Aşkınlığın Simgesi Olarak Kuş

Aşkınlığın Simgesi Olarak Kuş

“…Jung’un ruhun aşkın işlevi dediği şeyle insan en yüksek ereğine, kendi kişisel benliğinin tam gerçekleşmesine ulaşabilir. İnsanın aşkınlığa doğru olan çabalarını temsil eden semboller bilindışının içeriklerinin bilince ulaşmasına yardım edecek araçları hazırlarlar, kendileri de bu içeriklerin etkin ifadesidir… Bu simgelerin en arkaik düzeyinde şaman-büyücü Hilekar ile karşılaşırız. Gücü kendi bedenini terk ederek bir kuş halinde bütün evreni dolaşabilmesinden gelir. Bu olguda kuş aşkınlık için en uygun motiftir… Sezginin kendine özgü doğasını belirtir. Bu tür güçlere ilişkin kanıtlar yontma taş devrinde bile bulunabilmektedir. Joseph Campbell’in yazdığına göre Lascaux’da Trans halinde yatan kuş maskeli şaman resmi bulunur… Şamanlar ve kuşlar aşkınlığın simgeleridir ve çoğunlukla birbirine bağlıdır… Sibirya’da şamanlar şimdi bile kuş giysileri giyerler ve birçoğu annelerinin onlara bir kuştan gebe kaldığına inanır. Böylece şamanlar insanın gözüne en fazla bir kez görünen ulu güçlerin kutsanmış çocuğudur…”

Kuşlu Kadın- Karamürsel 2013- Yağlı Boya

kuşlu kadın

Rüya ve her an yenilenen Gerçek

Piyangodan ne çıkarsa onun rüyası

sonsuz.us/blog

“Gerçekliğin ruhumuz bile duymadan belki de sürekli değiştiriliyor, yineleniyor olduğunu-ama bizim bunu bilmediğimizi, bu bilgiye yalnızca rüyayı görenin ve rüyadan haberdar olanların vakıf olduğunu düşündünüz mü hiç?”

Gerçekliğin ruhumuz değil belki ama minicik bilinç adamız duymadan sürekli değişiyor olduğunu ve kimsenin bunu bilmediğini-önceden ben de bilmiyordum- hiç düşündünüz mü?
Ya da şahit oldunuz mu?
Bu sizde nasıl bir reaksiyona sebep oldu?
Bu konu ve gerçek sorularım, insanın kıyameti olabilecek denli öncelikli, en azından ben öyle hissediyorum.
Cevaplarınız ve yorumlarınız ve paylaşıınız beni sevindirir.

S. Dlgç Blg ben bunu küçüklüğümden beri düşünürüm ve çok ironik gelir bana. bazen başımı yukarı kaldırıp oyunun bazı noktalarının değişmesini isterim oyun kurucudan.
  • Sibel Atasoy Doğru bunu herkes kendine göre bi sıklıkla yapmıştır, “tanrım beni baştan yarat” sendromu diyebiliriz. Benim burada parmak bastığım durum ise tam tersine, gerçekliğin her an değiştiğine şahit olma durumudur, bunu hemen hemen kimse fark etmez-kendileriyle ilgili bi olsa-! Çok tuhafftır buna şahit olmak. Adeta Dövüş Kulübünün beyaz odasında yekpare camın önünde dikilip dışarıya bakmak ve orada her şeyin çöktüğünü ve yeniden yapıldığını seyretmek gibidir.
  • Elvan Emekli Bunu izlerken zamanın genişleyip yayıldığını bazende donduğunu gözledinizmi?
    Sibel Atasoy Eveet ama bundan daha dehşet verici hissettiğim de çok oldu
    S. Dlgç Blg benim kastettiğim de o zaten. beni baştan yaratla ilgisi yok. önümüze konan gerçekliğin sürekli değişmesi. tıpkı bir oyun gibi
    Elvan Emekli Var olduğunuzdan şüphe duyduğunuz da olmuştur o halde?:)
    Sibel Atasoy Korkunç. Yani, varlığından şüphe duymak insanın kendine korkunç geliyor, çünkü muhtemelen hücrelerim dehşete düşüyorlar o anlarda.
  • S Dlgç Blg tüm bu kanallıklar, dinler, enerjiler, herşey ama herşey dışardan geliyor hiç düşündünüz mü? insan olarak farkındalığımız da gücümüz de etkimiz de ancak izin verildiği kadar. bir tanrı değil de bir sistem tarafından yönetilen bir oyun alanı gibi. önümüze konan yemler, herşey büyük bir s,mulasyonun, bir oyunun parçası gibi.

    açlık oyunlarını izlediniz mi

  • Elvan Emekli Korkutucu olabilmekle birlikte çok mühim bir farkındalık
    Sibel Atasoy bilmiyorum nedir onlar (açlık oyunu)?
  • S. Dlgç Blg fantastik bir film. kitabı da var.
    Sibel Atasoy Hayır okumadım, oynamadım ancak ben oyunun içine girdim! Bu durumu yaşayanların hislerini merak ediyorum
    S. Dlgç Blg oyunun zaten içindesin tatlım. sadece oyun olduğunu farkettin? yoksa kitabındaki kadın gibi oyundan çıkmak mı istiyorsun
  • Sibel Atasoy İnan öyle bişey değil, senin söylediklerin bu şeyleri çok iyi anlıyorum çünkü yirmi sene önce böyle söylüyordum, on sene önce dediğin gibi yazıyordum. Şimdi yaşıyorum. Oyundan çıkmak hiç sorun değil (kitaptaki öykü yıllar önce yazılmıştı)
    S. Dlgç Blg peki ne o zaman? farkı ne
    Sibel Atasoy Sessizce paylaştığım yazıyı bir daha oku ve sorularımı da oku. Başka bi şey diyemem şu an. Ursulanın bu kitabını okumuştun herhalde, Oradaki Orr (kitabın üç kahramanından biri) bu durumu yaşıyor, ancak böyle bi benzetme yapabilirim.
  • S. Dlgç Blg okudum ama onu bir kitap gibi algılamamışım nedense
    Sibel Atasoy Önce kurgusu sonra OLgusu geliyor.
    S Dlgç Blg bu yazdıklarının hiçbirisi bana yabancı gibi gelmiyor hala. farkındalık bu değil mi zaten? ben bütün hayatımı bu rüyayı dışarıdan izleyerek geçirdim zaten. hala da öyle. dışarıdan kurgulanan ve anlık oynanan bir oyun. kırmızı çemberle bu kurguya benim de dahil olduğumu hissettim. önce kurgu, sonra oyun, sonra da kurgunun da oyunun da farkında olduğum haa durumu
    Sibel Atasoy Tamam o halde, ne hissediyorsun?
  • Dlgç Blg ne mi hissediyorum? öncelikle bütün insanlara uzak hissediyorum. hala niye uyanmadılar diye kızıyorum. engebelerle dolu bir arazide boşu boşuna önüme gelen engelleri aşıyormuşum gibi hissediyorum. başarı, ün, para gibi insanca şeylerin hiöbirinin peşinde koşamayacak kadar uyanık hissediyorum . bunlar bana hiçbirşey ifade etmiyor, beni heyecanlandırmıyor. çook uzun süredir bir hedefin peşinden koşmak da anlamsız geliyor. bütün bu dinler, herşey, insanların sevgiyi tanımalarına vesile olmak için sisteme sokulmuş gibi geliyor ve insanların bunu nasıl göremiyor olduklarına şaşıyorum. bütün bu manipülasyonlar, bu oyunlar, en ufak bir yapay rüzgarda ellerinden uçup gidecek bu maddi şeyler için bunca çaba gözterilmesini hiç ama hiç anlamıyorumç ve de çoook ama çook yalnız hissediyorum. sanki tek başına uyanmışım gibi. etrafımda uyum yarattığımı düşündüğüm insanların bile aslında bir illüzyon olduğunu anladığımda hayal kırıklığı yaşıyorum. nasıl bitecek bilmiyorum ama artık çok sıkıldım.
    Sibel Atasoy Güzel. Sıkılmak YENİ’ye gebeliktir.
  • Dlgç Blg aaah sibel. tek istediğim sevgi. bu dünyada var mı, artık çok emin değilim.yoksa oyun da sıktı beni. esasen belki de o bile illüzyondur belki. benim illüzyonum. diğer herşey o kadar elde edilebilir ki… kendi başına yapılabiliyor. oysa sevgi… başka bir insanla güzel..
  • Sibel Atasoy İşin felsfesine geçeceksek, sevgi bu dünyada bolca var. Saygı biraz daha az sanırım.
  • Dlgç Blg benim sevgi dediğim şey farklı birşey. bu dünyadaki herşeyimsin, canımsın vs dedikten sonra nefrete dönüşebilen şey değil. saf , öz sevgi. ben bu dünyada annenin bile bebeğini sevemediğini gördüm, duruma göre sevgiyi gördüm, çok sevince karşı tarafın götünün kalktığını gördüm. sevginin derinliklerinden bahsediyorum, korkmadan sevmekten, korkmadan seven iki tarafın varlığından. sevginin dehlizlerinde birlikte kaybolup nirvanaya ulaşmaktan…
    Sibel Atasoy Tabi bu kelimenin muhtemelen yedi milyar çeşit açılımı var.
  • Dlgç Blg kelime önemli değil tatlım, bu dünyada böyle bir sevgi var mı?
    Sibel Atasoy Senin tarifine uyan durum var bana göre, hem de artan oranlarda ama onun ne olduğunu söylemek istemiyorum.
  • Dlgç Blg gizli bir bilgi mi nedir? ben dünyaya bunu için geldim sanırım, bunun peşindeyim ama bulamadım
  • Sibel Atasoy Gizli olduğu için değil, eğer yanılıyorsam başkalarını da -bir kişi bile olsa- yanıltmak istemediğimden söylemiyorum. Ancak aslında bu kavramı bir çok yazım içinde ve örneklerde ele aldım, almaya devam ediyorum. Yani örtük olarak görüşümü paylaşıyorum. Görüşlerimizin farklılığı hep evrelerle ve biricikliğimizle ilgili. Yani yaratımda her şey yolunda.

Apolla’ya bakın, o da size bakacaktır.

Gerçek mit binyıllar boyunca entellektüel spekülasyon, dinsel coşku, ahlaki sorgulama ve sanatsal yenilenme için tükenmez bir kaynak olabilir. Gerçek giz akıl tarafından yok edilemez. Sahte giz ise yok edilebilir. Baktığınız anda kaybolur. Sarışın kahramana bakın-gerçekten bakın- bir çayır sıçanına dönüşür. Apolla’ya bakın, o da size bakacaktır.

Ell yıl kadar önce şair Rilke bir Apollo heykeline baktığında, apollo onunla konuştu. “Hayatını değiştirmelisin,” dedi ona.

Sahici mit bilince yükseldiğinde hep bu mesajı verir: Hayatını değiştirmelisin.
Ursula K.Le Guin

**

“Bize akıl ermez gelen, gerçekte var. Doğanın sırlarının ardında, anlaşılmaz, soyut ve açıklanamaz bir şey duruyor. Anlayabileceğimiz her şeyin ötesindeki bu güce hürmet etmek benim dinimdir.”” Demiş Einstein. Ben de soranlara bilinmeyene inandığımı söylemiştim bi kaç kez zira bilinene inanmam gerekmez bilmiyorsam öğrenirim, yaşarım bilirim.

Baskın kültür bizleri akılla dizginlemeye çalışır, oysa onların akıl dediği mantıktan ibarettir. Akıl taraf tutmaz. Gerçekten akıllı olanlar iyi görücülerdir aynı zamanda.

Kendi yok Allahı var.

Günaydın frekanslar, Siyoux’ların dediği gibi hepimiz akrabayız; insanı bitkisi, solucanı, taşı toprağı,denizi. Onları elinizi uzatıp da okşadınız mı hiç bilmiyorum (oturduğunuz yerden bile kolayca yapabilirsiniz), dokunduğunuz an içinize ılık ılk bi şey akar, şaşırtıcı şekilde her seferinde olur bu. İşte sanırım bu sevgi olsa gerek.

**

Freud da bu konuda(rüyalar) çok çabalamış, şimdi kendi yok Allahı var 🙂

Yine de Jung’un tarzı eski geleneklere daha uygun ve insana daha çok saygı duyan bir yöntemdir. Benim uyguladığım analiz yöntemi Jung’un başlattığı ve onun izdeşlerinin geliştirdiği basit ama müthiş etkili bi şekil.
Jung, yöntemlerini bilfiil kendi üzerinde denemeye cüret eden yürekli bi adam. Yazmakta olduğum kitapta onun rüyaları ve vizyonlarına (türkçeye çevrilmemiş) da yer vereceğim kısmetse.

“Kendi yok Allahı var” deriz birinin arkasından yalan söylemeyi ya da bazı gerçekleri reddetmeyi kendimize yasak etmek için. Ne hoş bi sözdür bu.

Hatta Jung’un rüyalarını analiz ederken ben de bu halk sözünün( Kendi yok Allahı var) kuantumcasına tercüme edilmişi olan Birleşik alanı (BAK) kullandım. Başarabildim mi diye sormuyorum, denedim diyebilmek benim için yeterli zevki veriyor.

*

Uyumanın ve uyanmanın sınırlarını hiç bilemeyeceğim galiba.

Bilinmeyen Jung

Yaratılmış dünya değişime tabidir. Katı ve kesin olan tek şeydir; çünkü niteliklere sahiptir. Aslında yaratılmış dünyanın kendisi bir niteliktir.

Dr Jung kimi yazılarında pleroma sözcüğünü kullanmış;

“Hiçlik hem boş hem de doludur. Bu hiçliğe ya da doluluğa pleroma adını veriyoruz.

“Eğer pleroma bir varoluşa sahip olabilseydi, manifestosu Abraxas olurdu.

-Yunanca, <plhr-wma> yahut <pler-oma>. “dolduran” anlaminda.
Damascius, “Birinci ilkeler hakkinda problemler ve cozumleri“nde: Bir seyin dogasinin tamamini kuran ozelliklerin toplamı şeklinde kullanır. Latince’ye bazen “plenitudo”, bazen de “multitudo” olarak  cevrilmistir.
Spinoza-sonrasi ickinci/immanentist gelenekte gnostik mistisizmin devamina isaret ettği söylenmektedir.

Bana söyleyin: Pleroma hakkında düşünmenin bir yararı olmadığı söylendiğine göre, bu konuda konuşmanın nesi iyidir?
Bunları sizi Pleroma’yı düşünmenin mümkün olduğu yanılsamasından kurtarmak için anlatıyorum. Ondan bahsettiğimizde kendi bölümlerimizin konumundan bahsediyoruz demektir; ama bunu yaparken Pleroma hakkında hiç bir şey söylemiş olmayız!
Yaratılmış varlığın doğal dürtüsü, farklılaşmaya ve aynılığın eski-tehlikeli haline karşı mücadeleye doğru yönlendirilir. Bu doğal eğilime “Bireyleşme İlkesi” denir ki bu yaratılmış varlığın özüdür. Bu şeylerden, farklılaşmamış ilkenin (Oyun Kuramı-Bir Kadını Öldürmek kitabında BİR demiş idik) ve ayırt etme eksikliğinin niçin yaratılmış varlıklar için büyük bir tehlike olduğunu kolayca fark edebilirsiniz.
Özetle Pleroma’nın nitelikleri “Karşıt Çiftleri”dir. Onlar aynı zamanda var olmayanlardır; çünkü birbirlerini geçersiz hale getirirler.

-devam ediyor-

Özetleyen Sibel Atasoy

(Bilinmeyen Jung)