İlişkiler-5

Konunun öncesi için tıklayınız

“İster azizlere ya da tanrılara, isterse de gurulara ya da bilinmeyene olsun, her gün pek çok dua okunuyor. Ama okunan duaların pek çoğu şu şekilde çıkıyor “ Sevgili Tanrım, mutlu olmak istiyorum.” Sanki bu Tanrıya kalmış gibi. Sanki seni Tanrı mutlu edecekmiş gibi.  Bu ilginç.” diyor Adamus.

Evet ben de duyuyorum o duaları ve aynen öyle.
Halk arasında şöyle bir deyim var: “işin allaha kaldıysaaa…”
Hepimiz biliriz bunun anlamını, konu Allahla ilgili değil zaten.
Neyle ilgili?

Elvan E: İnsanlar nasıl mutlu olacaklarını bile bilmedikleri için, iyimser olasılıkla bu işi Allahın çözmesini bekliyorlar.Poğaça veya ekmek istiyorum yerine Mayalı hamur istiyorum demek gibi birşey:) bir yandan yemek tarifi okuıyorum da :))

Sibel Atasoy Mayalı hamuri stemek gibi mi gerçekten?

Hanife A: bence sorun şu: hepimiz “mutlu” olma konusunda şartlanmışız, programlanmışız.ama mutluluk denilen halin gerçek kaynağına dair bilgi saklı tutulmuş.bu nedenle 1 in devamı için yapay mutlulyk kaynakları inşa edilmiş.bizler de habire üstüne yeni gecekondular kondurmaktayız.. yukarlarda bi yerde buluna güce hiç bi zaman mutluluk dileğiyle yakarmamış biri olarak her zaman schopenhauer un sözünü kulağıma küpe ederim.( gerçek mutluluk acısızlıktır.)

Nilufer O: Ne/kim oldugunu bilmekle ilgili.

Elvan E: Çok sorduğum olmuştur insanlara:Mutlu olmak için neye ihtiyacın var? ve cevap yok..İhtiyaç duyulan daimi bir hal ise eğer geldiğini nasıl anlayacaksınız? Tümdengelim..E peki hadi birşeyler yapalım ” Ne olursa mutlu olursun” ve yine cevap yok…Tümevarım.Pazara çıktığınızda havuç satana sebze istiyorum demiyoruz.Havuç istiyorum diyoruz.O yüzden ya mutlu olmayı seçeceğiz her haliyle,dua ediyorsakta ne istediğimizi bileceğiz diye düşünüyorum. naçizane 🙂

Hanife A: tanrıya edilen dualar, söylenen sözler, sanıyorum ki, yüksek benliğimize seslenişler..biz aslında kendi kendimizle konuşuyor ve talep ediyoruz.elbette bu noktada sibel in yazılarında sıkça belirttiği arka plan yetileri önemli rol oynuyor.

Sibel Atasoy Oturduğun yerde karnım doysun diye dua etmiyorsun, pazara çıkıyorsun, bazen elinde bi liste var, bazen de o an ne istediğin konusunda serbest bırakmışsın kendini. Neticede bi pazarcının önünde duruyorsun, “abla ne vereyim sana?” diyor adamcağız. Dolmalık biber diyorsun hatta miktarını da söylüyorsun:)

Abdullah M: Dua beyindeki güçleri harekete geçiren bir mekanizmadır. Siz o domatescideki Allah isimlerine dua ettiğiniz gibi sizdeki ve onda esmalar rızkı size ulaştırıyor. Dua edenlerde beyinlerinde bu mekanizmayı kullanıyor ha kimi duasında ısrarcı d…eğil beyine ekilen tohum meyve vermeden kuruyup gidiyor. Ancak yakından gözlemişimdir sadece dua ederek hayatında mutluluk bulanlarda olduğunu. Her şey duadır. İstektir isteyiştir.”Duanız olmasa ne ehemmiyetiniz var” demiş Allah.

Sibel Atasoy Ben de oyunların prensi istek’tir demişim eski yıllarda. Katkı için teşekkürler Abdullah bey.

Gülen D: Sadece kendim olabildiğimde mutlu olabiliyorum ya da o hissettiğim her ne ise, tepelerden gökten, dağlardan yıldızlardan,sessizlikten sessizce akıyor, o kadar yumuşak işte onu hissettiğinde veya yakaladığında artık dalga mı dersiniz , sihir… mi ,izin verdiğiniz oranda sizi çevreliyor , onunla beraber mutsuz olmak olanaksız zaten mutsuzluğun adını ve tanımını bile unutuyorsunuz;Ancak sadece kendiniz olduğunuz zamanlarda ve sürede bu mümkün.

Huzura erme, kimin huzuruna varma?

Sevgili frekanslar, iki çeşit huzura erme ön görmekteyim;

İlki, daima sana davranılmasını istediğin gibi davranırsın. Bu kolay bişey değildir. Arada sana beklemediğin gibi davrananlar olduğunda, eğer tam o anda sen de bazen bu kuralı uygulayamadığını hatırlarsan, her şey yoluna girer. Sana beklemediğin gibi davrananları iyi incele! Öfkesizce, çocuksu bir merakla incele ki altındaki gizi sana ifşa etmeye razı olsun.

İkincisi, hesapsızca gönlünden geçtiği gibi davran, sana nasıl davranıldığını da önemseme! Doğal olarak bu da kolay değildir; çünkü kendini önemsemeyi sıfıra indirmiş olmayı gerektirir.

İlkini uygulayanlara dışardan; saygılı, duyarlı, uyumlu, prensipli, bazen sıkıcı vs” denebilirken, ikincisini uygulayanlara; “benmerkezci, vurdumduymaz, esrik bazen kahraman vs” denebilir. Oysa sizin de gördüğünüz gibi alakası yok. Bilinçsizce yapılıyorsa zaten evrimsel kıymeti yok, bilinçli olarak yapılıyorlarsa, birinde benlik içeri diğerinde dışarı salınmıştır. Birbirinden bana göre hiç farkı yok.

Her iki yolda aynı adrese, huzura çıktığı halde, bazı öğretiler ilkini, bazıları ikincisini, hatta bilinçsizce birbirlerini nötürleyecek şekilde bazı yerlerde ilkini bazı yerlerde ikincisini  önerip dururlar!

Gayet tabidir ki bu önerilerin hepsi boştur; çünkü dualitik yaşamın dar kalıbından geçebilecek denli incelmemiş olanlara hiç bi anlam ifade etmez. Erginlenmenin yolu bir o yana bir buyana savrulmaktan geçer! Zaten hedef; huzur, mutluluk filan değil, bu dar boğazdan(DN1) geçmektir aslında. Geçebilenler ise zaten huzura ermiş olurlar ve yukardaki unsurlar onların bilinçli ve doğal uygulamaları olur.

“Huzur” kelimesinin iki anlamı olduğuna da dikkatinizi çekmek isterim. Tdk’ya göre,
ilki; Dirlik, baş dinçliği, gönül rahatlığı, rahatlık, erinç
İkincisi; kat, makam, yamaç (örneğin padişahınhuzuruna çıkmak)

Ah bu lisanın örtük vecheleri :)))

Neyse anlayan anladı biz diyeceğimizi bitirelim, bu sınırı geçmiş olan frekansların arasında da frekans farklılıkları olması doğaldır; bazıları, başkaları da sınırı geçsinler diye yukarda belirttiğim benzeri metotları yaymaya öğretmeye çalışırlar. Bazıları bu çabanın anlamsızlığına(DN2) gülüp geçerler. Çünkü olan bitenin olabilecek en mükemmel hal olduğuna şahit olmuşlardır bi kere, bu sebeple parmaklarını  ya da dudaklarını kıpırdatıp bu mükemmeliyeti bozabilecek minicik bi esinti çıkarmaktan bile çakinirler.

Nerden geldiyse öyle esinti oldu bu güzel rüzgarlı öğle sonrasında 🙂 Uğur ola hoş ola…

(DN1) Dar boğazdan geçmek aslında bize DOĞUM’u anımsatır. Doğarken gerçekten de asla olamayacağını düşündüğümüz derece dar bir geçitten çıkarız. Herkes neresi olduğunu bilir 🙂 Fiziki anlamda bilir de simgesini görmez! Bu dar kapının simgesi, tekrar eden iki şeyin arasıdır! (fiziksel doğumda iki bacak arası). Her zaman söylediğimiz şeye yeniden dönüyoruz, demek ki; önce iki gerekir (aynıların tekrarı), sonra ikinin arası bulunur (sentez). Doğanın sentezi çocuktur diye de defaten belirtmiştik.

(DN2) anlamına değil de anlamsızlığına gülmek çarpık türkçesini bilhassa kullandım; çünkü aslında bunlar ilk gurubun çabasını anlamsız bulduklarına gülmekteler yani kendilerine gülmekteler 🙂