Kim Haklı?

İleriülke ile Geriülke savaş halindedir. Ve bir kurul bu ülkelerin başkanlarını barış için biraraya getirmiştir. Barış anlaşmasına ikiside ikna olmuştur fakat aynı anda imzalamak şartıyla. İkiside diğer başkandan önce imzalamamak konusunda ısrarcıdır.

Bunun üzerine kurul başkanı şöyle bir şey teklif eder. Masanın tam ortasına bir lamba koyulacaktır. Ve başkanlar, ampulun ışığını gördüğü an imzalayacaktır.

Bu anlaşma için bir tren seçilmiştir. Ülke başkanları karşılıklı oturmuş, masanın tam ortasına bir lamba konmuş, yakıldığında ışığı gören başkan anlaşmayı imzalamıştır. Böylece iki başkan da aynı zamanda imzalamıştır. Kurul olaya şahit olmuş, aynı anda imzaladıklarını görmüş ve ülke başkanlarını kutlamıştır.

Fakat bir müddet sonra dışarıdan İleriülke vatandaşlarının savaş başlatıcı haberleri gelmiştir. Bunun sebebi olarak da başkanlarının kandırılmış olduğunu ileri sürerler. İleriülke başkanı trenin gidiş yönüne doğru oturmaktadır. Geri ülke başkanı ise ters yöne doğru. Lamba yandığı andan itibaren ışık sabit hızla yayılsa da, İleriülke başkanı tren hızında lambaya doğru gittiği için Geriülke başkanından daha önce aydınlanmıştır ve daha önce imzalamıştır. Dışarıdan treni izleyen vatandaşların tam olarak gördüğü budur.

Bu durumda kim haklıdır? Trende gördükleri olaya şahit olan başkanlar ve kurul mu? Yoksa gördükleri olaya şahit olan dışarıda ki vatandaşlar mı?

Kuantum Fiziği, Görelilik ve Doğanın Diyalektik Anlayışı

Enerjinin kuantalar (küçük parçacıklar) haline gelebildiğinin bulgulanması, kütle ve enerjinin eşdeğerliliği alanın da maddesel özellikte, maddenin somut biçimlerinden biri olduğunu göstermektedir. Şimdi klasik fiziğin görüş açısından alışılageldik madde imgesinin “kaybedildiği” ve madde üzerine felsefi spekülasyonların yapıldığı en hassas bölüme gelmiş bulunuyoruz.

Felsefi bir ironiyle de belirtmek gerekirse, maddenin sonsuz değişim özelliği ve hareketsel özellikleri içerisindeki kavranışıyla maddenin aldığı somut biçimlere göre maddeye ilişkin yorumlarımızda olabilecek değişmelerin kısaca doğaya ilişkin materyalist diyalektik kavrayışımızın özünü ve onu evrensel düzeyde genelleştirebilmemizin temellerini buluruz bu noktada.

Parçacıkların içsel enerji durumu; durgun kütle ve kinetik enerji gibi birinden diğerine, diğerinden öbürüne sıçramalı geçişler yapabilme ve bir ve aynı şeyin iki ayrı görünümü olarak ortaya çıkan parçacık ve dalgasal hareket özelliklerinin bilinmesi, maddeye ilişkin bilgimizi derinleştirip doğadaki hareketin diyalektiğinin daha derin bir kavranışına da ulaştırmaktadır bizi.
Devamını oku “Kuantum Fiziği, Görelilik ve Doğanın Diyalektik Anlayışı” →

IQ Testi

Genetik deterministler tarafından özellikle IQ testi alanında sıklıkla yanlış kullanılan bir kavramdır kalıtım. Britanya’da Hans Eysenck ve ABD’de Richard Herrnstein ve Arthur Jensen adlı psikologlar, zekânın büyük ölçüde kalıtımsal olduğu düşüncesini geliştirmişlerdi. Aynı zamanda, siyahların ortalama IQ’sunun beyazlardan, İrlanda’daki İrlandalılarınkinin de İngiltere’deki İngilizlerden genetik olarak daha düşük olduğunu savundular. Eysenck görünüşe bakılırsa, siyahların ve İrlandalıların “düşük IQ” genleri nedeniyle seçmeli üretildiklerine inanmaktadır. Aslına bakılırsa IQ testlerinin içsel olarak kusurlu oldukları kanıtlanmıştır. Boy ya da kilo gibi, “zekâ” için de bir ölçü birimi yoktur. IQ keyfi kabullere dayanan hayali bir kavramdır.

IQ testi, yüzyılın başlarında, Alfred Binet’nin öğrenme güçlüğü çeken çocukları tespit etmek için basit bir test oluşturmasıyla başladı. Binet’ye göre bu test, zorlukları tespit etmenin bir aracıydı, ardından bu zorlukların “zihinsel ortopedi” sayesinde çaresi bulunabilecekti. Bunun bir tür “değişmez” zekânın ölçüsü olduğuna kesinlikle inanmadı ve böyle fikirler ileri sürmeye niyetlenenlere Binet’nin yanıtı çok sertti: “Bu canavarca karamsarlığa karşı çıkmalı ve tepki göstermeliyiz.” Binet’nin testinin temeli oldukça basitti: daha büyük yaştaki çocuklar, daha küçüklerin yapamadığı zihinsel işleri yapabilirlerdi. Böylece her yaş grubuna uygun düşen testleri bir araya getirdi; daha parlak ya da daha az yetenekli olanlara buna göre karar verilebilirdi. Çocukların zorluklarla karşı karşıya geldikleri noktalarda tedavi edici bir harekete girişilecekti. Ne var ki, başkalarının elinde bu sistem farklı sonuçlara varmak için kullanıldı. Binet’nin ölümüyle birlikte öjenik taraftarları determinist mesajlarını pekiştirme fırsat buldular. Zekâ, artık kalıtım sayesinde aktarılan ve toplumsal sınıf ve ırksal kökene dayanan doğuştan gelen ve değişmez bir şey olarak düşünülüyordu. Stanford-Binet testlerini ABD’ye getiren Lewis Terman’e göre düşük zekâ, “güneybatılı İspanyol-Yerli ve Meksikalı aileler ve zenciler arasında çok yaygın ve ortak bir şeydir. Kalın kafalılıklarının ırksal olduğu ya da en azından geldikleri aile soyunda doğuştan olduğu görülmektedir… Bu grubun çocukları özel sınıflara ayrılmalıdır… Bunlar soyutlamalara hakim değildirler, ama çoğu durumda verimli işçiler haline getirilmeleri mümkündür…
Devamını oku “IQ Testi” →

Cin ve Göl

Daire şeklinde bir gölün ortasında bir kayıktasınız. Ve göle giremeyen bir cin var. Cin, sizin göldeki hızınızdan 4 kat daha hızlı gidebiliyor. Ama karaya ulaştığınız noktada cin yoksa, koşarak kaçabiliyorsunuz.

Soru şu; Cin e yakalanmadan çıkabilir misiniz? Eğer evet ise nasıl bir yol izlemelisiniz?