Bir şey yedin mi? Evet, dedim. Ve kasemi yıkadım.

Tekrar ve tekrar
Sonsuz dalgalar gibi,
Yüreğim uzaklara sürüklenir
Onu çalan kişinin
Hatıralarıyla.

Demiş Kokinshu bu dizelerinde. Oysa dalgalar bırakın uzakları, hiç bir yere gitmez. Demek ki Yüreğini çalan kişinin hatırası hep şimdi ve buradaymış sonucunu çıkarıyorum.
Acaba Kokinshu gerçekten bu anlamı, bariz bir yanlışın (ya da romantizmin sislerinin) ardına mı gizlemiş? yoksa bu dizeleri yazdığı zamanlarda dalgaların uzaklara doğru hareket ettiği mi sanılıyormuş merak ettim.
Belki de bende şiir anlayabilecek hassasiyet yok 

*

Bir şey yedin mi?
Evet, dedim. Ve kasemi yıkadım.
Yani artık boş, dedi. Hiçbir şeyin tadını çıkartabilirsin.
Zen Koanı
Muhteşem bir Koan. Bu arada Hiçbir şey onlarda MU kelimesi ile ifade ediliyormuş. Bu bana ilginç geldi.
*
Söğütü söğütten, çamı çamdan öğrenin. Şiir, burada, tam şimdi, şu anda olan şeydir.
Basho
*

Bilgelik arayışındaki yolculuğunuzda yorgunluğa teslim olmayın. Gündüze ve geceye kayıtsız olun. Sıcak ya da soğuk korkusu Duymayın. Düşüncelerinizin amaçsızca dağılmasına izin vermeyin. Sağa veya sola, geriye ya da ileriye bakmayın. Yürümeye devam edin.
ZEN öğretisinin büyük bir klasiği olan Zen engeline karşı öğrencileri teşvik etmek kitabından rastgele bir sayfa.

Bilge kaisen derki.: Eğer egonu fethettiysen serinlik ateşten bile yükselir!

*

Devamını oku “Bir şey yedin mi? Evet, dedim. Ve kasemi yıkadım.” →

Tag. Ba tableti ve TAU sembolü

Göbeklitepe  Şanlıurfa il merkezinin yaklaşık olarak 22 km kuzeydoğusunda yer alan dünyanın bilinen en eski kült yapılar topluluğudur. Bu yapıların ortak özelliği, T biçimindeki 10-12 dikilitaşın yuvarlak planda dizilmiş, aralarının ise taş duvarla örülmüş olmasıdır. Bu yapının merkezinde daha yüksek boyda iki dikilitaş karşılıklı olarak yerleştirilmiştir. Bu dikilitaşların çoğu üzerinde insan, el ve kol, çeşitli hayvan ve soyut semboller, kabartılarak veya oyularak betimlenmiştir. Söz konusu motifler yer yer bir süsleme olamayacak kadar yoğun olarak kullanılmıştır. Bu kompozisyonun bir öykü, bir anlatım veya bir mesaj ifade ettiği düşünülmektedir.[ /wiki)

Göbeklitepe’deki T şeklindeki dikitlerin TAU sembolünü işaret ettiğini düşünüyorum.


Sümerlerde bahsi geçen Tag.ba tabletinde görülen şu metinde:
büyü,ant,aşılmayan ant dairesi
tanrıların aşılmayan ant dairesi
göğün ve yerin değiştirilmeyen ant dairesi
tanrı tektir ve değiştirilemez
tanrı ve insan birbirinden ayrılamazlar
*
su-il-la(dua-el kaldırma) metni tabletinde ise aynen şunlar yazmaktadır.

“efendi,tanrıların üstünü ki gökte ve yerde onun tekliği büyüktür.yalnız o büyüktür.sen senin sözünü kim kavrayabilir.kim eş olabilir,kim benzeyebilir.”

(kaynak:sümerler � yazarı samuel noah kramer, çeviri özcan buze, kabalcı yayınevi istanbul,)

Bu bulgulardaki tek tanrı fikrinin T sembolleri kullanılarak Anayurt Lemurya’yı onurlandıran toplumlar olması muhtemeldir. Çünkü İlk tek tanrılı toplumun Lemurya olduğu birçok kaynakta sıkça karşımıza çıkıyor.

Aynı döneme ait bir de Nevali Çori’de Höyük var, sular altında kalmış ancak sonradan aslına uygun yeniden yapılmaya niyet edilmiş (sonucunu bilmiyorum)

Nevali Çori’de açığa çıkarılan tapınak, konutların bulunduğu bölgenin uzağında, yerleşmenin bir ucuna inşa edilmişti; yerleşme birçok kez yenilenirken tapınak da kullanılmaya devam etmişti. Yapının 14×14 metre boyutlarındaki tabanı söndürülmüş kireçle hazırlanan bir tür harç (terazzo) ile kaplıydı ve tabanın içine kanallar açılmıştı. Yapının duvarları boyunca uzanan sekiler ve bu sekilerin üzerinde belirli aralıklarla yerleştirilmiş 12 dikilitaş bulunmaktaydı. Mekânın orta kısmında da biri sağlam olarak günümüze kadar ulaşan iki dikilitaş yer alıyordu. Yüksekliği 2,35 metre olan bu dikilitaşın üzerinde geniş yüzeylerden gelerek dar kenarda birleşecek şekilde uzanan iki kol kabartması görülür. Stilize insan heykelleri oldukları düşünülen bu dikilitaşlar Göbeklitepe’den bilinen örneklerde olduğu gibi erkek betimleriydi. Buluntular arasında ise üst bitimleri kuş başı şeklinde heykeller ile başının üstünde kabartma halinde bir yılan kabartması bulunan gerçek boyutlarda bir insan heykeli parçası vardır.

Kaynak: http://arkeolojihaber.net/2014/07/05/11-bin-yillik-nevali-cori-tapinagi-yeniden-kuruluyor/

Yılanlı baş heykeli çok ilginç, muhtemelen kundalinin uyanıp tepe çakrasından çıkışını, yani bilinçlenmeyi temsil ediyor olabilir.

Not:Fotoğraflardaki suluboya tablo bana ait.

Okyanusları köprü olarak kullanmak

Lemurya ve Atlantis zamanından bu yana maceraperestler, okyanusları köprü olarak kullanarak Amerika kıtasına hem doğudan hem de batıdan ulaşabilmenin mümkün olduğunu kanıtlamışlardır.
Norveçli kaşif Heyerdahl’ın balsa ağacından son derece ilkel şartlarda-metal kullanmadan yapmış olduğu ve adına Kon Tiki dediği salla bu tür yolculukları yapabildiğini biliyoruz (1947 yılında beş arkadaşıyla yaptığı bu 3600 millik yolculuğu yine aynı isimli Kon-Tiki kitabı ve filminde anlatılmıştır)
Mikronezya’da bulunan M.Ö. 60000 yılların ait sal örnekleri o dönemlerde insanların uzak mesafelere gitmekten korkmadıklarını göstermektedir.
Yıldızlardan, balinalardan ve rüzgarlar ile okyanus akıntılarından aldıkları destekle Lemuryalılar, istedikleri her yere gidebilmişlerdir.

Adaları batan ve yaşamlarına devam edebilmek için yeni yer arayışına giren Atlantisliler uzun yolcular sonunda Yucatan Yarımadasına gittiklerinde orada Mu ve Og’dan insanların yaşamakta olduğunu gördüler. Lemurya ve Güney Amerikalı insanlar oldukça yardımsever, şefkatli ve ruhsal açıdan üstün özellikler taşıdıklarından aralarında hiç bir sorun yaşanmadı. Hatta zaman içinde Atlantis’ten gelenler ile Mu ve Og halkı evlilikler yoluyla birbirleriyle iyice kaynaştılar, böylece oldukça ileri medeniyete sahip olduğunu bildiğimiz Maya’ların kurucuları ortaya çıktı.

(Shirley Andrews’den özetleyen sa)

Yeni dalgalarda sörf yapabilmek

Yaptığımız her şey temelde zihnin bir ifadesi olduğundan, entelektüel ve maddesel, tüm insan-ürünü yaratımlar bu gözlüklerle yapılmıştır ve onları yaratan kişinin zihninin sınırları tarafından koşullandırılmaktadır.
Eğer biz Gezegensel Altdünya ile başlayan(1755) bu dönemi içinde bulunduğumuz Evrensel Altdünya’nın (2011 başlangıç) ışığı ile bezeyip bu yeni dalgaların (Galaktik ve evrensel ) üzerinde sörf yapmayı öğrenebilirsek, dünya değişip daha iyi hale gelecektir. Calleman
Not: Evrensel Aldünya Maya takviminin çok uzun boyutlu dönemlerinin sona erdiği döngü olup 2011 yılında başlamıştır. Anlamı: Kozmik Bilincin Evrimidir. Özellikleri: Sınırlayıcı düşünceler yok. sonsuzluk.
Not.2: Büyümeyi ekonomik ve nüfusça algılayan bilinç düzeylerini dünyanın çeşitli yerlerinden ve ülkemizden takip edebiliyoruz.

Maya Altdünyaları ve Kendimiz

Maya takvimindeki 9 Altdünya döngüleri ile kendi kişisel döngülerim arasında tesadüfü aşan paralellikler var. E ne olmuş diyebiliriz 🙂 Sadece Dünya ağacının yayının, bizler tarafından- konuyu hiç bilmesek dahi- algılandığı ve bu akışla yönlendiğine dair kişisel bir gösterge, bir kanıt olabilir. Biraz da şaşırıp mutlu olma vesilesi diyebiliriz. eminim bir çok insan bu devreleri hayatıyla karşılaştırdığında şaşırabilir 🙂
Galaktik Altdünyanın başladığı 1999 yılı zaten ülkemiz ve yaşayanları açısından bir nevi milat gibi (depremden dolayı), hayatımın bütünüyle değiştiği bir sınır çizgisi gibi adeta. İlk Kitabım Sırıtkan Kırmızı Ay 1999 yılında yazılmakla kalmıyor bizatihi 11.11.1999 tarihini baz alan bir zaman kaymasını, paralel dünya kavramını ele alıyor.
12,8 yıl süren sekizinci döngü, Galaktik bilincin evrimi dönemi oluyor; Maddi yaşam çerçevesini aşmak, telepati, ışıkla beslenmek, genetik teknolojisi ve galaksiler halinde düzenlenme esaslarını içeriyor.
Yine bu döngünün içinde,Maya’ların çok önem verdiği ve Venüs geçişi olarak bilinen, Venüs’ün güneşin önünden geçiş tarihi Haziran 2004 tarihi var. Maya’lara göre Venüs gezegeninin güneş diskinin önünden bu yedi saatlik geçişi sırasında, güneş insanlık için kozmik bir ayna görevi üstlenmektedir. Bu sebeple Venüs Geçişi insanlığın ruhsal birliğinin bir kutlaması niteliğindedir.
Bu geçişten tam bir yıl önce Haziran 2003 yılında Venüs Bağlantısı kitabım çıkıyor ve Venüs’le tam da açık seçik belli olmayan bir bağlantı sunuyor! Kişisel yaşamımın özellikle en vurgulu çocukluk döneminin yaralarını sarmayı da ihmal etmiyor. Ve hemen ardından 2004 yılında benim için bile akıl sır ermez “Oyun kuramı” ortaya çıkıyor ve Bir Kadını Öldürmek kitabıyla tam da Venüs Geçişinde buluşuyor! Editörün ifadesiyle Bir Kadını Öldürmek romanı, bildiğimiz insan medeniyetinin türlü çeşitli öğretilerle yakaladığı ortak gerçekliğın temelden çatıya detaylarını anlatıyor, özetleyip rafa kaldırıyor.

Devamını oku “Maya Altdünyaları ve Kendimiz” →