Beynimizin Hangi Yarımküresi Daha Baskın?

Beynimiz milyonlarca sinir lifleriyle birbirine bağlı iki yarımküreden oluşmaktadır. 1981 yılında tıp ve fizyoloji alanında Nobel sahibi Prof. Sperry’nin çalışmalarına göre

Sol yarımküre tümevarımcı düşünceyi (mantık, dil, matematik, ayrıntılar, analitik yaklaşımlar),

Sağ yarımküre tümdengelimci düşünceyi (ritim, renkler, hayal gücü, sentez) işlemektedir.

Beynimizin sahip olduğu potansiyeli daha fazla kullanabilmemiz, birbirlerinden tamamen bağımsız çalışan iki yarımkürenin performansına bağlıdır.

Aşağıdaki test ile hangi yarımkürenizin çoğu zaman öne çıktığını keşfedebilirsiniz.

Teste geçmeden küçük bir not:
Prof. Sperry’den sonra akademik çevrelerde daha çok merak uyandıran ise, beynimizin nasıl çalıştığı sorusuna yönelik , kadın ve erkekler arasındaki temel farklılıkları ortaya koymayı amaçlayan araştırmaların sonuçları olmuştur.

Bu konuda Sergeant’ın bulguları ise, iki yarımküreyi birbirine bağlayan -corpus callosum- sinir ağının karşıt cinsiyetler arasında daha farkıl olduğunu ortaya koymuştur.

Bu sonuca dayanarak kadınların neden daha çok sezgilerine güvendiklerini açıklamak belki de mümkün olacaktır. Ya da, erkeklerin sezgileme konusunda daha az hassas olduklarını.

İyi Testler…

(yanıtlar için çok fazla düşünmeden size en yakın gelen seçeneği işaretleyin.)

“a” = 2 “b” = 1 “c” = 0

  1. Aşağıdaki ifadelerden hangisi sizin için daha cazip?

    a. Canımın istediğini yapabilmek
    b. Mükemmel bir aileye sahip olmak
    c. Seçtiğim kariyerde başarılı olmak

  2. Sezgilerinize ne ölçüde güvenirsiniz?
    a. Çok fazla
    b. Her zaman değil ama zaman zaman sezgilerime dayanarak davranırım
    c. Mantıksal bir açıklama getirebilmek her zaman daha önemli

  3. Aşağıdaki ifadelerden sizi en iyi tanımlayan hangisi?
    a. Meraklı, soru soran
    b. Düzenli
    c. Ciddi, gayretli

  4. Aşağıdaki seçeneklerden hangisi sizi en çok heyecanlandırıyor?
    a. Büyük Kanyon gibi doğal mucizeler
    b. Taj Mahal gibi insan yapımı anıtlar, mabetler
    c. Domingo veya Pavarotti gibi yetenekler

  5. Gezegenimizi nasıl yok ettiğimizle ilgili olarak ne sıklıkta endişe duyarsınız?
    a. Çok sık
    b. Bazen
    c. Pek değil

  6. Aşağıdakilerden hangisi sizde hayranlık uyandırır?
    a. Bir kuşun uçuşu
    b. Bir çitanın hızı
    c. Bir aslanın gücü ve cesareti

  7. Bireysel hedefler belirler ve onlara sadık kalır mısınız?
    a. Hayır, doğru zamanın geldiğini hissetmem gerekir
    b. Zaman zaman, ancak oldukça esnek ve geri dönülebilir planlar
    c. Evet, sonuca ulaşmanın en etkili yolu

  8. Dakik olmak sizin için ne kadar önemli?
    a. Hiç değil
    b. Zaman zaman
    c. Çok önemli

  9. Katılmış olduğunuz sınavlarda sizi en çok hangisi zorlar?
    a. Konsantre olabilmek
    b. Heyecanımı kontrol edebilmek
    c. Başarılı olabilecek miyim endişesi

  10. Yeterince zamanınız olduğunu varsayarsak, hangisi sizin için daha çekici?
    a. Resim yapmak
    b. Golf oynamak
    c. Spor salonunda fitness yapmak

  11. Hangi ifade sizi daha iyi anlatıyor?
    a. Karmaşık
    b. Memnun
    c. Detaylara önem veren

  12. Açıklamakta zorlandığınız rüyalar görür müsünüz?
    a. Çok sık
    b. Bazen
    c. Çok az veya hiç

  13. Hangi ifade sizi daha iyi özetler?
    a. Sıra dışı
    b. Aklı başında
    c. Sabırlı

  14. Ne sıklıkta elinize geçen kâğıtlara bir şeyler karalarsınız?
    a. Çok sık
    b. Bazen
    c. Hiç

  15. Aşağıdakilerden hangisi sizi daha çok rahatsız eder?
    a. Kurallar
    b. Kabalık
    c. Yetersizlik

  16. “Aklıma gelen yeni bir fikri hayata geçirmezsem eğer asla rahat edemem.” ifadesi sizin için ne ölçüde geçerli?
    a. Çok
    b. Az
    c. Hiç

  17. Uzun bir süre boyunca aynı proje üzerinde hiç ara vermeden çalışmak sizin için ne kadar zorlayıcı olabilir?
    a. Çok
    b. Az
    c. Hiç

  18. Emeklilik ile ilgili sizi en çok ne endişelendirir?
    a. Emeklilik ile ilgili hiçbir şey beni endişelendirmiyor.
    b. Yaşlanmak
    c. Boşluğa düşmek, zamanımı nasıl geçireceğimi bilememek

  19. Hatalara yaklaşımınız ile ilgili hangi ifade daha doğru?
    a. Hatalar yaşamın bir parçasıdır ve bizi biz yapan deneyimlerimiz yapmış olduğumuz tüm hataların toplamıdır.
    b. Hiç hata yapmayan insan hiçbir şey yapmayan insandır. Bu da en kötü hatadan daha tehlikelidir.
    c. Hepimiz hata yaparız, ancak başarılı insanlar daha az hata yapanlardır.

  20. Hangi sözcük sizi daha iyi açıklıyor?
    a. Filozof
    b. Barışçı
    c. Pratik

  21. “Yapacak çok iş, ancak çok az zaman var” deyişi için ne düşünüyorsunuz?
    a. Katılıyorum, hepimiz boğulabiliriz.
    b. Daha yapmak istediğim çok iş var ama asla yetişemediklerim için endişelenmiyorum.
    c. Kesinlikle katılmıyorum, sonuçta iyi bir plan çözümleyici olacaktır.

  22. Okulda en başarılı olduğunuz ders.
    a. Resim, müzik
    b. Beden Eğitimi
    c. Matematik

  23. Sonuçları doğru zamanda elde edebilmek için sizce zaman zaman kızgın ve öfkeli olmak gerekli mi?
    a. Hiçbir koşul altında
    b. Duruma göre bazen gerekebilir
    c. Evet

  24. Arkadaşlarınız sizi anlatmak için hangi ifadeyi tercih ederlerdi?
    a. Yaratıcı
    b. Cana yakın
    c. Güvenilir

  25. Önemli bir karar almanız gerektiğinde..
    a. Tek başıma karar alırım
    b. Sonuçtan etkilenebilecek ilgili kişilerle görüşürüm.
    c. Uzman görüşüne başvururum.

  26. Ofiste kâğıtlarla aranız ne kadar iyi?
    a. Birsinin arkamı toplaması gerekir
    b. Düzenli olabilmek için kendimi zorlarım
    c. Son derece düzenliyimdir.

  27. Aşağıdaki ifadelerden hangisi size daha yakın?
    a. Vizyoner
    b. İstikrarlı
    c. İş odaklı

  28. Enerjinizin büyük bir kısmını işinize mi harcıyorsunuz?
    a. Asla, iş dışında yaşayabilmek için çalışıyorum
    b. İşime daha çok zaman ayırıyorum
    c. Hayatımın bu döneminde önce iş

  29. Aşağıdaki ifadelerden hangisi sizi daha iyi açıklıyor?
    a. Duygusal
    b. Kararlı
    c. Agresif

  30. Tatil kararınızda hangi seçenek sizin üzerinizde daha etkili olur?
    a. Muhteşem manzara
    b. Deniz, güneş ve kum
    c. Eğlence

Sonuçlar:

48-60 Puan Arası:
Bu sonuca göre siz beyninizin sağ yarımküresini daha yoğun kullanmaktasınız. Artistik ifade gücünüz, yaratıcılığınızı kullanma becerileriniz, duygusal yaklaşımlarınız ve iç görünüz ilgilendiğiniz tüm işlere yansımaktadır.

Büyük resmi görebilmek ve anlayabilmek sizin için bütünü oluşturan parçalardan daha önemlidir. Bu nedenle iş, sosyal ve özel hayatınızı kesin çizgilerle birbirinden ayırmak yerine tüm yaşamınızı bir bütün olarak değerlendirmeyi tercih ediyorsunuz. Bu yaklaşımınız size farklı olaylar, sahneler arasında sıradan olmayan ilişkiler kurup, alternatif çözümler geliştirebilme yetisi de kazandırmaktadır. Düz bir çizgi üzerinde neden-sonuç ilişkilerinden doğacak sonuçları araştırmak yerine, çoğu zaman dolambaçlı (herkesten farklı, denenmemiş) yollardan çözüme ulaşabilirsiniz.

Sanatın farklı dallarına karşı doğal bir ilgiliniz, hatta hayranlığınız olduğu söylenebilir. Böylece kurallar ve sınırlar olmadan kendinizi istediğiniz gibi ifade edebilme şansı bulabilmektesiniz.

Beyninin sağ yarımküresini yoğun olarak kullananlar için getirilebilecek bir öneri belki sizi zaman zaman içine düşebileceğiniz kaybolmuşluk veya işlerden boğulmuşluk hissine de çözüm olabilir. Biraz daha önünüzü görebilmek için son tarihlerle çalışmak çok faydalı olacaktır. Özellikle bir takım üyesi olarak, takıma karşı sorumluluklarınız söz konusu olduğunda son tarihler hayatınızı kolaylaştıracaktır.

30- 47 Puan Arası:
Eğer toplam puanınız 30 ile 47 arasındaysa, hiçbir yarımkürenin ağır basmadığı bir dengeden söz etmek mümkün olacaktır. Ancak bu dengenin sizi her zaman mutlu etmesi gibi bir sonucu olmayabilir. Şöyle ki, duygularınız ve mantığınız arasında çeliştiğiniz durumlar sizi zorlayacaktır ve karar alma süreciniz de doğal olarak etkilenecek hatta bazen oldukça sancılı olacaktır.

Dengenin getirdiği farkındalık ve aynı durumu birçok açıdan değerlendirebilme becerisi size birçok fayda da sağlayacaktır. Daha başka bir ifadeyle, siz büyük resmi onu oluşturan detayları da değerlendirerek görebilmektesiniz. Ayrıca hem analitik bir düşünce yapısına sahip olup, hem de eş zamanlı olarak estetik duygunuz gelişmiş olduğundan mimarlık gibi meslek alanlarında çok başarılı olabilirsiniz. Aslında sadece mimarlık gibi bir alanla kısıtlamak doğru olmaz, siz özgünlük ve fonksiyonelliği birçok farklı alanda bir arada kullanarak başarılı sonuçlar elde edebilecek bir potansiyele sahipsiniz.

Genel olarak sonuçları bu aralıkta olan kişiler sahip oldukları esneklikle birçok farklı alanda kendilerini gösterirler. Örneğin hem başarılı bir tıp doktoru, hem de bir fotoğrafçı olabilecek bir kapasiteden söz etmekteyiz.

30 Puandan Az:
Eğer toplam puanınız 30’dan düşük ise genel olarak tutum ve davranışlarınız üzerinde sol yarımkürenin daha etkili olduğunu söyleyebiliriz. Muhtemelen analitik düşünce yapınızın bir sonucu olarak kendinize testin sistematiğine yönelik birçok soru sormaktasınız. Gerek iş hayatınızda, gerek özel yaşamınızda mantıksal bir açıklamaya ihtiyaç duyabilirsiniz.

Her hangi bir sorun ile karşılaştığınızda, sorunun nedenine inmek için sık sık daha fazla kanıt arayışına da girmeniz olasıdır. Böylece tüm verileri toplayıp, doğru bir değerlendirme yapabilmeniz mümkün olacaktır. Genellikle neden-sonuç ilişkilerini takip eden bir düşünce tarzını benimsediğiniz söylenebilir. Bu nedenle karşılaştığınız sorunları parçalara bölüp aşama aşama çözmeyi tercih edebilirsiniz. Ancak bu noktada, bir konuyu sonuçlandırmadan diğer konu başlığına geçmemeniz bazen sizi yavaşlatabilir.

Muhasebe, finans, mühendislik alanlarında çok başarılı olabilecek bir potansiyele ve çalışma anlayışına sahipsiniz. Ayrıca planlama ve kalite güvencesine yönelik birçok alanda detaylara vermiş olduğunuz önemin bir getirisi olarak fark yaratabilmeniz olasıdır. Son olarak, yabancı dil öğrenmenin sizin için hem kolay, hem de zevkli olduğunu ekleyebiliriz.

Yoğun olarak sol yarımküreyi kullananlar için bir öneri yapılması gerekirse belki biraz daha esneklikten bahsedilebilir.

KEŞİŞ – KADIN ve KAYBOLAN HÜCRELER

İki keşiş yolda giderlerken, su birikintisinden karşıya geçmek için bekleyen genç bir kadın görürler. Keşişlerden biri, genç kadını kucakladığı gibi suyun öteki tarafına bırakır.

Ötekisi; arkadaşının bu davranışına hayretle bakar. Hoş karşılamaz, farklı yorumlar, hatta içten içe ona kızar, yaklaşık bir kilometre yürüyünce daha fazla dayanamaz ve arkadaşına hışımla döner:
– Sen!! Böyle bir şeyi nasıl yaparsın? Biz keşişiz!! Bırak bir kadını kucaklayıp karşıya geçirmeyi, onlara bakmamız bile yasaktır!!.

Öteki keşiş oldukça sakin karşılık verir:
– Ben o genç kadını bir kilometre geride bıraktım. Sen? Sen ise hâlâ onu taşıyorsun.


Biz de böyleyiz, karşılaştığımız olaylar var, insanlar var, onlarla ilgili olarak yaptığımız yorumlar var…

Hayatınızla ilgili yaşadığınız sorunlara nasıl baktığınız ve ne yorum yaptığınız aslında geleceğinizi de belirliyor.

Sorunları kendinize yük olarak mı görüyorsunuz, yoksa çözümlenmesi gereken problemler olarak mı?

Beyninizde mi taşıyorsunuz, kucağınızda mı?

Beyninizde gereksiz yere soru ve sorun taşıyorsanız hemen belirteyim ki, beyniniz, bir sorunla başa çıkmak için veya bir travmayı atlatabilmek için en az 4000(dört bin) ile 6000(altı bin) sinir hücresini yani nöronu yok ediyor.

Bu yok olan hücrelerin yerine yenileri de gelmiyor. Bu hücreler bize sonradan lazım olacak hücreler aslında.

O nedenle bir kez daha düşünmekte fayda var:

Bu konu benim en az 4000 hücremi yakmaya değecek mi?

Sorunları taşımaya, tutmaya değer mi?

Şimdi düşünün bir kez daha, hangi olay sizin beyninizdeki 4000 hücreden daha önemlidir?

(alıntıdır)

Öneminizin Ölçüsü Nedir?

Aradığınız kişinin size ne kadar zamanda geri döndüğü size ne kadar değer verdiğinin ölçüsüdür.

Bu sıfır ila 100 arasında değişir.

Birisini ararsınız, size geç değil hiç dönmezse, size verdiği değer sıfırdır. Aslında kelime kullanmadan: “Beni bir daha arama” diyor size.
Aradığınız hemen veya uygun olduğu ilk an geri dönerse, size verdiği değere yüz verebilirsiniz.
Tabii, bu kural iki taraflı da geçerlidir. Farkında olmayabilirsiniz. Ama sizi arayan bir kişiye ne kadar çabuk döndüğünüz onun tarafından ona verdiğiniz değerin bir ölçüsü olarak algılanacaktır.
Birine kıymet verirseniz hemen ararsınız. Kendilerine hiç dönülmeyen veya makulün dışında geç dönülen kişiler
genellikle bunu bir terslenme veya küçük görülme olarak algılar. Düşman kazanmanın en kolay yollarından biri budur.
Düşman kazanmamak dururken kazanmak çok aptalca bir şeydir. Çünkü kimin, ne zaman, ne kadar zarar vermeye muktedir olacağı bilinmez. Kimin kime gün gelir ne kadar ihtiyacı olacağı da.

En doğru davranış, mümkünse, arayan herkese, çok kısa bile olsa, geri dönmektir.

Geri dönülme konusu

Gazeteci olduğum ve sık sık birçok insana telefonla ulaşmaya çalıştığım için geri dönülme konusunda oldukça deneyimliyim.
Bir gün, her ikimizin de daha genç olduğu yıllarda oldukça sık temas içinde olduğum ama son zamanlarda az görüştüğüm ünlü bir işadamı aradı.
Merhabalaştıktan sonra sustu. Anladım ki bir şey söylememi bekliyordu.
Senin için bir şey yapabilir miyim, diye sordum.
“Beni aramıştın” dedi. “Sana geri dönüyorum.”
Düşündüm. Aramış mıydım? Hayır, dedim. Aramadım. Bir yanlışlık olmalı.
Birkaç hoş laf değiş tokuşundan sonra konuşmayı sona erdirdik. Akşama doğru aklıma geldi. Onu aramıştım. Ama dört ay kadar önce. Bana o anda konuşamayacağını çünkü kısa bir ziyaret için ABD’ye gidiyor olduğunu söylemişti. Döndükten sonra “İlk müsait olduğu zaman” beni arayacaktı.
Anladım ki, müsait olmuştu. Gülmeye başladım. Adam o kadar kendi önemi ile doluydu ki dört ay beklenmeye değer sanıyordu kendini.
Derim kalındır. Bu gibi olayları hiç umursamam. Bir arkadaşım yapsa kırılabileceğim davranışlar kontaklarımdan geldiğinde hemen unuturum. Değer vermediğiniz bir kişinin size değer vermemesi önemsizdir. Ama ben ne işadamıyım ne önemliyim. Eğer işadamı ve önemli iseniz veya olmak istiyorsanız önerim aranma ile arama arasındaki zaman ilişkisini iyi derecelendirmenizdir.

Metin Münir/ Milliyet, 28 Ocak 2011

Dünyanın hedefi nedir?

Bilya, misket, gulle… Hatırladınız mı? Başka isimleri de var her yöreye göre ama ilk ağızda bunlar aklıma geldi. Bildiğiniz gibi bilye (ya da bilya) yuvarlak, cam, içinde renkli küçük yaprağımsı şeyler olan minik toplardır. Birbirinden hafifçe büyüklük farkları olabilen ve değişik renkleri bulunabilen bilyeler, çocukluğumun en hatırda kalan oyunlarına sebep oldular.

Topaç çevirmeyi hele onu dönerken elime alabilmek, oradan koluma hatta omzuma kadar yükseltebilmek  pek hoştu. Uçurtmalar, çelik çomak, uzun eşek ve beştaş da çok zevkliydi ama ille de bilyalar! 🙂

Bu konuda yaşıtlarımın hepsinin farklı amaçları ve zevkleri vardı; bir çoğu bilyalarının çokluğuna önem verirdi. Bu benim için önemsiz bir konuydu, (biriktirmeyi çocukken bile pek sevmezmişim), esas zevk oyunun kendiydi benim için.

Oyun esas olarak bilyaların birbirine çarpıştırılarak önceden hazırlanmış yalağa sokulmasıyla ilgiliydi. Kim önce yalağa varırsa o kazanırdı.

Oldukça simgesel bir oyun olduğunu şimdi anlıyorum 🙂 (Freud duymasın!)

Bir kere “bilya” fiziki anlamda Dünyanın küçük bir kopyasıydı, birçok bilya herhalde her insanın bir dünya olması ile benzeşebilir. Dünyalarımızı çarpıştıra çarpıştıra (hayat gailesi) yalağa doğru ilerlemeliydik. Yani hedefe doğru… Peki hedef neydi? Dünyanın hedefi nedir?

Yalak, pek tabi olarak dişi olana, herşeyin içinden geldiği bilinmezliğe uygun bir simge gibi görünüyor.
Ben tek yalak oyunları oynadım tabi ama esas sevdiğim beş yalak oyunuydu; burada dört köşeye ve onların tam ortasına bir tane olmak üzere beş yalak açılırdı ve sırayla hepsini geçip orta yalağa düşmeliydiniz. Beş sayısı mistik anlamda manidar tabi! Hele de misketi Dünya ile eşlediğimizde daha bir ilginç oluyor. Mistik terminolojide Dünyanın şu anda (gezegen olarak) beşinci boyutu deneyimlemekte -Yeni Dünya-olduğu söylenir.  Buradaki enerji süratle değişiyor ve üçüncü boyutu deneyimlemekte olan biz insanların çoğu için artık hazmedilemez oluyor.

Üzerinde düşünsek bir çocuk oyunundan daha kimbilir neler çıkar?

Rüzgarlı bir gün…

Hava rüzgarlıydı, gökyüzü çok da karanlık olmayan bulutlarla kaplanmıştı. Kadın, kafeye geldiğinde denizin kıyısında açıktaki masaların hepsi boştu. İnsanlar az önce serpeleyen yağmurun etkisiyle içerilere kaçışmış olmalıydı. Gürültü ile çınlayan kapalı kısma şöylece bir göz attı. Nedense bugün içeride oturma havasında değildi. Hem rahmetli Duran Bey ona, yıllar önce daha gencecik bir kızken; “kurt dumanlık havadan hoşlanırmış!” Dememiş miydi?! Artık nesini görüp de yapmıştı bu tespiti bilinmez.

Boğazın hemen kıyısındaki masalardan birine doğru yürüdü. Sandalyeler ıslaktı. Gerideki garsonlardan birine seslenip kendisine bi yer kurulamasını rica etti. Suyun rengi tam Nil yeşili olmuştu, kabarıp kabarıp iniyordu. Arada minik dalgalar sivrilip beyaz köpükten başlarını gösteriyor, sabırsız bir kıpırtıyla çalkalanıyorlardı.

Hava rüzgarlıydı…

Çantayı yan sandalyeye bırakıp, kurulanmış sandalyeye oturdu. Kendisine menü getirmek için atak yapan genç delikanlıya, eliyle kalsın işareti yaparken, “bir filtre kahve lütfen” dedi. Aslında kahve filan içmek istemiyordu, hiç bi şey istemiyordu ama oturduğu sandalyenin kirasını vermeliydi. Üstelik filtre kahvenin fazlası da olmazdı. Yandaki masaya cesur bir genç kız geldi ve sandalyesini kadına ters çevirerek oturdu. Bu belirgin hareketiyle; “seninle dikkatimi dağıtacak kadar boş değilim, önemli bir şeyi düşünmeliyim şu an!” der gibi oldu.

Kadın onun arkasından yana sevencelikle gülümsedi. Herşeyin neden yapıldığını sormayı akıl ederseniz, hiç bişeyi size karşı tavır olarak algılayamıyabilirsiniz.

Determinizm üzerine kendisine onlarca mektup göndermiş olan arkadaşına gülümsedi. Sanki gözlerinin arkasında ikinci bir perde daha vardı ve orada başka ama birinciyle de ilintili başka bir film oynamaktaydı. İşte determinist arkadaşı, o perdede belirdiği için ona bakmış ve gülümsemişti o an.

Hava gerçekten rüzgarlıydı. İhtiyaten aldığı uzun portakal rengi şalı iyice boynuna boğazına sarmaladı. Deniz kokusu geliyordu buram buram, hatta arada rüzgarın sıçrattığı minicik bir damladan tuzunu da yalamak olasıydı. Olağanüstü bir andı. Dört yandan zevklerle sarmalanmıştı yalnız kurt. Aslında kurt büyümüş kadın olmuştu.

…

 Öykünün tamamı için bakınız: https://blog.sonsuz.us/?p=122

Kendi yazdığım öyküleri ya da kitapları sonradan okuduğumda ilginç noktalar buluyorum(sanki ben yazmamışım gibi!)  insanın bilinçaltının sürprizlerle dolu oluşuna tekrar tekrar hayran oluyorum. (Belki rüyaların sunduğu sembollere -yorucu olmalarına rağmen, bunu dünyada görmeyen kimse kalmasın istiyorum. Onların sevinçlerine şehadet etmek kadar büyük bir mutluluk yok şu an- aynı sebeple düşkünlük gösteriyorum). Aslında sembolleri okumak diye bir ders olmalıydı eğitim sistemimizde, hem de ilk okuldan başlayıp üniversite sonuna kadar muntazaman yer almalıydı müfredatta; ama bu öyle bi müfredat ki, her sınıfta her ders yeniden düzenlenecek sihirli/teknolojik bir yapıya sahip olmalı. Öğrenirken öğreten, sürekli güncellenen, bir diğer değişle, her an kendini yeniden dölleyen bi şey?

Sembol deyince, az önce bir film izledim; stardust yani Yıldız Tozu…

                             

Film başladığında çok önceleri kitabını okumuş olduğumu derhal hatırladım tabi; fakat o zamanki bakışımla beğenişim ile şu andaki hayranlığım arasında uçurumlar var dostlar. Film baştan aşağı sembollerle inşa edilmiş, görkemli bir yapı, hayır hayır, çok çelimsiz kalıyor bu kelime; adeta insanlığın gözünden varoluşa sunulan benzersiz bir sunak. Mükemmelsiniz siz: yazar Neil Gaiman, yönetmen Matthew Vaughn, yapımcılar, muhteşem oyuncular ve tüm emeği geçenler, teşekkürler, çok teşekkürler.