Bır Kadını Öldürmek yeniden basıldı.

Bır Kadını Öldürmek yeniden basıldı.

Yıllardır baskısı tükendiği icin ulaşılamayan bu ilginc, çok fonksiyonlu kitaba Truva Yayıncılik aracılığı ile yeniden kitapcilarda ve internet ortaminda rastlayabilecegiz.

http://www.truvayayinlari.com.tr/bir-kadini-oldurmek-Urunu-202-585#.UX4NjX2hnMI

“Asla… sonsuza kadar… daima… hiç…” gibi kelimeler…  Hayat, bu tür ‘çok iddialı’ kelimeleri insana yalatmak içinmiş, diyorlar…”-          Kadınla erkek arasındaki oyun, acımasızca adaletsiz. Çünkü erkek için bütün maçlar deplasmanda oynanıyor. Dünya, kadınların sahasıdır… Bizi ne için doğuruyorlar sanıyorsunuz?-          Göründüğü şekliyle cinsiyetler hiç bir şey ifade etmez; yalnızca seks yapma ve üreme amacı taşır… Gerçekte işi karıştıran kadın ve erkek cinsi değil, onların temsil ettiği, kendi içlerindeki pozitif-negatif kutuplaşmanın oranıdır… Aslında her insan kendi içindeki animus ve anima’sını bulur, kullanım oranlarını tespit eder ve…-          Jung’un sıkça bahsettiği “kolektif bilinç altı” Dünya’nın anima’sının ta kendisi…-          Cinsel enerji, yaratma gücüne sahip olması açısından bize oyunda verilmiş bir başlama puanı gibi… Cinsel enerji nasıl çarçur edilir? Çevrenize bakın, TV ye bakın, hatta kendi hayatınıza bakın; göreceksiniz.-          Birbirini kapsayan birçok oyun evreni vardır. Hepsinin kuralları farklıdır. Bütün oyunlar aynı yerde, aynı zamanda birbirlerini her an güncelleyerek sonsuzca sürüp giderler. Bu, bildiğimiz evrim tanımlamasının daha gelişmişi…-          ‘Kendi’n olmadan kendin olmayı başarmalısın…-

Favori İstasyonunuz?

Günaydın frekanslarrr, kitabımızı okuyanlar, bu yolculukta hangi istasyonu kendilerine yakın buldular, en çok hangisinde duygulandılar diye bi anket yapalım diyorum.
Siz favorinizi yazdıkça ben de onları bi yarıştırayım 🙂

İlk seçimler şöyle oldu:

Hanife Altuntas Kontrat bitti, Uykucu ve Gömüt..Ama bunları yazarken bile mesela “robot konuşuyor” bana göz kırpıyor, “iyi enerjiler dükkanı” ve “kadınsı şüpheler” el sallıyor.. her biri başka bir noktada titreşiyor ve tartımları da bu yüzden farklı ve eşsiz..yeniden sonsuz teşekkürler sana, bize yenidünyadan böylesine gizemli güzel kapılar araladığın için:)

İbrahim Durmaz Kontrat istasyonuna çok takıldım bir kaç defa tekrar okudum.

Serap Kaya Dugumlerle bagliyiz ve gomut benim istasyonlarim…

YENİ’den Doğanlara Nasıl Ulaşabilirim?

YENİ’den Doğanlara, tüm internet kitapçılarında daha ucuz ve hızlı bir şekilde ulaşmak mümkün.

Eğer internetten alışveriş yapmaya alışkın değilseniz; D&R, Artı Yayın, İstanbul Dağıtım, Alfa Yayınları, Kitapyurdu, Dost, Alkım Kitabevi, Remiz vb gibi büyük kitapçılara sormanız, eğer yoksa sipariş etmeniz gerekiyor.

Keyifli okumalar dilerim.

Not: Eğer yine de ulaşamadıysanız, sitenin üst sağdaki “iletişim” butonundan bize ulaşın, bi çaresine bakarız.

YENİ’den Doğanlara -Kitap

İnsan evrelerini, yaşamlarından kesitler, fantastik ve bilimsel olgularla bütünleyerek sunan gerilim romanlarının yazarı Sibel Atasoy, bu kez Dünyanın 2000 yılından bu yana hızlanan bilinç yolculuğunda, algılarımıza şok geçişler yaptıran rastgele 12 istasyonun öyküsünü anlatıyor.

İnsanların aşkla, endişeyle, geçiş sancılarıyla, fantezileri ve belki bozamadıkları sözleşmelerle, öyle ya da böyle uğradıkları ara istasyonlarda, bilincin; her birimiz vasıtasıyla damıttığı öz’ün, bazen hüzünlü bazen eğlenceli ama çokça gerilimli hikâyesi, Yeni’den Doğanlara kitabında okuyucusuyla buluşuyor.

Nisan 2012

Günün b-akışları

Apaçık olmayan bilgiler bize, simgeler, semboller, resimler, müzikler, rüyalar, şiirler (ve onun öykünmesi reklam sloganları) ve öyküler yoluyla ulaşır. Bütün bu yollarla bizim içimizde olmakla birlikte onların apaçık bilgi haline gelmesi; ki ben ona AYMA demekteyim, apaçık olmayan bilginin halihazırdaki akıl-beden-ruh bütünlüğünüzde spesifik bir örnekle bağdaştırılması halinde oluşur. İşte bu başarıldığında siz bilgiyi müşahede (aymış) etmiş olursunuz. (tıklayınız)

**

Karar, öncelikle başka seçeneklerin varlığından haberdar olmayı gerektirir. Kitaplarda, filmlerde ve günlük hayatınızda insanların şöyle dediğini duyarsınız: “başka seçeneğim yoktu!”… Bu durum sahici ise tanrı olma konumu diyebiliriz, yani kendini bilememe durumu. Pisagorcular 1’i sayı olarak görmezmiş çünkü o kendini bilemeyen, hiç olanmış (o zamanlar daha 0 icad edilmemiş). Demek ki karar aşamasına gelebilmek için öncelikle başka seçeneklerin olduğuna AYMAK lazım. Veya zaten biliniyor da tercih edilmiyor ise kişinin başka seçeneği olmadığını söyleme yalanından kurtulması lazım; böylece şunu diyebilir: “başka seçenekler vardı ancak bedeli çok pahalıydı bana göre ve ben de burada kalmayı seçtim, bu benim kararımdı!” evet amenna bu harika, karar kılıcının kestiği yara acımaz. Kendine acıyamazsan ve bu durumda canın acırsa bile şöyle dersin “kendim ettim kendim buldum, istersem burdan çıkmak için yeni bir karar verebilirim”.
Ancak bu aşamadan sonra seçenekler arasında karar verebilmenin mekanizmasına geçebiliriz 🙂

**

“Çapkın zamparadan hoşlanır elbette” dedi Yandım Ali Reis
“Sarhoş da esrarkeşten hoşlanır” dedi Uluç Ali Reis
“Deli de zirzoptan hoşlanır” dedi Domuz Ali Reis
Sonra üçü birden kahkahayı bastılar.

Kızıl Kadırga, Çocukluğumun en popüler kitabı, herhalde elli kere filan okumuş olmalıyım. Nerdeyse her hasta olup yatağa çakıldığımda bi kez devirirdim onu, sonra kişisel tarihimin içinde kaybolup gitti.

“Otur evlat! Bir gün gelecek, bu güneş bizi bu çardağın altında çok arayacak ama, biz o zaman yunus balıklarının karnında bulunacağız. Elin değmişken kafayı çek! Kanın kaynarken gönül kadehini ahu gözli gelinlerin aşk şarabiyle doldur.”

Ben bikaç şey çıkarıyorum bu sözlerden ama başkaları da olabilir tabi: 1.Ölümü kendine müttefik yapıyor ki şu anın kıymetini bilebilsin.
2. Açık denizlere çıkıyor ki, Yunusa yem olabilsin. (liman içre bu olamazdı herhalde)
3. Yunustan azına razı değil, gözü yukarda
4.Güneşin bile mani olamayacağı şeyler var, gelir çardağın altında arar ama bulamaz! ve
5. Demir tavında dövülür, gençken ve kanın kaynıyorken yapacaklarını yap da aklında kalıp seni sonraları bozmasın.:))))

Yazar (Abdullah Ziya Kozanoğlu), çok ilginç bi adam, çok tatlı bir nüktedanlığı var. Her cümlesi yeni bir kahkaha nöbetine tutturuyor insanı. Hımmm bu durumda neden hastayken hep bunu okumuşum sorusunun bir cevabı bu olsa gerek; güldürüyor (üstelik bel altına vurmadan) ve düşündürüyor. Kitapta Servantes’in de olması o zaman çok ilgimi çekmişti. Kitaptaki olaylar esnasında Don Kişot’u yazmaya çalışıyor! Ve sanırım küçük yaşlarımdayken don kişota epeyce saygı besliyordum 🙂

“Çıldırmak üzereyim Servantes” dedi Camgöz
Servantes soğuk bi espriyle cevap verdi: “Önemi yok, biz ikimiz (yanındaki caferi göstererek) daha önce çıldırarak sizden önce bu işi başarmış bulunuyoruz. Bu olaylara aklı başında, ümit ve neşe içinde giriliyor, sonra böyle ziller takıp, zıvanası çatlamış çürük seyran sandalları gibi akıntıya kapılıp sürükleniliyor. Alışırsın.”