Bu hafta Ursula’nın arada kaçırdığımı bildiğim kitaplarından birini de okudum, harikuladeydi. Öylesine huzur verdi ki anlatmak zor.
Bu hafta Ursula’nın arada kaçırdığımı bildiğim kitaplarından birini de okudum, harikuladeydi. Öylesine huzur verdi ki anlatmak zor.
The Shape of Water
90.cı oscarların en iyi filmi The Shape of Water’ı önceki gün seyrettim. Gerçekten iyi vakit geçirdim. Film,Soğuk Savaş zamanlarının içindeyken görülemeyen ancak vakit geçtikçe iyice anlaşılan aptallık ve körleşmeyi taban almış. Bu tabanın üzerine ayrıksı varlıkları serpiştirmiş ve standart insanların yanındaki duruşlarının aykırılığını ve kendi aralarında mecburen yardımlaşma içine girdiklerini anlatmış. Zenci bir kadın, dilsiz bir kadın, homoseksüel bir ressam, güney denizlerinde yakalanan ne olduğu belirsiz bir canavar/varlık. Ha üzerine bir de mülteci olduğunu törende ifade eden yönetmen. Tüm olgular ayrıksı! Bu film bence Arrival gibi bir iletişim çabasını dile getiryor. Diğer her şeyle iletişmenin uzmanı olmuş dilsiz temizlikçi hiç üzerine vazife olmadığı halde bu tuhaf varlıkla iletişimin yollarını deniyor gizli gizli. İşin en berbat noktasında da bilimadamı bulunuyor,soğuk savaşın kurbanı olan bir emir eri! Her iki tarafça her an harcanabilen yine de onu bilim insanı yapan o dayanılmaz merak ve araştırma arzusunun peşinden giden orta oyuncusu.
Fracture
cİNAYET gECESİ OLARAK GÖSTERİME GİRMİŞ 2007 YAPIMI ÇOK GÜZEL BİR FİLM. aNHTHONY hOPKİNS’İN (ÇOK SEVERİM)seyretmediğim bir filminin ortaya çıkması hoş oldu bugün.
Thomas Crawford soğukkanlı bir şekilde kendisini aldatan karısını öldürmüş ve olay yerine polisleri çağırmıştır. Olay yerine gelen polis Rob Nunally şoktadır; çünkü cinayete kurban giden kadın sevgilisi Jennifer’dır. mükemmel bir planla suçlama düşer. Gerisini anlatmayayım çünkü oldukça heyecanlı bir sona ulaşıyor Fracture Filmi. Oyuncuların da hepsi gözde: Anthony Hopkins, Ryan Gosling, Billy Burke, Rosamund Pike, Cliff Curtis.
–
Bir Yunusun Hikayesi Dolphin Tale
Bir yunusun hikayesi gerçek bir olaydan esinlenmiş. Eğer tüm süre boyunca güzel hisler duymak istiyorsanız kaçırmayın, özellikle çocuklarınızla birlikte seyretmeniz önerilir
Winter isimli bir yunusun gerçek hikayesine dayanacak olan filmde, yengeç kapanına kuyruğu sıkışan yunusu kurtaran 11 yaşındaki bir çocuk ve onun ailesi arasında geçen film, yunus ve çocuk arasında oluşan dostluğa odaklanacak.
Freeman’ın yunusa tekrar yüzme yeteneğini kazandıracak doktoru canlandıracağı filmde, Connick Jr. deniz biyoloğunu, Judd ise anneyi canlandıracak.
*
11 Dakika
Yönetmen Jerzy Skolimowski nin bu filmi, 11 minutes filmini izledik dün gece, 2015 yapımı polonya irlanda filmi. Şöyle dikkatinizi deli gibi bi şeye odaklama pratiğine ihtiyacınız varsa izlemenizi öneririm; çünkü film Linch’in filmlerini gölgelemeyi hedeflemişçesine dikkat istiyor 🙂
*
Wonder-Mucize
Ağlayacağımı tahmin etmezdim ama bi şey olmadan önce tepkinizi de bilemiyorsunuz.
Cumhuriyet haberi şöyle vermişti:
ABD’li Yazar Ursula K. Le Guin, 88 yaşında hayata gözlerini yumdu. Fantastik ve bilim kurgu eserleriyle dünya edebiyatında kendine önemli bir yer edinen Le Guin, Karanlığın Sol Eli, Mülksüzler, Sürgün Gezegeni, Yerdeniz serisi gibi roman ve öyküleriyle çağına damga vurdu.
New York Times’ın haberine göre Le Guin’in ölümü oğlu Theo-Downes Le Guin tarafından doğrulandı. Oğlu, ölüm nedenini açıklamadı ancak annesinin sağlığının bir süredir kötü olduğunu belirtti.
1929 California doğumlu Ursula Kroeber Le Guin, antropolog çift Alfred L. Kroeber ve Theodora Quinn Kroeber’in kızıydı.
Kitapları 40’tan fazla dile çevrilen ve milyonlarca satan Le Guin, yerleşik cinsiyetçi kalıplara meydan okuyan tarzıyla fantastik ve bilim kurgu yazınında kendine özgü bir üslup geliştirdi.
1969’da yayımlanan Karanlığın Sol Eli, insanların erkek ya da kadın olmadığı cinsiyetsiz Gethen dünyasında geçiyordu.
Le Guin, mitoloji, fantezi ve bilim kurguya meraklı bir genç olarak hikayelerin sürekli “Beyaz adamın dünyayı fethetmesi” etrafında döndüğü gerekçesiyle bilim kurgudan soğuduğunu anlatmıştı. Yine de yazın hayatının ileriki dönemlerinde bu janrda güçlü ve özgün eserlerle adından söz ettirdi.
Ursula benim gözümde sağlam bir kale gibiydi. Korkak biri olduğumdan sık sık bi yere sığınmak istediğimden değil ama bunu neden söylediğimi ben bile bilmiyorum. Henüz fantastik ve bilimkurgu dallarına ilgimin gelişmediği zamanlarda okumuştum Mülksüzler kitabını. Gençliğimde ilk okuduğum kitabıydı, siyasi nitelikli olduğunu ve bunun ancak bu kadar şairane anlatılacağını anlayabilecek kadar çok kitap okumuşluk, yazar tanımışlık geçmişim vardı. Hayranlığım tavan yapmıştı. Tabi sonra diğer muhteşem kitaplarını okuya okuya büyüdük, beni en son ve Mülksüzler kadar şaşırtan kitabı Rüyanın Öte Yakası oldu. Çünkü aradan geçen bunca zamanda hem rüya kavramıyla hem fanteziyle hem kuantum felsefesiyle iç içe geçmiştim. Ve bu kitap bir şaheserdi. Bir çok yerde konuşma yaparken ya da seminerlerimde yeri gelip bir örnek vermek gerektiğinde, uzun açıklamalar yerine kısaca ve tembelce Rüyanın Öte Yakası’nı okuyun demeye başladım. Daha dün bu kitabın 1980 yılında bir filminin çekildiğini de öğrendim, Youtube’da var fakat orjinali, yani alt yazı yok, yine de üzüntümü atlatınca izleyeceğim, ismi aslında kitabın da özgün ismi olan; The Lathe of Heaven (1980).
Geçen yıl Kayıp Rıhtım’ın isteği üzerine Guin hakkında bir yazı hazırlamıştım (okumak için tıklayınız)ve şimdi dönüp baktığımda o kadar az şey söylediğimi,aslında cılız bir yazı olduğunu görüyorum, neden diye düşünüyorum ve sonra onun daha yüzyıl filan yaşamaya devam edeceğinin garantisiyle sıkışık bir zamana sığdırılmış tipik bir gelir-geçer şey olduğunu anlıyorum ve bunu itiraf etmek de canımı yakıyor. Bir insan hayattayken her şeyi söylemek lazım. Neyse henüz çok üzgünüm daha sonra kendimi affettireceğim doğru dürüst bir iç döküş yapacağım bu büyük usta için.
Son yıllarımda yoğun olarak ilgilendiğim Huna Felsefesi, Lemuryan mirası konusunda yaptığım çalışmalar(yazdığım Laniakea kitabı) verdiğim eğitimlerdeki esas noktalar öylesine onun felsefesiyle çakışıyor ki insan hayret ediyor.Belki bu alanları o da taramıştı ve gayet iyi biliyordu. Örneğin bir yazısında şöyle demişti ki aynen Huna bilgilerini içeriyor:
Ona neden bir kale gibi dediğimi şu an anladım çünkü o nadir “bütün” insanlardan biri. Eserleriyle, fikir ve hayal hazinesiyle dünyanın dört bir yanında milyonlarca insana dokunup gitmek ve bütün bunların çağları aşacak ölümsüzlüğe sahip olması onun ölümüyle içime çöken hüznü bir nebze hafifletiyor.