Rüya gibi

Burada her sabah güneşin doğuşu ile başlayan, istikrarlı rüyanın, bütün insanlar tarafından desteklendiğini, çünkü bu rüyayı ortak olarak gördüğümüzü anladım. 🙂 (bakınız)
Geç oldu ama güç olmadı çok şükür.

**

Şaşkın’lıkla Aşkın’lık arasında taşkın bi şey var sanki! Acaba nedir nedir?

**

Olayın kökü cennete kadar gider! Orada her şey apaçık, çıplak ve masumken orta yere elma ağacını kim ve neden dikmiştir? (Bakınız ÖRTÜK)

**

İyi bi dedektif, olan bitenin, doğanın izini sürerken aynı anda kendi izini de sürebilendir 🙂

**

“Filin başı belada olduğu zaman, ona kurbağa bile yol verir” Hint Atasözü

**

Fraternis’i bitirdim çok şükür. İki haftamı pençeledi haylaz şey! İçerik çok ilginç, Sybıl kültünden Etrüsklere, Roma tarihine,hristiaynlığın diktatör elinde ortaya çıkarılıp kendilerini nasıl yuttuğunu, bin yıl boyunca avrupayı inim inim inletip, görülmemiş mezalimini, gizemli Cathar’lıları, islamiyetin yayılmasını,haçlı seferlerini, sonuç olarak her yol Roma’ya mı yoksa Bağdat’a mı çıkar, gerçekten muhteşem bi 2500 yıllık yolculuk yaptık Burak Eldem’in bu çalışmasıyla. Her şey güzeldi, tek itirazım yazarın üslubunun mehteran gibi bi geri iki ileri gidişinin sallantı ve sıkıntısı idi. Dalgalı denizde yol alabileceklere kesinlikle öneriyorum.

Kendimizin hayaliyiz!

Sibel Sordu: (Özet için bakınız)

Atom altı parçacıklarda tam olarak yerine oturtamadığım ilişkiler var, şu sorulara yanıt arıyorum:
1.Bozonlar, fermiyonların zıddı olarak aynı mekanı paylaşabilen parçacıklar ve bunlara toplu olarak tam spinliler deniyor. Fakat elekron gibi element de değiller galiba, yani birleşikler mi? Örneğin Çekirdekteki bazı proton ve nötron(nükleon) bileşikleri bozon oluyorlar?Bu ifade doğru mudur
2. Bozonlar-mezonlar ışıktan hızlıdır, güç/bilgi taşıyıcıları. Onların -elektron gibi- element hali de var mı?
3. Fermiyonlar, yani elektron, proton ve nötronlar olarak bozonlardan ayrılan madde yapı taşları olduğu halde, bazı çekirdek yapılarının bozona dönüşebilmesi ne mene bişeydir?
4. Takyonlar ve bozonlar arasındaki fark nedir?
5. Nötronların dönüş yönününün hareketleri doğrultusunda olması ne anlama gelir?
6. Yarım sipinliler (nötron,proton,elektron yani fermionlar), bildiğimiz madde alamini görünür-var kılıyorlar. Acaba yarım spin fizik terimini dualitik olarak yorumlamak mümkün mü?

Haluk Berkmen cevapladı:

Bu modele göre:
a) Maddesel Parçacıklar Leptonlar ve Kuarklardır. Bunların spini 1/2 dir. Yani topaç gibi saat yönünde veya tersine dönerler. Maddeyi oluştururlar. Bunlara Fermion denir. Çünkü Fermi-Dirac istatistiğine uyarlar.
b) Kuvvet taşıyıcılar. Yani, bir maddesel parçacıkla bir diğer maddesel parçacık arasındaki etkileşmeyi sağlarlar. Onların spini tam sayılı veya sıfırdır. Kvvet taşıyan parçacıklara Bozon da denir. Çünkü Bose-Einstein istatistiğine uyarlar. Foton ve glüonların spini 1, Z+, Z- ve Xo ınki sıfırdır. Yani dönmezler. Ayrıca kuvvet taşıyıcılar yer kaplamaz. Sadece birer dalgadırlar.

Atom altı parçacıklarda tam olarak yerine oturtamadığım ilişkiler var, şu sorulara yanıt arıyorum:
1.Bozonlar, fermiyonların zıddı olarak aynı mekanı paylaşabilen parçacıklar ve bunlara toplu olarak tam spinliler deniyor. Fakat elekron gibi element de değiller galiba, yani birleşikler mi? Örneğin Çekirdekteki bazı proton ve nötron(nükleon) bileşikleri bozon oluyorlar?Bu ifade doğru mudur.

Hayır, doğru değil. Proton ve Nötronlar Kuarklardan oluşur. Kuarkları ise Glüonlar birbirine bağlar. Ama serbest halde ne Kuark bulunur ne de Glüon.

  1. Bozonlar-mezonlar ışıktan hızlıdır, güç/bilgi taşıyıcıları. Onların -elektron gibi- element hali de var mı?

Hayır, Mezonlardan veya Bozonlardan atom oluşmaz.

  1. Fermiyonlar, yani elektron, proton ve nötronlar olarak bozonlardan ayrılan madde yapı taşları olduğu halde, bazı çekirdek yapılarının bozona dönüşebilmesi ne mene bişeydir?
    Doğru değil. Fermiyonlar Bozona dönüşmezler. Ama bozon bulundururlar. Örneğin Proton ve Nötronun Glüon bulundurnması gibi.

  2. Takyonlar ve bozonlar arasındaki fark nedir?

Bu konu halen tartışma konusudur. Benim görüşüm !!! onların Bozon olduklarıdır. Tek farkları ışıktan hızlı hareket ettikleri ve en düşük hızlarının ışık hızı olduğu. Bizim evrenimize düzen ve yasa getiren onlardır. Çünkü zamanda ters yönde (gelecekten geçmişe doğru) giderler.

  1. Nötronların dönüş yönününün hareketleri doğrultusunda olması ne anlama gelir?
    Bu konu pek okadar kesinlik kazanmış değil. Benim bilgim yok.

  2. Yarım sipinliler (nötron,proton,elektron yani fermionlar), bildiğimiz madde alamini görünür-var kılıyorlar. Acaba yarım spin fizik terimini dualitik olarak yorumlamak mümkün mü?
    Evet, mümkün. Ama bu fiziğin değil, felsefenin konusudur.

sevgiler. Umarım tatmin oldun Sibel. :=))

SA:

Teşekkürler Haluk. Üçüncü soruya bi ilavem var:
Bu durumda bozon barındırmak o çekirdek için ne gibi fark yaratır?

HB:
“Bozon barındırmak” bir mecazdır. Gerçekte öyle bir şey yoktur. Şöyle açıklayayım:

Diyelim ki iki protonu yüksek enerjide çarpıştırıyoruz. İkisinin toplam enerjisi kendi kütle enerjileri artı kinetik enerjiden oluşur. Kinetik enerji harekettten doğan enerjidir. Bu fazladan enerjiyi ya hareket olarak salmaları gerekir (elastik çarpışma) veya başka bir şekle dönüştürmüleri gerekir (inelastik çarpışma). Eğer enerji yeteri kadar fazla ise inelastik çarpışma oluşur ve fazla enerji fermion olarak saçılır. Yani istenmeyen enerji geri verilir. Bazen de mezon olarak da salınabilir.

SA:

Elektronlar da çarpıştırabilir mi? Eğer evetse aynı şekilde mi sonuç verir?
Resim çok güzel (bu çarpışma bana aşk gibi göründü! kih keh küh)

HB:
Evet ama elektronların çarpışması genelde elastik olur. Fakat yeterince hızlandırıldıklarında onlar da yeni parçacıklar üretirler.

İnsana benzetirsek, sperm yumurtaya girdiğinde inelastik bir çarpışma yapmış olur. Fazla enerji de de bebek olarak dışarı saçılır.  Bazen tek bebek bazen de ikiz veya üçüz olarak. Heee  hee…nasıl? benzedi mi?

SA:

fena değil 🙂
Peki iki yarım sipinlinin çarpışmasından bir tam sipinli çıkabilmesini neye benzetiyosun?

HB:
Aslında çıkan tam spinli parçacık bir ara parçacık. Yani çıktıktan sonra mutlaka bir yarım spinliye kuvvet iletmesi gerek. Serbest halde çok kısa bir süre kalsa da sabit bir parçacık olarak yaşamı yok.

Bozonların serbest parçacık olarak yaşamları bu evrende yok. Bu evrene fizik evren dersek “fizik ötesi” bir evrende yaşıyorlarsa o evrene de “metafizik” (fizik ötesi) evren demek gerekir. Yani metafizik varlıklar varsa, örneğin ruhlar cinler ve benzerleri, onların özellikleri takyonlar gibi olmalı. Yani ışıktan hızlı hareket yetileri olmalı. Bunun da anlamı onların her yerde anında olabilecekleridir. Onlar parçacık değil, sadece dalga yapısına sahip bir tür görüntüler denebilir. Zaten bu görüntüleri görenler hatta duyanlar da var.

Doktorlar bu tür insanlara hasta, hayalperest hatta şizofren gibi sıfatlar yapıştırmayı seviyorlar. Çünkü pozitif tıp için bir insan ya bu dünyaya odaklıdır ve sağlıklıdır veya bu dünyadan farklı bir boyuta odaklıdır ve hastadır. Oysaki eskiden beri insanlar (şamanlar, ruhsal ve mistik kişiler) farklı bir gerçekliğin varlığını savunurlar. Farklı bir evrenin varlığına ben kesinlikle inanıyorum ve hatta “Takyon Evren” adını verdiğim kendime ait bir evren modelim var. Ancak bu modeli matematik denklemlerle oluşturmam gerek.

SA:

Takyon evreni ismini sevdim, bir başka önerim de “salınımcılar” olabilirdi 🙂
“Işık hızında olma” kavramını ben çoğu kez, eylemi yaptığımız anda tam bilinçli olmak, eylemin tüm bağlantılarını biliyor olmak diye tarif etmiştim.
Farkındalığı ise, eylemi gerçekleştirdiğimiz an ile onun tüm vechelerini bildiğimiz an arasındaki zaman aralığı olarak tarif ediyorum. Bu aralık kısaldıkça farkındalık ışığı artmaktadır, çünkü ışık hızına yaklaşılmaktadır.
Salınımcıların dünyasında olmak sanırım sürprizlere yer bırakmıyor.

HB soruyor:
Doğrudur, farkındalığın arttıkça olayların farkın varış hızın da artar. İleri düzeyde farkındalığın varsa anında bilinçlenirsin. Buna bilgelik de diyebiliriz. Çünkü gelen bilgi senin hafızandan getirdiğin bir bilgi olmayıp, Takyon evrenden gelen anlık ve büyük olasılıkla gelecekten gelen bilgidir. Geleceği bilenler bu bilgiyi Takyon evrenden alma yetisine sahip insanlar olabilir. Tabii ki bu konuda dikkatli olmak gerek, çünkü etrafta bol miktarda sahtekâr da var.

Beni asıl düşündüren ve halen yanıt bulamadığım bir sorum var. Bu soruyu sizle paylaşmak isterim. Biraz bilimsel olacak ama sezgisel yanıtlara da uyarım.

Soru: Işık, yani elektromağnetik radyasyon elektromağnetik kuvveti ileten bir bozondur ve adına Foton denmektedir. O zaman her ışık dalgası veya radyasyonu mutlaka bir kuark ile veya bir fermion ile buluşması gerekir. Serbest bozon yoksa serbest foton da olmamalıdır. Peki ama güneşten çıkan fotonlar önceden bir fermion ile buluşacaklarını bilerek mi yayılıyorlar? Yoksa “biz yola çıkalım da nasıl olsa bir fermionla karşılaşırız” diye mi düşünüyorlar.

Tabii ki onlar düşünmüyor. Fakat bozonların doğal yapıları gereği serbest halde bir foton da olamaz. Elektromağnetik radyasyonun bir türü olan ışık yayılırken dalga özelliğini koruyor. Parçacık özelliği ancak bir fermionla karşılaştığında ortaya çıkıyor. Bu radyasyon da küresel olarak yayılıyor. Çizgisel değil. O zaman kürenin bir kenarı mutlaka maddesel bir parçacıkla karşılaşacaktır. Yani, kaynaktan çıkarken bir tür karşılaşma garantisi ile yola çıkıyor.

Neyse, biraz uçuk bir soru oldu, fazla ciddiye almayın.

SA: yooo soru gayet açık ve cevabı da kendin vermişsin, yani:” kaynaktan çıkarken bir tür karşılaşma garantisi ile yola çıkıyor.”
diyorsun 🙂
Ben ise her zamanki gibi ne fark eder diyorum 🙂
(Malum Molla nasreddin sendromu var!)

HB:

“Erenler meclisinde yanıtını önceden düşünmediğin bir soru sorma” derler.

Bir diğer açıklaması, herşeyin herşeyle zaten bağlantılı olduğudur. Bu durumda fotonlar veya elektromağnetik radyasyon bu bağlantının görünen yankısıdır. ama görünmeyen şeklide bu bağlantı her boyutta vardır.

Bu bağlantıyı tıklayın.
http://www.youtube.com/watch?v=4fo__9hCIJk&feature=related
SA:
Tamamen Katılıyorum. Bu Video da yakın zamandaki bi çok benzeri gibi çok güzel, oldukça yalın ve aydınlatıcı. Bu sohbet için teşekkürler Haluk.

Soru yöntemiyle duvarı aşmak!

Yeni bir bilgi kişiye açıktan “bu böyledir” şeklinde söylendiğinde, kişinin mantık süzgeci onu yabancı madde şeklinde algılayıp ya siliyor ya da daha sık rastlananı; onu alıp zihin içinde bi yere hapsediyor. Çünkü bünyemiz bağışıklık sistemimiz yoluyla kendini dış varsaydığı her  yeni şeye karşı korumaya almış.

O sebeple doğrudan bilgi yayının pek işe yaramadığını uzun senelerdir bilmekteyiz. Sızıntı, sızdırma ve  Plasebo tekniklerininin doğrudan iyileşme ya da yeni şeyi bünyeye alma konusunda çok etkili olduğunu defaten ele almıştık tekrarı gereksiz olacak.

Bilinen bir öykünün sonunu kendi iradesiyle değiştirebilme yetisine sahip brujolardan bahseder Don Juan. Bu teknik de yabana atılacak gibi değil. Gerçekliğin bilerek ve isteyerek eğilip bükülmesi artık zamanımızda hele çocuklarımızın zamanında sanırım sıkça kullanılacak.

Fakat aslında soru sorma tekniği galiba en kolay yöntem! Kişiye cevabı siz buldurursanız bağışıklık sistemi için hiç sorun olmuyor :)))

Gerçek, kapıdan çıkıp gidiyor!

İnsanlık gerçeğe odaklanmaktan hoşlanıyor, kendini gerçeğe demirlemekten hoşlanıyor. Diyor ki, “Bu böyledir.” Zihin buna bayılıyor. Aslında, siz ve varlığınızın diğer parçaları da bundan az çok hoşlanıyorsunuz.

Gerçek. Gerçek size, netlik, açıklık olduğunu düşündüğünüz şeyi veriyor, ama aslında size kısıtlamalar veriyor. Diyorsunuz ki, “Gerçek: güneş yarın doğacak.” Belki de doğmayacak. Aslında aranızdan birkaç kişi, az önce geldiğimde ve giriş konuşmamı yaptığımda, parlakça kendi kendine şöyle düşündü, “Hmmm, Adamus bugünün Pazar olduğunu söyledi, Kasımın 8’i dedi,” ve hangi yıl olduğunu söyledimse. Bu aslında gerçektir, bir yerlerde. Bir yerlerde dinlemekte olan Şambra için. Ve gerçek değildir, çünkü eksiktir. Eksik.

Eski Enerjiden Yeni’ye en büyük geçişlerden biri, gerçek olanın artık gerçek olmamasıdır. Kendinize güvenmedikçe, kendi enerji yönetiminiz üzerinde çalışmadıkça – Pakauwah kadar basit bir şeyle nasıl bağlantı kuracağınızı (bilmedikçe), bununla başa çıkmak zor olacaktır. Pakauwah’ınız yalnızca sizin hayal edilmiş – ya da gerçek – hayvan veçhenizdir.

Yani, gerçek kapıdan çıkıp gidiyor, ve siz tekrar ve tekrar ve tekrar bununla karşılaşacaksınız, ve bu zihninize meydan okuyacaktır, ve diyeceksiniz ki, “Ama bu gerçek,” şu zemin tahta. Ya da öyle mi? Bunun bir bölümü gerçektir. Herhangi bir şeyin bir bölümü gerçektir, tümüyle yalan olsa bile. Ve zihniniz şöyle demeye başlar, “Ama, ama…”  Ah, işte bu, derin bir nefes almak zamanıdır.

Zihniniz, kalıplara ve yapılara ve belli inanç sistemlerine programlanmıştır. Zihnin bu gelişim modelini, ve arkasında yatan yoğunluğu ve inancı alıp da, bunu kendinize ve ruhunuza uygulayabilseydiniz, olağanüstü olurdu – tabii, “Belli bir noktada bu çok yoğun inanç sisteminin ötesine genişlememe izin vereceğim” diyen bir şeyi işleme dahil ettiğiniz sürece. Zihin bir inanç sistemidir – çok yoğun, çok gerçek. Parlak bir iş (çıkardınız). Zihin öylesine akıllı ki, kendine inanan, kendine güvenen, ve aslında yalnızca kendini görebilmek için diğer herşeyi kapatan çok parlak bir veçhesini yaratmıştır.

Zihni yaratmak gibi parlak yaratım sırasında, onu kendinden özgürleştirecek o küçücük tetiği, o küçük donanımı da yaratmış olabileceğinizi düşünmüyor musunuz? Bunu yapmış olabileceğinizi düşünmüyor musunuz?

Bunu yaptınız. Bunu yaptınız. Orada bir tetik var. Orada, zihnin kendi kalıpları içerisinde, deyim yerindeyse, bir mekanizma var – yalnızca küçücük bir düğme, bir tuş, diyelim – ve zihni kendinden özgürleştiren o küçük düğmedir. Ama biliyor musunuz? Siz, bir patlamayla zihninizin ötesine geçmenize izin verecek bu mekanizmayı yaratacak kadar parlaktınız – ve ben “bir patlamayla” diyorum, çünkü öyle olacak. Aklınızla, zihninizle bağlantılı olan pek çok enerji var. Onu açtığınız zaman, patlayacaktır.

Ama bu mekanizmayı, bu salıverme mekanizmasını yaratacak kadar akıllıydınız – zihin gerçekten de çok akıllıdır, çünkü onu siz yarattınız – ve zihin dedi ki, “O düğmeye sakın ha basma!” (kahkahalar)

Böylece burada ilginç bir açmaz söz konusu. Onun orada olduğunu biliyorsunuz. Onu hissediyorsunuz. İnanç sistemlerinden, yapılardan özgürleşmenin orada olduğunu biliyorsunuz, ama kapısına bir nöbetçi koydunuz ve o nöbetçiye, ne olursa olsun, ona söylediğiniz hiçbir palavraya inanmamasını söylediniz. Bu yüzden, nöbetçisi olan o kapıya geldiğiniz zaman – ki bir ordu dolusu nöbetçi onu koruyor – gelip de “Hey, hmm, ben geldim. Gitmek zamanı,” dediğiniz zaman, size inanmayacaklardır.

Bu çok parlak bir oyundur, ama Tanrı kim? Nöbetçiler mi? Hayır… hayır, nöbetçiler değil. Sizsiniz. Tanrı sizsiniz. Yaratıcı sizsiniz. Kendi gerçekliğini seçebilenler sizsiniz. İstediğiniz her şeyi seçebilirsiniz. Her türlü programlamayı, her türlü inanç sistemini, şartlandırmayı, tekrarlanan her kalıbı, yalnızca bir nefes alarak ve kendinize güvenerek aşabilirsiniz. Nefesi almak kolaydır; kendine güvenmek, çok zordur – çok, çok zordur – ya da değildir. Ya da değildir.

Yeni Enerji’ye cesaretle girmeyi sürdürdüğünüzde, ki burada hepiniz için muazzam bir destek var, ama ona girmeye devam ettikçe, artık gerçeğin olmadığını göreceksiniz. Size fizik (kurallarıyla) ve bilimle ve tıpla ve mimarlıkla ve mühendislikle ve televizyonlarla – herşeyle – ilgili söylenenler artık (gerçek) değildir, çünkü siz, o her neyse, onun sadece bir yanını ya da bir potansiyelini görüyorsunuz, oysa çok daha fazlası vardır. Çok daha fazlası.

Bu gömlek size mavi gibi görünebilir, ama başka alemlerde gerçekten – buna başka alemlerden bakan gözler onu tümüyle farklı bir şey olarak görür. Nerede olduklarına ve ne yaptıklarına bağlı olarak ya hiç renk görmezler, yani insanın fiziksel doğasında tanımlandığı biçimiyle, ya da bu maviyi daha sarı tonlarında ve büyük bir olasılıkla da yeşil tonlarında görürler. Diğer alemlerdekiler renk görmezler – yani sizin gördüğünüz gibi görmezler – o zaman, bu mavi midir? Bir meleğe sorun. O size diyecektir ki, “Yok canım.” Herhalde turuncudur. Kim bilir? Üstüne üstlük, onlar için görmek zordur, çünkü onlar enerji kalıplarına (modellerine) bakarlar. Fiziksel gerçekliği görmezler.

Ben, bir meleğin fiziksel doğada var olabileceği ve görebileceği en yakın konumda bulunuyorum, çünkü Cauldre gözlerinin açık olmasına izin verdi. Yani ben şimdi yine de enerjilerinizi görebiliyorum ama, bu güzel yüzleri de görüyorum.

Böylece, tüm gerçek kayıp gitmeye başlayacaktır. Akıl eriyip gitmeye başlayacak ve siz zaman zaman kendinizi çaresiz ve aptal hissedeceksiniz. Randevularınızı kaçıracaksınız. (kahkahalar) Adları unutacaksınız. Ve birisi çıkıp size diyecek ki – ve siz de buna bir an için inanacaksınız – ama birisi yaşlandığınızı söyleyecek, ya da bir parçası olduğunuz o tarikat şeyinde, ya da her neyse, fazla zaman geçirdiğinizi söyleyecek. Ve siz, geçici bir an için buna inanacaksınız, özellikle de şu yaşlanma kısmına. Ama yaşlanmıyorsunuz. Ve şimdi bunu dengelemek için bir dolu haplar ve vitaminler falan almaya da koşmayın, çünkü bedeniniz zaten bunların tümüyle nasıl başa çıkacağını biliyor, ona izin verirseniz. Ona sadece izin verirseniz.

Böylece, tüm gerçekler değişmeye başlayacak ve bu da sizin yönünüzü çok kaybetmenize neden olacak. Herşey kayıp gitmeye başlayacak. Evet, yine de araba kullanmanız gerekecek, ve araba kullanma belleğinin kayıp gitmesine ne zaman izin vermeyeceğini bilecek kadar bilge olan bir parçanız var. (kahkahalar) Önce diğer şeyleri salıvereceksiniz.

Gerçekler değişmeye başlayacak ve siz, çevrenizdeki dünyanın pek de gerçek olmayan gerçekler üzerine kurulduğunu farkedeceksiniz. Bu çok değişik ve baştan çıkarıcı görünse de, zaman zaman çok korkutucu olacak, çünkü bildiğiniz şekliyle dünya eriyip yok olacak.

Onun yerini neyin alacağını daha sonra konuşacağız, ama öylece hiçliğe girmeyecek kadar parlak olduğunuzu anlayın. Siz, kısa bir dönem için hiçlik gibi görünecek olsa da, çok yeni bir şey yaratıyorsunuz.

Gerçek, kapıdan çıkıp gidiyor. Gerçek, kapıdan çıkıp gidiyor. Herkes tarafından pek kabul görmüş olan Newton’un kuralları, kapıdan çıkıp gidiyor, ve belki de uygun olarak. Bunun, tüm o etki tepkinin ve çekimin ve tüm o diğer kuramların, geçici bir durum olduğunu Newton’un kendisi söyledi. Dedi ki, “Ama bu yalnızca bir potansiyeldir, seçtiğimiz ve birlikte yaşamayı (kabul ettiğimiz) bir potansiyeldir ama (potansiyellerden) yalnızca biridir.” Ama bu, kapıdan çıkıp gitmeye başlıyor.

Son zamanlarda biraz sersemlemiş mi hissediyorsunuz? Son zamanlarda biraz bağlantısı kesilmiş gibi mi hissediyorsunuz, ille de kendinizle değil, ama diğer şeylerle? Çünkü gerçek değişecektir.

Siz gazetelerde gerçekleri okuyorsunuz. Onlar gerçek değildir; onlar sınırlı inanç sistemleridir. Gerçekten.  Gerçekten. Siz gerçekleri kitaplarda okuyorsunuz ve ipnotik bir biçimde sanki yol buymuş gibi onları içinize alıyorsunuz, “İşte gerçek bu. Bu, hemen burada, şu kitapta yazılı.” Ben, hiç gerçeklere dayanmayan kitaplar yazdım, ama bu onları asılsız yapmaz. Yalnızca farklı bir bakış açısıdır, ve bakış açıları şimdi değişecektir.

Böylece, derin bir nefes alalım. Pakauwah’ınız ve kendinize olan güveniniz, gerçeklerin artık gerçek olmadığı gerçeğine (kahkahalar) uyumlanmanıza yardımcı olacaklar.

Adamus

Ustalık dizisinden-Gelecekteki potansiyeller

Gerçek ve Gül

Gerçekler gül gibidir, sadece kısa bir an için güzelliğin doruğuna erişirler. -S.Atasoy

Bu kadar geçici olmaları yine de kıymetlerini düşürmez değil mi? Biz onu elden geldiğince uzatırız bi yolla; parfümü ile, reçeli ile, fotoğrafları ve bilimum resimleri ile hayatımızın tümüne yaymaya çalışırız 🙂

Aslında dünyadaki hemen herşey gibi çiçekler de bize tüm oluşu özetlemek için her an canla başla uğraş veriyor. Bahçesi olan ve onun bakımıyla uğraşırken zevkten kendini kaybeden isanlara gıpta ile bakıyorum. Onlar bir anlamda çobanlar gibi ulvi bir iş yapıyorlar. Bizim gibi (sanatçılar, filozoflar, vs) gerçekliği saklama ve yayma gayreti içinde değiller, hatta belki bu iş onlara gülünç geliyor olabilir. Mevsimler ve gerçekler birbiri peşisıra gelip geçiyor onların önünden. Sadece çok kısa bi an parlamaları için diplerini çapalıyor, gübreliyor, ilaçlıyor ve hepsinden öte her an onlara dokunuyor ve sevgilerini paylaşıyorlar.

Bir de Çin Bahçesi kavramı var:

Çin bahçelerinde mistik bir anlayış içinde gizlilik, içe dönüklük ve doğal elemanlara öncelik tanıma ön plandadır. Birçok anlatımlar taş ve kayalarla ifade edilir, örneğin, çam-erik-bambu ‘soğuk mevsimin üç dostu’; şeftali tek başına ‘ölmezlik’; çam ve bambu ‘uzun ömürlülük’: muz ise Verimlilik’ simgesi olarak değerlendirilir. Ancak, Krizantem, mor salkım, sarmaşık güller ile ‘çiçeklerin kralı’ olarak isimlendirilen şakayık (Poenia suffruticdsa) ve Budıstlere göre temizliği, berraklığı temsil eden nülüferler avlu bahçelerinin vazgeçilmez çiçekli otsu bitkileridir.

Çin bahçesinin doğrudan resimden kaynaklanan bir özelliği vardır. Bu nedenle, Çin bahçesi genellikle şair, ressam ve rahip gibi doğaya ilişkin duygularını yazı ve çizgilerle ifade eden kişiler tarafından gerçekleş tiril mistir. Bunun doğal bir sonucu olarak, Çin’de şiir, resim ve bahçe sanatı birbirleriyle ilişkili sanat dalları olarak gelişmiştir. Çin bahçeleri, doğanın bazı görüntülerini betimleyen, ancak tamamlanmamış izlenimini veren Çin resimlerine büyük bir benzerlik gösterirler. Sembolizmin Japon bahçelerinde daha fazla yeri olmakla birlikte, Çin bahçelerinde de kullanılan elemanların dinsel ve felsefi yönü vardır.