Etki Alanları

Ana prensiplerin çoğu bize her şeyin birbirini etkilemekte olduğunu söylüyor, değişen yalnızca etkileme oranları. Geçerli gözlemler KU’nun güçlü, yakın ve rezonansı yüksek alanlardan etkilendiğini göstermektedir.
İnsanın etki alanı olan Aura’nın Hawaiicesi HOAKAdır ve hem fiziksel hem de fiziksel olmayan alanlardan oluşur.

*

Morfik rezonans teorisi gerçekten işliyorsa, toplumlardaki ya da sadece bir insanın içindeki kritik kütlenin aşılması sonucu oluşan yeni davranış hatta belki yeni majör enerji kalıbı sebebiyle bir Bay Orr durumu meydana geliyordur, yani önceki davranış modelini sana ait bi şey olarak hatırlamıyorsun! O başkalarına(!) ait bi davranış şekli oluyor.

İşte her zaman bahsettiğim faydalı “ayrılık yanılsaması”, morfik rezonansın bireysel ve kitlesel işleyişinden ortaya çıkıyor olabilir.
Öylesine sahici bir kırılma oluyor ki artık daha öncesine ait kayıt KU’dan bütünüyle silinmiş oluyor. Bir majör enerji kalıbını oluşturan kimbilir kaç tane minör enerji kalıbı aynı anda depodan hiç olmamışçasına boşalıyor!

Fakat KU deposunu bir an için bir bilgisayarın hard diski yani sabit diski gibi olduğunu düşünelim. Normalde bilgisayarımızda bulunmasını istemediğimiz programları/dosyaları silebiliyoruz, onlar artık bizim için yoklar ve hatta unutup gidiyoruz ancak silinen bu programların izi/gölgesi işin mütehassısları tarafından bulunabiliyor, geri getirilebiliyor (işin tekniğini bilmiyorum). İşte bu kayıtlara ben urban shaman konseptindeki atıl enkarnasyonlar ismini veriyorum.

Bu konuya neden böylesine dikkat (önem) veriyorum; çünkü eğer çevrenizde gördüğünüz duyduğunuz somut ya da soyut ilişkide olduğunuz kişilerin sizin atıl enkarnasyonlarınız olduğunu anlar ve buna ayarsanız, barış için büyük bir adım olacaktır. öfke/nefret/ayrıştırma yerini şefkat/anlayış ve barışa bırakacaktır.

Edge of Tomorrow isimli 2014 yapımı bir bilimkurgu filmi var, onu izlemenizi öneriyorum (gürültüyü biraz sineye çekin artık!). Eğer orada baş rol oyuncusu (Tom Cruese) rüyalarını hatırlamasaydı bu durum dünyada şu andaki yedi milyar insanın yaşadığı tek kişinin hikayesi olacaktı!

*

Gerçeklik bulunmaz, atanır. sa
Yani önce atanır (iç rüyan tarafından), sonra bulunur (Lono’n tarafından)

Hayallerimiz ve bazı bildiğimiz başka şeyler (KU’nun depoladığı tüm minör enerji kalıpları) iç rüyaya dahildir ancak onun tüm bileşenleri ve birleşim oranları bütünlüğümüzce (muhteşem bir aşçıdır) pişirilen bir çorbadır, bu sebeple yemek tarifi verilemez ancak bir shaman bazen bu içeriklerin arasında dolanıp sadece bir durum için geçerli olan tek seferlik bir tespit yapabilir. Tabi ki bu başka durum/zaman ve kişiler için tekrar edilebilir bir reçete olamayacaktır.

not: Bütünlüğümüz; KU, KANE ve LONO’dan oluşmaktadır.
Bilincimizin bu üç yönü, hiçbirinden vazgeçilemeyecek, birbiriyle kıyaslanamayacak muazzam işlevlere sahip. Sevgili pre-shamanların bu içeriğe yoğun dikkat yöneltmelerini -hatırlatma amaçlı- önermekteyim.

*

 

5. Prensibin Masalı

Maui alohanin ruhu – 5.prensibin masalı
Çok çoook eski zamanlarda Maui (masal kahramani genc delikanlinin ismi- muhtemelen türkce mavi rengi) bir gün annesi Hina’yı aglarken bulmus, sebebi ise gunesin cok hizli gecip onun sepetindeki yıkanmis çamasirlari kurutamamis olmasiymiş. Maui iyi bir evlat olarak hemen çözüm aramis ve önce kardesleriyle cok guzel ve saglam bir ağ örmüş ve sabah olmadan günesin evi olarak bilinen Halekala dagina çıkıp günese pusu kurmuslar. Tam gunes kendini gostereceginde ağı üzerine atip onu yakalamak istemisler ancak ağ yanip kul olmus ve hiç işe yaramamis.
Bu durumda Maui ikinci care olarak kızkardesi Hinaya gidip onun sihirli saclarindan istemis. Bu saclarla yeni bir ağ örmusler ve bu kez gunesi yakalamislar ancak bu kez de tepede sabitlenen gunes kizgin isiklarıyla köyde ne var ne yoksa yakip küle döndürmüş.
Bu durumda Moui büyükannesi Hina’ya gidip onun tavsiyesini sormuş. Hina ona Ho’oponopono yapmayi onermis (cok eski uzlasma baris sanati). Moui hemen köydeki insanlari ve gunesi toplantiya cagirmıs, uzun saatler tartisma ve görüşmeden sonra anlasmaya varilmis, şöyle ki; Guneş 6 ay gökte daha yavaş gecmeye razı olmuş, insanlar da geri kalan 6 ay onun hizli gecmesini kabul etmisler.
Onlar ermis muradina biz cikalim kerevetine.
♡★♥☆
Fikirler tartışilmadiğında barbarlaşır. Hawaii atasözü

Huna bilgisi, Hawaii masalları yoluyla kahramanın sonsuz yolculuğundaki gençlere şunu önerir; önce kendi kabiliyet ve çabanla yolundaki engeli kaldırmaya çalış (1.ci farkındalık düzeyi), olmadı mı? Öyleyse Kızkardeşlerinin sihirli saçlarına(psişik kabiliyetler-2.farkındalık düzeyi) başvur, çoğu kez amacına ulaşırsın ama eğer olmadıysa bu kez büyükannenin bilgeliğine(3.farkındalık düzeyi-içindeki aumakua) başvur.
Bilincimiz bütünsel kullanılabildiğinde mucizeler olağanlaşır.

Çok fonksiyonlu cihazlar ve “hortlayan hisler galerisi”

Dünyada bilinen en gelişmiş tekniklerle yapılan bir cihaz düşünün. İnsanın düşünebildiği her türlü işlev en son teknikle bu cihaza yüklenmiş ve satışa çıkmış! Onu alan insan cihazı kahve servisi yaptırmakta kullanıyorsa bu onun bileceği şeydir. Ne satıcı ne de cihazın kendisi buna itiraz etmez. Aynı tür cihaz başka bir kullanıcının elinde değişik kullanım oranlarında hatta tam kapasiteyle (tam kapasitesi sonsuz olduğundan aslında sınırları tam çizilemiyor olsa da) hizmet veriyor olabilir; öyle ki bu cihaz Asimov’un en uzun yaşayan robotu gibi kendini yenileyebilir, eski işlevleri silebilir, değiştirebilir ve/veya yeni işlevler edinebilir.
Şüphesiz cihazın en çok kullanılan işlevleri bu boyutun fonksiyonları haline gelir. Daha az ya da tek tük kullanılan işlevler bu boyutta arıza ve/veya anomali şeklinde görülebilir, çok nadir kullanılan işlevleri ise belki ve muhtemeldir ki soyut alanları ve diğer boyutları devreye sokmaktadır. kimbilir 🙂

*

Kendimiz dediğimiz her ne ise ona “hortlayan hisler galerisi” de diyebilirim doğrusu.
Sizin akrabalarınızın atalarınızın en baştan beri nötürlenmemiş tüm hisleri bir bütün olarak sizde mevcut ve bunlar ara ara hortlarlar 🙂 Ve tam o sıradaki bi olaya, o olayın aktörüne sıçrayarak fiziki dünyada görünür olurlar. Size o kadar gerçek görünürler ki o tabloya sımsıkı sarılırsınız, hem de ne sarılma, adeta aşıklar sarılması!
İşimiz kolay gelsin. Bu islerden arınmak nasip olsun. DonJuan’ın özgürleşme dediği savaşçının yolu bence tam olarak budur, hortlaklardan kurtulmak! Ho’oponopono… kışşşt kışşşt özür dilerim lütfen beni bağışla, teşekkür ediyorum, seni seviyorum.

Esriklik

Kendini kaptırdığın herhangi bir dans, sanrılandırıcı bir madde kullanmaktan çok daha tehlikesizce farklı bir dikkat seviyesine çıkarıyor, üstelik devasa bir enerjinin psişeye akmasını sağlıyor.Bu yolla sağlanan esriklik, kişinin tüm bedenlerindeki (fiziksel,duygusal,mental) sağllık sorunlarını ve atalet illetini bi çırpıda iyileştiriyor. Bence bu bir mucize.

**

Ho’oponopono Yöntemi gerçek midir? Dr.Ihaleakala Hew Len diye biri var mıdır bilemiyorum; ancak yöntemin ilginçliğini ve uygulanabilirliğini kendimden biliyorum. Aslında orada anlatılan konuyu test etmek için işe kalkışmak belki çoğu kez yapmacık kaçabilir. Bu yöntemi kendi içimizden doğal yollarla uyguluyor olabilmek lazım. Belki konuyu tartışmak isteyen olursa daha iyi irdeleyebiliriz.

Bana salınımcı olmakla ilgili gibi geliyor 🙂

EA: tam anlamıyla bir Anlayış görmek insanı bu kadar güzel etkiliyor demek ki. bana bir arkadaşımı hatırlattı bu durum. o kendisine bir şeyler anlatanı tüm bedeniyle her şeyiyle dinler adeta o olur. kim olursa olsun ne anlatırsa anlatsın. hemen… kendini iyi hissetmeye başlar ona anlatan kişi. empati ya da sempati bildiren sözel bir dönüt bile vermemesine rağmen. yargılamadan olduğu gibi dinliyor ve doğal bir şekilde yapıyor bunu çabasızca. hayranım bu konuda ona.

TE: Bu yöntemi bilmiyorum ama dinlemek denilince karsi tarafi etkilemeden dinlemek anlasiliyor. Gercekten karsi taraf zannedildigi gibi etkilenmiyor mu? Dinleyenin sadece orda olmasi karsi tarafi etilemeye yetmiyor mu?

sa: Esra, çok güzel gözlemlemişsin, tamamen katılıyorum. Turan dinleyiici yargısızca kendini dinlemeye bıraktığı halde, anlatan herhangi bi dış-iç imgeden etkilenebilir fakat bu dinleyenin durumunda (gerçek dinleyense) karmaşa yaratmaz. Onun çalkantılı bi deniz gibi sallandığını, yön değiştirdiğini velakin süper içdoğasının güzelliğini seyretmeye devam edersin 🙂 Anlatan her kim olursa olsun, dinleyen için  o her bir kişinin kendine has “biricik” yöntemi ve serüveni gerçekten büyüleyicidir.

EA: hatta dinleyen kişi bu kadar berrak ve net olunca, anlatıcı dinleyicinin aynasında kendisini görebilir. ve yargılanmadığını da bildiği için (koşulsuz olarak her şeyiyle kabullenilmiş hissettiğinden) herhangi bir şekilde savunma yapma gereği de duymaz. dinleyicinin aynasında kendisini daha net olarak görebilince de değiştirmek istediği yönleri farkeder ve belki de değişim başlar

TE: Anlatan dinleyen kadar dinleyenin de ne tür hareket ettigini algiliyor. Anlattigi seyin heyecanli olup olmadigini, karsi tarafin onu anlayip anlamadigini o da hissediyor ve dolayisi ile fark ettigi zaman kendi yönetmini de degistiriyor. Bunu tabii ki bilincli yapmiyor. Anlatan anlattiklari seylerin tastik edilip edilmedigini karsi tarafi izleyerek anlamak istiyor. Eger gercekten anlasildigini anladigi zaman anlatmasina ivme kazandiriyor.

sa: Çok doğru. Fakat bu söylediğin anlatanın farkındalık derecesine de bağlıdır. Öyle çok anlatıcı gördüm ki, dinleyenin farkında bile değil, sadece ve sadece sonsuzca konuşmak istiyor. Geri bildirim ya da onaylanma filan beklemiyor. Bu anlatıcıların her zaman gündeme getirdiğim “hipnoz altında” olmaları ihtimali olabilir sanki.

TE: Onlar galiba kendi kendileri ile yanliz olmamak icin anlatiyorlar. Mesela cocukken mezarliklarin yanindan gecerken sarki söylüyorduk. Bunun korkmamak icin cok iyi bir yöntem oldugunu büyüyünce kitabin birisinde okumustum.

sa: Çok güzel bir benzetme olmuş, teşekkür ederim. Bu duruma CC’de güzelce değinilmiş. Sonsuzlukla karşılaşmak için yeterli enerji birikimi olmayanların, patlayıp dağılmamaları için bu tekrarlardan ibaret sonsuz iç ve dış konuşmalar bir KALKANmış, ciddi bir koruyucu görev üstleniyormuş.

**

Takyonlara taktım, bi onları görüp seyretme hevesimm var.

EA: hayırlısı deneyimlerinizi okumayı bekliyorum

sa: Hayırlısı tabi ama bekleme gel beraber gidelim, birlikten kuvvet doğar. (Atasözlerine bayılıyoruuummm)

EA: nasıl gideceğiz?

sa: Sen niyetine bak canım! Nasıl kısmı ile işimiz yok artık (o eskidendi) :)))

EA: tamam o halde varım 🙂

sa: Heyoooo… Süperrr

**