Tuvalete çıkma eylemi

Tuvalet süreçleri, kültürümüzde cici insanların gizlice yaptıkları ve üzerinde konuşmadıkları bişeydir. Ondan ancak argo kültürde bahsedilebilir.
Oysa, yiyecek ve içecekler diye genelleştirerek geçiştirdiğimiz o şeylerin her biri bir cana ve işleve sahip olan – kızılderili deyimiyle- akrabalarımızdır.
Biz akrabalarımızı yiyerek onları sistemimizden geçirir ve onlara yeni bir form vermek suretiyle bu şeylerin ilk sahibi dünyaya iade ederiz. Dünya kendi bilincini, insan üzerinden geliştiriyor.
Nefes de bunun bir başka şeklidir.
Doğrusu, bu değerli kılma işlevinden dolayı böbürlenmeyerek onu sadelilkle yapışımız ve hakkında konuşmayışımız büyük bir alçak gönüllülük.
Oysa insanlar arasında yapılan değerlendirme işlevi olan seks hakkında bu denli alçak gönüllü olamıyoruz. 🙂

  • Elvan E

    Bana şu menkıbeyi hatırlattı yazdıklarınız 🙂 (Menkıbe yazının altında sunulmuştur)
  • Hanife Altuntas oysa bebekler belli bi yaşa kadar tuvalet alışkanlıkları konusunda ne kadar da rahattırlar. ancak tam da o süreçte, bunun pis ve kötü, saklı tutulması gereken bişey olduğu öğretilir onlara..gerçi cinsellikle ilgili de aynı manipülasyon vardır ama, biri hayat boyu aynı baskılanmayla devam ederken, diğerinin belli bir noktadan sonra diğer uca geçmesi gerçekten enteresan:)
  • Sibel Atasoy İkinize de teşekkürler, konu gerçekten de çok önemlidir ve sizler bunu açmaya başladınız.

    Elvan E Biz teşekkür ederiz,Nefese gereken saygıyı gösteremediğimizi de yazınızı okuyunca farkettim..

    Hanife Altuntas argo söylemleri bi kenara bırakırsak, hiçkimsenin tuvalet alışkanlıklarıyla ilgili böbürlendiği görülmemiştir.aklıma bazı şeyler geliyor buna dair. tek başına yaptığımız şeylerde acaba ego fazla devreye girmeye gerek görmüyor mu? seks işlevi, egonun – çeşitli öğretilmişlikler ve şartlanmışlıklarla ilgili olarak- tavan yaptığı bir alana dönüştü.
  • Sibel Atasoy Nefes, Dünya annenin bilincini her an son duruma güncelleme aracıdır. Bu sebeple her yeni an Dünya bilincinin en son durumunu gösterir. Bizler bu işlemi şimdi bilgisayarlardaki programlar vasıtasıyla farklı konular için taklit etmekteyiz.

    Elvan E Efendim eylemin adı kültürümüzde abdest bozmak olarak geçiyor.Konuşulmamasının sebeplerinden biri olsa gerek 🙂
  • Hanife Altuntas ‎”abdest bozmak” tanımlı ve evcilleştirilmiş alanın dışına çıkmak olarak geliyor bana nedense:)

    Elvan E Bu bakış açısından bakınca bedeni yıkamak ve su ile iletişimine de hürmet etmek gerekiyor ?

    Sibel Atasoy Bu arada, tuvalete çıkma ediminin bir diğer alanı da, kendini bir yolla ifade etmektir. Bu tuvalet işlemi ise her an beslendiğimiz ve onsuz asla bir an dahi yaşayamayacağımız İZLENİMLER besinin dışarı atılma yöntemidir. Yazıyla, sözle,çiziyle dışarı atılır ve yine Dünya annenin bilincine katılır.Hatta bu hacet giderme şekli belki sadece dünya için değil tüm evren için yapılmakta olabilir.

    Hanife Altuntas öyleyse tuvalet sorunu yaşayanlar olaya bir de bu yönden bakmalılar:)

    Elvan Emekli Döngüye giriyor yani?Doğal seleksiyon evrenin def-i hacetidir mi diyorsunuz Sibel Hanım?

    Sibel Atasoy Ben her zaman bu konuyu dillendirdim ve yazdım, bakmalarını önerdim ancak melekler yıldızlar semavi evrenler gibi cafcaflı isimlere sahip olmadığından sanırım, pek dikkate alan olmadı.

    Hanife Altuntas ‎:)

    Sibel Atasoy Biraz daha açar mısın Elvan hnm?
  • Elvan Emekli Dünya ve evreninde bu döngüye sahip olabilirliğinden bahsedince , sindirdiklerinden işe yaramayanları savaşlar,hastalıklar ve doğal seleksiyon yoluyla bünyesinden atıyor olabilir mi diye düşündüm? Ya da nedir evrenin defi haceti ? 🙂

    Hanife Altuntas savaşlar ve hastalıklar bazı durumlarda çok işe yarar. bizim için öyle olmadığını düşünsek bile sanıyorum evren için tam da böyledir.
  • Sibel Atasoy Bana düşünmeden gelen; ruh oldu. Ruh ise rayihadır zaten. Rayiha yani ruh ise, her fizik bedene geri döner, sonsuz bi döngü.
  • Elvan E Ruh aslında nefesi karşılamıyormu?

    Sibel Atasoy Nefes işlemi bi çeşit bilanço işlevidir. Yani bir andaki kesittir. Ruh ise zaten her şeydir diyebiliriz 🙂

    Burnumuzun koku alma işlevi diğer organlarımız gibi belli aralıklara ayarlı. Belli aralıkta frekanslara ayarlı bir veri girişi yapabiliyor olmasaydık feci bi koku bombardımanı olurdu sanırım. Kokusu olan her şeyin ruhu vardır diye genelleştirme yapma ihtiyacındayım 🙂 Bu arada, belirli aralıklarda veri girişi yapabiliyor değil algılayabiliyoruz. Bu düzeltmeyi hemen yapayım çünkü çok önemli. Algılayamadığımız diğer tüm verilerde bize giriyor ve işte onlar içimizdeki heyula bilnç altı katmanlarında kaynaşıp duruyorlar!
  • Elvan Emekli Nefessiz yaşayamayacağımıza göre her nefeste anımız yeniden kuruluyor 🙂
  • Sibel Atasoy Evet işte budur. Her nefeste dünya yeni haline kurulur.
  • Bi tuvalet işi nereye kadar gitti gördünüz mü?

    Elvan E O zaman nefes alıp verme şeklimizin vücut işlevine onunda diğer mekanizmalara ve döngü sistemlerine etkisi var.. İyi nefes,iyi an,iyi çıktı ?

    Sibel Atasoy Sadece nefesin mi? Besin kaynaklarımızın her biri tek tek onurlandırılmayı hak ediyor. Nefes onların bizim kanalımızla işleme girmesinin yakıtı, yakanı. Şahaser bi proses
  • Elvan E Yediğimizi,içtiğimizi,nefesimizi onurlandıralım 🙂
  • Sibel Atasoy Teşekkür ederim (izlenimleri de unutmayalım çünkü besinlerin en önemlisi o)
  • Elvan E İzlenim ve yorum aynımıdır?Biri ham veri diğeri çıktımı yoksa ?
  • Sibel Atasoy İzlenim bunların genel adı diyebiliriz belki.
  • Nilgün Börükanlar

    Çok güzel açmışssınız ellerinize sağlık…Aklıma şu da geldi bu prosesde al-ver de- belli topluluk ve ülkelerin bilinç ve bilinç altıda kollektif olarak -bu nedenle farklılık gösteriyor doğal olarak..ve de iklimler ve insan karakterleri…ve hatta beden biçimleri..Dünyaya verile yeni ürün olarak geri alınırken aynı bölge de etkilemim yayılıyor ..Tabii globalleşme ile izlenimler genelleşmeye başladı…Ben de işi abarttim ama doğru geliyor bana..
    Sibel Atasoy Abartmadın bence çok doğru

    Sibel Atasoy Şöyle bir deyim vardır bizde: Yemek yediğin kaba sıçma! Bunu yarar gördüğünüz şeyi kötülemeyin, nankör olmayın anlamında kullanıyoruz ancak bundan öte manası da olabilir. Çünkü aynı şey aynı yerde döngüye girerse, çeşitlenme yani evrim sakatlanır.

    Elvan E Atasözlerimizin hepsi deneyimlere dayalı,hepsine de hayranım..İnsanın aklı kifayet etmese bu sözler ışığında layıkıyla yaşar… :)))

    Sibel Atasoy En eski ataların ve şimdi en yeni buluşların ortak bi söylemi var hatırlarsanız: alışkanlıklar ruhu öldürür.
  • Nilgün Börükanlar ithalat ve ihracat önemli yani sibelcim:))
  • Sibel Atasoy Evet 🙂 Eski kültürde dışardan kız alınıyor ama kız vermemek alışkanlığı üzerine de bi düşünmek lazım 🙂

Menkıbe:

Laleli Camiini Sultan III. Mustafa (Padişahlığı 1757-74 yılları arasıdır) yaptırmıştır. Sultan Mustafa bu camii yaptırırken çevrede Laleli Baba namında bir din büyüğünün yaşadığını, gerçek bir mürşit olduğunu, hikmetli sözler söylediğini öğrenir. İçinde bu zatla görüşmek, söz ve sohbetinden yararlanmak arzusu doğar. Cami inşatını denetlemeye geldiği bir gün Laleli Baba ile görüşmek istediğini bildirir. Laleli Baba’ya hemen padişahın kendisini ziyaret etmek istediği haberi ulaştırılır, o da buyur eder. Padişah Laleli Baba’nın sohbetinden gerçekten memnun kalır. İçinde Laleli Baba ile daha sık görüşme arzusu uyanır. Ayrılacağı sırada bu din ulusuna bir soru sorar:

  • Efendi Hazretleri, bu dünyada en güzel şey nedir acaba?

Laleli Baba cevap verir:

  • Bu dünyada en değerli şey yiyip içtikten sonra sıkıntısız biçimde def-i hacet (büyük abdest)ini yapabilmektir.

Hükümdar bu cevaptan pek hoşnut olmaz. Başından beri büyüleyici konuşmalarıyla herkesi etkileyen bir zata bu cevabı pek yakıştıramaz. Hatta bu cevabı biraz kaba bile bulur. Bundan sonra bir şey konuşulmaz, hükümdar maiyetiyle beraber saraya döner.

Fakat padişah bu ziyaretin ertesi günü şiddetli bir kabızlığa yakalanır. Bir türlü içini boşaltamıyordu. Sarayın bütün ilgilileri ve hekimbaşı seferber olurlar, bilinen bütün ilaç ve yöntemleri uygularlar, ama fayda etmez.

Padişah kıvranıyordu. Nihayet birinin aklına gelir; Laleli Baba’ya haber verilse, onun himmetiyle hükümdar bu dertten kurtulamaz mıydı? Zaten başka denenmedik yol kalmamıştır. Padişaha danışılır. O da “Ne gerekiyorsa yapılsın” der. Hemen Laleli Baba’ya gidilir ve saraya getirilir. Hükümdar doğum sancısı çekiyor gibi kıvranıyordu.

Laleli Baba’ya yalvarır: “Aman bana yardım et!”. Laleli Baba, “O kadar kolay değil, karşılık olarak ne vereceksiniz?” der. “Senin bölgende yaptırdığım o camii sana hibe edeceğim”. “Yetmez” der Laleli Baba. Sultan Mustafa daha bir çok şeyler ekliyor, Laleli Hazretleri bir türlü tamam, yeter, demiyordu. En sonunda ağzındaki baklayı çıkarır:

“Ben senin için dua ederim, Allah dilerse bu dertten kurtulursun ama, karşılığında saltanatı (padişahlığı-hükümdarlığı) isterim”. Padişah kem küm eder, ama çaresi yoktur; “Tamam” der. “O da senin olsun”. Laleli Baba dua eder, sırtını sıvazlar, “Haydi git Allah’ın izniyle kurtulacaksın” der ve gerçekten kurtulur. Kurtulur ama saltanat da elden gitmiştir. Şifa bulmanın sevincini, saltanatın elden çıkmış olmasının üzüntüsü gölgeliyordu. Laleli Baba sultanın haline bakar bakar da der ki: “Bir saltanat ki bir def-i hacete değişiliyor, öylesine ucuz bir saltanat bize gerek değil, al yine senin olsun”.

DUYU’lara devam

Yemek yapmak sizi uyarıyor mu? Uyarmalı. Çünkü duyusal. Duyusal. Önce her duyusal deneyimde onu koklamalı ve görmeli ve duymalısınız. Sonra yemelisiniz, ve o zaman onu saf dışı bırakabilirsiniz. Bir insan olmanın ne (harika) bir deneyimi! (Adamus)

Bakınız nasıl yemek yapıyorum (Tıklayınız)

**

Çıkıp da… “Evet, ben aydınlandım” dedikten sonra, gerçekten aydınlanıp aydınlanmadığını görmek için kapıdan çıkıp da kendini bir arabanın önüne atmazsın, çünkü bu aslında kuşku duymaktır. Güven ve huzur içinde her yere gidebileceğini sadece varsayarsın. Ama… insanların yaptığı şeylerden biri de bu. “Bunu test edeceğim. Az önce dedim ki, ‘Evet, ben aydınlandım,’ şimdi kaynar suyu alıp elime dökeceğim ki göreyim gerçekten…” diyorlar. (Adamus)

Ah ben bunu senelerdir fark ederim ve bi çok kez de konuşmalarda dile getirdim. Hatta kitaplarımdaki karakterler de söylediler hep. Aydınlanma, “ya da her istediğinin olduğunu bilmek”, bi hadi test edelim o zaman hali değildir, olamaz da çünkü test etmek gerçekten kanıt aramaktır, kanıt aramak ise şüphedir ve şüphenin şeytan olduğunu biliyoruz 🙂 Gerçi eski zamanlarda işe de yaramıştı belki ama artık hiç gerek yok bunlara.

Öyleyse nedir “her istediğim oluyor” hali?

Sadece kendiliğindenlik! An’da bütünlüğün için gereken her şey oluverir. Bu kadar basit. Zihinle filan becerilebilecek bişey değil olsaydı ben de “secret” yanılsamasını yazmazdım zaten.

Test edeyim dediğimizde neden olmaz peki? Bu bize tanrının bi cezası filan mı? Ne münasebet! Tanrı böyle işlere karışmıyor (bana söyledi). Sebep inanamayacağımız kadar basit: Çünkü o anda bütünlüğünün ihtiyacı o şeyin OLMASI değil, tam tersine olmayacağının ispat edilme isteği! :))) Gerçekten komiğiz.

**

Aynı mekanizmalar (olay örgüleri) dönüp dursa da, yaşamış ve yaşayacak tüm insanların her biri kendine özgü “biricik”olduğu için her seferinde başka bi rayiha çıkacaktır ortaya. Yaradılışın hoş ve çekici olması da bu sebeple değil mi zaten?

**

“Ben bunu seçiyorum! Sonra geri çekildim. Aydınlanma benimle olabilsin diye, her bir küçük ayrıntı için kaygılanmak yerine, kendi yolumdan çekildim. Nereye gitmeli ki, İnternet’e mi? Hangi gruba ait olmalıyım? Ne öğrenmeliyim? Farketmez.” Bunu seçtiğiniz an, o olur. Olmaya başlar. Kendini yaratmaya başlayıverir. (Adamus)

Aydınlanma ya da “ben o ben-im” fark etmez. Bu gerçekten sadece “kendi yolundan çekilmekle ilgili”. Sadece kesin çok KESİN bi seçim yapmanız ve bunu şirksiz şüphesiz, sesli-sessiz söylemeniz yeterli. Yeni enerjinin oyuncu, yaratıcı, özgün sınırsız potansiyelini kullanmaya başlamak için, tam şu anda eğlenceye başlamak için daha ne bekliyorsunuz frekanslarımmm.

**

Biz “hisseden” varlıklarız. Üstelik bunu hangi organ-lar-ımızla yaptığımızı bilmiyoruz. Hissetmeyi sıklıkla duygularla karıştırıyor insanlar, ha tabi kalple de ikişkilendirenler var ya da üçüncü göz ile. Fakat bunlar sadece tahminler. Biz gerçekten bütünlüğümüzden bihaberiz.

**

Eski Yeni Keşifler

Böylece yaşam tasarımınız birçok farklı açıdan çok parlaktı. Siz ruh denen şu şeye sahip olduğunuzu düşünmekten hoşlanıyorsunuz, ve biz gelecek yıl onun bile ötesine geçeceğiz – ruhun ötesine, kesinlikle – çünkü o basamaklardan ya da sıçrama tahtalarından biriydi. Ama sahip olduğunuz ve sizin belki de ruhunuz dediğiniz şey, bilgeliğinizdir. Bilgeliğiniz. Böylece ruh denen bu şeyi bile yarattınız – onu illa kategorize edeceksek, yaşam tasarımının bir parçasıdır – o aslında sadece bilgeliğiniz. Bilgeliğiniz.(Adamus)

Senelerdir bi çok yazımda ruh’un ne olduğunu bilmediğimi,anlayamadığımı söylemiştim. (Bunu ruhsuz oluşuma yoranlar da olmuştur. hahahaha, doğrusu gözardı edilemeyecek bi ihtimal). En azından bi kişinin (adamus) bana katılıyor olması içimi rahatlattı mı? Bilemiyorum. Galiba bilinç denen şeyi daha iyi anlıyabiliyorum. Belki de onun Bilgelik dediği şeyi.

**

En eski keşiflerimden biri şuydu: En uygun kelimeyi bulmak için biraz uğraştımdı yine de ilk aklıma gelen iki tanesinin yerine daha uygununu bulamamıştım. Onlardan ilki “esans”, ikincisi ise “rayiha” idi. Bazıları buna “öz” demek isteyebilir. Evet insanlar ruh dedikçe benim aklıma bunlar gelirdi.

Beni tanıyanlar (yazılarımdan ya da günlük hayatta fark etmez!), ne kadar zevkine düşkün olduğumu bilir. Zevk aldığım şeye doğru farkında olmadığım biçimde çekilirim. Alamadıklarımdan geri geri itildiğim gibi. Hedonist olup olmadığımı da sorgulamışımdır. Beni zevk duşkünü sefil bir bağımlı durumuna düşürmeyen ise ilginç bi şeyi daha çok küçükken fark etmiş olmamdır sanırım. Bence en önemli keşiflerimden biri buydu: Zevk aldığım bi şeyin rayihası belli bi süre (ama bu zaman ölçüsü değil kullanım sıklığı ile ilgili-kalp atış sayısı gibi örneğin) sonra azalıyordu, hatta yok oluyordu. Ve bu durumlarda (diğer tüm bağımlıların yaptığı gibi) aynı rayihayı aldığım şeyin miktarını arttırmıyordum; çünkü bunun işe yaramadığını bi tuzak olduğunu fark etmiştim.Miktarı artıırmanız, sizi başlangıç haz durumuna getirmiyordu! Bu farkındalığımın sebebini çok çok sonraları olgunluk yazılarımı yazarken ortaya çıktı. Sebep şuydu: O belli kullanım esnasında siz o dışardan aldığınız rayihanın kendine bizatihiona dönüşüyordunuz, dolayısıyla bileşik kaplar misali o maddeyle siz eşitleniyordunuz. Artık siz o olmuşsunuz, bu durumda miktar arttırmanın bi faydası olmazmış tabi! :)))

Bi de zevk kelimesi bizim (ve bi çok başka) kültürde yalnızca fizik bedenle ilişkilendirilmiş ve bu sebeple reddedilmesi tavsiye edilen bi şey olmuştur. Ağzından ruh kelimesini düşürmeyenlerin bunun araçlarını hiç araştırmamış olması İlginçtir . Zevk alma son derece bütünseldir ve sadece fizik bedenle değil diğer tüm olası bedenleri kapsar. Hadi onları şimdilik göz ardı edelim daha bilinen şeyler üzerinden gidelim; fizik beden dışında duygular, zihin de zevk bütünlüğüne dahildir. Bunu anlatabilmek çok zor oluyor. İnsanlar bi fedakarlık, acizlik kapanına kısılmış gibi görünüyolar çoğu kez ama örneğin Rahibe Teresa bile zevk tutkunuydu bence. Kendini hastalara adama zevki! :)))

Bence herkes açık bi şuurla dünyaya geliyor, ve onların nerdeyse tamamına yakınının şuuru 0-6 yaş arasında kapatılıyor 🙁 Ruhu kavrayamadığım gibi reenkarnasyona dair  genel kaynaklarda anlatıldığı gibi bi öz bilgim (farkındalığım) de yok. Bu eksikliğimin sebebi, şu anda yaşamaya tasarımlanmış bir model oluşumla ilgili olabilir.

İnsan öldükten sonra içinde kalan az bi rayihanın da çevredeki doğal oluşumlar tarafından emildiğini ve orada tam olarak hazmedilinceye kadar kendine bilinçli bi ben denilemeyecek duygu kırıntılarının kalmış-kalabiliyo olması bana muhtemel geliyor.

**

Bi iki yerde okumuştum, çok eskilerde kuzey ülkelerde (sibirya civarları olabilir hani), bazı insanların kafataslarına delik açarlarmış (kendi isteği ile), oldukça tehlikeli bi işlem olmakla birlikte hayatta kalabilenlerin bi durugörür, ya da kahin vs (değişik kültürlerde değişik isimler verilebilir) olduklarını söylerler. Bunu okuduğumda kafatasında açılan deliğin bebeklerin bıngıldaklarını ne kadar da andırdığını düşünmüştüm. Böyle bi konuya rastlayan oldu mu?

Gelen yorumlara bakılırsa çeşitli kültürlerde buna benzer şeyler varmış.

O zaman bu mini bebelerin küçük çocukların hepsi durugörür :)))

DURU görür, işitir bilir de ifade edebilmesi mesele! O iş annenin vicdanına-bilincine bağlı!

**

Şişmanlığın ara sebepleri kişiye kültüre göre değişse de ana sebebi çoğu kez aynı bana göre: Kişinin yaratıcılığını ifade edecek kendine özgü yolu bulamamış olması! YENİ olanla karşılaşma sıklığı da buna bağlı bir etken. Yeni ile sık karşılaşma olanağı bulanlar içinde şişman birine rastlamak düşük bi olasılık.

**

“Uzun yürüyüşler” zihni genişletir, ve sonra zihin ve kalp birlikte dans etmeye başlar. diyor Adamus bu ayki konuşmasında. Ve ben kıs kıs gülüyorum. Hep uzun ve amaçsız yürüyüşler yapmışımdır hayatım boyunca, özellikle de son 25 yıldır. Hatta ilk basılan kitabım bi yürüyüşü anlatarak başlar, hem de uzun uzun 🙂 Koklaya koklaya, ona buna dokunarak, sekerek, yüksekteki bi ağaç dalına ebeleme oynayarak, hiç bişey düşünmeden, sadece zevk için yürürüm. Bunu bilmeden yapabildiğim için kendime ve tüm varoluşa şükranlarımı sunuyorum.

**

Bu ay bikaç yeni keşfim oldu (önem sırası gerekmez), bi tanesi Yörsan günlük cam şişe sütü! Hani dedikleri giibi “o my god!”, çocukluğumdan hatırladığım tek lezzet şu anda. Velaki bulmak çok zor çünkü sadece iki gün müddeti var. Ya bulamıyorum ya da  son şişeyi alıyorum (sevine sevine, komik di mi)

**