Bir fantastik bilim kurgu romanı: Laniakea

Sibel Atasoy’u tanımam dokuz yıl öncesine dayanıyor. Editör olarak o zamanlar yazdığı kitap üzerinde çalışırken onun ne kadar farklı bir insan ve yazar olduğunu daha ilk günden anlamıştım. Kalemi son derece kuvvetli, anlatımı oldukça akıcı bir yazarla çalışmak bir editör için bulunmaz bir nimettir; hele ki yazdığı kitabı okurken bir sonraki cümleyi merak ediyorsanız cennettesinizdir.

Aradan geçen dokuz yıl boyunca birbirimizi uzaktan da olsa takip ettik; oturup sohbet etme imkanını ise ancak yeni kitabının ertesinde, yani geçen ay bulabildik. Son görüşmemiz daha dün gibi olduğundan kaldığımız yerden konuşmaya devam ettik. Zaten hayattaki her şeyin birbiriyle bağlantılı olması zaman ve mekan kavramlarını yok etmiyor mu?

Sibel Atasoy ve Laniakea

Sibel Atasoy’un yeni kitabı Laniakea, onun on beş yıldır rüyalar konusundaki çalışmalarına, on yılı aşkın süredir devam ettirdiği Toltec bilgeliği etkinliklerine, Lemuryan Hawaii Şamanlığı ve “integral bakış”, holistik evrenle ilgili uygulamalarına dayanmaktadır. Günde on beş saatini bilim, felsefe dahil birçok kitap okuyarak geçiren Sibel Atasoy’un Anayurt Lemurya Üçlemesi’nin ilk kitabı Laniakea, işte bu yüzden Türkçe yazılmış fantastik bilim kurgu kitapları arasında bir başyapıt.

Sibel Atasoy kitabın arka kapağında şöyle diyor:

“Kitabın hazırlık sürecinde güneşimizin bağlı olduğu Samanyolu galaksisinin içinde yer aldığı devasa bir süper küme keşfedildiği ve Laniakea ismi verildiği haberini okumuştum. Biraz düşününce Laniakea’nın Lemuryan Huna bilgisinde sonsuz cennet anlamında kullanıldığını hatırladım, ilginç geldi ve sonrasında unuttum.
Size tüm hayallerin, vizyonların ve yeni diye iddia ettiğimiz her şeyin unutulmuşların çorbasından çıktığını, onun sadece yeni bir bağlanış gerçekleştiren eski olduğunu söylesem nasıl karşılarsınız?”

Her şey bir rüyayla başladı

Laniakea kendimizi anlatıcının rüyasının içinde bulmamızla başlar. Anlatıcı neredeyse öyküde “etkisiz” eleman olduğunu, bazen de birinci elden anlatılanları yorumlamaya çalıştığını söylerken, biz de onunla birlikte gelişen olayları anlamaya çalışırız.

2014 yılı ilkbaharında İzmit Körfezi yakınlarında, kırklı yaşlarında bir kadın (Serap) ve bir adam (Coşkun) dağda kamp yapmaya giderler. Yol tahminlerinden uzun sürmüştür ve karanlık basmadan çadır kurmak için uygun bir yer bulmak istemektedirler. İşte ne olursa da çadır kurmak için durdukları bu yerde olur. Kadın kaybolur ve adam da ertesi gün bir çoban tarafından hayatını yitirmiş olarak bulunur.

Olay yerine gelen istihbaratçılar şok olmuşlardır; çünkü adamın boynundan yukarısı ve sağ kolu oldukça geniş bir ağacın gövdesinden dışarı çıkmış, sol ayağının topuğuysa dışarıda kalmıştır. Bedeninin geri kalanı görünmeyip orantısal bir biçimde ağacın gövdesinin içinde sıkışıp kalmış gibidir.

Üst derece ulusal güvenlik koduyla iletilen olayda eldeki veriler, oldukça garip bir şekilde ölmüş bir adam, bir iki çamaşırı dışında gerçekliği bile tam kanıtlanmayan bir kadın ve beyaz pardösü giymiş, komik fötr şapkalı bir adamdır.

Olayın çözümü sırasında kendimizi birçok farklı zaman ve boyutta buluruz: 2014, 2037, Samanyolu galaksisi 5.67.

2037 yılı ev robotlarının, düşünsel mesajların, hava sörf tahtalarının ve mükemmel bir İstanbul tasvirinin de olduğu bir zaman dilimi. Yazarın, Gezi’yle başlayan doğa bilinci ve insana önem verilen İstanbul tasviriyle inanın hepimizin içi açılacak.
Samanyolu galaksisi 5.67’deyse hiçbir şey insanca algıya hitap etmediğinden Serap kendini bir çeşit rüyada olduğuna ikna etmeye çalışacak.
Tüm kitap boyunca zamanda yolculuk, teleportasyon ve hatta soyut boyutların, bir uzay gemisine sahip olmasanız da nasıl ulaşılabilir olup iç içe sürülebildiklerinin şaşırtıcı kurgusuna şahit olacaksınız.

Laniakea’nın sonundaki gri sayfalar

Sibel Atasoy kitabının son fasikülünde (yani gri sayfalarda) okuyucuyu bu serüvenden, evlerindeki günlük ve standart konumlarına sağlıcakla dönebilmeleri için, bilim ve felsefe insanlarının beyanlarından oluşturduğu bir manifesto sunuyor. Aslında dikkatli bir okuyucu bu kitapta anlatılanların, fantastik gelen tüm olayların dünyanın kaçınılmaz kaderi olarak bilim, felsefe ve teoloji tarafından öngörülmekte olduğunu fark edecektir.

Sibel Atasoy’un yeni kitabı Laniakea’yı, yani Anayurt Lemurya Üçlemesi’nin birinci kitabını internetten temin edebilirsiniz.

Kitapseverlere önemli not: Sibel Atasoy’un Sırıtkan Kırmızı Ay, Venüs Bağlantısı, Bir Kadını Öldürmek, Sır Mısır, YENİ’den Doğanlara adlı kitaplarını da Laniakea kadar ilgi çekici bulacağınızdan ve severek okuyacağınızdan eminim.
İyi okumalar!

Zeynep Küçük – İndigo Dergisi

Yazının tamamı için tıklayınız

https://indigodergisi.com/2016/06/bir-fantastik-bilim-kurgu-romani-laniakea/

Frekans değiştirerek görünmez olan…

Daha hikayenin başında, olaylar gerçeklerle hayallerin birbiri içine girdiği değişik çağrışımlar yarattı. ilk olarak çocukken okuduğum Tunguska patlamasını zaman yolculuğuyla ile ilişkilendiren bilim kurgu bir çizgi roman aklıma geldi. Sonra ağaç insan karışımı direkt Philadelphia Deneyini hatırlattı. Aynı şekilde frekans değiştirerek görünmez olan ufo videoları. Tensegrity yaparak yarı görünmez olabilen insanlar. Sonuç olarak frekans değiştirerek teleportasyon, zaman yolculuğu boyut değiştirme vesaire mümkün gözükmektedir. Kitabı ilk okuyanlardan olmama rağmen yorum yapmakta geciktiğim için yazarımızdan özür dilerim.

Mehmet Çapuk 05.06.2016

*

Önümde onlarca kitap var, bir şairin kitabını çekiyorum Bir kovboyun ölmemek için silahını hızlı çekişi gibi Her hangi bir şirini açıyorum ortalarına doğru kitabın Anlatıyor dünyanın terekesini,arkadaşlarını ve kendisini Telefon çalıyor yakında ama uzaklardan geliyor sesi Açsan bir türlü, açmasan başka türlü sanki üçüncü türden ilişkile gibi Okuduğum şiiri bile bitirmek sürecek sanki bir asır Kitap orta çağ kitapları gibi kalın hatta daha da büyük Bir kıyaslama yapsam matematiksel sanırım on kez ölüp gelmem lazım dünyaya. Aklıma bir kitap düşüyor bilim kurgu hem de fantastik Anlatıyor elli bin yıl öncesini ve elli yıl sonrasını Geçmişin hikayesi karışmış ve şimdiye çık bakalım içinden Sanki ben de varmışım romanın içinde iki varlık halinde. Nereden, nereye geçenlerde bir arkadaşıma uğradım Şaşırmak elde değil, sebeb-i müsebbibi ise Arkadaşı hayatını yazmış bir romanında. Bir karmaşadır birbirinin üstüne binmiş gidiyor. Tüm kitaplar dünyaya noel hediyeleri gibi iyi, kötü vb yaymaktaydılar Şimdilerde miş gibi yapıyorlar sanki nedeni basit Tekno/(lobi)-loji herkesin elinde, hani derler ya yediden, yetmişe Tabletler, telefonlar, diz üstüler her türlü bilgisayarlar Alaka ne denirse artık kitap onların içine gömülmüş ölüler gibi Her hangi bir şey öğrenmek için konu başlığını yaz sana hemen kısa bilgi gelsin Bu yüzdendir ki artık herkes her şeyi bilmekte . Bu mısralar geleceğin pırıltılarını yok edici yobazlık mı Yoksa yoz, bilgisiz, ilgisiz vb yeni nesiller mi yetiştirmeye dikkat çekmemi Geçen yüzyıl da insanlar gelişim adı altında sömürüsünün hışmına uğradılar, Binlerce yıldır acılar yetmezmiş gibi kat be kat beterini tekno/lobi için yaşadılar Son yüzyılda savaşlarda ölenlerin sayısı dört bin yılda yapılanlarınkinden fazladır Artık ülkelerin vatandaşları “ya zafer, ya ölüm” yerine “ya tekno/lobi, ya ölüm” Naraları değil sloganları atıyorlar Bilgiyi, medeniyeti ve kültürü yok eden tekno/lobi nüfusu kontrol etmekte Gelecekteki yaşamın ve doğmamışların, gezegenler arası yolculuklarıyla ilgili Doğmamışların galaksiler arası ulaşımlarla Dünya medeniyetin temsilcileri olmalarını Bu günün insanının huzur ve barış içinde yaşamalarının önünde tutmaktalar Neden insan oğlu her zaman ya geçmişi ya da geleceğe dair yaşam kurar Çağını toplumlar arası sömürüsüz , huzurlu ve barış içinde yaşamaz Barış, huzur, mutluluk, karmaşanın ve kaosun işine gelmez mi.!?

Nihat Çavdar 06/06/2016 Gümüşlük- Ev Saat:16.06

Laniakea Bir Aylık oldu :)

Okuyucusuyla buluşmanın bir ayını dolduran Laniakea, kitapseverlerin beğeni ve destekleri ile büyüyor, her okuyanla bir kez daha yazılıyor. Teşekkür ederiz. Aloha
Hakkımızda bilgi edinmek, haberlerimizi takip etmek için lütfen sayfamızı beğenin ‪#‎Laniakeakitap‬

Sizler için hazırladığım mini bir video’yu  görmek için için tıklayın

 

Yıllardan 2004…

Bir yazımı Ggllarken karşıma 2004 ten bir röportaj çıktı, heyecanımızı ve onu nasıl Türkiye’ye bulaştırdığımızın resmidir bu belki 🙂 o zamanlar çok sayıda gazete, dergi ve tv kanalları bu heyecanımızı hissedip bize yer ayırmıştılar 🙂
Ölümsüz Öyküler Kulübü fantastik edebiyata gönül veren yazarları bir araya getirdi. Ve yayınevlerinin basmadığı Türk fantastik edebiyatı ürünlerinin raflarda yerini almasını sağladı
Bütün dünyada yükselen fantastik edebiyat, Türkiye’de de okuyucuların gözdesi. Kitapçı raflarını artık daha çok fantastik edebiyat ürünü doldururken yıllardan beri yabancı yazarlarla idare eden okuyucular artık Türk yazarların eserleriyle de besleniyor. Fantastik edebiyat dergiler, internet siteleri, filmler ve FRP oyunlarıyla beslenen farklı bir dünyanın parçası olarak her geçen gün gelişiyor…
Uzun bir yazı, ilginizi çektiyse okursunuz:
http://arsiv.sabah.com.tr/2004/02/26/cpsabah/gnc106-20040207-101.html