Bay Orr gibiyim

Üç gündür yine fmf’im bana eşlik etmekte ve ilaveten berbat bi baş ağrısı var. Dışardaki hava ise inadına muhteşem. Her onbeş dakikada dışarı çıkıp en az üç derin nefes aldım; çünkü öyle bi hava var ki bunu yapmaya beni mecbur kıldı. Bu güzelliği pas geçemezdim.

Neyse bugün epeyce rüyalı çok uyuyup uyanmalı bir geceden sabaha uyandığımda durumda bir değişiklik yok gibiydi fakat nedense ben günlük rutinimde bi değişiklik yaptım ve normalden saatler öncesinde kendime kahvaltı hazırladım ve adetim olmadığı halde kahvaltımı balkonda açık havada yaptım.

Bi ara hemen önümde bana arkadaşlık ve şahitlik eden selvilerden biri bana el salladı ben de ona salladım. Sonra çevreye hızlıca göz attım acaba bu davranışımı gören biri oldu mu diye 🙂 Olmamıştı ama ben aklı başında görünmeyi nasıl hala önemsiyor oluşuma güldüm biraz.

Sallanan kanepede çayımı(haftalardır ilk çayım) ve sigaramı içerken birdenbire bi şey fark ettim. Öylesine amaçlanmadan zihnimden akan şeye dikkatimi yönelttim.

Akış şu minval üzereydi (tabi aradan şu anda yirmi dk geçtiğinden aklımda kaldığı kadarıyla):

Eskiden bir kişide algının genişlemesi durumunun onda dışarda gördüğü dünyanın da değişmesi ve hatta birinci dereceden yakınlarında da değişimin söz konusu olduğunu fark ederdim ve “dünya dünya içinde” bir katman durumu olduğunu sanırdım. Yani bu ne demek? Benim gördüğüm dünya değişti ama eski dünya bi şekilde varoluşunu sürdürüyor, onları algılayanlar da var, bunu oyun kuramında soğanın halkaları ile ifade etmişim.

Fakat işte az önce şunu fark ettim ki aslında durum daha farklı.

Benim dünyam değiştiğinde dünya bütünüyle gerçekten değişiyor! Karşılaştığım her kişi, karşılaşmadığım bi dolu kurgucular, benim gördüğüm dünyayı -rüyayı- görmeye başlıyorlar. Onlarla bazen konuşurken daha önceki dünyasının böyle olmadığını onda bi değişim olduğunu hatırlatmaya çalıştığımda bunu anlamıyorlar, sanki bu hep en son dünyayı görüyorlarmış gibi davranıyorlar. Bunları eskiden biraz tuhaf karşılıyordum hatta üzülüyordum da, neden eski dünyalarını görmezden geliyorlar ve değiştiklerini itiraf etmiyorlar diyordum. Pek tabi buna da şöyle bir formül bulmuştum; insanoğlu unutkan (insan_nisyan), peki ben neden unutmuyorum diye sorduğumda, çünkü “not alıyorum, sürekli iz düşüyorum” cevabını alıyordum ve bu sebeple insanlara kendilerini yine kendileriyle kıyas etmelerini başkalarıyla kıyasın saçmalık olduğunu ve bi şekilde kendi tarihlerini bi yere iz düşmelerini öneriyordum.

Şu an sebebin bu olduğundan emin değilim fakat emin olduğum şey şu ki, benim dünyam (algım, birleşim noktam) değiştiğinde herkesinki değişiyor. Arada tek fark benim eskileri hatırlıyor oluşum. Bunun için şimdi bi örnek verecektim ama aniden aklıma Ursula Le Guin’in Rüyanın Öte Yakası kitabı geldi. Anlattığım şeyin kitap haline getirilmişi varken başka örnek aramaktan vaz geçtim.
Bu durum, Ra bilgilerinde neden “bir insana ulaşmak dünyaya ulaşmaktır” dendiğini, alevi bektaşi külliyatında neden “benim kabem insan” dendiğini, Castaneda külliyatında don Juanın neden “tek meselenin seni sonsuzlukla çevrelendiğine ikna edecek bir kişinin gerekliliği” şeklinde söylediğini ve benim neden her zaman “beni onaylayacak tek kişinin yeterli olduğunu” söylediğimi birleştiriverdim. Başka örnekler çoktur ama aramaya zahmet etmeyeceğim çünkü eminim.

O halde o ikna edilmesi gereken TEK KİŞİ, ister ben olayım, isterse diğer bir kişi olsun, durum değişmiyor, dünya toptan ve bütünüyle değişiyor.
Fakat değiştiğini hatırlayamıyoruz, o hep öyleydi gibi oluyor!

Sanırım ben çoğu zaman bay Orr gibiyim.

Bazıları-ya da bazen- başka birini, bi TEK KİŞİ’yi bulup onu değiştiriyorlar, bazıları kendilerini TEK KİŞİ olarak değiştiriyorlar, sonuç fark etmiyor.

Radyolar, YENİ’den DOĞAnlar

Günaydınlar, aslında bi zamandır metro fm e sardımdı ama bugün farklı bi kanal dinleyeyim dedim. Zaten her gün epey bişeyi şeyi farklı yapıyorum (unutursam hatırlatıyorum kendime). Bi zamanlar (18 yıl önce) adada yaşarken ve yanımda küçük pilli bi radyo varken bi yerel istasyonu çok sevip dinlerdim. Bi gün deniz bisikletimle bi saat pedal çekip Fethiyeye gittim, radyonun yayın yaptığı yeri bulup şahsen teşekkür ettim. Sonra onlar da bana bi program yapmamı teklif ettiler. Uzatmayayım ben de Özgür Radyoda haftada bir “adım adım” diye bi program yapmaya başladım. Üç ay sürdü, sonra da radyo radikal söylemlerinden dolayı kapandı. Oysa ben çaldıkları alevi türkülerini çok seviyordum. Neyse, ilk programımda oldukça heyecanlanmıştım çünkü öylece ağzının ucunda duran siyah bi topa (mikrofon), o sanki yüzlerce kulakmış gibi konuşabilmeyi hissetmek zordu. İnsan bi şekilde teması, yansımayı duyumsamak istermiş orada bilfiil yaşarak öğrendim. http://www.joyfm.com.tr/live/ Gününüz harika geçsin frekanslarrrrr

**

Sevgili arkadaşlar, bizler, sayfanın sağ üst köşesinde göreceğiniz altı yöneticiyiz; dört kadın iki erkek, öyle şu an için kendiliğinnden oluşan, zaman içinde değişebiliriz. Her birimizin paylaştığı yazılar, bağlantılar ve yaptığımız yorumlar aynı isimle çıkar (YENİ’den DOĞAnlar Kulubü), hangimizin hangimiz olduğunu biz dahi bilemiyoruz 🙂 Ama tahmin etmeye çalışmak zevkli bi oyun oluyor. Siz de bu oyuna katılmak ister misiniz, kim kimdir oyunu’na? 🙂 Ayrıca sayfamızı beğenip aramıza katılanlarınızdan kimliği bu potada saklansın diye “yönetici” olmak isteyen olursa memnuniyetle kabul ederiz. Oyun olsun bizim olsun.

http://www.facebook.com/pages/YEN%C4%B0den-DO%C4%9EAnlar-Kulub%C3%BC/342197982471290

**

Bilinmeyenin engin maceraları olabileceğini; az çok deneyimlemiş olsak da dünyadaki izdüşümleri ve birleşim noktasının hareketinin (algımızın sabitlendiği nokta), bizler için her türlü günlük uğraşımız kadar emin olduğumuz/olağan kabul ettiğimiz bir mekanizma oluşu sebebiyle biliyoruz. Peki özgürlük, birleşim noktasının kayış yerleri ile alakasız bir durum mudur? Bu konuda düşünmüş olan var mı?
Bilinmeyenin engin maceralarını özgürlük arayışına tercih eden var mı burada? Varsa neden? Gerçek bi sorudur, merak ediyorum. Bu konuda deneyiminiz oldu mu? Nasıl bi şeydi? Ne hissettirdi? Tekrar deneme isteği oluştu mu?

Fringe ve Farklı Bilinç Halleri

Uzun zamandır Fringe dizisini izliyorum, kuantum fiziğinden bildiğimiz kavramları bir gerilim kurgusu ile de olsa  görünür kıldıkları için hoşuma gidiyordu. Fakat birinci bölümü izlemediğimin farkında değildim doğrusu. Dün gece TNT kanalında birinci bölüm tekrarına rastlayıp şaşırdım 🙂

Olivia Dunham’ın dr. Bishop’u ve oğlunu nasıl bulduğunu anlamış olduk. Konu da oldukça ilginçti. Castaneda öğretisinden bildiğimiz, ortak rüya görme, farklı bilinç halleri kavramını işliyordu 🙂

Olivia, bilinci kapalı ölmek üzere olan ortağı ile iletişim kurmak için, Dr.Bishop’un önerisi ile LSD tatbik edilerek su dolu bir tankın içine indi. Bir süre sonra rüyasında uyandı ve ajan arkadaşının ismini seslendi. Bir kaç deneme sonunda ajan arkadaşının da çifti onu duyup ortak rüyaya geldi. Orada aynen castaneda ve La gorda’nın yaptıkları gibi önce buluşma heyecanı yaşadılar sonra da istedikleri bir sahneye gittiler. Orada bu birleşme beyindeki titreşimlerin birbirini bulması ile açıklanıyordu. Oysa Castaneda’da bu durum birleşim noktalarının aynı yere kaydırılmasını icap ettirir. Diziyi izlerken birleşim noktasının hareketinin beynin yaydığı titreşimle bir ilgisi olup olmadığını merak ettim.

Dengesizliik Konumu

“Dengesizlik”, “tutarsızlık” kavramları aklıma geldi bugün, denizin hafif çalkantısını seyrederken üzerinde biraz düşündüm.

Üzülerek hatta utanarak itiraf etmeliyim ki ben bugüne kadar dengesiz ve tutarsız bulduğum kişi, gurup, olay ve fikirlerden özenle uzak durmuştum. Hemen nerdeyse hiç kavga ya da tartışmaya girmedim, bundan hep uzak durdum, sebebi ise bence gayet basitti çünkü onlarla baş edebilecek denli güçlü hissetmiyordum kendimi (Ya da enerji biriktirmem gerekiyordu). Hala da bu sebebi haklı buluyorum kendimi düşündüğümde.

Peki “dengesiz” tanımı neydi benim için? Eğer bir kişi üzerinden gideceksek; belirli bir rol benimsememiş (ya da benimseyememiş) üstelik kendisi de bunun farkında olmayanlar için kullanıyorum. Onlar her an başka biri oluyorlar ve andaki her şeyi Amerikanın yeniden keşfi gibi yeniden ama sadece duyguları tarafından yönlendirilmek kaydıyla anlamlandırıyorlar. Zaman içindeki edimlerini hatırlamıyorlar! Hatırlattığınızda kabul etmedikleri gibi bazen sinirleniyorlar da. Sözlerini ya da edimlerini aklileştirmiyorlar (ya da aklileştiremiyorlar), mantık kurallarını kullanmıyorlar.

Aman ne güzel, harika, işte anda yaşamak budur diyebilir miyiz bilemiyorum. Bu kişiler genelde fiziken müthiş güçlü oluyorlar, sesleri bile yüksek tonda oluyor. Sanırım bu denli güçlü olmalarını bir noktaya sabitlenmek için çaba(enerji) harcamayışlarına borçlular. Sabit konumları olmayan bu kişilerin bazı ilerlemiş durumları psikiyatri için oldukça geniş bir yelpazede konu olabiliyor.

Dünyanın ortak konumlanmış “birleşim noktası” ya da bilinç seviyesi, bu insanlar için bir tehlike olduğu gibi onlar da bu sistem için oldukça büyük zahmet getiriyorlar. Belki de onlar için dünyanın başıboş torpilleri demek mümkün.

Peki “dengesizler”den uzak durdum da “sabit” olanlarla mı oldum?

Dünyanın çoğunluğu “sabit” konumda olduğundan onlarla ilişki kurmak kaçınılmaz fakat benim aradığım onlar da değildi. Bu arada “sabit” olanların mantık kurallarını çok iyi kullandığını da varsaymayalım. Maalesef  hangi konumda olursa olsun biz insanların en büyük noksanı “bütünlük” kavramına erişmemişlikten kaynaklanıyor. O zaman bir de bütünlük kelimesine bakmalıyız, bunu ne anlamda kullanıyorum acaba? (aslında şu an ağzımdan çıktığı için gerçekten bilmiyorum)

Şimdi düşününce “bütünlük”le kastetmeye çalıştığımın Gurdjieff’in at-araba metaforundaki düzeneğin doğru çalışması olduğunu anladım. (iyi ki varsın günlüğüm ve okurlarım) Yani bu düzenek nedir;

Atlar (duygular) sağlıklıdır, arabaya  (fizik beden) iyi bakılmıştır, arabacı (akıl) içerdeki yolcunun (özben ya da ruh) konuştuğu lisanı öğrenmiştir ve onun talimatları uyarınca atları incitmeden usulünce kullanarak kendisine sipariş verilen hedefe doğru güvenlik içinde  arabayı götürmektedir. Evet işte sanırım bu duruma “bütünlük” diyebilirim.

Dünya insanlarının dış görüntüsü ne olursa olsun çoğunun “bütünlük” durumunda olmadığını ve bu sebeple büyük acılar çekildiğini sanmaktayım. (Bellki de rüyaların dilini bu sebeple önemsemiştim ve önemsetmek için de çabaladım)

Tekrar konuya dönecek olursam, dengesizler ve sabitleri aramıyorsam ben kimleri aradım ve buldum hayatım boyunca? Atmışbeşbin pesoluk bir soru; çünkü bunu ilk kez soruyorum kendime 🙂

Ben dünya genelinin sabitlendiği konum dışında noktalara sabitlenme becerisi göstermiş olanları aradım ve buldum. Hem de epeycesini buldum.

Bazılarının konumları oldukça uzaktı bazıları da nispeten yakındılar. Yakın konumdakilerden bazıları, önceki birkaç noktayla ilişkilerini yitirmemişti bu sebeple durumu daha geniş görme pozisyonuna sahiptiler. Uzak konumdakilerin nerdeyse hepsi dünya konumu ile ilişkisizdi! Bu sebeple burada bulunuşları hem kendileri hem yakınları hem de dünya için sıkıntı bazen de tehlikeydi.

İşte bu sebeple kendimi bu konularda isimsiz bir doktor gibi hissettim. Hem birleşim noktasının kaydırılması gerektiğini biliyordum ama hem de kaybolmak istemiyordum. Bu konu oldukça hassas, ehil bir kaptan gibi davranmak gerekiyor. Ziyaret ettiğiniz birleşim noktalarını birbiriyle bağıntılamanız gerekiyor böylece kapladığınız alan genişliyor ve daha çok sayıda insana hizmet etmek mümkün olabiliyor.

<

p class=”MsoNormal” style=”line-height: 16.8pt; margin: 0cm 0cm 10pt; background: white; mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto;”>Kerem- Sen galiba kişiliğin her an değişmesinden pek hoşlanmıyorsun?
Aslı – Hımm evet galiba… Ama değişmeyen kişiliklerden de hoşlanmıyorum.
Kerem – O halde?
Aslı – Ne bileyim?! Bir çelişki gibi görünüyor biliyorum ama öyle de hissetmiyorum doğrusu.
K. – Peki bir an için dur ve hisset, kapa gözlerini… Çevrende her an değişen ve öncekilerle ilişkilendiril(e)meyen kişilikler var, insanlar sürekli rol değiştiriyorlar, sen de onlar arasındasın, sen de rol değiştiriyorsun… Seyret biraz. Nasıl bir duygu?

<

p class=”MsoNormal” style=”line-height: 16.8pt; margin: 0cm 0cm 10pt; background: white; mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto;”>A. -…..
K. – Yüzünde bir hoşnutsuzluk var?
A. – Hımmmm… Evet daha çok seveceğim kişileri bulamıyorum böyle olunca ve bu hoşuma gitmedi. Aman tanrım, yoksa sevebileceğim şeyler olsun diye mi sabitliği destekliyor bir yanım? Bu korkunç bi şey!
K.- Onları ne sevdiriyor sana acaba?
A.- Ama dur! Biraz bakınca başka bişey farkettim; aslında benim daha çok sevebileceğim kişiler değil daha çok sevdiğim roller var galiba. Bu durumda kişileri değil rolleri takip etmeye başladım.
K.- Hahahahahaha…
A.- Niye gülüyorsun, tuhaf mı bu?
K.- Yooo… Benim lugatta tuhaf diye bişey yok, herşey normal ve herşey tuhaf! Şuna güldüm aslında; demek ki senin rolün de “rol takipçisiymiş!”
A.- Neden?
K.- E her hangi bir rol alabilecekken izlemeyi seçtin ve rolleri takip etmeye başladın.
A.- Hımmm… Ama bi de şu var; aynı rolü oynayanlar arasında farklı çekilimler duyuyorum sanki, onlardan bazılarını daha çok seviyorum galiba.
K.- Bak bu hoş bi tespit oldu, devam et… Nasıl bi fark bulabiliyorsun da yön tayin ediyorsun?
A.- E bu çok tabi değil mi? Rolünü daha iyi oynayana çekiliyorum. Başkaları da böyle yapmaz mı?
K.- Bilmem, hangi başkaları?
A.- Öf işte bütün bu rolleri oynayanları kastettim. Kişilikler sürekli değişince insanın önemi kalmıyor sanırım, bunu mu göstermeye çalışıyorsun bana?
K.- Hiç bi niyetim yoktu, öyle geliverdi bu örnek. O zaman sen rolleri önemsiyormuşsun, öyle mi? Hangi roller favorin senin?
A.- Böyle seçmek gerekince çok zor, yaratıcı olabilen roller, gizemli olanlar daha hoş gibi sanki. Fakat dur bir dakika, başka bişey var. Bu tam bir tiyatro oyununa benzedi. Bazı rollerin bana daha çekici geldiği doğru ama bunun üzerinde başka bir kıstas var! Rolün hakkının nasıl verildiği. A bak şimdi bunun iki ölçü olduğunu anlıyorum: Birincisi, rolün iyi oynanma ölçüsü, ikincisi rolü oynarken ki niyet.
K.- Hımmmm sırası bana geldi, hahahahahaha.
A.- Dalga geçme! Gerçekten de rolleri bu iki kıstasla takip ettiğimi farkettim.
K.- Varsay ki dalga geçen rolünü oynuyorum, hahahahahahaha.
A.- Offff… Ben çok ciddiye alıyorum herşeyi.
K.- Dur asma suratını yaw! Peki bu kimin niyetii ve kabiiliyeti?  Ayrıca niyet dediğin şey nedir tam olarak?
A. Kişileri kaybedince bunun kime ait olduğunu söylemek zorlaştı! Niyet’den kastım “rolü araç olarak görenlerin varmayı umdukları hedef”. Karışık mı oldu?
K.- Sürekli yeni şeyler ilave ediyorsun çorbaya! Şimdi bi de “araç” olma durumu çıktı! Bu durumda bazılarının rolleri araç gibi kullandığını bazılarının da bizatihi oynadıkları rol olduğunu mu söylüyorsun? Walla bunu nasıl ayırdın şaştım!
A.- Bilmiyorum, seyrederken kendimi ölçtüm galiba!
K.-Ahhhh… Sen “rol ölçücü” rolünü uygularken kendi rolünü de mi ölçüyorsun?
A.-Offf… Çok karıştırdın artık, ne bileyim ne yapıyorum.
K.- Peki peki başa dönelim, dağılmayalım. Rollerin sürekli değişmesi seni yoruyor anlaşılan. Belki de kişi kalmayınca kendini yanlız hissediyorsun. Ve sevecek insanlar olsun diye zamanı yavaşlatıyorsun sen. Böylece bir rolden diğerine geçiş anları arasında dinleniyorsun, severek hoşlanma duygunu tatmin ediyorsun. Fakat anladığım kadarıyla bu sürenin fazla uzamasını da istemiyorsun, doğru anlamış mıyım?
A.- Evet aynen öyle bu süreyi de ölçtüm hatta ben, toplam yedi dünya yılı sürüyor. İlk ikibuçuk yılına AŞK diyorum, yani yeni rolün öğrenilme aşaması. Sonraki ikibuçuk yılı rolün provası ve sahnelenmesi ve son iki yıl da o rolün terk edilmesi gereğinin üzüntüsü ve yeni rol arayışı.
K.-Yani sana başvuran yeni senaryoları gözden geçirdiğin dönem öyle mi?
A.- Aynen öyle. Ama bu arada artık otomatik olarak oynadığın ve doruğuna vardığın rolünü geride bırakmak, hani -ben yiyemedim sen ye- demek de kolay değil doğrusu.
K.- Neden ki?
A.- E çok kolay artık, enerji harcamıyorsun, otomatik pilot gibi oynuyorsun,  belki de ben tembelimdir.
Kerem- Sanmam… Belki biraz hahahahahaha… O rolün üzerine bir ömür yatanlar da var. Ayrıca sana yeni senaryoları gözden geçirip yeni bir rol seçmek için enerji lazım, değil mi? Mevcut rolünü otomatik pilota bağlayıp enerjini bu tarafa yöneltebiliyorsun.
Aslı- Eh. Böyle bakınca… Kafam karıştı ben bi kahvaltı yapayım izninle.

Sibel Atasoy

28.09.2009- Beylerbeyi

 

Yeryüzünün Birleşim Noktası

“Ustamın bana verdiği iş ve nagual olarak benim görevim, yeni başlayan dönem için, yeryüzünün birleşim noktasının yerini değiştirmek.(Yeni Dünya)”

“Bu iş böyledir. Böyle bi şeye katılmak için deli olmak gerekir ve bunu yapmanın olanaklı olduğuna inanmak için daha da deli olmak gerekir.”

Ona böylesi bir meydan okumayı bir insanın nasıl düşünebildiğini sordum.

“Kendi hareketli birimine sahip olan öteki dünyaya-inorganik varlıklara- benzer biçimde yeryüzü de kendi hareketli birimine sahip ve bu biziz. Yeryüzünün çocuklarıyız. Kâfi sayıda savaşçının ( Kritik kütle) birleşim noktasının hareketi, çağın kipliğini (*) değiştirebilir, yani benim üstünde çalıştığım şey de bu.”

“Bu olağanüstü, çünkü bir kez sabitlenince, insanlık öteki dünyaya gitmenin bir fırsatını yakalayacak ve erkek-kadın insanların çoğu bilinçlenecek (yüzüncü maymun fenomeni). Geleceğin görücüleri için meydan okuma; çok doğal bir biçimde, herhangi bir anda dönebileceğimiz, yeni bir merkez, gezegenin düzenli bir konumu haline gelene, orada sabitlenene kadar, gerektiği kadar uzun bir zaman süresince bu odaklanmayı yerinde tutmak olacak.”

“Yeryüzü dikkatinin yeniden odaklanması, birçok nagual kuşağının müşterek bir eyleminin ürünüdür. Yeni görücüler onu bir olanak gibi tahayyül etmiş ve onun Kural’a ait olduğunu keşfetmişlerdi. Niyetleriyle onu kuluçkaya yatırdılar ve bu işe adanma zamanının şimdi olduğuna karar verdiler.”

 

Nagual ile karşılaşma-Armando Torres

Not: Parantez içlerindeki ifadeler bana ait.

(*)kip   İng. mode 

Birbirine karışmadan incelenebilen titreşim ya da devinim biçimlerinden her biri.

 BSTS / Fiziksel Kimya Terimleri Sözlüğü 1978

ET kip: sıkı; bitişik; dar; boşluksuz, kalıp gibi oturan. || kip dutmak: bitişik ve sımsıkı tutmak || kipleşdirmek: sıkıştırmak

 Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü 

kiplik   İng. modality 

(Lat. modus = kip) : Varlığın ya da olayların varoluş biçimi, tarzı; bir şeyin nasıl var olduğu, nasıl olup bittiği,ya da nasıl düşünüldüğünün türlü biçimleri. // Kiplik kategorileri: Olanak, gerçeklik, zorunluluktur; buna karşılık olan yargılar da: belkili (problematik), yalın (assertorik), zorunlu (apodiktik) yargılardır.

 BSTS / Felsefe Terimleri Sözlüğü 1975