Yeni Rüya Gurubu

Ekim ayında yeni bir rüya eğitimimiz olacak kısmetse.

Bu eğitimle ilgili detaylı bilgiyi şu başlıkta bulabilirsiniz:

Kafasız Tavuk Mike


Gurup en az 6 en fazla 11 kişi olabilecek ve haftada bir gün/2 saat, toplam 9 hafta sürecektir. Devamlılık önemlidir. Yer bu kez Ortaköy olacak, gün ve saati bilahare katılımcılarla ortaklaşa belirleyeceğiz.

İlgilenenlerin, [email protected] adresinden benimle doğrudan temas kurmalarını rica ediyorum.

Önceden rüya eğitimi alan arkadaşlarımın bilgilerini tazelemek ve deneyimlerini artırmak üzere bu toplantılara katılmaları beni çok sevindirir.
Sevgilerimle,
Sibel Atasoy

Alacakaranlık bölgesi

Dün gece yine uykuyla uyanıklık arasında (ben buna vizyon diyorum) şimdi mahiyetini hatırlamadığım fakat deliler gibi çalışıp didindiğimiz bi yere gittim. Oraya rüyalarımda da çok gidiyorum. Sanırım bu dünyadaki faaliyetimin asgari düzeye indirilmiş olması ile ilgili bir durum olabilir, muhtemelen “asıl” tembelleşince gölge çok çalışıyor! :)))

Herneyse sonra dedim ki gerçekten bir yerlerde bu kadar sıkı çalışıyor muyuz acaba, öylesine planlı ve disiplinli bir çalışma ki alt planda süregelen, insan hayretler içinde kalıyor. Yanımda çok eski bir dostum da vardı (ki o bir zamanlar bu dünyada da ne kadar çalışkan olduğumu bilen belki de hatırlayan tek kişi), ona dedim ki “orada yaptığım işlerin bilincinde olsaydım nasıl olurdu acaba?”
O bana şaşkın şaşkın bakarken kendi sorumu yanıtladım: “eğer bilincim işe karışsaydı yaptığımız işin kalitesi çok düşerdi” sonra devamı geldi “ama eğer kişiliğimiz su gibi olsaydı, bu durumda gölgedeki işleri bilinçli yapma da işin kalitesini bozmazdı herhalde.” Ve hemen oracıkta bilmeden yaptığıma şükrettim. Hatta bi daha bu şeyleri hatırlamadığıma, bilinçli olmadığıma hayıflanmayacağımı da hissettim. Bu his devam eder mi sonradan yine unutulur mu onu da bilemeyeceğim tabi.

Herneyse bu arada geçenki beni çok etkileyen rüyamı da o “iki arada” bi daha gözden geçirdim. Orada bulunan kare masa yerine sofra hazırladığım; hayatımda hiç görmediğim köşeli bir yuvarlaklığa sahip iki ucu tam bitişmemiş sekize benzer (sonsuzluk işaretinin başka bi yorumu gibi) masanın çok önemli bir simge olduğuna karar verdim. Buna benzer bir sembol hatırlayan olursa ve beni haberdar ederse  çok sevinirim.

Bu arada bir başka şeye daha tam olarak aydım; malum düzen ve kaos yaradılışın iki tartışılmaz öğesi. Biz düzendeyiz ve kaotik etkilerden de kaçınmak için elimizden geleni yaparız (ilacımız orda olsa da). Orada (alakaranlık bölgesinde) şunu gördüm; endişe hissi kaos hazretlerine çekilen sms mesajı gibi doğrudan onu uyarıp çağırıyor! Peki dedim arkadaşıma, “acaba hiç endişe duymazsak kaotik tehlikelerden muaf olur muyuz?” o sessizce bakarken yine ben geveze cevap verdim “oran çok düşük olur ben deyim yüzbinde bir, sen de milyonda bir! Fakat gelirse kurtuluşun sıfır! Ama endişe varsa ziyeret oranı en az %20 olacaktır. Ve fakat endişeden dolayı hazırlık yaptığın için bunu savuşturma oranın da yüzde elli elli olabilir. Bir de endişenin korku düzeyine aktarılmışı var, ondan başka hiçbişey yapamama hali, bu durum ise kaos hazretlerinin %95 bu davete riayet edeceğini, ve sen korkmaktan önlem almaya vakit bulamadığın için seni devirmesi de muhtemelen kesin olacaktır. İşte böyle bi sistem, seç seçebildiğini! :))) Gelişme için kaos hazretlerine muhtaç olduğumuzu da unutmayalım bu arada!

Not: Bu konu bana yine Yeni dünya’yı anımsattı (gerçi hiç aklımdan çıkmıyo desem yeridir), bakınız: https://blog.sonsuz.us/?p=328

Not.2: Bir de şu varmış: Su gibi olmalıyız. Her şeyden aşağıda, ama kayadan bile kuvvetli.
~ Siyu Kabilesi ~

Hatırlanması güç rüyalar

Bu gece yine hatırlanması güç, daha doğrusu hatırlasanda anlatılması bi hayli zor rüyalardan birini gördüm. Gerçi burada her gece bunlardan sürüyle görüyorum!

Bu gecekini kafasını gözünü kırsam da anlatmayı deneyeceğim, umarım dönüşte bunu çözümleme fırsatı buluruz.

İlk hatıladığım sahne, evimiz diyemiyeceğim ancak içimiz diye tarif edebileceğim, yani bize ait bir alandaki tuhaf bir yaratıkla ilgili! Bu yaratık her türlü şekle girebiliyor, bazen bir başı bile olabiliyor, gövde uzunluğu yok gibi fakat yine de bizimki gibi pembemsi yani etten bi yapılanması var gibi görünüyor. Arada onu köpek gibi algılıyorum ama asla köpeğe benzemiyor, peki neden öyle bi his gelmiştir hiç bi fikrim yok. Bu yaratık bizim bünyemize iyi niyetle gelmemiş, bu sebeple onu alt etmeye çalışıyoruz. Devamlı şekil değiştiriyor ve en azından benden çok güçlü ve kabiliyetli; fakat nasıl oluyorsa onunla baş edebiliyoruz! Bi kaç kişi daha var bu konuda bana yardım eden, onları da hiç görmüyorum, sanki sadece hayaletleri var onların! Onu bünyeden atıyoruz sanırım fakat bir bakıyorum yaşlı ve prenses gibi bir kadının yanında bu kez. Kadın günümüzden biri gibi (prenses tanımını, elit bir tabakadan ve kırılgan yapısından ötürü kullandım), ve bu yaratıkla evlenmek üzere. Çünkü O, yaratığı bizim gibi farkedemiyor! Onu normal biri sanıyor. Ona yaratığı anlatmaya ve onu korumaya çalışıyoruz fakat ikna etmek çok zor. Bir süre de böyle garip bi uğraşlar yapıyoruz, ne olduğu hiç belli değil! Oradaki uğraşlar burada anlamsız galiba!

Hayrolsun diyorum peşinen.

Rüya türlerimden…

07.07.08 -karışık rüyalar- günlükten

Bu daha önceleri de defalarca olmuştu fakat bunları anlayamadığım ya da hatırlayamadığım rüyalar kapsamında hiç dikkate almıyordum. Herbiri kendi içinde farklı olmasına karşın bu rüyalardaki ortak özellik şu:
Rüyada, normalde hatırlamama ya da burada ifade etmem mümkün olmayan bazı düzenli işler yapmaktayım. Bu hareketler orada oldukça bilinçli ve periyodik. Örnek vermek gerekirse, burada sabah kalkıp yüzümü yıkamam, ya da yemek pişirmek için gerekli faaliyetlerin bilinçli dizilimi gibi. Ve fakat rüyadaki faaliyetin burada anlamlı ve mantıklı bi izahı yok! Üstünkörü bile anlatamıyorum! Sadece his var, o işi yaparken edindiğim hissi taşıyabiliyorum buraya, şimdi onu tarif etmeye çalışayım:
Sanki o bir deneydi, belli argümanları bir arada yerine getiriyorum ve bekliyorum, sonra yeniden yapıyorum ve bekliyorum, bu böylece defalarca tekrar ediliyor, hissim ise şöyle; ne ümitsizlik ne ümit hali olmaksızın, standart bi işlem gibi ve fakat sonuçlarla ilgiliyim, abartılı olmayan bir ilgi!
Bu tür rüyalarda gerçek bir bilim adamının davranışı var. Duygu üretmeyen bir edim ve gözlem! Buluşunu kendi üzerinde deneyen bilim adamı gibi hatta bundan bile öte; çünkü bende korku ya da heyecan bile yok. Belki aslında geri planda onun rüya olduğunu bilmekteyimdir fakat rüya bilincimle bundan habersiz olduğum kesin! Biliyorsunuz lücid rüya görmek için tüm çabalarım ve niyetime karşın henüz bu olmuyor.
Kedinin ulaşamadığı ciğere mundar demesi çerçevesi içinde mi böyle düşünüyorum bilemiyorum fakat, diyelim ki lücid rüya görebiliyor olsaydım, burada ne görsel ne de kelimeyle bile izah edemiyeceğim bir deneyi(ya da herhangi bir edimi) yapabiliyor olabilir miydim? Eğer yapabilecek olsam onu bu dünyada yapmaz mıyım?!
O halde lücid rüyada gerçekleştirebileceğim şeyler, hayal kabileyetimle sınırlıdır! Evet bu oldukça akla uygun bir önerme. Evet orada dünyanın fizik koşullarını aşabiliyorum ancak kendi hayal koşullarımı aşmam mümkün değil.
Oysa yukarde belirttiğim tarzdaki rüyalarım, hem fizik hem de hayal dünyamı aşan türde işlemler barındırıyor. Belki bunlar aslında BDD, yani beden dışı deneyimlerdir, ki şu an bana daha akla uygun geliyor bu sav.
Bu tür rüyalarımın bir de şöyle versiyonu var: rüyada tanımadığım bir kişi ya da varlık (çünkü insan silüeti hatırlayamıyorum), bana bazı konuların sistematiğini anlatıyor/gösteriyor, işleme biçiminin basitliği ve mükemmelliğine hayran kalıyorum, bu muhteşem bişey, bunu herkese anlatmalıyım duygusu ile dolup taşıyorum. Öğrendiğim o şey her neyse, bütün hayatı kolaylaştıracak sadeleştirecek sade mekanizmalar. Fakat uyandığımda o şeyi hatırlamıyorum, sadece o sevinç benimle oluyor ve az sonra hatırlayamamanın verdiği ufak bir hüzünle karşılaşıyorsam da hemen geçip gidiyor. Bu rüyaları küçükten beri periyodik olarak görürüm.

sa

EGO-Özben-GÖLGE

Jung’a göre ego: Psişe içinde bilincin bir örgütüdür. Bilinç düzeyinde algılanan tüm duygu ve düşüncelerden oluşur. Ego psişe içerisinde küçük bir yer tutar. Gündelik yaşantımızı sürdürebilmemiz için içeriden ve dışarıdan gelen uyaranları, bilgileri filtre eder. Aksi halde biz yaşananla yaşanmakta olanı, düş ile gerçeği ayırt edemeyiz.

Umarım tablo görünmüştür; çünkü burdan izah etmek çok rahat olacak.

BEN’e dair yukardan aşağı üç temel bölge var:

1) Bilinç; Bu bölümü ÖZbenin bir kısmı ve dışa gösterdiği Persona ile EGO tamamiyle kaplamış.

2) Kişisel Bilinçdışı: Ego ve Gölge kişiliği içeren Özben bu bölgede yer alıyor. Rüyalarımız da hemen büyük ölçüde bu bölgeden besleniyor.

3) Kollektif Bilinçdışı: Gölge kişiliğimiz ve kolektif bilinçdışının dibine batmış durumdaki Anima-Animus burada yer alıyor. Rüyalardaki arketipler ve kişisel olmayan ögeler bu alandan geliyorlar. Jung’a göre tüm insanlık tarihi bu bölümde yer almaktadır.

Ego psikolojik bir terim olarak ortaya çıkmış olmasına karşılık, sıklıkla hepimiz tarafından “kendini önemsemek” anlamına gelecek şekilde kullanılıyor ve ahlaki açıdan da oldukça yergi alıyor. Bir açıdan bakıldığında insanın kendini bildiği alanda (bilinç) yalnızca EGO’nun yer alıyor olması, olağan biçimde kendimiz sandığımız yegane şey de oluyor ve aslında onu bir miktar önemsememiz Jung’un da belirttiği gibi bizi gerçek ve düşü ayırt etmek açısından belirli bir dengede tutuyor. Ve tabi burada esas önemli kısım dünyada kaç kişi kendinin en ufak bölümünün BİLİNÇ ve dolayısı ile Ego olduğunu biliyor?