2006’dan iki küçük rüya

Az önce yanlışlıkla buldum -günlükten- bu rüyaları, tamamen unutmuşum fakat şimdi okuyunca oldukça ilginç geldi 🙂

Dün gece belki bu uygulamanın da etkisiyle öyle bir rüyalar serisi gördüm ki aman allah
Bu rüya serisinin birinde tanımadığım orta yaşlı bir bey (bi iş adamı ya da yüksek seviyeli bi yönetici) şöyle diyordu; “bu işin sırrı şu; “işlere genç bayanlar atıyorum” yani anladığım kadarı ile bi sürü işi varmış ve onların her birini genç bi hanıma delege ediyormuş; yoksa bu işlerin altından nasıl kalkarım?! dedi.
O anda bende bi şafak atıyor! hahahahahahaha… Diyorum ki, zaten dünyayı idare etmek için benim gördüğüm kadarıyla kabiliyetiniz/enerjiniz yeterli değil, ben de şaşırıyordum, dünya nasıl çökmüyo diye!!!
Muzip muzip yüzüme bakıyo, yaaa işte işin sırrı bu diyor. Al gülüm ver gülüm oluyomuş yani! Kızlar işi yapıyor ve fakat kendilerine bu yetki verilmiş olduğunun gönül borcuyla başarıyı adama bırakıyorlarmış!
Epeyce güldüm, serinin bu parçasına.

İkinci rüya, Hollandadaki çok sevdiğim bi arkadaşla ilgiliydi. Bi eve taşınmış ve eşyaların çoğu da yerleştirilmiş ve fakat özellikle aksesuar türünden olanlar öyle ortada duruyorlar, bunlar için çok üşendiğini söylüyor, bitkin ve bezgin görünüyor.
Ben hemen işe girişiyorum, bir odadakileri yerlerine yerleştiriyorum ve ona diyorum ki “bak telaş etme, yavaş ve zevkli bi şekilde yap bunları, hadi ikinci odayı birlikte yapalım” filan gibi
Hayrolsun.

Elektrik sinyalleri (ne romantik!)

Önemli olan o elektrik sinyallerinin yorum kasedi! Ki nerdeyse onbeşyıldır bu kasedin nasıl ne zaman kimler tarafından doldurulduğunu yazıp çiziyorum. Sonunda böyle videolar yapıldığını görmek sevindirici. Ancak videonun sonunda söylendiği gibi gerçek hayat sandığımız bu şeyden bigün öylesine uyanıvermek çok olası değil. Beyindeki yorum kasedi değiştirilmeden bu uyanış gerçekleşemez. Değiştiğinde ise yine bir başka rüyaya uyanmak söz konusu olacak. Bunların hepsi rüya biri diğerinden daha hakiki değil, diğer bir deyişle oyun oyun içinde.

Video adresini vereceğim ama facebook adresleri bazen başka sayfalara çıkıyor:)

http://www.facebook.com/profile.php?id=100000352852204#!/video/video.php?v=1458932356227&ref=mf

Hatta beni izeyenler hatırlayacaktır çarpıcı bi etki yaratmak için “gözlerimiz içerden dışarı yansıtan bir projeksiyon aletidir” demiştim çok eski bi yazıda 🙂

Rüyamız Hayrolsun :)

Ortaklaşa gördüğümüz ve adına dünya/evren dediğimiz rüya hayrolsun inşallah.

Ben size bi anımı anlatayım, öyküler, anılar, şiirler simgeleriyle bizi var eden şeyler ne de olsa.

Küçükken her gece en az üç dört tane, film uzunluğunda ve şimdi fantastik diyebileceğimiz rüyalar görürdüm. Sabah olduğunda onları büyüklerime anlatırdım tüm detaylarıyla. Öyle uzun sürerdi ki, annem “aman kızım bu rüya mı, flim mi” derdi artık usanarak (haklı).
Günler böyle geçip giderken bir gün, tam olarak kaç yaşımda maalesef hatırlayamıyorum, şu muhakemeyi yaptım: gerçek hayat hangisiydi, her gece rüyalarımda yaşadıklarım mı (çünkü onlar gündüz yaşadıklarım kadar gerçekti), yoksa gündüz yaşamakta olduğum mu? Bunu bir kaç gün ciddi ciddi düşündüm. Sonunda mantıklı bir sebep bularak gündüz yaşamımın gerçek olduğuna karar kıldım, ve ondan sonra da belki yirmi yıl bunu bir daha sorgulamadım. Bulduğum sebep basitti: gündüz rüyam gerçek olmalıydı çünkü her sabah kaldığım yerden devam ediyordu, yani bir sürekliliği vardı, demek ki gerçek olan buydu! 🙂

Peki şimdi ne oldu da (aslında son yirmi yıldır) yeniden hepsinin rüya olduğuna karar kıldım?
Sanırım, burda her sabah güneşin doğuşu ile başlayan, istikrarlı rüyanın, bütün insanlar tarafından desteklendiğini, çünkü bu rüyayı ortak olarak gördüğümüzü anladım. 🙂

  ortak rüya=Dünya=Gerçeklik

Rüyalar- Akşam Gazetesi

AKŞAM | CUMARTESI | 23 OCAK 2010, CUMARTESİ

Rüyalarınızı çözerek bilinçaltınızı rahatlatın

Gördüğümüz ilginç bir rüyayı yorumlatmak, o rüyanın mesajlarını keşfetmek isteriz.  Biyoenerji uzmanı ve rüya analisti Sibel Atasoy, 0-6 yaş arasında şekillenen bilinçaltımızın rüyalarımızla verdiği mesajları anlamanın yollarını öğretiyor. Bu yöntem kişisel farkındalığı artırıyor.


Uzun yıllar finans sektöründe üst düzey yönetici olarak çalıştıktan sonra bir anda sahip olduğu her şeyi bırakıp Fethiye’de bir adada yaşamaya karar veriyor Sibel Atasoy. Orada hem kendini dinliyor hem de düşünmek için bol bol vakti oluyor. Doğal yaşamla kucaklaşma ve sessizleşme dönemi olarak adlandırdığı bu süreç 7 yıl sürüyor ve bu arada birkaç tane kitap yazıyor. Ardından İstanbul’a dönüyor. Bir arkadaşının vasıtasıyla rüya analizi yapmayı öğreniyor, biyoenerji alanında çalışıyor… Biz, onunla rüya analizi ile ilgili yaptığı çalışmalar nedeniyle bir araya geldik. Ve her zaman ilgi duyulan rüyalar dünyasına yolculuğa çıktık.

– Rüyalarla ilgilenmeye ne zaman başladınız?
Felsefe kulübüne devam eden bir arkadaşım vardı, ben de fırsat buldukça onunla toplantılara katılıyordum. Orada rüya analizleri de  yapılıyordu. O yöntem ilgimi çekmişti; onu öğrendim. İstanbul’da yaşamaya başladıktan sonra, analitik psikolojinin kurucusu Carl Gustav Jung’un takipçisi Gayle Delaney tarafından oluşturulmuş yönteme ait bir kitap buldum. 10 yıl önce ilk kez bir grup oluşturdum ve o öğrendiğim yöntemle rüyaları analiz etmeye başladık. Epeyce rüya çözdük. 

  • Ne şekilde çalışıyorsunuz?
    Niyetim rüya terapisi yapmak değil. Rüya danışmanı olmayı öğretiyorum ben. Yani bir nevi balık tutmayı… Soru sorma yöntemiyle, kişinin bilinçaltındaki simgeleriyle kendisine verdiği mesajları bulmasına yardımcı oluyorum. Bir rüyanın çözümlenmesi yarım saat ile bir saat kadar sürüyor.

HER PARASI OLAN BUDA OLAMAZ 
– Yani rüyamızda gördüğümüz herhangi bir şeyin önemi yok. Onun bize verdiği mesajın mı önemi var?

Aynen öyle. Aslında bunu kişi kendisi de bilmiyor. Simgeleri kendinin bulmasını sağlıyoruz. Bir seansta sizin bir rüyanızı çözebiliriz. İnsan psişesi (Jung ekolünde, insan kişiliğinin tümüne psişe denir) dediğimiz şeyi anlamamız lazım önce. En üstteki bilinçli alan egodur. Kişinin bildiği ne varsa hepsi egodur… Egodan dolayı kişisel bilinçaltı vardır. Kişisel bilinçaltı rüyalarımızın intibak alanıdır. İnsan doğduğu andan itibaren onu yetiştirenler tarafından kendisine öğretilen bir dünya oluşur. Kişinin bilinçli alanı yani ego, 0-6 yaş arasında ona kim bakıyorsa o kişi tarafından oluşturuluyor. Sadece kavramsal değil, fiziksel gerçeklik dediğimiz şey de böyle oluşuyor. Mutlak bir gerçeklik de değil. Ortak bir şey görmeye başlıyoruz. Bir anlamda, bildiklerimiz de kısıtlanmış oluyor. Mesela, kişi ‘maviyi severim’ diyor. Mavi olmayan şeyleri, kendisi bile farkına varmadan halının altına yani bilinçaltına süpürüyor. Burada kişisel bilinçaltı oluşuyor. Bu da zamanla sıkışmışlık oluşturuyor. Rüyaları çözümleyerek bu alanı genişletiyoruz. Bu da farkındalık sağlıyor. Bazen rüyalarda kolektif bilinçaltından gelen mesajlar olabiliyor. Rüyalarla bunları ortaya çıkartmak istiyoruz. Bu çalışma bir defada çözümlenemez. Öyle olsaydı parası olanlar hemen gidip aydınlanır, Buda olurdu. 

  • Çalışmalarınızda nasıl bir yol izliyorsunuz?
    Dokuz haftalık bir periyot var. Haftada bir gün, üç saat birlikte oluyoruz katılımcılarla. Rüyalarınızı yazıyorsunuz ve birlikte rüyalarınızı çözüyoruz. Rüyaların bize ne mesaj verdiğini bulduğumuzda ‘gerçek ayma’ oluyor. Çünkü insan her zaman kendi bulacağı bilgiyi istiyor.

– Rüya tabirleri kitapları doğru mu peki?
Hem doğru hem yanlış. Mesela ‘gelin görmek’ zenginlik demek olsun. Bu toplumsal bir bilgi ve oraya yerleşmesi binlerce yılda oluyor. Rüyalarla birtakım şeylerin analiz edilmesi İslam’da da var. Bir sözcüğün üzerine aynı anlam yüklenirse ve siz inanırsanız, zamanla o doğru haline gelir. 

RÜYA GÖRMEK ÇOK SAĞLIKLI
– Rüya yorumları genelde böyle mi yapılıyor?
Rüya analistlerinin çoğu medyum gibi çalışıyor. Aynı fala bakmak gibi. Bu doğru olsa bile o doğrunun size ne yararı olacak ki, siz bulmadınız. Bu sizin farkındalığınızı arttırmaz. 

  • Peki, çok rüya görmek kişinin bilinçaltında kabul etmediği pek çok şey olduğu anlamına mı gelir?
    Hayır, çok rüya görmek çok sıhhatli bir şey. Erkeklerin çoğu, hiç rüya görmediklerini iddia ediyor. Oysa bilimsel olarak her insan rüya görür. Ama erkekler hatırlamıyor. 

  • Daha çok hangi rüyalar sık görülüyor?
    Rüyaları genellemek mümkün değil ama toplu olarak kolektif bilinçaltında tüm insanların bazı simgelere aynı anlamları verdiği durumlar var. Mesela ev, araba gibi… Kolektif bilinçaltından gelen haberci rüyalar ya da kozmik rüyalar vardır. Bunlar insan dünyasıyla ilgili değil, bambaşka bir gerçekliktir.

– Peki, rüyamızın kozmik mi, haberci mi olduğunu nasıl anlayabiliriz?
Günlük rüyalar, kişisel bilinçaltından gelir ve bizim en çok uğraştığımız bunlar. Günlük olaylarla birlikte kişinin bilinçlenme savaşlarıdır. Haberci rüyalarda kişiler kendi ya da yakınlarının geleceklerine ilişkin olayları görebiliyor.  Kozmik rüyalarda mekan, zaman olgusu yoktur ama bir olay gerçekleşir. Kozmik rüyaları eğitici rüyalar olarak görüyorum. Lusid rüya ise kişinin rüyada olduğunun farkına varmasıdır. Bunun da avantajlı olduğu söylenir. Çünkü siz teknikler öğrenerek rüyanızda öğrenmek istediğiniz herhangi bir şeyi öğrenebilirsiniz.

Auralarımızı temizlemeliyiz


Aynı zamanda biyoenerji uzmanı olan Sibel Atasoy, ‘Sosyal hayatımızda auralarımız birbirine dokunuyor. Aynı yerde çalıştığınız, aynı evde uyuduğunuz, uzun saatler beraber seyahat ettiğiniz kişilerle auralarınız alışveriş eder. Artık aura fotoğrafları da çekilmeye başlandı. Kirlian fotoğrafçılığı deniliyor buna. O fotoğraflara baktığınızda, delikli, lekeli, kararmış auralar görebilirsiniz. Çünkü bizde oluşan herhangi bir rahatsızlık önce auramızda oluşur. Tedavi edilmediği takdirde fiziksel organlarımıza yansır. Oysa sürekli aura temizliği yapılmış olsa hastalıklar ortaya çıkmaz’ diyor. Doğada vakit geçirerek, çocuklarla ve hayvanlarla temas ederek temizlenebileceğimizi söyleyen Atasoy, ancak bu durumda onların aleyhine olacağını çünkü insanda biriken enerjinin onlara geçeceğini söylüyor. Mesela insanların auraları       uzun süre birbirleriyle temas ederse, fizikleri de birbirine benziyor.

EKİN TÜRKANTOS
[email protected]

Düzen ile dengesizlik arasındaki köprü

Birbiriyle ilişki kurulmamış roller, bana rüya yaşantısını çağrıştırıyor. Orada da, her bölümü ayrı dizi filmler gibi birbirinden kopuk olaylar yaşarız. Tabi bazen bunları birbiriyle ilişkilendiren olaylar da olur ama genelde zaman-mekan ve kişilik devamlilığı kurulamaz. Hatta bu durum rüyayı çağrıştırdığı gibi ölüm sonrası yaşamını da andırıyor bana. Gidip geldin mi diye soracaksınız belki :))) Hayır, tabi şimdilik cevabım hayır ama öyle olabileceğini seziyorum. Hatta bir yazımda “ölüm sonrasını mı merak ediyorsunuz rüyalarınıza bakın” demişim! Öylece ağzımdan çıkmış, düşünüp de sonuca vardığım bişey değil.

Bu dünyada “devamlılığın” ne kadar büyük önem arzettiğini hepimiz biliyoruz. Devamlılık koparsa dünya ile de bağınız kopmuş oluyor, hala bedenen bu dünyada olsanız bile.

“Alacakaranlık bölge” kavramını kullanmıştım bir aralar, rüya ile devamlılık dünyası arasındaki köprü anları! Hatta Donah Zohar’dan alıntıladığım bir özetleme yapmıştım, şimdi arayıp onu buldum, sanırım konuya büyük ölçüde açıklık getiriyor:

Eğer bir an, bilinçli zihinlerimizin içine yavaşça bir ışık tutsak, bir dizi belirsiz düşünce, “olası düşünceler” görürüz. Bilincin bu sınır bölgelerine, bazı şairlerce “zihnin alacakaranlığı” denen bu bölgelere, tam uykuya dalmadan önce, meditasyonun en derin safhalarında ya da sansılandırıcı maddeler etkisi altındayken kolaylıkla girilir, ama bu bölgeler yoğunlaşma ediminin her zaman dışındadır. Gerçeklikleri bulanık, gelecekleri belirsiz, gerçekleşme anını beklerler. Bunlar olmadan ne şiiri düzyazıdan ayıran şiirsel anlam çokluğu ne de fantezi ve hayal gücünün besin kaynağı olurdu.

Benim bu “olası düşünceler” (Ya da Don Juan’a göre bileşim noktası oynadığında geçtiğim ikinci dikkat alanları-Sibel’in notu) dizisindeki hangi düşünceye yoğunlaşacağımı hiçbir şey belirleyemez; çünkü yoğunlaşma işlemini yapan “ben”‘in kendisi belirsiz bir kuantum dalga fonksiyonudur. Fakat yoğunlaşma eyleminin gerçekleşmesiyle bir seçim yapılmış olur. Bu tıpkı kuantum zilli kızının aynı anda her bir sevgilisiyle ayrı bir eve yerleşmesine benzer. Fakat bedenimde duyduğum rahatsızlıkbeni yoğunlaşmaya kışkırtacaktır, yoğunlaşır yoğunlaşmaz da gerilimimden kurtuluş yolunu seçip derhal o seçimin üzerine gideceğim. Bu koşullarda bir seçim “olası düşüncenin” dalga fonksiyonunu çökerten bir yoğunlaşma ediminden başka bişey değildir. Rahatsızlığımı seçimlerimden herhangi biri giderebilirdi. Rahatsız olma durumu yalnızca bir seçim yapılmasını gerektirdi. Seçimin kendisi özgürdü.

Bir seçim yaparken aynı zamanda o seçimi niye yaptığımız için bir neden de yaratırız. Daha sonra mantığımız bu nedeni seçimimizi açıklamak için kullanır!

Seçim, müthiş bir özgürlük anında yapılmıştır ve buna Kierkegaard “kader sıçraması” diyecektir. ( Don Juan ise buna Tinin işareti der- Sibel’in notu) )

Düşük enerjili bir eylem olan alışkanlık beyne çok az enerji pompalar. Çok az dalga fonksiyonunu çökertir. Bu yüzden yaratıcılığın hiç gerekli olmadığı bir eylemdir ve alışkanlıkla davranan yaratıklar çok az ruh yüceliğine sahiptir. Fakat belki de alışkanlıklar yaşamımızın  büyük bir bölümü için gereklidir. Belki her karar ve eylemi özgürlüğümüzü kullanarak yapmaya yeterli fiziksel enerjimiz yoktur ( erke noksanı-DJ-sibelin notu) ve bu sebeple bilincin kuantum doğası bizi alışkanlık edinmeye kışkırtır. Alışkanlık edinme, yaratıcılığımızı daha gerekli yerlerde (ve daha radikal bir sıçrama için olabilir mi-sibelin notu) kullanmak üzere bizi özgürleştirebilir.