Ses ve animistik dönem

Sesi, bir insanın frekansını gösteren araç olduğuna göre, en az koku kadar önemli olmalı hayatımızda ve bunun ilmini bilmini öğrenmliyiz eğitim hayatımızda. Bu sadece sesin sahibini ilgilendiren bir konu değil, o sesi duyanların tamamını eğip-büken bir büyü aynı zamanda. Büyü filan diye modası geçmiş kelimeleri kullanıyorum bazen çünkü dünyada müthiş bir animistik dönem özlemi oluştu. Ve bu durum Amerikadan tüm dünyaya buram buram yayılıyor. Bu değişimi izlemek ilginç geliyor bana.

Belki nativ amerikalılar öçlerini almaya dönüyorlardır.

  • Turan Erdal Duyu organlarinin biraz körelmesi sunni kentlerde pek ihtiyacimiz olmadigindan olabilir mi?
    Sibel Atasoy Eğer sizin bireysel tarayıcılarınızla yaptığınız bişeyi birileri teknolojik aygıtlarıyla ufak -ya da büyük-bedellerle yapıyorsa siz de buna uyum sağlıyorsunuz muhtemelen, malum hücrelerimiz gibi en az enerjiyle aynı işi sağlayacağımız durumlara otomotaik bi eğilimimiz var
  • Murat Uhrayoğlu belki şu 21 araklıkta geçebilir böyle bir döneme
    Turan Erdal Yani sen bunun nedeninin biraz da olsun tembellikten oldugunu söylüyorsun
    Sibel Atasoy evet neden olmasın. Fizik kanunlarıda bunu söylüyor, neden biz bunun dışında olalım
  • Turan Erdal Yasamak demek basli basina fizik kanunlarina bas kaldirmak demektir. Eger entropiye kendimizi vermis olsaydik yasamak mümkün olmazdi. Her yeni ögrenim sanki fizik kurallarina bas kaldirmak gibi birsey. Yasamak icin biraz da “anarsist” olmak gerekir galiba.
    Sibel Atasoy Murat, yıkanılan bir nehrin suyu her zaman değiştiğinden aynı nehirde yıkansan da aynı olmayacaktır, işte zaten YENİ’nin mucizesi böyle bi şey eskiyi kapsar ama farklı da bişeydir. Yeni animistik dönem, Her şeyin Teorisinde adı geçen Entegral dönem olacaktır. Ki bu holistik devre için nekadar süreceği belli olmayan bir ara dönemdir muhtemelen
  • Murat Uhrayoğlu interval derken eski antik bilgilerin hepsini içine alacak, ama geçiş yaparken de modern günlük bilgiyi, örneğin insanoğlunun son 300 yılda elde ettttği fizik veya matematik bilgisi birikimini de evrimleştirerek içerisine alacak şeklinde mi diyorsunuz.. mesela tıp bilgileri de benzer mantıkla düşünülebilir..
  • Sibel Atasoy Enterval diye yanlış söylemişim pardon entegral olacaktı. Ve şu anlamda kullanılıyor:Entegral: kelime bütünleme, bir araya getirmek, birleşmek, birleştirmek, kapsamak anlamına gelir. Aynılık anlamında değil, renkleri, gökkuşağı renkli insanların zikzaklarını, bütün harika farklılıkları tekdüze hale getirmek anlamında değil, genelde Kozmos anlamındadır. Sanata, ahlaka, bilime ve dine meşru bir yer veren daha kapsamlı bir bakış edinmek ve bunların hepsini Kozmik kekin sevilen dilimleri haline indirgemeye çalışmamaktır.

    Ve bu dönemi Ken Wilber ve insan bilinci projesinin araştırmacıları şöyle tanımlıyor: Entegratif:
    Hayat, doğal hiyerarşilerin, sistemlerin ve formların bir kaleidoskopudur. Esnekliğin, kendiliğindenliğin ve işlevselliğin çok büyük önceliği vardır. Farklılıklar ve çokluklar bağımsız, doğal akışlarla birleştirilebilir. Eşitlikçilik sınıflandırmanın doğal dereceleriyle ve mükemmellikle tamamlanabilir. Bilgi ve uzmanlık gücün, statünün ya da gurup duyarlılığının üstünde olmalıdır. Yürürlükte olan dünya düzeni realitenin (mimlerin) farklı düzeylerinin ve dinamik spiralde yukarı aşağı hareketin kaçınılmaz düzeneklerinin var olmasının sonucudur. İyi yönetim, giderek artan karmaşıklık düzeylerinde niteliklerin ortaya çıkmasını kolaylaştırır

DUYU’lara devam

Yemek yapmak sizi uyarıyor mu? Uyarmalı. Çünkü duyusal. Duyusal. Önce her duyusal deneyimde onu koklamalı ve görmeli ve duymalısınız. Sonra yemelisiniz, ve o zaman onu saf dışı bırakabilirsiniz. Bir insan olmanın ne (harika) bir deneyimi! (Adamus)

Bakınız nasıl yemek yapıyorum (Tıklayınız)

**

Çıkıp da… “Evet, ben aydınlandım” dedikten sonra, gerçekten aydınlanıp aydınlanmadığını görmek için kapıdan çıkıp da kendini bir arabanın önüne atmazsın, çünkü bu aslında kuşku duymaktır. Güven ve huzur içinde her yere gidebileceğini sadece varsayarsın. Ama… insanların yaptığı şeylerden biri de bu. “Bunu test edeceğim. Az önce dedim ki, ‘Evet, ben aydınlandım,’ şimdi kaynar suyu alıp elime dökeceğim ki göreyim gerçekten…” diyorlar. (Adamus)

Ah ben bunu senelerdir fark ederim ve bi çok kez de konuşmalarda dile getirdim. Hatta kitaplarımdaki karakterler de söylediler hep. Aydınlanma, “ya da her istediğinin olduğunu bilmek”, bi hadi test edelim o zaman hali değildir, olamaz da çünkü test etmek gerçekten kanıt aramaktır, kanıt aramak ise şüphedir ve şüphenin şeytan olduğunu biliyoruz 🙂 Gerçi eski zamanlarda işe de yaramıştı belki ama artık hiç gerek yok bunlara.

Öyleyse nedir “her istediğim oluyor” hali?

Sadece kendiliğindenlik! An’da bütünlüğün için gereken her şey oluverir. Bu kadar basit. Zihinle filan becerilebilecek bişey değil olsaydı ben de “secret” yanılsamasını yazmazdım zaten.

Test edeyim dediğimizde neden olmaz peki? Bu bize tanrının bi cezası filan mı? Ne münasebet! Tanrı böyle işlere karışmıyor (bana söyledi). Sebep inanamayacağımız kadar basit: Çünkü o anda bütünlüğünün ihtiyacı o şeyin OLMASI değil, tam tersine olmayacağının ispat edilme isteği! :))) Gerçekten komiğiz.

**

Aynı mekanizmalar (olay örgüleri) dönüp dursa da, yaşamış ve yaşayacak tüm insanların her biri kendine özgü “biricik”olduğu için her seferinde başka bi rayiha çıkacaktır ortaya. Yaradılışın hoş ve çekici olması da bu sebeple değil mi zaten?

**

“Ben bunu seçiyorum! Sonra geri çekildim. Aydınlanma benimle olabilsin diye, her bir küçük ayrıntı için kaygılanmak yerine, kendi yolumdan çekildim. Nereye gitmeli ki, İnternet’e mi? Hangi gruba ait olmalıyım? Ne öğrenmeliyim? Farketmez.” Bunu seçtiğiniz an, o olur. Olmaya başlar. Kendini yaratmaya başlayıverir. (Adamus)

Aydınlanma ya da “ben o ben-im” fark etmez. Bu gerçekten sadece “kendi yolundan çekilmekle ilgili”. Sadece kesin çok KESİN bi seçim yapmanız ve bunu şirksiz şüphesiz, sesli-sessiz söylemeniz yeterli. Yeni enerjinin oyuncu, yaratıcı, özgün sınırsız potansiyelini kullanmaya başlamak için, tam şu anda eğlenceye başlamak için daha ne bekliyorsunuz frekanslarımmm.

**

Biz “hisseden” varlıklarız. Üstelik bunu hangi organ-lar-ımızla yaptığımızı bilmiyoruz. Hissetmeyi sıklıkla duygularla karıştırıyor insanlar, ha tabi kalple de ikişkilendirenler var ya da üçüncü göz ile. Fakat bunlar sadece tahminler. Biz gerçekten bütünlüğümüzden bihaberiz.

**

Zihin aracımız olmalı, patronumuz değil

Zihnin amaca ihtiyacı vardır. Gerçek olmayandan kendini kurtarması için karşılığında ona bişey vaadedilir. Gerçekte bir amaca ihtiyaç yoktur. Sahte olandan kurtulmak başlı başına yeterince iyidir, bir ödül istemez. Bu tıpkı temiz olmak gibidir- kendi kendinin ödülüdür bu.(Maharaj)
İşte aşağılarda biyerde Einstein’ın Tanrının zaratmayacağı konumunda takılmasınasebep olan durum tam da Maharajın bu tespitiyle açığa kavuşuyor. Amacı zihin istiyor.:)

**

Günaydınnn frekanslar,bu hissetme olayı (duygu değil, dokunma değil görme değil,duyma değil yalnız başına), ne olduğunu, işe hangi organların karıştığına dair bi türlü net fikir sahibi olamasam da her geçen gün hayatımın daha da merkezine oturuyor. Ne yapacağız bilemiyorum. Hissetme arttıkça benim( kendi bilgi ve düşünce kapasitem) fonksiyonum küçülüyor.

Zm: büyüteç sembol dilinde benim için ayrıntıya girmek..ayrıntıda özü görmek demek..ki öz o duyguda saklı bence..çok mahrem olduğundan gizleniyor.. büyüteç(ayrıntı) hassasiyetin simgesi..ancak hassaslaştığım şeylerde detayları görebilirim ve de…tayları görebildiğim yerde hassaslaşabilirim..bence çook önemli..duygu anahtarı büyüteç demiş olsam yanılmız olmam, biliyorum çünkü kalbim ve duygularım tanımlı..bütünden parçaya gitmek çabuk kavratır lakin parçadan bütüne gitmek hissederek kavratır..ben hissederek kavrayanlardanım..herkesede tavsiye ediyorum..çünkü hücrelerime siniyor ve bana mal oluyor…şeksiz şüphesiz hale geliyor..bilgi erk kazanmış oluyor,ondan sonra ben fark etmesemde hücremdeki o bilgi çoktan yayına geçmiş oluyor..

sa: Pek katılmıyorum bu tanımına (senin kendini anlatışın tastammam doğru, gözlemlerime uyuyor) ancak hissetmenin bu olduğuna dair ikna olmadım 🙂 Bakalım zamanla anlarız herhalde 🙂

ha: herkesin kendine özgü hissediş biçimleri olması elbette mümkün ve şaşırtıcı da değil:) ben bu anları zihnim boşken daha sık yaşıyor gibiyim sanki, yani çabasız ve peşinde koşturmadan geliyor bu şirin hal..aşk gibi bişi:)

zm: bilen(hissetme) yanımız farkındalık dışından geliyor ve hissediyor..buna tamamen katılıyorum.ancak hassasiyet yani o bilen tarafa geçiş kodlamaları bence büyüteçle simgelediğim şekilde gerçekleşiyor..bize mal olduğu an bizim bilinmezimize geçip yayına başlıyor..onuda hissederek kulanıyoruz..

sa: az önce yukarda kendini anlatırken “duygu anahtarı büyüteç demiş olsam yanılmış olmam” demiştin oysa benim gözlem ve deneyimlerim duygunun çok hantal bişey olduğunu gösterdi. Bu sebeple onu hissetmeye bağlamaya çalışman aklıma yatmadı zeynocum. Ancak büyütecin daha küçük alanlara örneğin atomaltı parçacıkların ve belki giderek takyonların dünyasına uzanan bi yolculuğa delalet etme imkanından bahsedebiliriz. Ki bunlar için mevcut duyu organlarımız gerçekten de çok kaba kalır. Yani mazotla uzay aracı çalıştırmaya benzetilebilir 🙂

ha: duygu zihnin bir ürünü değil mi arkadaşlar? yani zihin yaşanmışları temcit pilavı gibi karşımıza getiriyor ve sayısız kere yaşanmış duygu hallerini yeniden yaşatıyor bize..repertuarında bikaç hit film var ve zihin projeksiyonu bize 24 saat durmamacasına izletiyor bunları..biz de hep aynı sahnelerde ağlıyor, kızıyor ya da seviniyoruz..

**

Dün ve yarın, hayal meyal bir rüya kadar belirsizdi tıpkı güneş ışığı yapraklar arasından üzerine vurduğunda görünür olan kırılgan bir örümcek ağı gibi.(FD)

Duyu organları, özellikle burun

Fiziki bedenimiz başta olmak üzere diğer bedenlerimizin de yönetim merkezi baş gibi görünüyor.

Başı ele aldığımızda beş duyu organımızın da burada oluşu herhalde şaşırtıcı değil. Bedenimizin duruş şekli çerçevesinde duyu organlarının baştaki konumlarının bazı içrek anlamları olabilir mi diye düşünüyorum.

Örneğin gözler, dikey bir bağlantının üst bölümünü oluşturmakla birlikte, sağa ve sola konumlanmış iki adetten oluşuyorlar. Onları dengeleyen ise yine dikey bağlantının alt bölümündeki ağız oluyor ve bir tane. Ağız hem tad alma duyusunu hem de çok öğündüğümüz konuşma işlevini yerine getiriyor.

Dikey bağlantı ne anlama geliyor? Ben bunu bireysel bilincin göstergesi, varlığı olarak anlamak eğilimindeyim. Göz ve ağız, çift yönlü işlem gerçekleştiriyor,  hem diğer duyu organları gibi frekansı dışardan içeri alıyor ve bunu içteki tanımlamalarla eşleştirerek  anlama dönüştürüyor, hem de konuşmak yoluyla içten dışa doğru yayın yapıyor.  Ağızın tek olması, dualitenin bu organdaki her işlemde birlikte iş gördüğünün bir işareti olabilir.  Ağızdan çıkan her söz çift anlamı da taşımak durumundadır gibi.

Bir diğer duyu organı olan kulak da yine iki tane olup yanlara monte edilmiş ve konumları itibariyle yatay varoluşu simgeliyor. Birey olmanın tersine  bileşikliğin iletişim aracı. Sadece dıştan geleni alan tek yönlü bir organ. İki yönde birer tane olması dualitik olanın ayrı ayrı hissedilişini simgeliyor olabilir.

Organların en ilginci bence burun. Dikey ve yatay varoluşun kesiştikleri yerde tam ortada yer alıyor. Tek yönlü, dışardan içeri yayın alıyor. Ve fakat baştaki stratejik konumu nedeni ile kokuyu en hassas iletişim haline getiriyor. Koku alma hassasiyetinin kadınlarda bariz biçimde yüksek oluşu bilimsel bir gerçek (bu genelleme için özür dilerim). Ayrıca insan için en hayati işlev olan NEFES de burun vasıtasıyla bedenle irtibatlanıyor.

Bu organlardan dikey üst ve alt organlar isteğe bağlı ve son derece limitli frekansı içeri alabiliyorlar. Gözünüzü kapattığınızda akış duruyor, ya da zihniniz meşkulken yine sadece bakıyor fakat görmüyorsunuz. Keza ağız da öyle, istemediğinde kendini kapatıyor, tad almayı ve konuşmayı kesebiliyor.

Oysa kulaklar ve burun, dışardan yardım almaksızın veri girişini kesemiyor!
Batı tarzı varoluşun temeli olan dikey iletişim, insanları doğdukları andan itibaren kendi organlarına yani gözlere ve ağıza yönlendiriyor ve onları kutsuyor. Belki bu sebeple “dinleme” konusu hep lafta kalıyor, yapılsa da (bilinçli hali) etkili değil nezaketen oluyor.

Yatay iletişim, (bileşiklik), dikey iletişim (bireylik), burunda kesişiyor ve (birleşiklikle) taçlanıyor.

Öylesine daha önce düşünmediğim şeylerdi, epeyce eksik kalmış olması muhtemeldir, belki bu konuda bilgisi olanlar konuya katılma inceliğini gösterirler.

EK: Van Gogh Neden kulağını kesti? Öylesine aklıma geliverdi bu soru.

“1888 yılının 23 Aralık gecesi Vincent van Gogh kan revan içinde hayat kadını sevgilisi Rachel’e koşmuş ve uzattığı bezle ‘‘elindeki nesneyi dikkatlice yerine yerleştirmesini‘‘ istemişti. Ressamın nesne diye tanımladığı sağ kulağını fazlaca içtiği alkolün etkisiyle tıraş bıçağı ile kestiği sanılıyordu. Yıllarca tam bir açıklama getirilemeyen bu esrarengiz olaydan 113 sene sonra uzmanlar yeni teorilerin peşinde.”

Bence Vincent, yatay iletişimi kesmek istiyordu. Sağ kulak ise tonale yani bilinenlere işaret ediyor olabilir. Belki ünlü ressam bildikleriyle iletişimi engellemek istemişti. Bu niyetinin işe yaradığı,  bu işlemden iki yıl sonra ölmüş olması ile kanıtlanmış oluyordu.