Farkindalik

“Bir gün New-York’ta bir grup is arkadasi, yemek molasinda disariya çikar.

Gruptan biri, Kizilderili’dir.

Yolda yürürken insan kalabaligi, siren sesleri, yoldaki is

makinelerinin çikardigi gürültü ve korna sesleri arasinda ilerlerken,

Kizilderili,kulagina circir böcegi sesinin geldigini söyleyerek circir
aramaya baslar.

Arkadaslari, bu kadar gürültünün arasinda bu sesi duyamayacagini,

kendisinin öyle zannettigini söyleyip yollarina devam eder.

Aralarindan bir tanesi inanmasa da, onunla aramaya devam eder.

Kizilderili, yolun karsi tarafina dogru yürür, arkadasi da onu takip eder.

Binalarin arasindaki bir tutam yesilligin arasinda gerçekten bir circir

böcegi bulurlar.

Arkadasi, Kizilderili’ye: “Senin insanüstü güçlerin var. Bu sesi nasil

duydun?” diye sorar.

Kizilderili ise; bu sesi duymak için insanüstü güçlere sahip olmaya

gerek olmadigini söyleyerek, arkadasina kendisini takip etmesini söyler.

Kaldirima geçerler ve Kizilderili cebinden çikardigi bozuk parayi

kaldirimda yuvarlar. Birçok insan, bozuk para sesini duyunca sesin

geldigi tarafa bakarak, onun ceplerinden düsüp düsmedigini kontrol eder.

Kizilderili, arkadasina dönerek:

“Önemli olan, nelere deger verdigin ve neleri önemsedigindir. Her seyi ona
göre duyar, görür ve hissedersin.”der.*

(Alinti)

Pueblo Yerlileri-3

Konu başı için Bakınız: 

https://blog.sonsuz.us/?p=1110

Önceki tarihsel bilgiler ve fotoğraflara şimdi de C.G.Jung’un gezi notları ile devam ediyorum (Jung bu geziyi 1920 ila 1925 yılları arasında yapmış):

Eleştiri yapabilmemiz için her zaman dıştan bakmamız gerekir. Ülkeye dışardan bakmak demek, ülkeyi başka bir milletin gözüyle görmek demektir. Bunu başarabilmemiz için o yabancı ülkenin ortak ruhuyla ilgili bilgimizin olması gerekir. Benzerlikleri gözden geçirirken, bize özgü ulusal önyargılarıve özellikleri oluşturan farklılıklarla karşılaşırız. Başkalarında bizi rahatsız eden şeyler, kendimizi tanımamıza yardımcı olabilirler.

Amerikayı ikinci ziyaretimde, Yeni Meksika’da kentler kuran Puebloları görmeye gittim. Orada şans eseri, ilk kez Avrupalı olmayan, yani beyaz adam sayılmayan biriyle sohbet etme olanağı buldum. Taos Pueblolarının reisi olan kırk elli yaşlarında Ochwiay Biano (Dağ Gölü) adında biriydi. Kuşkusuz o da bir Avrupalı gibi kendi dünyasının sınırları içinde kalmıştı ama onun dünyası öylesine ilginçti ki! Bir Avrupalıyla konuşurken,  çoktan beri bilinen ama hiçbir zaman anlaşılamayan şeylerden söz eder ve bir çıkmaza girersiniz. Oysa bu yerliyle sohbetimiz çok yabancı konularda bile su gibi akıp gitti.

Ochwiay Biano, “Beyazların ne denli acımasız göründüklerine bak! Dudakları ince, burunları da sivri. Yüzleri kırışıklardan değişmiş. Gözlerinden arayış içinde oldukları anlaşılıyor. Hep bir şey arıyorlar. Ne arıyorlar acaba? Beyazlar hep bi şeyler isterler ve her zaman huzursuzdurlar. Ne neyin peşinde olduklarını biliyoruz, ne de onları anlayabiliyoruz. Bizce onlar deli.” dedi. Ona neden tüm beyazlara deli gözüyle baktığını sordum. “Kafalarıyla düşündüklerini söylüyorlar” diye yanıtladı. Şaşırarak, “Tabi ki öyle yapacaklar” dedim “siz neyle düşünürsünüz?” Kalbini göstererek “burasıyla” dedi. Uzun bir süre susup düşündüm. Yaşamımda ilk kez biri bana gerçek beyaz adamın resmini çizmişti. O güne kadar parlak rekli resimlerden farklıydı. Yerli bizim en duyarlı noktamıza parmak basmış, körlükten göremediğimiz bir gerçeği dile getirmişti.

Burada kendime hıçkırıklarım için biraz ara vereceğim; ama devam edecek.

Pueblo Yerlileri-2

Konu Başı için: https://blog.sonsuz.us/?p=1108

Köy ortasından geçen dere

Pueblo’nun güneyinde bulunan San Geronimo kilisesi, ‘beyaz adamın’ köy mimarisine ilk ve son katkısı olarak yükseliyor. Fotoğraf çekilmesine izin verilmeyen kilisede yerliler pazar ayinlerini sürdürüyor.  

Pueblo’nun etkileyici mimarisi ve doğal güzelliği ne kadar etkileyiciyse tarihinde yaşanan olaylar da o kadar derin ve unutulmaz nitelikte. 1600’lerde Meksika’dan bölgeye ulaşan İspanyolların yıkamadığı ender yerleşim birimlerinde biri olan Taos’ın geçmişi savaşla, kanla yazılmış. Herşey İspanyolların Meksika’nın kuzeyini keşfetmesiyle başlıyor.

 Yolları Taos’a kadar uzanan savaşçılar (bir anlamda küçük haçlı ordusu) bir yandan yerlileri hıristiyanlaştırıyor bir yandan da topraklarını ellerinden alıp onları köle olarak çalıştırmaya başlıyor. 1630 yılında bir İspanyol rahibin öldürülmesiyle başlayan olaylar sonucu yerliler Taos’u iki yıl boyunca terkediyor. Hemen ardından başlayan Pueblo ayaklanmasında Taos merkez olarak kullanılıyor ve topraklarındaki işgalcilere karşı mücadele kendilerine 13 yıllık bir özgürlük kazandırıyor. Ayaklanmaya Acoma, Zuni, Hopi pueplo yerlilerinin dışında Apache ve Navajo kabileleri de katılıyor.

Ayaklanmadan sonra İspanyollar New Mexico’nun güney sınırlarına yerleşiyor. Bölgedeki 33 rahipten 21’i ve 400 kadar İspanyol klolonist yerliler tarafından öldürülüyor. Santa Fe kuşatılıyor ve İspanyol valisi ve beraberindekiler bölge dışına, güneye sürgün ediliyor. 13 yıllık özgürlük yerlilere yaramıyor. Kendi aralarında anlaşamıyorlar ve kabile savaşları başlıyor. Pueblo yerlilerinin geleneksel düşmanları Comanche’ler bölgeyi talan etmeye başlıyor. Karışıklığı fırsat bilen İspanyollar geri döndüklerinde bir zamanlar fetettikleri toprakları yerlilerin elinden geri alıyor. İspanyonların geri dönüşü kanlı oluyor ve Taos tamamen yerle bir edilip yaşayanlar kılıçtan geçiriliyor.

  Kızılderililer zorla hıristiyanlığı seçmek zorunda kalmış. O tarihlerde köyün ortasına inşa edilen kilise bugün de ayakta 

1837 de tekrar ayaklanan yerliler bu sefer de Amerikan yönetimine başkaldırıyor ve Vali Charles Bent’i öldürüyor. Bu olayın ardından Taos’a giren Amerikan ordusu binaları yerle bir etmekle kalmayıp 150 kadar yaşlı çocuk ve kadını bu binalarla birlikte ateşe veriyor. Bütün bu kanlı çatışmalarda Taos merkez konumunda yer alıyor, tabi beyaz adamın intikamı yine burada Taos’ta yoğunlaşıyor.

 -devam edecek-

http://www.uzaklar.com/content/view/766/370/