibidir.” Yalnızca büyük yogilerin zihnin daha derin düzeyleriyle ilişki kurabildiği ve böylesi güçleri şuurlu olarak kullanabildiği söylenir, bu amaca erişmek için yaptıkları şeylerden biri de diledikleri yaratıyı sürekli olarak imgeleme çalışmaları yapmaktır. Tibet’in tantrik metinleri, bu gibi amaçlar için oluşturulmuş imgeleme çalışmaları ya da “sadhana”lar ile doludur.
Lemuryan Huna felsefesinde yani bizim odaklandığımız gezgin şamanın yolunda bu maddeye AKA ismi verilir; yansıma-ayna-gölge-öz anlamları olan bu sözcük fiziksel evrenin temel maddesidir ve tüm gerçeklik düzeylerinde, eterik ya da soyut diyebileceğimiz düzeyler de dahil varlığın biçimlenmesindeki temel maddedir. AKA’nın biçimlenmesine olanak veren ise No’onoono yani Bilincin Makaku ve Laulele özellikleridir, özetle buna Amaçlı Yaratıcı İmgelem diyoruz.
Demek ki AKA’yı harekete geçiren No’onoono dur ve onu MANA ile doldurmak suretiyle değişik düzeylerde görünür kılar. Haipule konusunu hatırlayınız sevgili preshamanlar. Aloha

*

Eleştiri sadece stres yaratır. kendinizi mi başkalarını mı eleştirdiğiniz ya da eleştirildiğiniz KU’nuz açısından hiç fark etmez (kent şifacıları bunu çok iyi bilir). Bazıları yapıcı eleştiri hakkında ne düşünüyorsun diye sorar; hiç farketmez :))) yapıcı eleştiri normal eleştiri içine bir özür sokmaktan başka şey değilidir. Astım, alerji, çeşitli soğuk algınlıkları, baş ağrıları, artrit hep eleştiriye verilen tepkileridir. Aloha

*

%1 keyfilik, %99 inancın oyununu bozar 🙂
Velakin %99 inancı olmayan, 3B arsasına kendi oyununu kuramaz, kurulu oyunların halkı olur.(şüphesiz ki daha az inanç oranıyla 3B dışındaki arsalara oyun kurabilirler)
%1 keyfilik, şamanın sırrıdır işte. Buna Toltekler denetimli deliliğin şartı, Ra bilgileri gezginlerin hayat şansı, bilimciler faydalı şüphe derler. Bu yüzdebiri kaybettiğin an, tüm önceki bilgilerini ve niyetini unutarak inancın gerçekliğine gömülürsün. Ne zamana kadar? Aklın başına ne zaman gelirse 🙂
*
Aslında her insan hayatının belli dönemlerinde kendini anlatma telaşına girer, bazılarında uzun sürer. Bunun sebebini söyleyeyim mi? Bu sırrı iyi saklayın ama 🙂  İnsan sadece boşluktayken bunu yapar! Bir şeylere odaklandığımızda kendimizi anlatmayı keseriz. Boşlukta sessizce süzülmek ise daha pek bizim harcımız değil, genç bi gezegenin çok genç insanlarıyız, bebeğiz daha.
*
Eskiler “ağzınızdan çıkanı kulağınız duysun” derken bu ahlakla ilgili değildi, tam da şamanik (kuantumsal) bir öneriydi; çünkü duyabilirseniz onu anında değiştirmeye de muktedir olursunuz. Aloha

Ejderha Dövmeli Kız

Çok uzun bi film. Ben beğendim doğrusu, oyuncular ve görsellik açısından güzeldi. David Fincher ana hikayeyi yetersiz mi buldu da bi iki şey daha ilave etti bilemiyorum ama sanki 3 saatlik değil de belki beş saatlik bişey geçiyormuş hayalinden  🙂 Ersin benim kadar beğenmemiş olabilir belki, bilemiyorum çünkü sinemadan çıkıp Işılla buluşup kar yağışı altında balkonda saatlerce çan çan ettik. Bugünkü kahve istiabımı biraz aşmış olabilirim ama ne gam! Harika bi gün oldu. Halen öyle çünkü sizlerle beraberim ve donmuş bacaklarım sıcak evimin konforunda kendine geliyor 🙂

ek:  Hala ayaklarımı ısıtamadım 🙂
Filmi sevdim, oyuncular ve gerilimi yansıtması güzeldi. Paralel hikayeleri ve müziği kurgulaması da güzeldi. Fakat bazı yan hikayeleri bitirmemiş olması bir de sonunun sanki gelmeyecekmiş gibi olması, üstüne üstlük “en son son”un da beklediğim kadar etkili olmaması (sarılır ve giderler) eksileriydi. Birkaç hikaye anlatmaya çalışmasaymış daha vurucu olurmuş bana sorarsan…

sa: Aslında bu daha iyi, örneğin benim kitaplarım asla tek akslı omaz, her zaman bi kaç tanedir -bence böylesi güzeldir çünkü okuyucu katili son sayfadan önce bulamaz-ancak bu filmde sorun başka, yan akslar, birinci aks aydınlanıktan sonra gereksizce devreye girmişlerdi üstelik de uçları bağlanmamışgı. Kurgu hatası! Never mind, bence ilk hikaye yeterince güzeldi üstelik kamera da romantikti 🙂 Ejderha kız da çok etkileyicisunulmuştu, hala etkisindeyim.

ek: Yan hikayeler olmasına hiç lafım yok, çok güçlü yan hikayelerdi. Fakat bitirmediği için eksikliği hissedildi. Hele o sosyal kurum görevlisi adamla ilgili olan hikayeyi asansörde yarım bıraktı. Büyük ihtimalle kurgu masasında o hikayeyi bitirdiklerini düşündüler fakat bana bitmişlik hissi vermedi 🙂
Bunları saymazsak ben çok sevdim, kız da gizemli ve etkileyiciydi (ve saldırgan) 🙂

sa: Filmde kurgu hatası çok (bi kurgucu gözüyle bakınca), örneğn öylesine “deli” ve toplum dışı bi kız, bir anda (esas adamla bi seks yapınca) nerdeyse pamuk prensese dönüştü! Burada da ciddi bi rahatsızlık vardı. Ejderha dövmesinin anlamı filmde hiç bi yere bağlanmadı ki bu büyük bir hata! Demek bu kadar hatalı bi kurguyu bile bize sevdirmeyi başardı yönetmen :))))) Ayrıca Fincher gibi bi yönetmen (Seven ve dövüş kulübü gibi ilk onumda yer alan iki filmin yönetmeninden böylesi bişey beklenmezdi. Neyse düşüş dönemi olur, biliyosun Ortalamaya çekilme kanunu diye bişey var-dı eski dünyada!Yenisinde de olacak mı bilmiyorum.
Dövmeli kızın daha modern ve daha aklı başında bi benzeri var, bilmem izleyeniniz var mı, The good wife isimli dizide Kalinda diye süper etkileyici bi karakter var. Bazen onu seyrederken erkek olsaydım keşke gibi fikirler gelir aklıma 🙂

Galiba durumu çözdüm (oh be!), F incher iyi yönetmen ancak kurgucu değil! Daha önceki o süper Seven ve Dövüş kulubü filmlerinin kitapları muhteşemdi! Hatta ben romanların filme iyi aktarılamadığını bildiğimden her ikisinde de nerdeyse kitaplarından iyi olduklarını görmüştüm. Ejderha Dövmeli Kız da bi roman, isveçli bi yazarın çok satar bi romanıymış, okumadım ve sanıyorum ki kitap iyi değil.

AEÖ: Fincher’ın çektiği versiyonu henüz izlemedim ama milenyum üçlemesi olarak çekilen 2010 isveç versiyonu harikaydı. Amerikalıların alt yazılı film izleyememe gibi bir sıkıntıları varmış…Öyle duydum. Fincher gibi bir yönetmenin enerjisini yepyeni bir filme aktarmasını isterdim ama kitap uyarlamalarını sinemaya en başarılı şekilde aktaran yegane yönetmenlerden biri bence kendisi…Vardır bir bildiği…:)

EK: Son zamanlarda görüntü ve kurguyla haşır neşirliğimden gördüğüm şu ki kurgu çok ayrı bir sanat ve hiç de kolay değil. Hatta bazı -kurgucu- yönetmenler, kurgu yapabilmek için görüntü çektiklerini söylemişler 🙂
Ben filmi ilk duyduğumda orjinalinin çok güzel olduğunu söylemişti arkadaşım, bir de orjinalini izlemek lazım.