Ayrılık gayrılık

Ayrılık (özneler ve dilin tüm yapılarının oluşturduğu illüzyon) faydalı bir amaç uğruna kurgulanmıştır ve 3,4 ve 5. boyutlar süresince azalan ve derinleşen bir süreçte insanın eğitimine hizmet eder.
Soru: Nedir bu fayda?
Bildiğimiz, bilmediğimiz ve asla bilemeyeceğimiz yaradılış katmanlarının aslında her anlamda BİR olduğuna dair bir anlayış edinmek.
Soru: Peki zaten her şey BİR ise bu zahmete negerek var?
Öncelikle bunu zahmet değil büyük bir eğlence şöleni diyerek başlayalım. O zaman daha anlaşılabilir olacağını sanıyorum.
Bütün bu göz kamaştırıcı ayrılık illüzyonu kurgusu bizlere “özgür irade deneyimi” kazandırmak için planlanmış. Her şeyin zaten BİR olması özgür irade kazanımını değersizleştirmez aksine, tek hedef olan “BİLİNÇin evrilmesi” için olmazsa olmaz bir gerekliliktir (çünkü bu evrim çeşitlenmeyi mutlak surette gereksinir).
Mesele bunu eğlenmek mi yoksa acı çekmek için mi kullandığımızdan daha çok bu ayrılığı mutlak mı zannediyoruz yoksa kurgu olduğunu biliyor muyuz sorusunun cevabı olmalıdır.
Soru:O halde sanki BİRliği anlamak ve kabullenmek bir tercihmiş gibi, özgür irademize bağlıymış gibi yapmak bir aldanma olmuyor mu?
Neden olsun? Zaman da bu kurgunun bir parçası yani mutlak değil, eğer arzu ediyorsan sonsuza kadar bu üç boyutun (3-4 ve 5) kapsamında kalabilirsin, birinden diğerine tırmanabilir ya da uçurumdan aşağı atlayabilirsin. Kimse seni zorla 6.boyuta çekmeyecek. Garanti ediyorum.

*

Castaneda’nın Rüya Görme Sanatından özetle alıntıladığım şu paragraf da konuya oldukça açıklık getiriyor:

Devamını oku “Ayrılık gayrılık” →

Kuş Bakışı

Insanlar tekamul yolculuklarinda yükseldikce (tabi 3b dunya sartlari uyarinca) detaya girme ve sözcükleri kullanma konusunda giderek isteksizlesiyorlar. Örnegin ben yasayan usta Mooji’ye baktigimda onu Maharaja benzetiyorum biraz, hemen her cesit sorunun cevabi aynı!! Hahahahahaha yirmi yıl önce Maharajin ben oyum kitabini okudugumda önce şaşirdim sonra kahkahayla güldüm, o kalin kitapta tüm sayfalarda aynı sey yaziyordu. Sonraki yıllarda mutlu olmayi her gereksindigimde o kitap elime geliyordu ve herhangi sayfasini acip okuyordum

Anladım ki, Maharaj usta gibi dagin doruguna cikinca görus alanin cok genisliyor, herseye esit bi uzaklik olusuyor, detaylar belirginligini kaybediyor, yargi ve ovgu yapabilmek icin tarafligini kaybediyor, tipki tanri gibi herseye esit uzaklikta, boyle bi pozisyonda sonsuz bir anlayis var, sonsuz şefkat, her şey yolunda.

Oysa diger bir yasayan usta Nithyanandaya baktigimda detaylara ne kadar hakim oldugunu goruyorum, ders veriyor o, bi gorucu ve iz surucu, bir peygamber gibi vizyon edinmis ama gercek degil tabi denetimli delilik yapiyor , onu her an takip ettigim icin bunu hissediyorum. Neden gercek degil de denetimli delilik yaptigini hissettigime gelince, nithyanandanin su andaki peygamberligi andiran rolünü kendi sanmadigini, o role yutulmadigini, muntazaman kendini rollerinden arindirdigini goruyorum. Hayran olmamak elde degil, dünya tekamulunde 2000 yilda müthis bi degisim olmus, bunu cikarsiyorum.

Günün parlakligi sizlerle olsun frekanslar.

13 Haftalık bi serüven

Tamamıı için tıklayınız

Size bu yolculukta başıma gelenleri anlatmaya ne zaman karar verdim biliyor musunuz?

Daha ilk derse gittiğimde ve niyetimize rağmen insan prototipinin çeşitli modelleri olma durumumuzu net olarak gösterir ufak tefek olaylar oluştuğunda “bunu yazmalısın” dedim kendime. Böylece yazarken bunu sonsuza kadar unutmamayı garanti etmek istiyordum.

En azından bu niyetle, işte şimdi başlıyorum.

**

“İzleme” kelimesini özellikle kullandım; çünkü hayatımızda en önemli üç beş unsurdan biri olduğunu düşünürüm. İzleme kelimesini bir çeşit avcılık terimi gibi kullanıyorum; yani bir avcının, avının izini sürmesi gibi insanın kendisini, çevresini ve olan bitenin ilişkisinin izini mümkün olduğunca bir avcı sadeliği ve tarafsızlığı ile sürerek bağlantıları keşfetmesi, deşifre etmesi olarak açıklayabilirim.

**

Son bir yıldır birlikte tefekküre daldığımız, keyifli uzun saatler boyunca birlikte iz sürdüğümüz yoldaşım A ile o gece yine bağlantılardan konuşuyorduk.

Her şeyin birbiriyle ilişkide olduğunu, insanı bir sonuca götüren tek bir sebep bulmanın imkansızlığını üstelik bu durumun tam da kuantum fiziğinde söylendiği gibi neredeyse “kaostaki kelebek etkisi” ne benzediğini kimbilir kaçıncı kez (çünkü bazı şeyleri defalarca konuşmaya doyamıyorduk, sanırım o sıralarda bilgi eritme işleminin peşinde avcılardık.) heyecanla anlatırken aniden yine bir vizyon gördüm.

Son bir senede defalarca başıma gelen bu vizyonlar tek kare şeklinde hayali fotoğraflar şeklinde olurdu. Öylesine net, gözümün önünde ama gözüm olmayan başka bir şeyle gördüğüm ve sorulduğunda en ince ayrıntısına kadar seyredip aktarabildiğim tuhaf, sevinç verici şeylerdi.

Herneyse o gecenin fotoğrafı şöyleydi: Bu fotoğraf oldukça yüksek bir yerden belki de içbükey olarak alınmıştı; çünkü bir çok objeyi içine alan bir coğrafi harita gibiydi. Şehirler yerine insanlar, hayvanlar, bitkiler ve diğer maddeleri bir çeşit renkli elektrik kabloları ile birbirine bağlıyordu. Sanki bir bölgenin karayolu, demiryolu haritası gibi görünüyordu ama bağlantılar sabit değildi. Her an yeni bağlantılar oluşuyor, eskileri gözden yitiyordu, harita adeta canlı bir yaratık gibiydi.

İlginç bir görüntüydü ve bize her zamanki gibi yeni bir heyecan, bir BİLME hali getirmişti. Haritayı ilk gördüğüm anda bu elektrik teli gibi bağlantıların ilgi enerjisi olduğunu anlamıştım. Sonraları bu konuda “ilgi bağlanışı” dikkat enerjisi gibi isimler verdiğim yazılar bile yazdım.

Bu fotoğraf öyle ilgimi çekti ki ben aniden

“Ben artık her şeyi böyle görmek istiyorum” diye bağırmışım.

Bu heyecanlı, çocuksu hallerime alışkın olan A, her zamanki ağırbaşlı, anlayışlı havasını sürdürmekle beraber oyunuma katıldı “gör o zaman, seni kim tutar” dedi.

Ama ben bunun nasıl yapılacağını bilmiyordum. Bunu yapan insanlar olduğunu biliyordum fakat onları nasıl bulmalıydı.

**

Mutat düşünce seanslarımızın birinde nasıl olduğunu anlayamadığım bir hale geçmiştim. Birden tek bir göz olarak her şeye bakarken buldum kendimi. Bu bildiğimiz her şeyi içine alan dünya ve evreni iç bükey bir aynada seyretme duygusuydu. İrkiltici gelmişti. Zaten tedirginlik hissettiğimde yeniden normal iki gözlü yaşamıma döndüm. Sanırım bu deneyimden sonra bazı şeyler değişti. Ne olduğunu tam olarak ifade edemeyeceğim. Zaten sık sık her şeyi uydurduğuma kendimi ikna etmeye çalışırken yakalıyorum kendimi.

Sonra bu cümlenin anlamsızlığına ve saflığına uzun uzun gülüyorum. Uydurmayı küçümsemek iliklerimize işlemiş.

Uydurma konusunda dört ihtimalden birini, ya da birden çoğunu aynı anda kullanabiliyoruz.

  • 1) Hiçbir şey uydurmaz, uyduranları da taşa tutarsın.
  • 2) Arada uydurur ancak bunları asla gerçekle (!) karıştırmazsın.
  • 3) Çok uydurur, arada bunları gerçek sandıklarınla karıştırırsın.
  • 4) Çok uydurur, uydurduklarının gerçeğe dönüştüğünü bilirsin.

Ben ilk yaşamımda ikinciyi, ikinci yaşamımda üçüncüyü, üçüncü yaşamımda dördüncüyü kullandım. Bundan sonra ne olacağını bilmiyorum.(2003)

**

Madam Mari sevgiyle haykırıyor “bırakın çıksın onlar, serbest bırakın”

Bilemiyorum… Kendimi haddinden fazla büyümüş, çirkin bir dinazor gibi hissediyorum.

Evrim, dinazorları elemişti. Düz mantıkla yola çıkarsak, demek ki sıra bana geliyor.

Boynumun üzerinde yarı çapını kestiremediğim çok büyük bir saksı taşıyormuş gibiyim. O büyüdükçe boynumun altı bir hilkat garibesi gibi çelimsiz kalıyor.

Bir zamanlar methiyeler düzdüğüm dünyanın doğal güzelliği bile bir şey demiyor artık bana. Benim durumumdaki birinin çoktan ölmesi gerekirdi.

Peki bu durumda ben ne demeye kursa gidiyorum?

Kendimi yeniden dünya için yararlı hissetmeye çalışıyorum. Egom beni burada ve canlı tutabilmek için hanidir büyük bir efor sarf ediyor. Eğer ben de aura görebilsem ve şifacı olabilsem insanlar için bir şeyler yapabilsem değerimi yeniden inşa edebileceğim. Kendime saygımı geri kazanacağım. Bak sen şu işe!

Demek bir yanım “kalk gidelim” diğer yanım “halt etme otur” diyor.

Bütün Oyunlar Konfederasyonu büyük boy ilanlar vermiş;

“Oyun kurabilecek, usta oyuncular aranıyor”

Overlokçu ya da oyun kurucu fark etmez! Hepsi oyun için.

Ben sersem tavuğun biriyim. Bir de aptal diye tavuk yemezmişim. Tavuğun aptallığı kendimden tanıdık geliyor besbelli.

Önce kendi oyuncağımı kırdım şimdi bön bön bakınıyorum. İstesem yeni bir oyuncak yapabilirim ama neden yapayım? Oyuncağa ihtiyacım varsa kırdığımın kusuru neydi. Oyuncağım olmaması iyidir. Ama bundan daha iyisi BEN diye birinin hiç olmaması.

İçimde istek yok, duygu yok, beklenti yok. Biraz şaşkınlık var. Ben ne halt ettim şaşkınlığı.

İnsan kendi isteği ile boşluğa atlar mı?

Atladık işte!

Bu sefer kendimi geri getirme zahmetine girmeyeceğim.2003

**

Bugün ders arasında eski öğrencilerden Nilay bana ilginç bir şey söyledi;

“Sen neden kendini tutuyorsun?”

“Bilmem tutuyor muyum? Neden söyledin bunu?”

“Sen bir cadısın! Gece mavisi ipekler giyiyorsun”

şaşırmıştım

“Öyle mi görüyorsun?”

“Evet”

Fazla açıklama yapmadı. Ama bazen onu başımın üzerinde bir şeylere bakarken yakalıyorum.2003

Görücü

İyi bi Görücü sana baktığında ne olup bittiğini görür ama bunu söylediğinde sana bi yararı olmaz. Öyleyse sana cevaplarını kendin bulacağın soruları sorabilenlere yönel. sa

**

Falcıyla Görücü arasında ne fark var?

Falcı, görüp söyledikleri ile övünür. Görücü ise görüp söylememeyi başardıkça ve uygun soruları sorabildiğiyle tatmin olur. Hele kişiye kendi cevabını buldurmayı başardıysa işte o zaman sevinir.

Rüya yoruculara bir bakın, ne hoş gelir onlara kehanette bulunmak.
Velakin bu hiç de özel bişey değil, kolayın kolayına kaçmaktır bencileyin. İnsanlar zaten seçim yapmamak, kendileri hakkında gereken kararları vermemek için kırk takla atmaktalar. Onlara ne yapacaklarını, ne olacaklarını bi söyleyen olsun ki kendi sorumluluklarını almasınlar, tek dilekleri bu çoğunun.

**

Ayrılmak için eşyalarımı toplamaya başladım. Don Genaro defterimi toparlamama yardım etti ve onu çantamın dibine koydu.
“Orada sıcak ve rahattır,” diyerek göz kırptı. “Defterinin hastalanmayacağına emin olabilirsin.”
Sonra don Juan ayrılmam konusundaki fikrini değiştirir göründü ve deneyimim hakkında konuşmaya başladı.
Bu arada çantamı don Genaro’nun ellerinden kapmaya çalıştım, ama daha ona dokunamadan yere düşürdü. Don Juan sırtı bana dönük konuşuyordu. Bir hamleyle çantayı aldım ve hızla defterimi aramaya başladım. Don Genaro gerçekten de onu öylesine iyi yerleştirmişti ki alana kadar canım çıktı; sonunda çantadan çıkardım ve yazmaya başladım. Don Juan ve don Genaro bana bakıyorlardı.
“Çok kötü durumdasın,” dedi don Juan gülerek. “Defterine uzanman, bir sarhoşun şişeye uzanması gibi.”
“Şefkatli bir annenin çocuğuna uzanması gibi,” dedi
don Genaro.
“Bir rahibin haçına uzanması gibi,” diye ekledi don Juan.
“Bir kadının donuna uzanması gibi,” diye haykırdı don Genaro.
Beni arabama kadar geçirene dek bu yakıştırmalarını sürdürdüler. Ayrılırken arabamın içinden kahkahalarını duyabiliyordum.(cc)

**

Güçlü bir istence sahip olup da göremeyen büyücüler olabilir. Bir bilgi adamı, dünyayı hem duyularıyla ve istenciyle hem de görmesiyle sezebilir.

Bakın burada duyu+istenç+görme birleşerek büyük bir fark yaratıyor.

İstenci güçlü ama göremeyen bir büyücü hayatı boyunca savaşçı gibi yaşamak zorundadır. Oysa bir görücünün, artık savaşçı gibi yaşaması gerekmez. O zaten her şeyi OLDUĞU gibi görür.

İnsan bi kez görmeyi öğrendi mi, hiç bişey olmadan her şey olmuş sayılır. Yani yok olmuş demektir ama yine de ortadadır.

Üstün bi görücünün oluşumundaki en önemli unsur, sınırsız yetkeye sahip bir ufak tirandır. (Ufak tiran nedir tıklayınız)

Aşk ve büyümek

Benzersizliğimize hiç zarar vermeyen hatta tüm gücüyle destekleyen birleşikliğimize kadeh (içinde filte kahve var) kaldırıyorum; yarasın 🙂

Ayrıca demlenen her şeye saygı ve sevgiler sunuyorum
sa

**

Harika bi haftayı geride bırakırken şahane bi haftasonunu kucaklamaya hazırız. Bir kavuşup bir açılan kollarımız, kanatlarımız ve nefesimiz. Benzersiz varlığımız benzersiz yeni tohumlardan benzersiz yeni bir dünya kuruyor. Bu güzelliklere hayran olmamak mümkün değil. Şükürler olsun ki hissedebiliyoruz.
sevgi ve selamlar arkadaşlar.

Bu arada, Ay İkizler Burcu’nda yol alıyomuş. İç güdüsel tüm davranışlarımız ortaya çıkabilir, ruhsal anlamda iletişim ise bu dönemde daha aktif olabilirmiş (ben astrologların yalancısıyım, bildiğimden değil yani!)

**

Aşk zannedilen beklentiler yumağı değil de gerçekten aşık olduğun her şey ilahi aşktır. sa

FT: İlahlarim bi hayli cok bu durumda. :-))

sa: Ne malum çok olduğu? İlah tektir, biz onu bi çok benzersiz şey içinden tanır ve aşık oluruz 🙂

EA: Biz kim peki 🙂

sa: Ben 🙂

**

Birisi bu şarkıyla ilgili şöyle bi yorum yapmış, anlayabildiğim
kadarıyla hoşuma gitti:
“Cause there’ll be no sunlight, if I lose you baby.” You said to your
girlfriend after you realized, recognized those mixed signals that
will let you know that you will be left soon in that relationship you
only insist in the first place. Yes, she is the sunlight that can make
you feel energized every time you… just have contact with her in any
sense and can make you feel rejuvenated when everything else seems to
fail. When every little thing about her just mean so much to you,
where every single thing about her makes you feel that you are
complete and fulfilled. That you like yourself better when you are
with her and more.

There will be no sunlight, the right path or the right direction,
where you know in yourself that you have no inspiration to go through
all the things and stuff not necessarily enough to live the life where
you need is love. You can’t have that courage to persevere where you
know at the end of the life tunnel, there will be no light or path to
follow and live with. Something like, where you find yourself on a
purpose then suddenly someone have to turn your services down and just
thank you. God Bless!

**

Çok hoş çok sevimli, kahkahalar attım hali devrana.

Velakin ben aynı hatayı iki kereden fazla üst üste yapmamışımdır, tekrar deneyeceksem araya bi 8 yıl koyarım.Belki değişmişizdir. Bu kez damdan atlarım bacağım filan kırılmaz, belki zıplayabiliyorum, belki kanatlarım çıktı, kim bile
bilir ki!

**

İyi bi Görücü sana baktığında ne olup bittiğini görür ama bunu söylediğinde sana bi yararı olmaz. Öyleyse sana cevaplarını kendin bulacağın soruları sorabilenlere yönel. sa