Ses ve animistik dönem

Sesi, bir insanın frekansını gösteren araç olduğuna göre, en az koku kadar önemli olmalı hayatımızda ve bunun ilmini bilmini öğrenmliyiz eğitim hayatımızda. Bu sadece sesin sahibini ilgilendiren bir konu değil, o sesi duyanların tamamını eğip-büken bir büyü aynı zamanda. Büyü filan diye modası geçmiş kelimeleri kullanıyorum bazen çünkü dünyada müthiş bir animistik dönem özlemi oluştu. Ve bu durum Amerikadan tüm dünyaya buram buram yayılıyor. Bu değişimi izlemek ilginç geliyor bana.

Belki nativ amerikalılar öçlerini almaya dönüyorlardır.

  • Turan Erdal Duyu organlarinin biraz körelmesi sunni kentlerde pek ihtiyacimiz olmadigindan olabilir mi?
    Sibel Atasoy Eğer sizin bireysel tarayıcılarınızla yaptığınız bişeyi birileri teknolojik aygıtlarıyla ufak -ya da büyük-bedellerle yapıyorsa siz de buna uyum sağlıyorsunuz muhtemelen, malum hücrelerimiz gibi en az enerjiyle aynı işi sağlayacağımız durumlara otomotaik bi eğilimimiz var
  • Murat Uhrayoğlu belki şu 21 araklıkta geçebilir böyle bir döneme
    Turan Erdal Yani sen bunun nedeninin biraz da olsun tembellikten oldugunu söylüyorsun
    Sibel Atasoy evet neden olmasın. Fizik kanunlarıda bunu söylüyor, neden biz bunun dışında olalım
  • Turan Erdal Yasamak demek basli basina fizik kanunlarina bas kaldirmak demektir. Eger entropiye kendimizi vermis olsaydik yasamak mümkün olmazdi. Her yeni ögrenim sanki fizik kurallarina bas kaldirmak gibi birsey. Yasamak icin biraz da “anarsist” olmak gerekir galiba.
    Sibel Atasoy Murat, yıkanılan bir nehrin suyu her zaman değiştiğinden aynı nehirde yıkansan da aynı olmayacaktır, işte zaten YENİ’nin mucizesi böyle bi şey eskiyi kapsar ama farklı da bişeydir. Yeni animistik dönem, Her şeyin Teorisinde adı geçen Entegral dönem olacaktır. Ki bu holistik devre için nekadar süreceği belli olmayan bir ara dönemdir muhtemelen
  • Murat Uhrayoğlu interval derken eski antik bilgilerin hepsini içine alacak, ama geçiş yaparken de modern günlük bilgiyi, örneğin insanoğlunun son 300 yılda elde ettttği fizik veya matematik bilgisi birikimini de evrimleştirerek içerisine alacak şeklinde mi diyorsunuz.. mesela tıp bilgileri de benzer mantıkla düşünülebilir..
  • Sibel Atasoy Enterval diye yanlış söylemişim pardon entegral olacaktı. Ve şu anlamda kullanılıyor:Entegral: kelime bütünleme, bir araya getirmek, birleşmek, birleştirmek, kapsamak anlamına gelir. Aynılık anlamında değil, renkleri, gökkuşağı renkli insanların zikzaklarını, bütün harika farklılıkları tekdüze hale getirmek anlamında değil, genelde Kozmos anlamındadır. Sanata, ahlaka, bilime ve dine meşru bir yer veren daha kapsamlı bir bakış edinmek ve bunların hepsini Kozmik kekin sevilen dilimleri haline indirgemeye çalışmamaktır.

    Ve bu dönemi Ken Wilber ve insan bilinci projesinin araştırmacıları şöyle tanımlıyor: Entegratif:
    Hayat, doğal hiyerarşilerin, sistemlerin ve formların bir kaleidoskopudur. Esnekliğin, kendiliğindenliğin ve işlevselliğin çok büyük önceliği vardır. Farklılıklar ve çokluklar bağımsız, doğal akışlarla birleştirilebilir. Eşitlikçilik sınıflandırmanın doğal dereceleriyle ve mükemmellikle tamamlanabilir. Bilgi ve uzmanlık gücün, statünün ya da gurup duyarlılığının üstünde olmalıdır. Yürürlükte olan dünya düzeni realitenin (mimlerin) farklı düzeylerinin ve dinamik spiralde yukarı aşağı hareketin kaçınılmaz düzeneklerinin var olmasının sonucudur. İyi yönetim, giderek artan karmaşıklık düzeylerinde niteliklerin ortaya çıkmasını kolaylaştırır

İntegral düşünce/yaşam

İntegral paradigma, integral hareketi veya integral yaklaşım da denilen İntegral düşünce insan ve evreni anlamak için bilimsel ve ruhsal bakış açılarını biraraya getiren yeni ve gelişen bir harekettir. En ünlü sözcülerinden biri filozof ve psikolog Ken Wilber olan İntegral düşünce integral “beden, zihin, kalp ve ruh ile ilişkili olan” anlamına gelmektedir.

İntegral düşünce sözcüleri tarafından rasyonalizm ve materyalizmin ötesine geçerek ve ruhsallığı/maneviyatı reddetmeden veya ona kayıtsız kalmadan daha evrensel ve holistik perspektif veya yaklaşımı geliştirme teşebbüsü olarak görülmektedir. İntegral düşünürler mistik deneyimin gerçekliğini reddetmemekte, tarihin her döneminde ve her kültürde insanların tecrübe ettiği bu tip deneyimleri patolojik değil değerli, evren ve insanı anlamakta üzerinde durulması ve araştırılması gereken bir alan olarak kabul etmektedirler.

http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0ntegral_d%C3%BC%C5%9F%C3%BCnce

Bu konuya çok uzun zaman emek verdik ancak böylesi bir isimden haberimiz ancak Ken Wilber’in Her Şeyin Teorisi kitabı ile olmuştu. İlk okuduğumda ve halen beni etkilemeye devam eder. Kitabın özetini bile yapmıştım ve zaman zaman bu sayfalardan hatırlatırım. (Özet için tıklayınız)

Artık spiralin bi üst basamağına atlayalım

Türkiye ve ona denk bazı ülkelerin bulunduğu spiralin katı “Mitik Düzen” e denk düşüyor bana göre. Ama bi gayret gösterirsek yüzüncü maymun misali beşi bile pas geçip altıya geçebiliriz. (Memleketimizde de spiralin tüm katları var şüphesiz ama bir de yönetimleri seçen demokratik çoğunluk var 🙂

İşte bizim çoğunluğumuz böyle bişey:

4: Mavi: Mitik Düzen:

Hayatın, çok güçlü bir Başkası ya da Düzen tarafından belirleyen sonuçları ile bir anlamı, yönü ve amacı vardır.Bu adil neden mutlakiyetçi ve değişmeyen doğru/yanlış ilkelerine dayalı bir davranış yasasını dayatır. Yasayı ya da kuralları çiğnemenin geri tepmesi ciddi, belki de süreklidir. Sadık kişiye ise ödül vardır. Antik ulusların temeli. Katı toplumsal hiyerarşiler, sokakların güvenliği, suçluluk duygusunun kontrol ettiği itici güç; herşeyi somut olarak kelimesi kelimesine yerine getirme ve fundamentalist inanç; şiddetli konvansiyonel ve konformist. Çoğunlukla dinsel ve mitik ama laik ya da tanrıtanımaz bir düzen ya da misyon.

Nerede Görülür: Püriten Amerika, Konfüçyüsçü Çin, Dickens’çı İngiltere, Singapur disiplini, totalitarizm, şovalyelik ve şeref yasaları, yardımseverlikle yapılan iyi işler, dinsel fundamentalizm (hristiyanlık ve müslümanlık), kız ve erkek izciler, ahlaklı çoğunluk, vatanseverlik. Nüfusun %40′ı, gücün %30′u (Bu oranlar Dünya çapında araştırma sonucu olup Türkiye için değil).

Diğer düzeyleri görmek üsterseniz tıklayınız

**

Think of your death now. It is at arm’s length. It may tap you any moment, so really you have no time for crappy thoughts and moods. None of us have time for that. The only thing that counts is action, acting instead of talking.cc

**

Gereksindiğiniz her şey, istediğiniz her şey, yaratmayı seçtiğiniz her şey, her ânın her potansiyeli zaten sizin içinizde. Ben, onun fiziksel bedeninizin içinde olmasından söz etmiyorum, gerçi aynı zamanda orada da bulunuyor. Ben onun bilincinizde olmasından söz ediyorum. Bilinciniz, farkındalığınızdır, ama farkındalığınızın büyük bir bölümü kapatılmıştı, bilerek, ve aslında bunun bir nedeni vardı….Bu bir hata değildi (Adamus)
Hadi biraz ciddiyeti bırakalım yahuuu… Çıkın ortaya sallanın, gözlerinizi kapatın içinizden yükselen müzik eşliğinde sallanın, kıvrılın,bükülün,zıplayın, ya da ne isterseniz onu yapınn. Latin müzikleri de ççok işe yarıyo bu konuda :))) Hadi biraz ciddiyetsizlik lütfeennnn (kendime çağrı yapıyorum). Mucumucukkkssss

Entegral Bakışa Uyumlanmak(EBU)

Sibel Atasoy’la yepyeni bir çalışmaya başlıyoruz.
DanışCan’larla buluşma zamanıdır artık 🙂
Çalışmalar bireysel olup, eğer dilenirse (aile, eş, çocuk, sevgili) 2 ya da 3 kişiyle de birlikte çalışmalar yapılabilinir.Sibel Atasoy der ki;
…
“Entegral Nedir: Kelime bütünleme, bir araya getirmek, birleşmek, birleştirmek, kapsamak anlamına gelir. Aynılık anlamında değil, renkleri, gökkuşağı renkli insanların zikzaklarını, bütün harika farklılıkları tekdüze hale getirmek anlamında değil, genelde Kozmos anlamındadır. Sanata, ahlaka, bilime ve dine meşru bir yer veren daha kapsamlı bir bakış edinmek ve bunların hepsini Kozmik kekin sevilen dilimleri haline indirgemeye çalışmamaktır.DanışCan Nedir: Danışanın canım olduğunu anlatan bileşik kelime.”

Entegral Bakışa uyumlanmak – Bireysel çalışma içeriği

45’er dakikalık üç bölümden oluşur.

1.Bölüm.

Bu bölümde danışCan’ın önceden alınmış doğum bilgileri doğrultusunda hazırlanmış, kişiye özel Yaşam Tasarımı dosyası (yaklaşık 24 syf), incelenir, kişinin doğuştan gelen biricik ve mükemmel yapısı anlatılır, sorulara cevaplar bulunur.
Emin olduğum tek şey, soru varsa, farkındalığın artması için zemin doğal olarak hepimizde mevcuttur. Birey olma eşiği kendin hakkındaki sorular ve duyabildiğin cevaplar sayesinde geçilir. Ve bizler birey olduğumuzda, yani tam da doğduğumuz andaki gibi, işlevlerini Hayat Tasarımından gördüğümüz özgün, biricik ve mükemmel varlığımızı görüp onu sevdiğimizde, eksiksizliğine ikna olduğumuzda, dünya aniden değişir. İşte bu bir sihirdir, danışCanın yaratmayı başardığın sihir!
Bu bölümde ayrıca Kişinin isimler kadranı, kuzey ay düğümü bilgileri bulunur ve karşılıklı sohbetle anlaşılması hedeflenir.
Birinci bölüm her ilk kez gelen danışCan için aynıdır.

2. Bölüm

Her bireyin benzersiz doğum yapısı kadar benzersiz bir hayat yapılanması vardır. Ve bu yapılanma kişinin kendine BEN dediği şeyi oluşturmuştur (sebepleri çalışmada ayrıntılı olarak ortaya konulacaktır). Bu sebeple bu bölümde uygulamalar asla genelleştirilemez, her kişinin ihtiyacı oranında gelişecek bir sağaltım öngörür.
Her bir DanışCan’a ihtiyacı uyarınca aşağıdaki yöntemlerden biri ya da birkaçı kullanılabilir; ancak bunların dışında olabilecekleri o an DanışCan’ın hücreleri ve canına vasıta olan varlığım belirleyecektir.
Yöntemlerden bazıları şunlardır:
• Rüya terapisi, Zar yöntemi, Evler terapisi, Çakra temizliği, Nefes yöntemleri, Biyo enerji ve reiki seansı, Gerekli olursa psişik ameliyat, Niyetli ağ bağlantısı ve arka plan yetilerinin irdelenmesi, Dans/şarkı/resim/oyun
• Holografik insana geçişin hazırlığı ve olmazsa olmazı olan entegral katman hakkında gerekli bilgiler, örnekler. Dörtlü kadranın anlaşılması.

3. Bölüm

Bu bölüm total çalışmanın gözden geçirilmesi, ortaya çıkan soruların cevaplanması ve verilecek ev ödevlerinin belirlenip anlaşılması ile ilgili olacaktır.
Gerek görüldüğü takdirde Kişisel BAK yapılması planlanabilir. Ayrıca yine ihtiyaç oluşursa kendi uzmanlık sahalarında diğer sağaltıcılarla konsültasyon yapılması söz konusu olabilir.
Çalışmalar kasete alınacak ve DanışCan’a teslim edilecektir. Çünkü bu kayıtlardan talep edilecek bazı ev ödevleri olabilecektir.

Bireysel çalışmalar üç kişiyi geçmemek üzere, aile ya da ilişki merkezli sağaltımı içerecek şekilde de yapılabilir.

Karşılıklı olarak gereklilik belirirse çalışma sayısı artırılabilir. Ancak sonraki çalışmaların süresi birbuçuk saat olacaktır.

Kişisel çalışmalar uzaktan, internet ortamında da yapılabilir (hatta şifa ile ilgili konular özellikle uzaktan daha da verimli geçmektedir)

Yaşam Tasarımı hakkında bilgi: https://blog.sonsuz.us/?p=4696
Sibel Atasoy Hakkında bilgi : https://blog.sonsuz.us/?page_id=2

_________________________________

Lütfen [email protected] adresindn randevu alınız.

Hawking, holografik yansımalar olabileceğimizi belirtiyor.

Evren neden var oldu? Araştırmacılar, bu sorunun yanıtını “Herşeyin Teorisi” adını verdikleri bir evren formülüyle yanıtlamayı umuyorlar. İngiliz astrofizik uzmanı Stephen Hawking, yeni bulgularıyla, içinde bulunduğu fantastik bir “hiper uzay” ın kapılarını açıyor. Biz diğer evrenleri göremiyoruz; ancak, Hawking teorisinde paralel evrenlerde olanların bizim korkularımızı, becerilerimizi ve özlemlerimizi etkileyebileceğini ileri sürüyor.· Yalnız değiliz: Hiçlikten, sürekli yeni evrenler doğuyor. Bazıları kendi içinde çöküyor, diğerleri sürekli genişliyor. Daha başkaları, bu iki durumun arasında kritik bir konuma sahip. Bazı evrenlerin, zeki yaşam biçimlerini barındırabileceği tahmin ediliyor. Bizim evrenimiz genişleme evresinde.

Paralel evrenlerle ilgili model, şu bilinmeyenleri çözebiliyor: Uzayda gözlemlenen kara delikler nelerden oluşuyor? Çekim kuvveti, diğer doğal kuvvetlere oranla neden zayıf? Işık, içinde bulunduğu evreni terk edemez, dolayısıyla komşu evrenin yaşayanları onu göremezler. Bununla beraber, gravitonlar hiper uzaya uçuyorlar.Şu sıralarda, siz bu cümleleri okurken, paralele evrenlerdeki eşizleriniz de bu cümleleri okuyor olabilirler. Onlar da bu teoriyi okuyunca, büyük olasılıkla sizin gibi inanmayacak ve başlarını sallayacaklardır. İlk bakışta çılgınlık ya da bir bilimkurgu fantezisi gibi görünse de, bu teori tamamen matematiksel temellere dayanıyor. Stephen Hawking, “Sonsuz sayıda eşiz evrenler var” diyor. Hawking, Cambridge Üniversitesi’nin Matematik bilimleri merkez’nde profosör olarak görev yapıyor. “Amyotrafik lateral skleroz” adı verilen bir sinir hastalığı nedeniyle, ünlü fizikçinin vücut kasları her geçen gün biraz daha eriyor. 1986’da bir soluk borusu ameliyat ameliyatı sonucu sesini de kaybetti. O günden bu yana bilgisayar aracılığı ile iletişim kuruluyor. Şu anda tamamen felçli, ancak zihni, inanılmaz bir hareketliliğe sahip. 59 yaşındaki astrofizikçi, evrenin varoluşunu açıklamak amacıylayıllardır üstünde çalışılan “Her Şeyin Teorisi” nin (Theory of Everithing) formülünü oluşturmayı başardı ve “M-teorisi” adını verdi. Buradaki “M” (Magic, misterios, mother) büyülü, esrarengiz ya da her şeyin (Bütün teorilerin) anası olarak değerlendirilebilir.

Teori, uzayı, içlerinde bizim eşizlerimizin bulunduğu başka evrenlerden oluşan çok boyutlu bir labirent olarak görüyor. Hawking, bu “kobold evrenler”in yaşayanlarını “gölge insanlar” olarak nitelendiriyor. Yani, bizim evren olarak tanımladığımız belki de, gerçekte iç içe geçmiş, birbirini şekillendiren ve hatta belki birbirine paralel çok sayıda evrenlerin bulunduğu sonsuz bir uzayın minik bir kesiti. Bu sadece birçok esrarengiz olguya aniden bambaşka bir açıdan baktığı için değil, aynı zamanda sıradan yaşamımızın bu kadar basit olmadığını göstermesiyle de büyüleyici bir evren tasviri. Birçoğumuz, yaşadığımız olaylara hep daha fazla anlam yükleme eğilimindeyiz. “Yaşamımda, ne olduğunu bilmediğim bir değişiklik olacağını hissediyorum dediğimiz anları hepimiz yaşamışızdır. Korkular, hayaller, özlemler, fikirler… Ortada neden yokken, birden bire nasıl çıkıyorlar, nereden geliyorlar?

Stephen Hawking’in geliştirdiği evren teorisi, hesaplamalara dayalı yepyeni bir açıklama getiriyor. Hawking, mantıksal olarak beynimizde hiçbir şeyin bir bütünden bağımsız gerçekleşmediğini ileri sürüyor. Görülebilir evrenlerimiz dışında, iç içe geçmiş ve eşizlerimizin bulunduğu, görülemeyen daha çok sayıda evren var.

Eğer Hawking haklıysa daha pek çok olgu paralel evren teorisiyle açıklanabilecek. Hawkingin geliştirdiği formül, makroskobik dünyasını tanımlamakla kalmayacak, “Büyük patlama” ve onunla birlikte zaman ve uzay boyutlarının başlangıcını da hesaplanabilir hale getirecek. Böylece insan, evrenin en büyük gizemine, daha doğru bir yaklaşım gösterebilecek: Evrenin, var olmak için bir tanrıya ihtiyacı var mı? Yoksa varlığı, tamamen bilinen fiziksel yasalara mı dayanıyor?

Bilim Olimpiyatında Hawking, 1974’te keşfettiği ve kendi adını verdiği ışınım ile ön plana çıktı: Fizikçi, temel parçacık demetinin bir kara delik yakınında bulunduğunda, nasıl davranacağını hesapladı. Belirli kütleye sahip bir yıldız, ömrünün sonunda, kendi çekim kuvvetinin etkisiyle çöküyor ve uzay ile zamanın anlamını yitirdiği, yani kaybolduğu, sonsuz yoğunluğa sahip bir yapıya, yani kara deliğe dönüşüyor. Kara deliğin çekim alanı o kadar güçlü ki, ışında dahil hiçbirşey çekim alanından kurtulamıyor. Gizikçiler bu duruma “tekillik” adını veriyorlar. Hawking çevresindeki her şeyi yutan bu tuzakların tamamen karanlık olmadıklarını, ışın yaydıklarını gösterdi. İçinde yaşadığımız evrenin de, “tekillik” durumundayken, Büyük Patlama ile birlikte şekillenmeye başlaması, Hawking’in buluşunu daha da önemli kıldı. Bu sayede bir gün, belki de yaratılış hikayesinin sıfırıncı saniyesine ulaşılabilirdi. Hawking, “hiçlik” ile “varlık” arasındaki geçiş anının aydınlatılmasının, “Tanrı’nın planı”nı ortaya çıkarmak anlamına geldiğini düşünüyor.

Bilim adamları, bir “tekillik” durumunun olup olmadığını; bir büyük patlamanın yaşanıp yaşanmadığını; zaman ve uzay boyutlarının ortaya çıkıp çıkmadığını uzun süre tartıştılar. Çünkü, İngiliz fizikçi Isaac Newton’un 300 yıl önce kabul ettiği gibi, zamanın sonsuz bir geçmişten sonsuz bir geleceğe uzandığına inanıyorlardı. Yoğunluk, Büyük Patlama sırasında kuşkusuz çok daha fazlaydı; ne de olsa, evrendeki bütün kütleler bir aradaydı. Patlama gerçekleşince, çevreye hayal edilmesi güç büyüklükte bir enerji yayıldı. Bu ilk enerji, temel parçacıklara ve maddenin kaderini belirleyen dört kuvvete dönüştü. Kozmologlar asıl sorunu, işte bu dört kuvvet konusunda yaşıyorlar. Bir evren formülü, bütün zamanlar ve evrendeki bütün olaylar için geçerli olmalı; yani son bir denklem, mikrokozmoz ve makrokozmozda etkili bütün kuvvetleri içermeliydi. Bugüne kadar yapılan matematiksel hesaplamalar, sadece üç kuvveti kapsıyordu

1- Elektromanyetik Kuvvet (elektronları atom çekirdeğine bağlıyor) 2- Güçlü Kuvvet (atom çekirdeğini bir arada tutuyor) 3- Zayıf Kuvvet ( radyoaktif parçalanmayı sağlıyor) 4- Kütle çekimi

Buna karşılık, bütün çabalara rağmen, dördüncü kuvvet olan Kütle Çekimi, bir türlü “Herşeyin Teorisi”ne dahil edilemedi. Nedeni ise, çekim gücünün sadece maddelerde bulunması. Büyük Patlama sırasında kütle, maddesel olmayan bir noktada, “hiçlik”i ifade eden bir kuvantumda yoğunlaşmıştı. Araştırmacıların, “teklik” durumunu daha iyi anlayabilmeleri için her iki teoriyi “Kuvantum Çekim Kuvveti”nde birleştirmeleri, yani “Çekim Kuvvetinin Kuvantum Teorisi”ni geliştirmeleri gerekiyordu. Ancak, bunu bir türlü başarmıyorlardı.

“Her Şeyin Teorisi”ne giden yolda başka bir sorun da, atomun standart modelinde yaşanıyordu. Parçacıklar, bazı matematiksel işlemlere tabi tutulduklarında ortaya anlamsız ve sonsuz değerler çıkıyordu. Ayrıca standart model, ne parçacık kütlelerini ne de doğal kuvvetlerin şiddetini açıklıyordu. Bunlar formülde sabit değerler olarak yer alıyordu.

80 li yılların ortalarında, fizik uzmanları John Schwars ve Michael Green’in uğraşıları sonucu bir çözüm yolu bulundu. Onlara göre anlamsızlıklar, parçacıkların, denklemlerde sonsuz küçük noktacıklar olarak ele alınmasından kaynaklanıyordu. Peki ama, parçacıkların iplikçikler gibi esneme yetenekleri olsaydı ne olurdu? Yaklaşık 10 yıl önce geliştirilen, ancak daha sonra hesapları çıkmaza sokan “sicim teorisi”, atom altı parçacıkları nokta şeklinde değil, iplik (sicim) şeklinde tanımlıyordu. Sicimler, bir kemanın telleri gibi salınan, 10-33 cm. uzunluğunda, minicik iplikçiklerdi. Sicimler şimdiye kadar gözlenemedi; ancak, büyüklüğü matematiksel olarak hesaplanabiliyor: Bir sicimin bir atomun büyüklüğüne olan oranı, bir atomun bütün Güneş Sistemi’ne olan oranına eşit. Ayrıca, belirli bazı sicimlerin, kütle çekimine sahip olduğu ve sicimlerin, aynı zamanda kuvantlar oldukları da bilinen arasında. Hawking, buradan yola çıkarak “kütle çekimin kuvantum teorisi”ni geliştirdi.

Stephen Hawking, sicimlerle ilgili çok sayıda hesaplama yaptıktan sonra şu sonuca ulaştı: Evreni üç veya dört boyutlu kabul ettiğimiz sürece geliştirilen “Kütle Çekiminin Kuvantum Teorisi” bizi tek bir evren formülüne götürmüyor. Dolayısıyla çözümü, çok boyutlu alanlarda aradı. Bu nedenle de sicimde takılıp kalmadı ve hesaplar yaparak, sicimlerden çok boyutlu kuvantlar elde etti. Bunlara “membran” adı veriliyor ve kısaltılmış şekli olan “bran” kullanılıyor. Bu bran’lar, birden fazla boyutta varlık gösteriyorlar. Hesaplamalarına devam ederek bir sınıra ulaştı: Evrende on bir boyut vardı.

Peki bütün o boyutları neden algılayamıyoruz? Hawking nedenini şöyle açıklıyor: Büyük Patlama’nın ardından, zaman boyutu ile üç tane uzaysal (uzunluk, genişlik, yükseklik) boyut açılarak kozmik büyüklüğe dönüştü. Kalan yedi boyut, konumlarını değiştirmeden, yani sicim kadar bir alanı kaplayacak büyüklükte, bir gonca gibi sarılı olarak kaldılar. Bilim adamına göre, böyle yedi boyutlu bir yumak, evrenin her noktasında mevcut.

M-teorisine göre, evren iki boyutlu bran’larla kaplı. Bu branlar için üçüncü boyut, branların frizbi plakları gibi, içinde oradan oraya uçtukları ve hiç bir birilerine çarpmayacakları büyüklükte bir “hiper uzay”. “Üç boyutlu kütlecikler” hiç fark edilmeden dört boyutlu bir uzaya, “dört boyutlu kütlecikler” beş boyutlu bir uzaya vb.. giriyorlar. Hawking, bu noktada kendi kendine şu soruyu sormuş: “Üstünde yaşadığımız Dünya nasıl yorumlanmalı?” Yanıtını ise şöyle vermiş: “Bizim gözlemleyebildiğimiz evren, belki de “hiper uzay”da süzülen üç boyutlu bir bran’dan öte birşey değil. Ve evrenimiz bu uzayın içinde yalnız değil. Çünkü, sürekli yeni evrenler, yeni branlar doğuyor. Fizikçiler, bu olaylara “kuvantum fluktuasyonu” adı veriyorlar. Hawking, böyle bir kuvant oluşumunu, kaynayan sudaki hava kabarcığı oluşuna benzetiyor. Bu kabarcıklardan bazıları patlıyor, bazıları da içinde bulunduğumuz evren gibi esneyerek genişliyor.

Bilim adamı, sürekli bir üst boyuta geçen branlarla ilgili, insanın başını döndüren bu varsayımı biraz daha somutlaştırabilmek için, hologram örneğini veriyor: Hologramlarda, doğru açıdan bakıldığında, iki boyutlu bir yüzeyde, üç boyutlu bir nesnenin görüntüsü fark ediliyor. Başka bir deyişle daha yüksek boyuttaki bilgiler, daha düşük boyuttaki bir oluşumun içine kodlanıyor. Öyleyse, üç boyutlu dünyamızda gerçekleşen her şey, aslında daha yüksek boyutlu bir dünya tarafından ürtilmiş olabilir mi? Ya da bir paralel dünyanın sadece yansıması olabilir miyiz? Hawkin’e göre bu soruların yanıt evet! Yaşamımız, dünyalı olmayan yaratıklar tarafından oynanan bir bilgisayar oyunu, biz de bilgisayarlarla üretilmiş oyuncular olabiliriz. Belki de, sadece bakıp eğlendikleri hologramlarız.

Hawking’in teorisiyle, kehanet ve telepati gibi metafizik konular da belki daha doğru yorumlanabilir: Bir hologramda, üç boyutlu bilgiler, iki boyutlu yüzeyin her noktasında kodlanmış olarak bulunuyor. Hologram levhasını kırdığımız ve parçalardan birini ışık altında incelediğimiz zaman, içinde kodlanmış olan üç boyutlu nesnenin yine tamamını görürsünüz. Çünkü, nesneye ait üç boyutlu bilgilerin tamamı, yüzeyin her noktasında ayrı ayrı bulunuyor olmalı. Bu açıdan bakıldığında, bu matris bütününün bir parçası olan kişinin, normalde görülemeyen bilgileri bazen fark etmesi çok da olağanüstü sayılmaz. Belki de kahinler, böyle bilgileri algılayabilen ve okuyabilen insanlardır.

Hawking bu düşüncesinde yalnız değil. Bu varsayımı geliştirirken Hawking’e eşlik eden evrenbilimci Alexander Vilekin, “Uzayda, Al Gore’un ABD başkanı olduğu ya da Elvis Presley’nin hala yaşadığı paralel evrenler olabilir” diyor.

]Hawking daha da ileri giderek paralel başka bir evrene geçmeyi hayal ediyor.

Sicimler ve branlar’dan oluşan bu fantastik bakış açısı gerçek olabilir mi? Hawking, evrenin varlığını tek bir formülle açıklayacak “Her Şeyin Teorisi” nin henüz tamamlanmadığını, bunun belki de ancak 21. yüzyılın sonuna doğru mümkün olacağını belirtiyor. Ancak formül tamamlandığında evrenin formülüne ulaşmış olacaklarını ve kaçınılmaz olarak bu noktanın da insan aklının nihai zaferi olacağını belirtiyor.<span>· Paralel evrenlerle ilgili model, şu bilinmeyenleri çözebilir. Uzayda gözlemlenen kara delikler nelerden oluşuyor? Çekim Kuvveti, diğer doğal kuvvetlere oranla neden daha zayıf? Işık, içinde bulunduğu evreni terk edemez, dolayısıyla komşu evrenin yaşayanları onu göremezler. Bununla beraber, gravitonlar hiper uzaya uçuyorlar.

· Son kozmolojik teorilere göre, içinde yaşadığımız evren, daha yüksek boyutlu başka bir evren içinde süzülen çok sayıda evrenlerden bir tanesi olabilir. Ancak, diğer evrenlere ulaşamıyoruz ve “hiper uzay”ı aşma ise olanaksız.

· Kara delikler, gökadalar gibi yoğun kütleli cisimler, gravitonları çekiyorlar. Gravitonların, yutan tuzakların çevresinde, halka biçimli bir bulut halinde toplanarak kara maddeyi oluşturduğu tahmin ediliyor.

· Komşu evrenlerdeki gökadalar da hiper uzayla birbirlerinden ayrılsalar bile, üst üste gelecek şekilde konumlanabilir ve “çekim kuvveti gölgeleri”nden oluşan bir dünya yaratabilirler.

· Hawking’e göre, bizler üç boyutlu bir membran’da (aşağıda) yaşıyoruz. Yakınında, daha yüksek boyuta ait ikinci bir membran daha var. Her ikisi de çekim kuvveti etkisiyle birbirini etkiliyor. Evrenimizde bulunan çekim kuvveti, daha yüksek boyutlu evrenlere kadar ulaşabiliyor. Böylece, ortada gerçek bir kütle olmamakla birlikte, gezegenler, bir çekim kuvveti merkez çevresinde turlayabiliyorlar.

· Diğer boyutlar, yuvarlanmış küçük küreler şeklinde uzay-zamanın bütün noktalarında yer alıyor.

· Hawking, biz insanların, başka bir evrende yaşayan varlıkların ürettiği holografik yansımalar olabileceğimizi belirtiyor.

· Holografi yöntemiyle üç boyutlu nesneler, iki boyutlu zeminlere, yani hologramların içine kodlanabiliyor. Hawking, yüksek boyutttaki bilgilerin, düşük boyutlu ortamlara kodlanması ilkesini bütün evrene uyarlıyor ve diyor ki: “Dünyamız, dünya dışı yaratıklar tarafından oynanan bir bilgisayar oyunu olabilir.”

· Stephen Hawking, kara deliklerin çevrelerinde, enerji yayan parçacıklar oluşabileceğine işaret edinceye kadar, bilim adamları buradaki çekim kuvvetinden ışığın bile kaçamayacağına inanıyorlardı.

· Newton’un teorisine göre zaman, geçmişte ve gelecekte sonsuzluğa kadar uzanan bir tren rayı gibi, uzaydan bağımsızdı. Einstein’in teorisine göre ise zaman ve uzay birbirine bağımlı. Zaman dahil edilmediği taktirde uzay bükülmez. Ayrıca Uzay-zamanın bükülmesiyle oluşan “solucan delikler”in zaman yolculuğunu mümkün kılabileceği düşünülüyor.-alıntı-

Focus dergisi