Ayrılık gayrılık

Ayrılık (özneler ve dilin tüm yapılarının oluşturduğu illüzyon) faydalı bir amaç uğruna kurgulanmıştır ve 3,4 ve 5. boyutlar süresince azalan ve derinleşen bir süreçte insanın eğitimine hizmet eder.
Soru: Nedir bu fayda?
Bildiğimiz, bilmediğimiz ve asla bilemeyeceğimiz yaradılış katmanlarının aslında her anlamda BİR olduğuna dair bir anlayış edinmek.
Soru: Peki zaten her şey BİR ise bu zahmete negerek var?
Öncelikle bunu zahmet değil büyük bir eğlence şöleni diyerek başlayalım. O zaman daha anlaşılabilir olacağını sanıyorum.
Bütün bu göz kamaştırıcı ayrılık illüzyonu kurgusu bizlere “özgür irade deneyimi” kazandırmak için planlanmış. Her şeyin zaten BİR olması özgür irade kazanımını değersizleştirmez aksine, tek hedef olan “BİLİNÇin evrilmesi” için olmazsa olmaz bir gerekliliktir (çünkü bu evrim çeşitlenmeyi mutlak surette gereksinir).
Mesele bunu eğlenmek mi yoksa acı çekmek için mi kullandığımızdan daha çok bu ayrılığı mutlak mı zannediyoruz yoksa kurgu olduğunu biliyor muyuz sorusunun cevabı olmalıdır.
Soru:O halde sanki BİRliği anlamak ve kabullenmek bir tercihmiş gibi, özgür irademize bağlıymış gibi yapmak bir aldanma olmuyor mu?
Neden olsun? Zaman da bu kurgunun bir parçası yani mutlak değil, eğer arzu ediyorsan sonsuza kadar bu üç boyutun (3-4 ve 5) kapsamında kalabilirsin, birinden diğerine tırmanabilir ya da uçurumdan aşağı atlayabilirsin. Kimse seni zorla 6.boyuta çekmeyecek. Garanti ediyorum.

*

Castaneda’nın Rüya Görme Sanatından özetle alıntıladığım şu paragraf da konuya oldukça açıklık getiriyor:

Devamını oku “Ayrılık gayrılık” →

Makia ve Meditasyon

Odaklanmış dikkatinizi herhangi bir şeye angaje ettiğinizde meditasyon yapmaktasınız. Bunun belirtisi yalnızca meditasyon esnasında neye baktığınız, neyi dinlediğiniz veya neyi konuştuğunuza eşdeğer değildir, bütün bunların ve daha fazlasının, hatta alışkanlıklarınıza dair kabullerinizin bütününde ortaya çıkmaktadır. Lono’nuz medite olduğunda KU’nuz da derhal ona katılır. Şamanın yolunda öğrenilecek ilk şeylerden biri; Lono ve Ku’nun aynı zamanda aynı şeye medite olabilmelerini sağlamaktır, işte o zaman sihir ortaya çıkar.

3.Prensip Makia gereğince; enerji dikkatin yönlendiği yere aktığına göre, şu anınızda deneyimlemekte olduğunuz şeyler; alışkanlıklarınıza bağlı sürekli odaklanmış dikkatiniz sayesinde Ku tarafından sağlanmaktadır (çünkü KU’nuz değiştirmediğiniz her minör enerji kalıbı için onayınızın sürdüğünü varsayar) . Eğer mevcut hayatınızdan memnunsanız, böyle devam etmesi de gayet iyidir fakat eğer memnun değilseniz bu durumda KU’nun dikkatini yeni bir kalıba dönüştürebilmenin yolunu bulmalısınız. İşte meditasyon ve hipnoz bu iş için gayet uygun araçlardır.

*

Yeni bir birleşim noktasında (yeni algı noktası/yeni gerçeklik) kalıcı olmak, eskisine defalarca geri dönmeyi gerektirir, olgunlaşma ve dengeleme sürecidir bu. Hepimize ve her düzeyde işleyen mekanizma budur.

Dikiş makinası nasıl diker, ya da elde bir paçayı çevirirken nasıl dikiyorsunuz?

İleri ve eski noktaya gidiş gelişler gerekir, hele dikişi bitireceğiniz zaman makinacı son noktayı öncekine dört beş kez bağlar! Seyrederseniz daha iyi pekişir, tıpkı yeni birleşim noktasının pekişmesidir o! Yeni eskiden kopmaz, onun emek verilmiş uzantısıdır, o sebeple ilerleme ancak “kapsama” kavramıyla izah edilebilir bence.

Bazen bir kaza ya da ölüme yakın deneyim veya frekansı yüksek birinin/yerin etki alanında veya halüsinojen maddeler sebebiyle birleşim noktası yerinden oynar (zaten her gece rüyada da yerinden çıkıp öylesine salınır, gezinir) ve bu insanlar çok farklı gerçeklikler deneyimleyebilir ancak bunlar kalıcı olmaz ve kişinin bilinciyle çıpalanan son bileşim noktasına geri döner. Bir çok öğreti özellikle şamanik uygulamalar kişiye istenilen zamanda istenilen bileşim noktasına gidip, istenildiğinde yerine dönebilmenin bilgisini verirler ki bu CC öğretisinde büyücü kavramının içeriğini ya da koşulunu anımsatır.

Burada sorulması gereken, “Birleşim noktası neden eski yerine döner?” konusudur ve cevabı da çok basit; çünkü biz sürekli iç ve dış konuşmalarla (bunun temelinde KU’nun tüm faaliyeti yer alır) öznel gerçekliğimizi öyle sağlamca oluşturmaktayız ki, algımızın kendi yerine dönmesi gayet doğal ve hızlı olur 🙂
Biz şamanik çalışma yapanlar “yerine dönme” konusuna hep tüh tüh şeklinde bakmışızdır doğal olarak, fakat bu tabi ki acemiliğimizin bir göstergesidir. KU, bu işlemi, bizi sonsuzlukta kaybolmamak için garantiye almıştır ve aklımızın alamayacağı denli gelişmiş bir bilgisayar program bütünüdür. Eğer bir mistik olsak bunu tanrıyla ya da kaderle eşleştirmek işten değildir 🙂
Sonsuzlukta gayesiz ve bilinçsizce savrul-ma-mak, bu hayatın oluşturulma sebebidir zaten, savrulanların hemen hepsi akıl hastanelerindedir ya da ölmüşlerdir! Ölüm sonrası pek konumuz olmasa da yaşıyorken özetleme yapmak ve bütünlenmek yolu (Ho’oponopono) ile “arınma” işte bu sebeple büyük önem kazanır.

Üzerimize sinmiş (tüm canlı ve cansız varlıkların üzerine) karanlık ve negatif enerjilerin biçim değiştirerek evim sürecine dönmesi içindir arınma ve tasfiye çalışmaları. Bilinçte dönüşüm ancak böyle sağlanıyor. Aloha

Barış Ararken…

Barış adeta bir güneş gibi anlayıştan doğar, bilinmeyenden korkarak batar. sa
İşte bu sebeple 3B dünyasında barış ve savaş birbirlerini gece ve gündüz gibi şaşmaz bi kararlılıkla takip eder. Ta ki bilinmeyenden zevk alana kadar devam eder. Sürprizlere açık olmak, yaratıcı 5B boyutunun temelidir. Sonsuz, tanımsız yaratıcının, sonsuz şefkatini bir kere hissettiğinizde, bilinmeyene karşı hazırlıklı olma telaşı kaybolur, şu an ve burada mantıksız (!) bir güven kaplar içinizi.

‘Yıldızları görmek için belirli bir karanlık gereklidir.’ Demiş Osho

İşte her şey bundan ibaret. Bilinçle bilinçaltı perdelemesi, bu sebepten oluşturulmuş bi oyun. Hızlanmak için…
Şimdi ben Barış isterken, anlayışı derin biri çıkıp “işimizi yavaşlatıyorsun Sibel” derse ona “evet aynen kardeşim” derim

*

Sebepleri anlamak, anlayışta derinlik kazandırır. En azından bana öyle oluyor:)

İç görülerimle (yüksek benliğimle) bağlantım hep iyidir ve çoğu kez de onun yol göstericiliği ile yaşadım, sadece böyle de yapabilirdim ama doğam başka türlüsünü gerektiriyordu, buna ilaveten sebep-sonuç ilişkileri kurarak mantığımı da ikna ederek, çift dikiş ilerledim. Her birimiz benzersiz kendi dinimize (hayat yolu) sahibiz.

Halleri deneyimlemek icin sebep sonuc analizi gerekmiyor ancak o haller de tipki ruya gibi kontrolsuz dolasimlar ve cok hos tabi bi yaniyla. Ancak HALden makama transfer icin bilincli cabalar gerekiyor güm üstatlar da bunu desteklemisler. Zaten bi makama demir attiginizda yine farkli halleri gelisiguzel dolasmayacaksin diye bi durum yok, bu sonsuz bi yolculuk. Kuantum fiziginde buna Sanal Geçişler deniyor. Bu durumda makam için de kuantumun Gercek Geciş tabirini kullanmakta sakinca olmaz sanirim.

Bu gezintilerde kaybolma olmuyor cünkü halen zaten bi makamin var, yani birlesim noktasinin sabitlendigi bir noktan var (psikolojik agir bi vaka degilse insan), yerine ruyadan uyanir gibi tip diye donuveriyorsun 🙂 Fakat yeni bi makama cengellenmek icin ve hal gezintilerine KENDI IRADENLE çıkıp istedigin zaman donebilmek, istedigin yere bilerek gitmen gibi bilincli geziler hep Cc nin ogrettigi ustalasma calismalarini gerektiriyor 🙂

  • Turan Erdal Ben “mantigimi ikna etmek”ten bunu anladım. Yani çocuk avutmak gibi bişey mi?
  •  Sibel Atasoy Mantık bi canlılık değildir ki, o bi kavramdır, yöntemdir, soyuttur yani çocuğumu ikna etmeye benzemez. Ona bu gezegendeki insanlık BİLGİsini ikna etmek denilebilir:) Yeni olanı (yeni bi ifade yeni bir bağlama biçimidir zaten) eskiyle hemhal etmektir. Eski ölüp yeni gelmez, her zaman bunla birbirlerinin içinde pişerler ve ortaya yeni yani sentez çıkar. Demek ki benim yöntemim buymuş, bilmiyordum, sorduğun için teşekkür ederim
  • Turan Erdal Demek ki mantık sürekli sentez yapmakla meşgul. Yani meşgul olmak için sürekli etkin olmak zorunda. Diğer tarafta dingin birşeyin de olmadı gerekiyor, aynı okyanustaki dalgalar gibi. Dalgaları mantık kabul edersek tabii.
  • Sibel Atasoy Güzel bi çıkarım yaptın. Zihnim sentez süreciyle meşgul olduğu için benimle pek uğraşmaz, o sebeple sakinim ve yüksek benliğimle sürekli bağlantı içindeyim.
  • Turan Erdal Zihnin senden ayrı bişey mi? O zaman sen kimsin?
  • Sibel Atasoy Tanık diyebiliriz belki, pek düşünmedim ancak onun ölümsüz sonsuz bi şey olduğunu hep bilirim, hatta çocukluktan beri ölememekten çekinmişimdir, çünkü belki bu başka bi çeşit mahkumiyettir. Fakat son yıllarda bunları daha iyi oturtabiliyorum ve korkum geçti
  • Turan Erdal Mantığını susturdun yani ,-)
  • Turan Erdal Yani senin için “doğru-yanlış” pek yok mu diyorsun?
  • Turan Erdal Yani kimin neyi nasıl cevap verdiği onun algı seviyesini gösteriyor diyorsun.
  • Sibel Atasoy Onun mu benim mi artık! Fark etmez canım 🙂

Asansörler

Aydinlanmis bi varligin ya da bilinclenme seviyesi yukselmis bi insanin yakininda cevresinde bulunanlar, hatta mekansal ve zamansal kisitlari asip giden dikkatin o kisiye yoneltilmis olmasi bile o varligin görüş alanina cikmak anlamina gelir. Şüphesiz her gordugunu ifade edebilecem durumda degildir ancak şahitlik etmek acisindan hic bir engel yoktur. Bilinçli varligin yakinindaki kisilerden bazilari aslinda bir cogu zaman icinde bu halin kendi dogal durumu olduklarini dusunup oradan uzaklasirlar kendi baslarina ayni goruleri surdurup ogretebileceklerini sanirlar, ne de olsa biljncli varligin sozleri akillarindadir hatta belki yazmislardir, koltuklarinin altinda notlari ve kitaplari emniyete alinmistir. Ancak maalesef bu cogu kez islemeyen bir plan olur sebebi ise gayet basittir. Aydinlanmis kisinin enerji alani bir cesig asansordur ve kendisine degen dokunan (dikkatini yönelten) kisilerin mutat bilesim noktalarini kaydirir ve kendisinin seviyesinde tutar. Bu dogal ve gayet fizik bir durumdur, aydinlanmis varligin bunun icin bi caba gostermesi gerekmez, kendiliginden ve kacinilmazdır.

Ancak kisinin birlesim noktask yeni yerine cengellenmedigi icin bilgenin yanindan uzaklastiktan bir sure sonra birlesim noktasi ya mutat yerine ya da onun hemen yakinina duser ve takilir. Ne careki bu kisiler kendilerindeki bu degisikligin farkina ya hic varmaz ya da cok uzun sure sonra varirlar. Dolayisk ile hikmet dagitma cabalari da ümit ettikleri ölcude olmaz.

Birlesim noktasinin yeni yerine cengellenmesi bilincli ve azimlj cabalar gerektirir ve bunun suresi de herkes icin bh sebepten ayni olamaz. Aydinlanmis kisi zaten kendi seviyesine  engellenmeyi basaran kisiyi kendi seviyesindeki artisla hisseder ve onu derhal yanindan kovalar, çunku onun bu yeni cengeli ancak deneyerek anlatarak saglamlastirmasi gerektigini bilir, o andan sonraki birliktelikleri verimsiz, ayriliklari verimlilik vadetmektedir. Kovalarin doluluk seviyesi dengelenmistir. Ayrilan kisi kendi seviyesini kesinlestirdigini bilene kadar uygular, konusur, yazar, anlatir, ogretir.

Castaneda ogretisinde, birlesim noktasinin yeni yerine cengellenmesi konusu bir ozgurluk savascisinin en meşakkatli donemi olarak belirtilmistir. Birlesim noktasi eski ve yeni seviyeler arasinda sayisiz inip cikmalar yasar ve kisinin bütün bunlar olurken sarsilmaz niyetinden, gozlemcilik yeteneginden hic sapmamasi gerekir. Bu sureclerde yeniden bilgesinin ziyaretlerine gidebilir ya da ona gelinir. Ister madde aleminde ister suptil alemlerde cok kez bir araya gelinir, meselelerin aksayan kisimlari gozden geckrilir. Bu sureclerde ozgurluk savascisinin ayni yolda yuruyen yoldaslarinin olmasi buyuk bir nimettir. Gurdjieff hocamizin da soyledigi gibi hapisaneden yalnizbaşına kacmak cök nadirdir, yardimlasmak şarttir.

Bilginin Doğası

Dün bi arkadaşımın sorusu üzerine kendi geçirdiğim evrelere göz atmak zorunda kaldım ve en büyük değişimin bilgi konusundaki tavrım olduğunda karar kıldım.
Önceleri bilgiyi arıyordum ve bulduğumda ona SAHİP oluyordum. Şimdilerde ise “gerektiğinde”-ondan önce değil- yalnızca bilginin önünden çekiliyorum, o bana sahip oluyor. Bunun düpedüz teslimiyet olduğunu gördüm.
İlkinde ulaşılan bilgi sınırlıydı, yöntemseldi, izah edilebilir, mantığa uygun bir yapıdaydı. O bir teslim alma idi
İkincisinde, yöntemsiz, mantıksız ve sınırsız, ihtiyaca binaen.
Nasıl oluyor diye sorgulamaya kalktığınızda bi rüyanın sizden kaçması gibi kaybolup gidiyor.
Sanırım BAK -Birleşik alan kullanımı yöntemi de bu değişimin bi göstergesiymiş.
Hani YENİ’den Doğanlarda bi tekerlememiz vardı:
Birinci elden deneyerek
İkinci elden dinleyerek
Bilinmeyenden bilmeyerek….
heyo hey hey heyyo…

Gerçekten de bilinmeyenden bilmeyerekmiş, hayat çok şakacı :))))

*

“Don Juan savaşçıların kendine özgü iki sorunu olduğunu betimledi. Birisi parçalanmış bir devamlılıktan yararlanmadaki olanaksızlık; diğeriyse toplanma noktasının yeni konumunca düzeltilmiş devamlılığın kullanılmasındaki olanaksızlıkmış. Bu yeni devamlılık her zaman fazlasıyla güçsüz, dengesizmiş ve savaçılara eylemleri için gereksindikleri günlük yaşamın dünyasındaki güveni vermezmiş.”

Gerçek hayat dediğimiz dünyanın bilinen halinin devamlılığı olan bi rüya olduğunu biliyoruz. Devamlılık biz insanlar için hayati bi durum ve bunu algımızın toplanma yeri olan “birleşim noktasının” konumu belirliyor.

Şimdi karşılaşılan birinci güçlük, savaşçının her tür öğrendiği yöntemle gerçekliğini yıkma eylemlerinin sonuç vermesiyle, devamlılığının parçalanmasıdır. Bu modern dünya insanı için gerçekten zordur, çevre tarafından psikolojik hastalığa yorulabilir, teşhis resmileştirilebilir 🙂 Daha sen bu durumdan yararlanamadan devamlılık muhafızları üzerine çullanabilir!

İkinci güçlük ise; yeni konumun devamlılığı bildiğin dünyanın devamlılığında kullanılamaz bi şeydir, hem varlığını bilir emin olursun ama hem de burada kullanamazsın, bu da ikili devamlılık sürdürmeyi, yani bir anlamda denetimli deliliği iyice öğreninceye kadar sürebilecek bir zorluk. Tabi ben yanlış yorumluyor da olabilirim, kendi güçlüklerimi don juanın bu sözünde görüyor olabilirim.