Bir zamanlar gözetim dediğimiz şey yukarıdan bakardı: köşedeki kamera, devletin arşivi, bankanın güvenlik görevlisi, okulun müdür odası. Sert, soğuk ve biraz da mekanikti. Bugünse gözetim aşağıdan, yandan, cebimizden ve gülümseyerek geliyor. Akıllı telefon çağında kimse bizi yalnızca kameralarla izlemiyor; biz birbirimizi, çoğu zaman seve seve, filtreleyerek, etiketleyerek ve konum ekleyerek izliyoruz. Üstelik bunu baskı altında değil, katılım duygusuyla yapıyoruz. İşte akışkan gözetim tam da burada başlıyor: gardiyan artık kulede değil, arkadaş listemizde.
Gözetimin Yeni Kostümü: Eğlence
Eski gözetim görünür bir otoriteye dayanırdı. Michel Foucault’nun Panoptikon imgesi, mahkûmun sürekli izlenme ihtimaliyle kendini disipline etmesini anlatır. Fakat akıllı telefon bu kuleyi dağıttı; minyatürleştirdi, şıklaştırdı ve cebimize koydu. Artık izlenme ihtimali yetmiyor, izlenmeyi arzuluyoruz. Sabah kahvemiz, spor salonu terimiz, tatil manzaramız, ayrılık sonrası imalı şarkımız: Hepsi küçük birer rapor. Ama bu raporları kime veriyoruz? Devlete mi, şirketlere mi, eski sevgiliye mi, yoksa henüz adını koyamadığımız görünmez topluluğa mı?