İkinci Düşünce Katı

Yeşil mimin tamamlanmasıyla insan bilinci, ikinci düşünce katı’na bir kuantum sıçraması yapar. Clare Graves buna, inanılmaz derinlikte bir anlam kanyonunun aşıldığı önemli bir sıçrama diye göndermede bulunur. Özünde ikinci bilinç katıyla kişi hem hiyerarşileri hem de heterarşileri kullanarak (hem sınıflandırarark hem de bağlantı kurarak) hem dikey hem de yatay düşünebilir. Bu durumda kişi, içsel gelişimin bütün tayfını berrak biçimde kavrar ve böylece her düzeyin, her mimin, her dalganın Spiral’in baştan sona sağlığı için çok önemli olduğunu görür.

Her dalga aşar ve içerir. (benim Oyun Kuramında bu kavram bariz biçimde tarif edilmekte ve “kapsama” sözcüğü ile yer almaktadır.) Böyle olduğu için, varoluşun her dalgası, art arda gelen bütün dalgaların temel bir bileşenidir, böylece her birini bağrına basar, kucaklar. Dahası her dalga yaşam koşulları izin verdiğince harekete geçirilebilir ya da yeniden harekete geçirilebilir.

Birinci kat mimlerinin hiçbirinin kendi başlarına yapmadığı, diğer mimlerin varlığını bütünüyle değerlendirmektir. Onların her biri kendi dünya görüşünün doğru ya da en iyi perspektif olduğunu düşünür. Zorda bırakılırsa olumsuz tepki gösterir; ne zaman tehdit edilse kendi aletlerini kullanarak çıkışlar yapar.

Mavi düzen hem kırmızının itici gücünden hem de turuncunun bireyselcilliğinden çok rahatsız olur.

Turuncunun bireyselcilliği, mavi düzenin enayiler için olduğunu ve yeşilin eşitlikçiliğinin güçsüz olduğunu düşünür.

Yeşilin eşitlikçiliği mükemmelliğe ve değerlerin sınıflandırılmasına, büyük resimlere ya da otoriter görünen hiçbir şeye kolayca dayanamaz, bu nedenle yeşil maviye, turuncuya ve yeşil sonrası her şeye şiddetli tepki gösterir!

Bütün bunlar ikinci düşünce katıyla değişmeye başlar; çünkü bu evre gelişimin iç evrelerinin bütünüyle farkındadır. Bir adım geriye gider, büyük resmi kavrar ve bu durumda ikinci düşünce katı çeşitli mimlerin tümünün oynadığı gerekli rolü değerlendirir. İkinci Bilinç Katı herhangi bir düzeye dayanarak değil, bütün varoluş spiraline dayanarak düşünür.

Yeşil mimin, farklı kültürlerde var olan çeşitli farklı sistemleri ve çoğulcu bağlamları kavramaya başladığı yerde, ikinci düşünme katı bir adım ileriye gider (aslında buna adım değil sıçrama demek daha iyi olur; çünkü öyledir); bu çoğulcu sistemlerle bağlantı kuracak ve onlara katılacak zengin bağlamlar arar ve böylece bu ayrı sistemleri alır, onları holistik spirallerin ve entegral ağların içine katmaya, dahil etmeye ve birleştirmeye başlar. Başka bir deyişle ikinci düşünce katının görelilikten holizme ya da çoğulculuktan entegralizme gitmeye yararı olur.

Graves, Beck ve Cowan’ın kapsamlı araştırmaları, bu ikinci entegral bilinç katında belli başlı en az iki dalganın bulunduğuna işaret eder:

7- Sarı: Entegratif:

Hayat, doğal hiyerarşilerin, sistemlerin ve formların bir kaleidoskopudur. Esnekliğin, kendiliğindenliğin ve işlevselliğin çok büyük önceliği vardır. Farklılıklar ve çokluklar bağımsız, doğal akışlarla birleştirilebilir. Eşitlikçilik sınıflandırmanın doğal dereceleriyle ve mükemmellikle tamamlanabilir. Bilgi ve uzmanlık gücün, statünün ya da gurup duyarlılığının üstünde olmalıdır. Yürürlükte olan dünya düzeni realitenin (mimlerin) farklı düzeylerinin ve dinamik spiralde yukarı aşağı hareketin kaçınılmaz düzeneklerinin var olmasının sonucudur. İyi yönetim, giderek artan karmaşıklık düzeylerinde niteliklerin ortaya çıkmasını kolaylaştırır (yuvalanmış hiyerarşi). Nüfusun %1′i, gücün %5′i.

8- Firuze: Holistik:

Evrensel holistik sistem, entegratif enerjilerin holonları/dalgaları; duygu ile bilgiyi birleştirir; çok sayıda düzey bilinç sistemiyle birleşir. Dış kurallara (mavi) ya da gurup ilişkilerine (yeşil) değil, bilinçli tarzda, yaşayan bir evrensel düzen. Hem teorik hem de fiili olarak bir büyük birleşme (Her şeyin Teorisi) mümkündür. Kimi kez tüm varoluşun bir ağı olarak, yeni bir spiritüelliğin ortaya çıkışıyla ilgilenir. Firuze düşünme bütün spirali kullanır; karşılıklı davranışın çaşitli düzeylerini görür; uyumu, mistik güçleri ve bir oluşumun içine işleyen kapsamlı-akış durumlarını bulup çıkarır.

Nüfusun %0.1′i, gücün %1′i.

İkinci düşünme katında nüfusun yüzde ikisinden daha azıyla ikinci bilinç katı görece enderdir. Çünkü artık o, kollektif insan evriminin rehberlik eden yanıdır.

İkinci düşünme katı, birinci düşünme katının büyük direncine karşı ortaya çıkmalıdır. İlginç olan bu direnişin en büyük payının yeşilin çoğulcu göreliliğinden gelmesidir; çünkü yeşil mim; daha önce marjinal konuma getirilmiş insanları, fikirleri ve öyküleri dahil etmek için kültür araştırmaları yasasını soylu biçimde genişletirken, ikinci düşünce katını, alt mimlerin gereğini onaylar biçimde anlayış sunmasını baskıcı ve zorbalığa paye olarak görür. Böylece kendinden alt mimlere açtığı amansız savaşın aynısını ikinci düzey düşünce katına da yöneltir.

Burada Molla Nasreddin’in bindiği dalı kesme metaforunu tüm çıplaklığı ile görebiliriz; çünkü yeşil mim, bir sonra geçeceği entegratif ve holistik mimleri en acımasız şekilde yoketme, “kesme” gayretine girerek hem kendi doğal işlevini yapmakta ama diğer yandan kendi yolunu tıkamaktadır.

Akademik çevrelerde çoğulcu görelilik yaygın bir tutumdur, farklı insanların ve gurupların mantıklı olarak farklı anlayış kalıpları vardır. Sonunda inancın tek gerekçesi “benim için doğru” biçimini alır. Belki de konu çok açıktır: Çoğulcu göreliliğin böylesine şiddetli bir öznellik tutumu olduğundan özellikle narsizm ile beslenir. Sorunun çözümünün en güç yanı budur; çoğulculuk, farkında olmaksızın Narsizm Kültürü’nün yuvasına dönüşür ve narsizm genelde herhangi bir entegral kültürün büyük bir tahripçisi olur.

HŞT Kitap özeti-Sibel Atasoy

Çalışmanın tamamı için bakınız:

Karar Mekanizması

Topluluklarda yönetim şeklinin ve buna bağlı olarak karar mekanizmasının nasıl olacağı insan var olalı beri tartışılıyor, yeni yöntemler deneniyor. Şimdiye kadar yapılmış tüm önerileri bildiğimi iddia etmeksizin, kendi yaşam deneyimimden çıkarsadığım ve “şimdilik” bana makul gelen durumu anlatmaya çalışacağım.

Demokratik yöntem nedir: Genel kabul gören tanımı aşağı yukarı şöyle: “Demokrasi halkın yönetimi, halkın kendi kendisini yönetmesi anlamına gelen siyasi yönetim biçimi. Genel olarak, temsil, çoğunluğun yönetimi, partiler arası karşıtlık ve yarışma, alternatif hükümet şansı, kontrol, azınlık haklarına saygı gibi temel kavram ve düşüncelerle belirlenen politik sistem.”

<

p class=”MsoNormal” style=”margin: 0cm 0cm 10pt;”>Basitçe söylemek gerekirse, bir yönetim biçimi olarak demokrasi olsun ya da olmasın zaten çoğunluk yönetir! Sebebi tamamen fizik kanunudur diyebiliriz. Bildiğimiz “dünya” görüntüsünden tutun da her neviden “gerçeklik” çoğunluk sayesinde mevcut olabilmektedir. Bildiğimiz her şeyi, çoğunluğun seviyesi belirler. Bunu “ortalamaya çekilme kanunu” ile gayet sade bir biçimde kanıtlamak mümkün. Topluluğun genel algı seviyesi, aşağı ve yukarı pikleri ortaya doğru emer, böylece bildiğimiz dünya görünür olur.
Bu öylesine vahşi bir dengelemedir ki, çok özel yöntemler olmadığı takdirde aynen bir kara delik gibi iş görür. Ortalamadan kurtulmanın yolu insan tarihinin başladığı dönemden beri hemen hep birbirine benzer “güç” göstergeleri ile aşılmaya çalışıldı. Önceleri fiziki güç iş başındaydı, sonraları onun yerini para ve son zamanlarda bilgi (enformasyon) almaya başladı. Böylece “güç” tiranları ile yönetilmeye başladık.

Demokrasi bizi fiziki güç tiranlarından korumak için geliştirilmişti bence. Demokrasinin özelliği öncelikle ifade edildiği gibi “çoğunluğun yönetimi” değildi; çünkü çoğunluk zaten doğal yöneticidir. Demokrasi, azınlık fikirleri korumak, onları gayya kuyusunda kaybetmemek için alınmış bir önlem idi. Fakat güç, para ve enformasyon şekline dönüşerek demokrasi önlemini bertaraf etmeyi başardı. Böylece el elde baş başta Muhammed miraçta kaldı!

Aslında ben devletler bazında değil daha ufak topluluklardaki karar alma mekanizmalarından bahsetmek için bu yazıya başlamıştım. Fakat modeller pek de değişmiyor. Aşağıda ne varsa yukarda da o var! Hatta bir tek insanın bünyesinde cereyan eden karar mekanizması da aynıdır. Duyarlılığı artan topluluklar yönetim biçimleri konusunda hayli dikkatli davranmaya, dolayısı ile demokratik yöntemleri beğenmemeye başladılar çünkü açıkça “ortalamaya çekilmek” istemiyorlar. Haklıdırlar da! Ve fakat bunun bir kendini beğenme vesilesine dönüşmesini de istemiyorlar. O halde “topluluğun her üyesini karara ortak edelim”, böylece sorun çözülsün istiyorlar.  Bu sihirli formülün adı konsensüs/uzlaşma imiş.

Nedir kısaca uzlaşma yöntemi: “Bize göre konsensüse varmak, ortaklaşa ve özgür irade temelinde, tüm muhatapların kabul edebileceği kararlara varmaktır. Azınlıklar ezilmemeli veya onların üstünden atlanmamalıdır. Bir sorunun diğerleri tarafından anlaşılmama hissine kapılmadan ya da başka rahatsızlıklar duyulmadan herkesin kabul edebileceği, tahakkümsüz ve şiddetten arınmış çözümü hedefleyen bir yöntemdir.”  

Topluluktaki her üye karara katılana kadar devam eden dinleme/anlama/ikna/eğitim turları anlamına gelen bu yöntemde zaman faktörü neredeyse hiç dikkate alınmıyor. Fakat zaman bir insanın yanında nedir ki diyenler olabilir.  Bir insan kazanalım o bize yeter gibi fevkalade duyarlı bir yaklaşım söz konusu olan. Daha önce sol kökenli topluluklarda denenmiş bir yöntem. Ve gördüğüm kadarı ile zaman konusunun bu kadar hiçe sayılması daha sonra binlerce sayfa öz eleştiri yapılmasına da yol açmıştı.  Fakat benim aklıma takılan başka hususlar var.

Bir kere varoluşun temel çarkı olan düzen ve kaosun mevcudiyetini tam anlamak gerekiyor. Düzenin kalitesi kaosa dayanma gücüne bağlı olarak artabilir, bunun bildiğimiz karbon bazlı yaratımda başka yolu yok. Başka evrenlerin nasıl çalıştığını henüz bilemiyoruz. Benim aklıma takılan soru tam da burada devreye giriyor, herkesi aynı fikre ikna ederek nereye varabiliriz? (Faşist düzenler bunu zorbalıkla yapıyor zaten, o zaman biz sadece diktatöre mi karşıyız, sonuç memnun edici miydi?) Düzeni yani var olan yapıyı tekâmül ettirecek ivmeyi sonra nerden bulmayı ümit ediyoruz? Kararı veto ederek yapıyı terk edenlerin birleşmelerini mi bekleyeceğiz?

Aranızda “Zar Adam’ı” okuyan varsa, Dr. Rhinehart’ın tam da bu noktada devreye girdiğini hatırlayabilecektir. Bu konuda günlüğüme yazdığım notları paylaşmak istiyorum:

<

p class=”MsoNormal” style=”line-height: 16.8pt; margin: 0cm 0cm 10pt; background: white; mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto;”>Kitabın yazarı  Luke Rhinehart bir psikiyatr olarak gerçekten samimi itiraflar yapıyor kitabında. Örneğin “niye başarılı olamıyoruz?” diye cesur bir soru yöneltiyor hem meslektaşlarına hem de biz okurlarına. Bu  önemli bir sorudur. Cevabı da bence oldukça açık, yeter ki bunu duymaya hazır olalım.
Psikoloji, doğrudan ya da dolaylı olarak insan davranışlarını bilimsel yöntem ve tekniklerle inceleyen bilim dalı olarak karşımıza çıkmaktadır. Diğer bilim dallarında olduğu gibi genelleştirmeler üzerinden hareket etme zor(un)luğu içerisindedir. Oysa insan, Jung’un tanımıyla psişe, bizim bilinçle hâkim olduğumuz kısmından kat be kat büyüklükte karmaşık bir yapıdır üstelik her kişide apayrı çalışan bir sistematiğe sahip. Böyle olunca, genelleştirmeyle elde edilmiş “yöntemler” fayda etmemektedir.

Yazar ve psikiyatr Luke, bu durumun ümitsizliğini hem hastaların gözleminden hem de bizatihi kendini gözlemleyerek anlamıştır. Bir insan birçok “ben”den oluşan bir yapıdır. Bu tespit Jung, Gurdjieff gibi ustalar tarafından zaten çoktan yapılmıştı. O halde birçok “ben”den oluşan insan tek kişiymiş gibi davranmayı, stabil bir görüntü çizmeyi nasıl başarıyor? Hepimizin bildiği gibi, bu benlerden bi tanesine patronluk yapma yetkisi veriyor, diğerlerini ise bastırıyor, hatta birçoğu ile tanışmaya bile kalkışmıyor hayatı boyunca. Bastırılan diğer benler ise kişide muhtelif ölçülerde nevrozlara sebep olur. Bu durum hemen dünyadaki tüm insanlar için geçerli ve derecesi hastalık boyutuna varmamış olsa da belli düzeylerde hepimizde mevcut.

<

p class=”MsoNormal” style=”line-height: 16.8pt; margin: 0cm 0cm 10pt; background: white; mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto;”>Bu durum toplumlardaki azınlık halklarını andırıyor, neticede toplum, insanlar  topluluğu olduğuna göre, nevroz sorunu neredeyse aynı biçimde arazlar ile görünür hale gelir. Peki Luke, bu soruna ne çare öneriyor?
Bir karar vermesi gerektiğinde, kendi içindeki diğer benlerin isteklerini de dikkate alacak bir çözüm buluyor:
zar yöntemi! Bu gelişigüzel bir yöntem değil, gayet ince düşünülmüş bir plan bana göre.
Birçok insan bu yöntemi “sorumluluktan kaçma” olarak algılıyor olabilir, fakat zaten benlerden biri hasbelkader patron olduysa hayat boyu onu sorumlu kılmak hakça mıdır zaten?
Ayrıca zar atarken, benliklerinin hepsine eşit hak tanımak zorunda kalmıyor bu yöntemde. İçindeki her bir benin hakkını onun ölçüsüne göre demokratik olarak paylaştırıyor. Örneğin en çok istediği çözüm şekline altıda iki veya altıda üç olasılık hakkı tanırken, en az istediği seçeneğe yirmidörtte bir, ikiyüzkırkaltıda bir vs. olasılık hakkı veriyor. Böylece işi tamamıyla şansa (ayrıca eşit şansa) bırakmamış oluyor. Eğer zarlara anlamları yüklerken tüm benlere eşit olasılık hakkı vermiş olsaydı, şu an demokrasinin taşıdığı handikapları göze alacaktı.
Fakat içindeki o minik benleri de görmezden gelmemiş oluyor. Zar atılıyor, en düşük olasılık bile gelmiş olabiliyor, işte o durumda topluluğun en küçük azınlığının isteği yapılıyor. Buyrun size AÇILIM!
Buradaki sihirli sözler şunlar:

<

p class=”MsoNormal” style=”line-height: 16.8pt; margin: 0cm 0cm 10pt; background: white; mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto;”>1. Ban bir çok benden oluşuyorum
2. Patron olarak tayin ettiğim BENi ömür boyu sorumluluğa mahkum etmeyeceğim.
3. Azınlık benlerime kendi ölçüleri oranında kendilerini yaşamalarına fırsat vereceğim.
4. Zar yöntemi dışında hiç bir istekte uzlaşmıyoruz. Çünkü aslında uzlaşma bir aldatmacadır.  Tüm benlerim kendi isteklerini gerçekleştirmek için fırsat bulacaklar.
5. Zarın sonucunu asla tartışmayacağım.

<

p class=”MsoNormal” style=”line-height: 16.8pt; margin: 0cm 0cm 10pt; background: white; mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto;”>Böyle bir uygulama kulağa çılgınca gelebilir! Ve fakat bence mevcut efendi-köle uygulamasıyla toptan çıldırmayı beklemekten evladır. Kitabı, cesareti olan herkese tavsiye ediyorum.
https://blog.sonsuz.us/?p=2597

Bu kadar cesur olabileceğimizi sanmıyorum ama yine de aklıma takılan soruları açıklamama biraz yardımcı olabildi sanırım. Uzlaşma metodu, insana duyulan gerçek sevgi ve saygı dozajının henüz yeterince artmamış olduğunu söylüyor bana. Fakat bunu itiraf etmeye hazır değil, tam bir Avrupalı yöntemi. Sahte nezaketler artık beni kesmiyor. Peki ben herkesin fikrine geçit verebilir miyim? Tabi veremem, ama en azından veriyormuş gibi görünmek de istemiyorum, ne kendimi ne de başkasını kandırmak istemem. Yeni Dünya, daha önce denenmiş yöntemlerle inşa edilemez.

Bu konuların iyice hazmedilmesi ancak yaşayarak olur bunu bilecek kadar yaşlıyım ama yine de Ken Wilber’in “Her Şeyin Teorisi” kitabını dikkatle ve hani konsensüs yöntemindeki gibi gerçekten anlamak için “dinlemek/okumak” gerektiğini düşünüyorum. Ben uzunca bir özet çıkarmıştım, adresi: https://blog.sonsuz.us/?p=130 , ancak kitabı okumadan kimsenin yararlanamadığını da fark ettim.

 

Din niçin kolayca yok olmaz?

Dünyanın durumunu ele alan entegral bir analiz, sosyal analizcilerin iki yüz yıldan beri karşılaştıkları en inatçı sorunlardan birini hemen çözer: Modernlik, gezegende siyasal, teknolojik ve ekonomik güç olduğundan, hala neden karşı konulmaz sayıda modern-öncesi kültür akımı vardır? Sosyologlar uzun süre, modernliğin bütün dinsel hizipleri silip süpüreceğini öngörmüşlerdir, çünkü hizipleşmenin modern-öncesi ve ilkel batıl inançtan başka bi şeye dayanmadığı sanılmıştır. Ama hala modern dünya yok olmayı kabul etmeyen çeşitli dinsel akımlarla doludur. Neden?

Modern dünyada bile herkes 1.ci dalgada (bej) doğar ve gelişimine buradan başlamak zorundadır, turuncuya (yeşile ve daha üstüne) doğru giderken, göçmen gibi mor, kırmızı ve maviden geçer. –Bakınız Her Şeyin Teorisi: https://blog.sonsuz.us/?p=130 – Belli bir gelişim piramidinde, genellikle geleneksel dinle bütünleşmiş büyü ve mitik dalgalarda her zaman çok sayıda insan nüfusu olacaktır. Dolayısıyla, geleneksel dinsel inançlar asla tümüyle yok olmayacaktır; çünkü herkes birinci karede doğmaktadır.

Bu durum, sadece dar dine göndermede bulunmaktadır. Derin dine (ya da daha yüksek, firuze rengi-sonrası, kişiler arası dalgaların spirütelliğine) gelince, insanlığın çekim merkezi yavaş yavaş yükseldikçe bu deneyimlerin sıklığı giderek yaygınlaşacaktır.

İkinci kattaki bireyler üzerinde yapılan araştırmalar, bu düzeylerde “yeryüzü, kollektif zihni olan bir organizmadır” şeklinde karakteristik bir inancın bulunduğunu çoktan beri göstermektedir. Araştırmacılar bu firuze rengi anlayışın, gerçek bir doğal gizemcilik olarak geliştiği mercan rengi/psişik düzeyde arttığını ve buradan tanrısal, biçimi olmayan ve ikicili olmayan derin spiritüelliğe gittiğini de onaylamaktadır. Bu daha yüksek dalgalar, daha alçak dalgaları geride bırakmaz; çünkü her dalga aşar ve kucaklar.

HŞT’den alıntılayan Sibel Atasoy

Kuantum Benlik

Kuantum Benlik

Konferans-sohbet dizisi – Süre: iki ila dört saat

 

İçerik:

 

  1. Bilimin Kesinsizliği

Nobel ödüllü fizikçi ve aynı zamanda büyük bir eğitimci Richard.P. Feynman’ın “bilimin kesinsizliği” konferansından alıntılar. Gerçek bilimsel bakışın yerli yerine oturtulması.

 

  1. Kuantuma giden yol

2.a) Tarihçe

Newton klasik fiziğinden Einstein’ın görecelik kuramına nasıl geçtik? Ve daha sonra Kara nesne radyasyonu ile uğraşmakta olan Max Planck, yeni radyasyon yasasının temelini anlamaya çalışırken “sırf  bir umutsuzluk yasası” diye nitelendirdiği kuantumun ilk temelini buldu: Enerji değişimi sürekli değil, kesintiliydi.

1905 yılında Zürih’te doktorasını aldığında Einstein, Annalen Der Physik cilt 17 de yayımladığı üç yazıyla bilimsel tarihin gidişini değiştirdi ve yalnızca 27 yaşındaydı.

Fizikçilerin Tanrısı evrensel düzendir.

Determinist olmama hali, kuantum TEKİNSİZLİĞİnin ilk örneğidir diyor H.Pagels.

Bu, bilinemeyecek ve kestirilemeyecek fiziksel olayların varlığı anlamına geliyor. Kuantum teorisinin determinist olmaması, neyin bilinebilir, neyin bilinemez olduğu konusunda bir ilke sorunudur, bir deney tekniği değildir.

 

2.b) . Kuantum şu ana kadarki en büyük kavramsal meydan okumadır.

 

Donah Zohar’ın bakışı ile kuantumu anlamaya çalışacağımız bu bölümde, yüzyıllardır toplumumuza bir veba gibi bulaşmş yabancılaşmanın nedenleri, klasik fizik ve ortodoks bakış açısı, varoluş ve benzetme düzeyinde, nerdeyse günlük yaşamın deneyimlerine uygulanabilecek kadar zengin kuantum fiziği felsefesi üzerinde duracağız.

 

2.c) En belirgin kuantum kavramları

 

Elektron, dalga paketi, dalga ve parçacık, Belirsizlik İlkesi, Tamamlayıcılık prensibi, Kayıp olasılıklar, Sanal geçişler, zilli kız örneği, Schrödinger’in  Kedisi, bağlamsallık (durum içindeki hakikat), Gözlemci, Bose-Einstein Yoğunluğu…

 

  1. Her Şeyin Teorisi

 

“Entegral bir bakış” ya da Her şeyin Teorisi; maddeyi, bedeni, zihni can’ı ve ruhu benlikte, kültürde ve doğada ortaya çıktıkları şekilde dahil etmeye çalışır: Kapsamlı, dengeli olmaya çalışan, bilimi sanatı ve ahlakı kapsayan bir bakış. Fizikten spiritüelliğe, biyolojiden estetiğe, sosyolojiden dua etmeye kadar disiplinleri eşit ölçüde içeren Ken Wilber’in muazzam teorisini ana hatlarıyla açılımlayacağız.

 

 

Sibel Atasoy hakkında bikaç şey:

 

İstanbul’da doğdu, ortaöğretim ve üniversite yıllarında Anadolu’nun pek çok yerinde bulundu. Uzun süre büyük şirketlerde üst yönetimde görev yaptı. Sonra aniden kariyerini bıraktı ve Fethiye’de bir adada yaşamaya gitti. Yedi yılın sonunda, ilk kitabı Sırıtkan Kırmızı Ay‘ı orada yazdı. 2000 yılında İstanbul’a döndükten sonra eğitmenlik ve danışmanlık işlerinin yanısıra, bir film şirketinin genel koordinatörlüğünü yaptı. Neredeyse bir fenomene dönüşen “7 Numara” dizisi bu güzel takım çalışmasının bir ürünüydü. Bu arada fantastik ve gerilim dalında yeni yazarları desteklemek üzere kurulan Xasiork Ölümsüz Öyküler Kulübü’nün oluşumunda kurucu ortaklık yaptı. Gençlerin hayal dünyasını öğrenmemize vesile olacak pek çok toplantı, yarışmanın yanı sıra onların öykü ve romanlarını yayımlayan ilk girişimci oldu.

2002 yılında ikinci kitabı Venüs Bağlantısı yayımlandı.

Üçüncü kitabı “Bir Kadını Öldürmek” Altın Kitaplar Yayımevinden Haziran 2005 de çıkan yazarın, çok sayıda deneme yazısı, felsefi şiirler ve öyküleri var.

Son kitabı Sır Mısır, yine Altın Kitaplardan Nisan 2008 tarihi itibariyle yayımlanmıştır.

Rüya konusunda son on yıldır çalışmalar yapan Atasoy, pek çok kişinin rüya görüşmecisi olmasına katkıda bulundu.

Ayrıca, evrenin oluşumuna ilişkin bir kuram geliştirdi, OYUN kuramı olarak adlandırılan bu çalışmaya Bir kadını Öldürmek kitabı içinde geniş ölçüde yer verilmiştir.

Halen İstanbul’da yaşıyor ve bir oğlu var.

 

 

İnsan Bilinci Projesi

Don Beck ve Christopher Cowan’ın  Spiral Dinamik adını verdikleri bir yaklaşımda, insanın gelişmesinin sekiz genel evreden geçtiğini kabul eder, bunlara mimler de denilmektedir.

Spiral Dinamik için basitçe mim, herhangi bir harekette açıklanabilen temel bir gelişim evresidir. Beck ve Cowan, mimlerin (evrelerin) katı düzeyler olmadığını, sonuçta bir ağ örgüsünü ya da göz önüne serilen bilincin dinamik spiralini oluşturan, üst üste binen ve birbirine karışarak akan dalgalar olduğunu onaylar. Spiral simetrik değildir, saf tiplerden çok eklenen birçok karışımla düzensizdir. Bunlar birer mozaik, ağ gözü ve karışımdır.

İlk altı düzey, birinci düşünce katı ile gösterilen geçinme düzeyleridir. Sonra bilinçte devrim niteliğinde bir değişim oluşur; belli başlı iki dalganın bulunduğu var olma düzeylerinin ve ikinci düşünce katının ortaya çıkmasıdır bu.

İşte, sekiz dalganın hepsinin, her dalgadaki dünya nüfusunun yüzdesi, her dalgadaki toplumsal güç yüzdesinin kısa bir tanıtımı:

1. Bej: Arkaik-İçgüdüsel :

Temel hayatta kalma düzeyi; yiyecek, su, sıcaklık, seks ve güvence önceliklidir. Hayatta kalmak için alışkanlıklardan ve içgüdülerden yararlanılır.

Nerede görülür: İlk insan toplulukları, yeni doğmuş bebekler, yaşlılar, geç evredeki Alzheimer kurbanları, sokaktaki akı hastaları, açlık çeken kitleler, savaştan ileri gelen ruhsal çöküntü içinde olanlar. Yetişkin nüfusun yaklaşık % 0.1 i, gücun % 0’ı.

2. Mor: Sihirli-Animistik :

Düşünme animistiktir; iyi ya da kötü büyülü ruhlar olayları belirleyen kutsamalar, lanetler ve büyüleri miras bırakarak yeryüzünde kaynar. Etnik kabileleri oluşturur. Siyasal bağlantılar akrabalıktan ve soydan kaynaklanır. Kulağa holistik gibi gelir ama aslında atomistiktir; Nehrin her kavisinin bir adı vardır ama nehrin adı yoktur!

Nerede Görülür: Vudu benzeri lanetlere inanma, kan üzerine ant içme, eski kinler, şans getiren tılsımlar, aile ritüelleri, batıl inançlar, üçüncü dünya ortamlarında, çetelerde, atlet takımlarında ve birleşik kabilelerde güçlüdür. Nüfusun %10’u gücün %1’i.

3. Kırmızı: Tanrıların Gücü:

İlk kez kabileden ayrı olarak benlik bilinci oluşur; güçlü, itici güce sahip, benmerkezci, kahraman. Büyüsel-mitik ruhlar, ejderhalar, hayvanlar ve güçlü insanlar. Arketip tanrılar ve tanrıçalar, hesaba katılan hem iyi hem kötü güçler. Feodal imparatorlukların temeli- güç ve görkem. Fatihler, kurnazlar ve üstün gelenler; pişmanlık duymadan ya da esef etmeden benliğin en iyi şekilde keyfini çıkarır, şimdi burada olur.

Nerede Görülür: Müthiş ikililer, asi gençlik, hudut bölgesi zihniyeti, feodal krallıklar, destan kahramanları, Jemas Bond filmlerinin kötü adamları, çete liderleri, paralı askerler. Yeniçağ nersizmi, vahşi rock müziği yıldızları, Hun imparatoru Attila, Sineklerin efendisi. Nüfusun %20’si, gücün %5’i.

4: Mavi: Mitik Düzen:

Hayatın, çok güçlü bir Başkası ya da Düzen tarafından belirleyen sonuçları ile bir anlamı, yönü ve amacı vardır.Bu adil neden mutlakiyetçi ve değişmeyen doğru/yanlış ilkelerine dayalı bir davranış yasasını dayatır. Yasayı ya da kuralları çiğnemenin geri tepmesi ciddi, belki de süreklidir. Sadık kişiye ise ödül vardır. Antik ulusların temeli. Katı toplumsal hiyerarşiler, sokakların güvenliği, suçluluk duygusunun kontrol ettiği itici güç; herşeyi somut olarak kelimesi kelimesine yerine getirme ve fundamentalist inanç; şiddetli konvansiyonel ve konformist. Çoğunlukla dinsel ve mitik ama laik ya da tanrıtanımaz bir düzen ya da misyon.

Nerede Görülür: Püriten Amerika, Konfüçyüsçü Çin, Dickens’çı İngiltere, Singapur disiplini, totalitarizm, şovalyelik ve şeref yasaları, yardımseverlikle yapılan iyi işler, dinsel fundamentalizm (hristiyanlık ve müslümanlık), kız ve erkek izciler, ahlaklı çoğunluk, vatanseverlik. Nüfusun %40’ı, gücün %30’u.

5- Turuncu: Bilimsel Başarı:

Bu dalgada benlik, mavinin sürü zihniyetinden kaçar, bireysel terimlerle gerçeği ve anlamı arar. Tipik anlamda varsayıma dayalı çıkarsama, deneysel, nesnel, mekanik, eyleme dayalı, bilimsel. Dünya kişinin kendi amaçları için öğrenilecek, hakim olunacak ve yönlendirilebilecek doğal yasalarla mantıklı ve iyi yağlanmış bir makinedir. Başarıya özellikle maddi kazanca oldukça yönelimli. Bilimin yasaları; siyaseti, ekonomiyi ve insanla ilişkili olayları yönetir. Kazananlar üstünlük sağlayarak kaybedenlerin karşısında sevinirken dünya, üzerinde oyunlar oynanan bir satranç tahtasıdır. Pazar yeri ittifakları, kişinin stratejik kazançları için yeryüzünün kaynaklarını yönlendirir. Birleşmiş Devletlerin temeli.

Nerede Görülür: Aydınlanma, Ayn Rand’ın Atlas Shurugged’ı, Wall Street, dünyanın her yanında oluşan orta sınıflar, kozmetik endüstrisi, ganimet avcılığı, sömürgecilik, soğuk savaş, moda endüstrisi, materyalizm, laik hümanizm, liberal kişisel çıkar. Nüfusun %30’u, gücün %50’si.

6- Yeşil: Duyarlı Benlik:

Komüncü, ekolojik duyarlılık, ağ oluşturma. İnsan ruhu açgözlülükten, dogmadan ve bölücülükten kurtarılmalıdır;  duygular ve umursama soğuk mantıklılığın önüne geçer, yeryüzüne, Gaia’ya, hayata değer verme. Hiyerarşiye karşı; yatay ilişkiler ve bağlantılar kurar. Geçirgen benlik, ilişki kurabilen benlik, gurubu kaynaştırma. Diyalogu ve ilişkileri vurgular. Değer topluluklarının temeli. Uzlaşma ve oybirliği ile karar alır (alt yüzdeki eğilim:Bitip tükenmeyen”ele almalar” ve karar alma yeteneksizliği) Spiritiüelliği canlandırma, uyum getirme, insan potansiyelini zenginleştirme. Şiddetli eşitlik yanlısı, farklılık, çok kültürcülük.  Öznel, doğrusal olmayan düşünme; yeryüzüne ve üzerinde yaşayanlara büyük ölçüde duygusal sıcaklık, duyarlılık gösterir, umursar.

Nerede Görülür: Derin ekoloji, postmodernizm, Hollanda idealizmi, Roger tarzı danışmanlık, Kanada sağlık hizmetleri, hümanist psikoloji, kurtuluş teolojisi, birlikte yapılan soruşturma, Dünya Kiliseler Konseyi, Greenpeace, hayvan hakları, eko feminizm, sömürgecilik sonrası, Foucault/Derrida, siyasal düzgünlük, farklılık akımları, insan hakları konuları, eko-psikoloji. Nüfusun %10’u, gücün %15’i.

Yeşil mimin tamamlanmasıyla insan bilinci, ikinci düşünce katı’na bir kuantum sıçraması yapar. Clare Graves buna, inanılmaz derinlikte bir anlam kanyonunun aşıldığı önemli bir sıçrama diye göndermede bulunur. Özünde ikinci bilinç katıyla kişi hem hiyerarşileri hem de heterarşileri kullanarak (hem sınıflandırarark hem de bağlantı kurarak) hem dikey hem de yatay düşünebilir. Bu durumda kişi, içsel gelişimin bütün tayfını berrak biçimde kavrar ve böylece her düzeyin, her mimin, her dalganın Spiral’in baştan sona sağlığı için çok önemli olduğunu görür.

Her dalga aşar ve içerir. (benim Oyun Kuramında bu kavram bariz biçimde tarif edilmekte ve “kapsama” sözcüğü ile yer almaktadır.) Böyle olduğu için, varoluşun her dalgası, art arda gelen bütün dalgaların temel bir bileşenidir, böylece her birini bağrına basar, kucaklar. Dahası her dalga yaşam koşulları izin verdiğince harekete geçirilebilir ya da yeniden harekete geçirilebilir.

Birinci kat mimlerinin hiçbirinin kendi başlarına yapmadığı, diğer mimlerin varlığını bütünüyle değerlendirmektir. Onların her biri kendi dünya görüşünün doğru ya da en iyi perspektif olduğunu düşünür. Zorda bırakılırsa olumsuz tepki gösterir; ne zaman tehdit edilse kendi aletlerini kullanarak çıkışlar yapar.

Mavi düzen hem kırmızının itici gücünden hem de turuncunun bireyselcilliğinden çok rahatsız olur.

Turuncunun bireyselcilliği, mavi düzenin enayiler için olduğunu ve yeşilin eşitlikçiliğinin güçsüz olduğunu düşünür.

Yeşilin eşitlikçiliği mükemmelliğe ve değerlerin sınıflandırılmasına, büyük resimlere ya da otoriter görünen hiçbir şeye kolayca dayanamaz, bu nedenle yeşil maviye, turuncuya ve yeşil sonrası her şeye şiddetli tepki gösterir!

Bütün bunlar ikinci düşünce katıyla değişmeye başlar; çünkü bu evre gelişimin iç evrelerinin bütünüyle farkındadır. Bir adım geriye gider, büyük resmi kavrar ve bu durumda ikinci düşünce katı çeşitli mimlerin tümünün oynadığı gerekli rolü değerlendirir. İkinci Bilinç Katı herhangi bir düzeye dayanarak değil, bütün varoluş spiraline dayanarak düşünür.

Yeşil mimin, farklı kültürlerde var olan çeşitli farklı sistemleri ve çoğulcu bağlamları kavramaya başladığı yerde, ikinci düşünme katı bir adım ileriye gider (aslında buna adım değil sıçrama demek daha iyi olur; çünkü öyledir); bu çoğulcu sistemlerle bağlantı kuracak ve onlara katılacak zengin bağlamlar arar ve böylece bu ayrı sistemleri alır, onları holistik spirallerin ve entegral ağların içine katmaya, dahil etmeye ve birleştirmeye başlar. Başka bir deyişle ikinci düşünce katının görelilikten holizme ya da çoğulculuktan entegralizme gitmeye yararı olur.

Graves, Beck ve Cowan’ın kapsamlı araştırmaları, bu ikinci entegral bilinç katında belli başlı en az iki dalganın bulunduğuna işaret eder:

7- Sarı: Entegratif:

Hayat, doğal hiyerarşilerin, sistemlerin ve formların bir kaleidoskopudur. Esnekliğin, kendiliğindenliğin ve işlevselliğin çok büyük önceliği vardır. Farklılıklar ve çokluklar bağımsız, doğal akışlarla birleştirilebilir. Eşitlikçilik sınıflandırmanın doğal dereceleriyle ve mükemmellikle tamamlanabilir. Bilgi ve uzmanlık gücün, statünün ya da gurup duyarlılığının üstünde olmalıdır. Yürürlükte olan dünya düzeni realitenin (mimlerin) farklı düzeylerinin ve dinamik spiralde yukarı aşağı hareketin kaçınılmaz düzeneklerinin var olmasının sonucudur. İyi yönetim, giderek artan karmaşıklık düzeylerinde niteliklerin ortaya çıkmasını kolaylaştırır (yuvalanmış hiyerarşi). Nüfusun %1’i, gücün %5’i.

8- Firuze: Holistik:

Evrensel holistik sistem, entegratif enerjilerin holonları/dalgaları; duygu ile bilgiyi birleştirir; çok sayıda düzey bilinç sistemiyle birleşir. Dış kurallara (mavi) ya da gurup ilişkilerine (yeşil) değil, bilinçli tarzda, yaşayan bir evrensel düzen. Hem teorik hem de fiili olarak bir büyük birleşme (Her şeyin Teorisi) mümkündür. Kimi kez tüm varoluşun bir ağı olarak, yeni bir spiritüelliğin ortaya çıkışıyla ilgilenir. Firuze düşünme bütün spirali kullanır; karşılıklı davranışın çaşitli düzeylerini görür; uyumu, mistik güçleri ve bir oluşumun içine işleyen kapsamlı-akış durumlarını bulup çıkarır. Nüfusun %0.1’i, gücün %1’i.

İkinci düşünme katında nüfusun yüzde ikisinden daha azıyla ikinci bilinç katı görece enderdir. Çünkü artık o, kollektif insan evriminin rehberlik eden yanıdır.

İkinci düşünme katı, birinci düşünme katının büyük direncine karşı ortaya çıkmalıdır. İlginç olan bu direnişin en büyük payının yeşilin çoğulcu göreliliğinden gelmesidir; çünkü yeşil mim; daha önce marjinal konuma getirilmiş insanları, fikirleri ve öyküleri dahil etmek için kültür araştırmaları yasasını soylu biçimde genişletirken, ikinci düşünce katını, alt mimlerin gereğini onaylar biçimde anlayış sunmasını baskıcı ve zorbalığa paye olarak görür. Böylece kendinden alt mimlere açtığı amansız savaşın aynısını ikinci düzey düşünce katına da yöneltir.

Burada Molla Nasreddin’in bindiği dalı kesme metaforunu tüm çıplaklığı ile görebiliriz; çünkü yeşil mim, bir sonra geçeceği entegratif ve holistik mimleri en acımasız şekilde yoketme, “kesme” gayretine girerek hem kendi doğal işlevini yapmakta ama diğer yandan kendi yolunu tıkamaktadır.

Akademik çevrelerde çoğulcu görelilik yaygın bir tutumdur, farklı insanların ve gurupların mantıklı olarak farklı anlayış kalıpları vardır. Sonunda inancın tek gerekçesi “benim için doğru” biçimini alır. Belki de konu çok açıktır: Çoğulcu göreliliğin böylesine şiddetli bir öznellik tutumu olduğundan özellikle narsizm ile beslenir. Sorunun çözümünün en güç yanı budur; çoğulculuk, farkında olmaksızın Narsizm Kültürü’nün yuvasına dönüşür ve narsizm genelde herhangi bir entegral kültürün büyük bir tahripçisi olur.

 

Ve narsizm enfeksiyonu bulaşmış çoğulculuğun resme girdiği yer burasıdır.

Narsizm enfeksiyonu bulaşmış Çoğulculuk

Narsizmin sözlük tanımı, “kişinin kendi benliği, önemi, yetenekleri vb. ile aşırı ilgilenmesi; benmerkezcilik”tir. Yine de narsizm sadece benliğe ve onun yeteneklerine aşırı değer vermek değildir, aynı zamanda başkalarının değerlerini ve katkılarını küçümsemektir.

Çok sayıda psikolog, narsizme bakışın bir çok yolu olmasına rağmen, genelde bunun ideal olarak, en azından önemli ölçüde vazgeçilen normal bir çocukluk özelliği olduğunda görüş birliği içindedir. Aslında gelişim, benmerkezciliğin giderek azalması olarak tarif edilebilir.

Ben merkezciliğin, birden altıncıya kadar tüm mimlerde nasıl değişim geçirdiğini yukarıda zaten görmüş idik. Bireysel  benmerkezcilik, giderek ailesel, ırksal ya da dinsel, dünyasal hallere girmekte ve sonunda yeşil mimde başkaları ile kendini eşitlemektedir.

Fakat burada bahsedilmeye çalışılan narsist yapıların, bu özelliği kaybetmeksizin yeşil mime kadar ilerlemeyi başardığı ve tam da orada hiç zarar görmeden yuvalanmaya imkan bulduğudur! Çünkü evrendeki her varlığı ve kavramı; özel, biricik ve değerli görmek durumuna gelmiş yeşil mim, narsistleri de aynı anlamda titizlikle korunacaklar listesine rahatça dahil edebilecek denli duyarlı benliklerdir.

Bu davranışı belki şöyle dramatize edebiliriz; “bırakın onlarııı, ellemeyin narsistleri, onlar bu halleri ile dünyayı zenginleştiriyor!”

Böylece yeşil mime kalıcı olarak yerleşen narsistler, Yeşil mimin çoğulculuğunda üreyerek, ikinci düşünce katına amansız bir engel oluştururlar.

Narsistik yapı, yeşil mim öncesinde kendine açıkça bir yer edinemez, bilindiği gibi o düzeylerde narsizm; önceki mimlerde kötülük, ilerleyen mimlerde hastalık olarak algılanmakta ve toplumdan temizlenme gayreti içinde olunmaktadır. Bu sebeple birçok narsist,  kendilerini zekice gizleyerek alt mimlerden geçer ve yeşil mimi kuvvetle teşvik eder, onun yaygınlaşması için mücadele eder.

Sevecenlik spirali

konvansiyonel Fr. conventionnel
Anlaşma ile ilgili, uzlaşma ile ilgili

Türk Dil Kurumu

Bu, -benmerkezcilikten ırk merkezciliğe, dünya merkezciliğe- üç genel evre, bilincin gözönüne serilen birçok dalgasının basit bir özetidir ama aynı zamanda gelişimin, benmerkezciliğin azalması/ ya da kitleye aktarılması olarak da algılayabilirsiniz.

Her bir gelişim dalgası narsisizmde bir azalma ve bilinçte bir artıştır (ya da daha derin ve daha geniş bakış açılarını gözönüne alma yeteneğinin artmasıdır).

Daha önce bahsettiğimiz 8 dalganın; konvansiyonel, öncesi ve sonrası olarak üç temel bölümde görülebileceğini ve bunun konuya hakim olmamız açısından önemli olduğunu sanıyorum.

Dünya görüşü                                               Mim                Benlik Kimliği

(ben ne görüyorum)                                                                (Ben kimim)

Konvansiyonel Öncesi (Ben-merkezci)

Arkaik (içgüdüsel)                                           Bej                  İtici güce dayanan

Büyü (animistik)                                              Mor                 Ben-merkezci

GEÇİŞ

Tanrıların gücü (kabile merkezci)                      Kırmızı Kahraman

Konvansiyonel (ırk-merkezci)

Mitik (üyelik)                                                  Mavi                Konformist

GEÇİŞ

Biçimsel (mantıklı)                                           Turuncu           Vicdanlı

Konvansiyonel Sonrası (Dünya merkezci)

Çoğulcu (göreli)                                              Yeşil)               Bireyselci

GEÇİŞ

Entegral (holistik)                                            İkinci Kat         Özerk

(Kişiötecil)

Gelişimin spirali, benden size, hepimize yayılan bir sevecenlik spiralidir: Orada durup entegral benimsemeye açılır.

Bunun, gelişmenin tatlılık ve ışık, gelişimin doğrusal merdiveninde bir dizi harika ilerleme anlamına gelmediğini eklemeliyim; çünkü her gelişim evresi sadece yeni yetenekler değil,  yani felaketler olasılığını da, sadece yeni potansiyeller değil, yeni patalojiler de, sadece yeni güçler değil, yeni hastalıklar da getirebilir. Evrimin genelinde, yeni sistem beraberinde yeni soru(n)lar getirir. Bilincin her artışının, can sıkacak derecede ödenecek bi fiyatı olabilir ve bu “ilerlemenin diyalektiği” (iyi haber-kötü haber) her zaman hatırlanmalıdır.

Yine de şimdilik konu, bilincin gözler önüne serilen her dalgasının, entegral benimsemeye giden yolda en azından daha büyük ilgi, sevecenlik, adalet ve merhamet olasılıkları getirmesidir.

Sistemle Mücadele Et!

Toplumun normlarını denetleyen, bunların üzerinde düşünen ve eleştiren konvansiyonel sonrası (KS) tutuma ancak önce konvansiyonel evrelerden geçilerek ulaşılabilir.; çünkü bu evrelerde kazanılan yeterlilikler konvansyonel sonrası bilincin gerekli önkoşullarıdır. Başka bir deyişle, konvansiyonel evreleri kat edemiyen biri, KS’sı bir toplum eleştirmeni değil KÖ’si bir isyancı olarak ortaya çıkacaktır. Narsisizmin çekirdeği olan “Ne yapılacağını kmse bana söyleyemez!” KÖ’si dalgalarda yoğun şekilde vardır.

Eleştirmenler, 1946-1964 kuşağının adı çıkmış isyancı bir kuşak olduğunda görüş birliği içindeler. Kuşkusuz bu isyanın bir bölümünü KS’sı bireyler oluşturmuştu; fakat yine büyük bölümünün (bunun için elde birçok amprik kanıt vardır) KÖ’si benmerkezcilerden oluştuğu da bir gerçektir. Altmışların, “Sistemle mücadele et!” den “Bütün otoriteleri sorgula!” ya kadar standart bağırmaları KS’sı kadar kolayca KÖ’sinden de çıkabilir, kanıtlar bunun, birinciden çok ikinci olduğunu akla getirmektedir.

Burada belrtmemiz gereken bir husus da KÖ’si dalga gibi KS’sı dalgaların hiçbiri konvansiyonel değildir. Önce ve sonra, çoğunlukla aynı konuşma sanatını ve aynı ideolojiyi kullanacaktır; ama aslında onlar kocaman bir büyüme ve gelişme uçurumuyla birbirlerinden ayrılırlar.

O halde birini dinlerken, önce mi sonra mı düzeyinde olduğunu karıştırmak çok kolaydır; yine de atasözlerimiz bunu test etmenin kolay yollarını gayet güzel açıklıyor: “Ainesi iştir kişinin lafa bakılmaz!” ya da “Özün sözü  desteklediği” vb…

(Gurdjieff, kişide iki ana düzey olduğundan bahseder: Varlık derecesi ve bilgi derecesi.  En ideali iki düzeyin birbirini dengelediği durumlar olmakla birlikte, bilgi derecesinin varlık boyutundan birazcık önde olması da yadırgatıcı değildir; fakat aradaki fark büyüdükçe kişinin hem kendine hem de çevresine görünümü tedirgin edici olur.)

Egemen Hiyerarşilere Karşı Büyüme Hiyerarşileri

Çoğulculuğun, eşitlikçiliğin ve çok kültürlülüğün hepsi, en iyi şekilleriyle çok yüksek bir gelişim durumundan -yeşil mim- kaynaklanır ve yeşil mim bütün diğer mimlere eşit bir özen ve sevecenlikle, gerçekten soylu bir niyetle bu çoğulcu adalet ve ilgi duruşuyla davranmaya çalışır. Ama şiddetli bir eşitlikçiliği benimsediğinden kendi duruşunun çok ender, seçkin bir duruş olduğunu göremez. Daha da kötüsü, o zaman yeşil mim, en başta kendisini meydana getiren evreleri saldırganca yadsır; çünkü o hiçbir ast-üst yargısına varmamayı ister (bindiği dalı keser-kendi kuyruğunu ısıran yılan).

Bu çoğulcu karışıklığın büyük bölümü hiyerarşiyi ve onun doğal büyümede ve gelişmedeki yerini yanlış anlamaktan kaynaklanır.

Şimdi her bir mimin hiyerarşi fikrine nasıl baktığını görelim:

Mor mim (büyü) birkaç hiyerarşi tanır.

Kırmızı (benmerkezci güç) kaba kuvvet hiyerarşilerini (feodal imparatorlukların temeli) tanır.

Mavinin (mitik düzen) soydan gelen kast sistemi, ortaçağ kilisesi hiyerarşileri vb çok katı hiyerarşileri vardır.

Turuncu (bireysel başarı) bireysel özgürlük ve eşit fırsat adına mavi hiyerarşileri kararlı şekilde aşındırır. (Turuncu hiyerarşiler, soydan gelen ve yararlılık-erkineve mükemmelliğe ayrıcalık veren mavi hiyerarşilerden arklıdır)

Yeşile geldiğimiz zaman duyarlı benlik her tür hiyerarşiye karşı planlı ve fiili saldırı ve suçlama başlatır; çünkü bu hiyerarşiler çoğu kez gerçekten de korkunç toplumsal baskılara karışmıştır. Saldırganca anti-hyerarşik tutum genellikle yeşil mimin kuşku götürmeyen ayar damgasıdır.

Ama ikinci katın ortaya çıkışıyla hiyerarşiler tekrar geri döner, bu kez daha yumuşak ve yuva yapmış tarzda… Bu tarz hiyerarşilere çoğunlukla büyüme hiyerarşileri denir. Moleküllere, hücrelere, organizmalara, eko-sistemlere, biyosfere, evrene kadar giden hiyerarşi atomları gibi… Ne kadar altta olduğuna bakılmaksızın bu birimlerin her biri, bütün ardışıklık için kesinlikle önemlidir.  Eski dalgaların her biri kendinden sonrakini sarmalayarak gelişir, böylece her dalga daha kapsayıcı, daha benimseyici, daha entegral -daha az marjinal duruma getiren, daha az dışlayan, daha az baskıcı- olur. Birbiri ardına gelen her dalga “aşar ve kapsar”, diğerlerini kapsamak için kendi darlığını aşar.

Bu durumda eğer biz bütün hiyerarşilere olumsuz tepki gösterirsek, sadece egemen hiyerarşilerin haksızlığına karşı onurlu bir mücadele vermiş olmayız, büyük olasılıkla entegral ikinci kata gelişmemizi engellemiş oluruz. Gördüğümüz üzere, yeşil mim mutlakiyetçiliğe, evrensele, mavinin ve turuncunun egemen hiyerarşilerine etkili biçimde başkaldırır, sonra bütün hiyerarşileri aynı düzende görüp yanlış anlar, sonra da hepsini yadsır; bu da onu birinci düşünce katına sıkı sıkı kilitler.

Gelişim spirali, birçok doğal büyüme süreci gibi yuva yapmış bir hiyerarşi, ya da büyüme hiyerarşisidir. Aslında Beck ve Cowan, yuva yapmış hiyerarşilerin, ikinci düşünme katının ayar damgası olduğunu işaret eder.

 

Her Şeyin Teorisi- Ken Wilber’den özetleyen Sibel Atasoy

16.06.08 – Beylerbeyi