Gerçekte Olmayan Sayılar Dünyayı Nasıl Gerçekten Çalıştırıyor?

Bir sayının karesi nasıl negatif olabilir? İlk bakışta cevap açıktır: Olamaz. Pozitif bir sayıyı kendisiyle çarparsanız sonuç pozitiftir; negatif bir sayıyı kendisiyle çarparsanız iki eksi birbirini götürür ve sonuç yine pozitif çıkar. Fakat matematikçiler, “Olamaz” denilen yerde durmak yerine sayı sistemini genişletmeyi seçti. Böylece karesi −1 olan bir birim tanımlandı: i² = −1. Adına da sanal birim denildi.

Sanal demek gerçek dışı demek mi?

Buradaki “sanal” sözcüğü biraz talihsizdir. Çünkü sanal sayılar uydurma, keyfî veya işe yaramaz değildir. Negatif sayılar da bir zamanlar anlamsız bulunuyordu. Üç elmadan beş elma çıkarılamayacağına göre −2 ne işe yarayabilirdi? Sonra borçları, sıcaklık farklarını ve yönleri anlatmak için negatif sayıların vazgeçilmez olduğu anlaşıldı. Sanal sayılar da benzer biçimde, eski sayı doğrusunun açıklayamadığı işlemleri mümkün kılan yeni bir boyuttur.

Gerçek sayıları yatay bir doğru üzerinde düşünün. Sağa gittikçe pozitif, sola gittikçe negatif değerlerle karşılaşırsınız. Sanal sayılar ise bu doğrunun dışına, dikey bir eksene açılır. Böylece sayı doğrusu bir düzleme dönüşür. a + bi biçimindeki bir karmaşık sayı, bu düzlemde bir noktadır: a yatay konumu, b ise dikey konumu gösterir. Matematik, tek şeritli bir yoldan iki boyutlu bir haritaya geçmiştir.

Çarpma işlemi nasıl dönüşe dönüşür?

Sanal sayıların en büyüleyici yanı, çarpma ile geometri arasında kurdukları bağdır. Bir sayıyı i ile çarpmak, karmaşık düzlemde onu 90 derece döndürmek anlamına gelir. İkinci kez i ile çarptığınızda toplam 180 derece dönersiniz ve sayının ters yönüne, yani negatifine ulaşırsınız. Bu nedenle i × i = −1 olur. Görünüşte tuhaf olan denklem, geometrik açıdan son derece düzenli bir hareketi anlatır.

Bu özellik, dalga ve salınım içeren problemleri olağanüstü biçimde sadeleştirir. Bir yayın titreşimi, alternatif elektrik akımı, radyo sinyali veya ses dalgası sürekli büyüklük ve yön değiştirir. Sinüs ve kosinüs fonksiyonlarıyla ayrı ayrı uğraşmak yerine bunları karmaşık sayılarla tek bir dönen hareket olarak temsil edebiliriz. Hesap tamamlandığında fiziksel olarak ölçülen gerçek kısım alınır. Sanal bölüm ise hesap boyunca yönü ve fazı taşıyan güçlü bir yardımcıdır.

Laboratuvardan cebimize

Elektrik mühendisleri alternatif akım devrelerini çözerken karmaşık sayıları kullanır. Direnç, bobin ve kondansatörün akıma verdiği farklı tepkiler, karmaşık empedans kavramıyla ortak bir dilde ifade edilir. Cep telefonlarının sinyal işlemesi, Wi-Fi bağlantıları, radar sistemleri ve tıbbi görüntüleme teknolojileri de Fourier dönüşümü gibi karmaşık sayılara dayanan yöntemlerden yararlanır. Başka bir deyişle “sanal” sayılar olmadan oldukça gerçek cihazlarımız ya çalışmaz ya da tasarımları çok daha zor hâle gelirdi.

Kuantum mekaniğinde durum daha da çarpıcıdır. Bir parçacığın durumu, karmaşık değerli bir dalga fonksiyonuyla betimlenir. Doğrudan ölçülen şey bu fonksiyonun kendisi değil, ondan hesaplanan olasılıklardır. Yine de sanal bileşen çıkarıldığında kuramın dinamiği bozulur. Doğa, bize ölçüm ekranında gerçek sayılar gösterirken perde arkasındaki hesabı karmaşık sayılarla yürütüyor gibidir.

Sanal sayılar yalnızca pratik değildir; Mandelbrot kümesi gibi fraktalların da kapısını açar. Basit bir karmaşık sayı işlemini tekrar tekrar uyguladığınızda sonsuz ayrıntıya sahip şaşırtıcı desenler doğar. Cebir, geometri ve sanat aynı yüzeyde buluşur. Bu desenler matematiğin sadece sonuç üreten bir araç değil, keşfedilecek yapılar barındıran yaratıcı bir evren olduğunu hatırlatır.

Sonuçta sanal sayılar, matematiğin imkânsızlıklarla nasıl başa çıktığını gösteren parlak bir örnektir: Sorunu reddetmek yerine düşünce alanını genişletmek. √−1, eski kurallar içinde bulunamaz; fakat daha geniş bir sistemde hem tutarlı hem de vazgeçilmezdir. Belki de en önemli ders budur: Bir şey mevcut haritamızda görünmüyorsa, sorun o şeyde değil haritanın boyutlarında olabilir.

Maxwell Denklemleri

Modern fiziğin dönüm noktalarından biri olan Maxwell’in dört denklemi, evrensel kütleçekim kuramından sonraki en önemli gelişme kabul edilir. Bu denklemler elektrik ve manyetik alanların aslında bir paranın iki yüzü gibi olduklarını ortaya koyar. Her iki alan da gerçekte aynı olgunun -elektromanyetik dalganın- farklı dışavurumlarıdır.

Ondokuzuncu yüzyılın başlarında deneyciler elektrik ile manyetizmanın birbirine dönüştürülebildiğini görmüşlerdi. Ama bütün elektromanyetizma konusu dört denklemle ifade ederek modern fizikteki en önemli başarılardan birini gerçekleştiren kişi James Clerk Maxwell oldu.

Elektrik ve manyetik kuvvetler, elektrik yüklü parçacıkları ve mıknatıslar etkiler. Değişen elektrik alanı bir manyetik alan, değişen manyetik alan da bir elektrik alanı yaratır. Maxwell her ikisinin de aslında tek bir olgudan, hem elektriksel hem de manyetik özellikleri olan elektromanyetik dalgadan çıktığını açıklamıştır. Maxwell elektromanyetik dalgaların boşluktaki hızını hesaplamış ve ışığın hızıyla aynı olduğunu göstermiştir. Başka çalışmalarla birleştiğinde bu bulgu, ışığın da aslında ilerleyen bir elektromanyetik çalkalanma olduğunu doğrulamıştır. Elektromanyetik alanların uyguladığı elektromanyetik kuvvet, Evren’deki dört temel kuvvetten biridir.

Maxwell dönemin tüm biliminsanlarını şaşırtarak, elektromanyetik olguların hepsini hepi topu dört temel denklemle betimlemeyi başardı. Bu denklemler günümüzde öylesine ünlüdür ki artık tişörtlerde bile yer alıyorlar. Altlarında da “ve Tanrı ışığı yarattı” yazıyor. Bugün elektromanyetizmayı tek bir olgu olarak düşünebiliyoruz ama ortaya atıldığı dönemde bu radikal bir fikirdi ve tıpkı bugün kuantum fiziğiyle kütleçekiminin birleştirilmesinin önemi kadar önem taşıyordu.

Einstein, Maxwell’in fikirlerini alıp kendi görelilik kuramına dahil etmiştir. Einstein’ın denklemlerinde manyetizma ile elektrik, aynı olgunun farklı referans çerçevelerinden bakan gözlemciler tarafından görünüşleridir. Bu açıdan, elektrik ve manyetik alanların bir ve aynı şey olduğunu nihai olarak gösteren kişi Einstein’dır denebilir.

Ohm Yasası

Gökgürültülü bir fırtınanın içinde uçan bir uçağın yolcuları neden aslında tehlikede değildir? Paratonerler binaları nasıl korur? Evimizdeki ampüllerin ışığı neden bir yenisini açıldığında zayıflamaz? Tüm bu soruların yanıtı Ohm yasasındadır.

Elektrik, elektrik yüklerinin hareketiyle oluşur. Elektrik yükü atomaltı parçacıkların temel bir özelliğidir ve onların elektromanyetik alanlarla nasıl etkileşeceğini belirler. Bu alanlar kuvvet yaratarak elektrik yüklü parçacıkları hareket ettirir. Yük, tıpkı enerji gibi korunur; yani yok edilemez ve yaratılamaz.

Yüklü parçacıkların hareketi, durgun elektriğin birikmesine yol açar. Zıt yükler farklı yerlerde birikir. Plastik tarağın elbisemize sürtünmesi ve yıldırımların oluşumu buna örnektir.

Hareket halinde olan elektrik akımı, bir yük akışıdır. Evde kullandığımız elektrik metal kablolarla iletilir, çünkü metallerdeki elektronlar belli atom çekirdeklerine bağlı değildir ve kolaylıkla harekete geçebilirler. Seramik ve plastikler gibi içlerinden elektriğin kolayca akamadığı maddelere yalıtkan denir.
Devamını oku “Ohm Yasası” →

Tesla Bir Başkadır

Aşağıda sunduğum, Tesla ile 116 yıl önce yapıldığı iddia edilen röportaj belki de sadece bir şakadır (aldatmaca demiyorum bile) çünkü önemli olan şu; sizin tanıdığınız Tesla bunları söyler miydi? Benim cevabım: Evet
İnsanlar yanılabilir. Einstein da Tesla da yanılmış olabilir. Yanılgı sanılan şey, zaman ve algıya bağlı bir çıkarsamadır.
Bence, alemi dinlemek için kendinden sessizleşmek, duyduğunu ifade etmenin zengin yollarını keşfetmek ve denemek her şeydir. asa

Gazeteci: Bay Tesla, sizin için kozmik süreçlere karışan biri diyorlar. Sahiden siz kimsiniz?

Tesla: Bu doğru bir soru, tüm sorularına cevap vermeye çalışacağım.

Gazeteci: Bazıları sizin Hırvat olduğunuzu söylüyorlar. Küçük bir köyde doğmuşsunuz, öyle mi?

Tesla: Evet, tümü doğru. Aslen Sırbım. Ancak Hırvatistan benim anavatanım, bundan gurur duyuyorum.

Gazeteci: Fütüristler, 20. yy’ın sizin başınızın üstünde doğduğunu söylüyorlar. Manyetik alanı kutsuyor, indüksiyon motoruna ilahiler söylüyorlar. Sizin buluşunuz olan alternatif akım, bugün fizik ve kimyayı dünyanın yarısına hakim kılabilir. Endüstri sizi en büyük hayırsever ilan etmek üzere. Tesla laboratuvarında ilk defa atomu kırabildiniz. Deprem titreşimlerine sebep olabilen bir cihaz yaptınız. Siyah kozmik ışınları keşfettiniz. Beş elementin sırrını araştıran Empedokles gibi, varlığın sırlarına vakıf oldunuz. Birçok kişi için ilahi bir figür gibisiniz.

Tesla: Evet, bu anlattıklarınızın bazıları en önemli buluşlarımdan birkaçı. Ancak ben yenilmiş bir adamım. Yapabileceğim en büyük şeyleri yapamadım.

Gazeteci: Bunlar nelerdir, bay Tesla?

Devamını oku “Tesla Bir Başkadır” →

Nicola Tesla

nicola-tesla

1856 yılı 9 Haziran gece yarısı, bugünkü Hırvatistan’ın Smiljan kasabasında doğan Nikola Tesla, teknolojiyi ve yaşamlarımızı etkileyen buluşlarıyla tüm zamanların en önemli mucitlerdendir. Tesla aynı zamanda gelmiş geçmiş en büyük dehalardandır. Bugün pek de tanınmayan bu dehanın yaşamını ve çalışmalarını araştırdığımızda şaşırmamak, felsefenin desteği ile bile oldukça güçtür. Günümüzde kullanılan ve nispeten hâkim olduğumuz yüzlerce önemli icadının yanı sıra, bazı önemli teorileri ve çalışmaları vardır ki, bugün için bile anlaşılamamıştır ve hala büyük gizemini korumaktadır. Bunlardan bazıları; savaşlara son verecek bir süper savunma kalkanı, elektriğin ve enerjinin kablosuz aktarımı -iyonosfer tabakası kullanılarak tüm dünyanın aydınlatılabilmesi, dolayısıyla neredeyse bedava elektrik- atmosferde sokak lambaları ve meteorolojik koşulların kontrolü, insan bedeninin enerjisi ile çalışabilen araçlar -örneğin otomobiller.

Tesla, teknoloji adına Modern Çağ’ın temellerini atmıştır. Hiç evlenmemiştir. Buluşları ile insanlara servet ve şöhret kazandırıp, parayı ve şöhreti reddeden Tesla fakir ve yalnız bir şekilde hayatına veda etmiştir. Fikirleri ve yaşam şekli ile sanki başka bir dönemden gelmiş gibidir. Hiç yorulmamış ve çalışmalarından vazgeçmemiştir. Döneminde anlaşılmadığına, buluşlarının bir devrim niteliğinde olduğuna -ikinci endüstri devrimi- günümüz bilim insanlarına ve süper devletlerine nasıl ilham kaynağı olduğuna baktığımızda, Tesla’nın çağının çok ötesinde bir bilim insanı olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Döneminde neredeyse bilinmez olan elektriğin gizemlerini çözüp geniş alanlara taşıyarak elektrik ve elektronik çağını başlatmıştır. Yüzlerce icadının yanı sıra bugün bile tam olarak hâkim olunamayan yeni bilimsel alanlar açmıştır. Alternatif akım ve motorları, radyo, radar, flüoresan, x-ışını, uzaktan kumanda, kablosuz iletişim Tesla’nın akla ilk gelen icatlarındandır. Tesla olmadan alternatif akımın ve buna uygun çalışan motorların, televizyonun, MR’ın (Manyetik Rezonans Görüntüleme), robotların, faks makinesinin ve daha birçok buluşun mümkün olamayacağını söyleyebiliriz. 800’ü patentli yaklaşık 1000’e yakın icadı olmasına rağmen bu deha günümüzde pek tanınmamaktadır. Yaşamı boyunca birçok engel ile karşılaşan Tesla’nın en büyük ve sürekli çabalarından biri, çalışmalarını sürdürebilmek için finansal kaynak bulabilmek olmuştur. Belki de döneminin çok ötesinde olduğu için anlaşılamayan, çoğu zaman yalnız ve maddi sıkıntılar içinde olan bu deha, son yıllarını geçirdiği New York’taki bir otel odasında 7 Ocak 1943’te yaşama veda etmiştir.

Devamını oku “Nicola Tesla” →