Caral Uygarlığı

Bilim insanları, ilk belirlemelerin, Güney Amerika’nın en eski uygarlığı olan Caral uygarlığının, 3.600 yıl önce doğal afetler sonucu yok olduğunu gösterdiğini belirttiler.

 Yayımlanan son araştırmalara göre, Caral uygarlığı, iklimde meydana gelen değişiklikler ve yer sarsıntıları sonucu yok oldu. Eski Mısır’la yaşıt olan 5 bin yıllık Caral-Supe antik kenti, Haziran ayında UNESCO tarafından Dünya Mirası listesine alınmıştı. Dünya’nın en uzun sıradağlar zinciri ve Güney Amerika’nın bütün batı kıyısı boyunca uzanan 1.556 kilometrelik And dağlarının eteğine kurulan ve Pasifik okyanusunun kıyısına 20 kilometre mesafede bulunan Caral-Supe, Peru arkeolojisi için büyük değer arz ediyor.

İnka uygarlığından 44 asır önce var olan Caral-Supe, piramitleriyle, tarım teraslarıyla, ev ve tören yerleriyle 620 hektarlık bir alana yayılmıştı. Antik kenti 15 yıl önce yeniden keşfeden Perulu arkeolog Ruth Shady, Caral-Supe toplumunun, Peru’nun sahil, dağlık bölgelerinden ve Amazon’dan gelen insanların karışımdan oluştuğunu belirtiyor. Shady’ye göre, Caral-Supe uygarlığı astronomi, tıp ve mühendislik alanlarında çok ileriydi ve geçimini balıkçılık ve sulak tarımdan sağladı. Arkeolog, uygarlığın, kendisinden sonra gelen İnka uygarlığını etkilediğini ve Caral dilinin İnkaların konuştu quechua dilinin atası olduğunu söylüyor. “1500 yıl sürmüş bu gelişmiş ve müreffeh uygarlığın 3600 yıl önce yok oluşunu nasıl izah edebiliriz?” diye soran Shady, Amerikan üniversiteleriyle birlikte yürüttüğü araştırmalara dayanarak, doğal afetler zincirinin uygarlığı yok etmiş olmasının en kuvvetli ihtimal olarak görüldüğünü söyledi. Araştırmacılar, toprak kaymalarına neden olan 7-8 büyüklüğünde bir depremin ve başka depremlerin, Carl-Supe piramitlerinde meydana gelen eğilme ve hasarlara yol açtığını saptadılar.

Shady, depremde kopan parçaların daha sonra El Nino kasırgasının yol açtığı şiddetli yağış sonucu meydana gelen sel baskınları tarafından sürüklendiğini ifade etti. Shady, “Daha sonraları, tortu ve kum sürükleyen rüzgarlar ve iki nesli etkileyen kuraklık tarımı kötü etkilemiş ve Caral halkı için bölge yaşanmaz hale gelmiş” dedi. Araştırmacılar, Caral-Supe antik kentinin daha keşfedilecek birçok sırrı bulunduğunu ve Amerikan kongresinin onayıyla araştırmalar için 800 bin dolar para yardımı yapıldığını açıkladılar. Antik kentte araştırma yapan arkeologlardan Luis Miranda, “Kentte nekropol bulamadık, araştırmaya devam ediyoruz, çünkü bir nekropol bulursak, uygarlık ile ilgili birçok soruya yanıt bulacağız” dedi. Araştırmacılar, iklim değişikliği, havanın ısınması, yer sarsıntısı, kasırga, kuraklık gibi doğal afetlerin Caral uygarlığı gibi her alanda başarılı olan bir medeniyeti birkaç nesilde yok edebildiğini gösterdiğini vurguladılar. Bilim adamları, Caral-Supe’de ortaya çıkacak bulguların bugün de insanlığın karşı karşıya kaldığı doğal afetler ve sonuçları hakkında önemli bilgiler vereceğinin altını çizdiler.(Radikal)

 

İnsanın köküne doğru…

İnsan embriyonik kök hücresinden, sperm ve yumurta hücresinin üretimini sağlayan germ hücreleri elde edildi.

 Bu buluş sayesinde, erkek sperm ve dişi yumurta hücrelerinin üretimi ile başlayan insan gelişiminin, şimdiye kadar sır olarak kalmış bir çok noktası aydınlatılabilecek. Bu sayede genetik hastalıkların çocuğa geçiş süreci daha iyi anlaşılabilecek ve önleminin alınmasının farklı yolları bulunabilecek.

ABD‘nin Stanford Üniversitesinden Dr. Renee Riejo Pera, Nature dergisinde yayımlanan çalışmalarıyla ilgili yaptığı açıklamada, “tam kaynağına giderek, insanın normal ve anormal gelişiminin kökenlerine ulaşmaya çalışıyoruz” dedi.

Yumurta ve sperm hücrelerinin üretilimin sağlayan germ hücrelerinin bunu nasıl yaptıklarının, bunun yapılması sırasında hangi genlerin ve yolların kullanıldığının bilinmediğini belirten Pera, genetik yapıların farklı olmasından ötürü, bu gelişimi hayvan germ hücrelerinden anlamanın da mümkün olmadığını ifade etti.

Çalışmaya katılan, Birleşik Krallık Kent Üniversitesinden Darren Griffin, “buluşun sağlayacağı olanaklar devasa boyutlarda. Genetik araştırmalardan, kirlilik dahil, çevre koşullarının hamileliğe etkisine kadar bir çok konu araştırılabilecek” dedi. (Milliyet)

 

Kanser tedavisinde devrim


Dr. Virginia Livingston 1947’de bir mektebin doktorluğunu yaparken kendisine müracaat eden hemşirenin parmak uçlarında ve burun bölmesinde yaralar görüyor ve Scleroderma ile birlikte seyreden bir Reynaud hastalığı ile karşılaşıyor. Merakla her iki yaradan aldığı parçaların mikroskobik tetkikinde o zamana kadar rastlamadığı verem basiline benzer bir mikrop görüyor. Mikrobun Scleroderma ile bir ilgisinin olup olmadığını anlamak için kobaylar üzerinde deneyler yapıyor, hayvanların hepsinde Sclerodermayı andıran değişikliklerin yanı sıra beklemediği bir başka oluşum görüyor. Kanser olasılığı 500 binde bir olan kobayların yüzde 25’inde kanser teşekkül ediyor. Bu deneyler sonucunda kanserin mikrobik bir hastalık olduğunu keşfediyor Dr. Viriginia Livingston. Dr. Virginia bu mikroba Progenitor Cryptocides (P.C.) adını verdi ve elde ettiği sonuç büyük bir keşif kapısını araladı.

Dr. Viriginia deneylerini genişleterek ameliyathanelerde taze ve steril kanser dokularını alarak inceledi ve hangi kanser türü olursa olsun hep aynı mikroba rastladı. Bu sıralarda tavuk çiftliklerini kasıp kavuran bir lökosis (bir kanser türü) salgını hüküm sürüyordu. Dr. Viriginia bu çiftliklerden topladığı hasta tavukların kanından elde ettiği mikroplarla bir aşı yaptı. Aşıyı hasta tavuklar üzerinde denedi. Ölmek üzere olan tüm hayvanlar birkaç saat içinde ayağa kalktılar. Buradan şu sonuca vardı Dr. Viriginia ve çalışma arkadaşları, ‘kanser mikrobundan elde edilen aşı, kanseri tedavi ediyordu.’ Dr. Viriginia son olarak bunu Koch kanunu ile denedi. Bu kanun dört koşulu içeriyordu;

  1. Sebep olarak ileri sürülen mikrop, o hastalığın her vakasında görülmeli.

  2. Bu mikrop hasta canlıdan alınıp yapay bir ortamda üretilebilmeli.

  3. Üretilen bu mikrop, o hastalığa yakalanabilen bir hayvana aşılandığında aynı hastalığı oluşturmalı.

  4. Bu son hastadan alınan mikrop bir kültür ortamında yeniden üretilebilmeli.

Dr. Viriginia’nın bu uygulaması başarı ile sonuçlandı. Dr. Livingston’un kanser tedavisinde önemli buluşlarından biri de, mikrobun memelilerin üremesinde olmazsa olmaz nitelikte bir hormon olan Coriogonadotropin salgıladığını keşfetmesidir. Bu hormon, aşılanmış yumurtayı kamufle ederek, gelişmekte olan fetüsü bağışıklık sisteminin hışmından koruyordu. Fakat kanser oluşumuna neden olan bu mikrop aynı hormonla kanseri de kamufle ederek bağışıklık sistemi tarafından deşifre edilmesini önlüyordu.

Dr. Viriginia yazdığı kitabında yeni tedavi yöntemini şöyle anlatıyor; “Aside dirençli olduğunu keşfettiğim ve Progenitor Cryptocides olarak adlandırdığım organizma, tüberküloz ve cüzzama neden olan basillerin birinci dereceden akrabası olan bir basildir. P.C. mikrobu hem ‘iyi adam’, hem de ‘kötü adam’dır ve bu nedenle Zorunlu Simbiyont (ortak yaşam süren canlı) olarak adlandırılır. Progenitor Cryptocides tüm kanserlerin etken unsurudur. Bu mikrop bütün hücrelerimizde bulunmakta ve onu kontrol altında tutabilecek olan da yalnızca bağışıklık sistemimizdir” diyor.

Yani kötü beslenme, enfekte olmuş besinler veya yaşlılık nedeniyle bağışıklık sistemimiz zayıfladığında, bu mikrop tutunacağı bir nokta bularak kanserleşen hücreleri tümörlere dönüştürüyor. Daha anlaşılır bir ifade ile, bu mikroplar zorunlu bir ortak yaşam (sembiyoz) sürdürmekte, yani normal hücrelerde sembiyot (ortak yaşam sürdüren organizma) olarak bulunmakta, yalnızca yaraların iyileşmesi sürecinde ortaya çıkmakta. Fakat bağışıklık sistemi ve beslenme ile kontrol altında tutulmadığında, hücre DNA’sına müdahale ederek tümör hücreleri oluşturmakta. Bu normal bir hücre fonksiyonu olmakla birlikte kontrolden çıktığında patojenik bir duruma dönüşmekte.

Bir bakterinin, bakteriye hiç benzemeyen biçimlere bürünecek kadar çok biçimli (pleomorfik) olabilmesinin kendisini çok etkilendiğini söyleyen Dr. Viriginia, “O yıllarda, bir organizmanın virüs mü yoksa bakteri mi olduğuna, özel bir filtreden geçip geçmediğine bakılarak karar veriliyordu. Çok küçük boyutlarda olan virüsler bu filtreden geçiyor, daha büyük olan basiller ise geçemiyordu” diye yazıyor kitabında.

Yine Dr. Viriginia kitabında kanser tedavisinde uyguladıkları yöntemin artık yavaş yavaş kabul gördüğünü şöyle anlatıyor: “Laboratuarımızdaki deneyler ve defalarca elde ettiğimiz klinik başarılarla, kanserin immünoterapiyle önlenmesinin mümkün ve tedavisinde iyi beslenmenin ne kadar önemli olduğunu defalarca kanıtlamış olmamıza rağmen, bu kavram tıp dünyasında yeni yeni kabul edilmektedir.”

Alternatif yöntemle nasıl tedavi ediliyor?

Bağışıklık sistemimiz sayısız hastalığa karşı vücudumuzun tek koruması. Hastalığa yol açtığını bildiğimiz maddelerin yanısıra, vücudumuzda potansiyel olarak hastalık oluşturabilecek binlerce madde de bu sistem tarafından yok ediliyor. Yine hastalığın yok edilmesini takip eden onarım ve iyileşme sürecine de bu sistem katkıda bulunuyor. Bağışıklık sistemi, vücudumuzu hem içeriden (kendi biyokimyasal reaksiyonlarımızın yan ürünleri) hem de dışarıdan gelen saldırılara (bakteriler, virüsler, zehirler v.b) karşı korur. Bu sistem neyin vücudumuzun parçası olduğunu, neyin olmadığını bilir. Eğer böyle bir sistem olmasa insan ömrü haftalarla ifade edilebilecek kadar kısa olurdu ya da bütün hayatımızı yalıtılmış bir oksijen çadırında geçirmek zorunda kalırdık.

Hepimizin vücudunda kansere yol açan mikroorganizma bulunur. Vücudumuzda kanser gelişmesini önleyen bağışıklık sistemimizdir ve yine kansere gelişme imkanı sağlayan da bağışıklık sistemimizin çöküşüdür. Bağışıklık sisteminin çöküşünü sağlayan nedenler ise, trans mineral diye bildiğimiz eser minarellerdir. Bu minarelleri sebzelerden, meyvelerden yani doğal ortamda yetişen bitkilerden alabiliyoruz. Bütün hastalıklara karşı savaş veren ve bizi hayatta tutan bağışıklık sisteminin her zaman güçlü olması gerekiyor. Dr. Viriginia’nın kanser tedavisinde uyguladığı yöntemin temelini de bu oluşturuyor. Dr. Viriginia’nın kliniğinde kanser tedavisi kısaca şöyle uygulanıyor:

  • Hasta kliniğe geldiğinde idrar örneği alınıyor. Bu idrarın kültürü yapılıyor ve P. Cryptocides (P.C.) organizmaları ayrıştırılarak otojen aşı hazırlanmasında kullanılıyor. Bu işlemler yaklaşık üç hafta sürüyor.
  • İzole edilmiş P. Cryptocides’ler kullanılarak, hangi antibiyotiklerin hastaya yardımcı olabileceğini saptamaya yönelik antibiyotik duyarlılık testleri gerçekleştiriliyor.

  • Tübönnikrosis faktör denilen TDNF sağlıklı hasta yakınından alınarak, hasta olan kimseye enjekte edilir.

  • Haftada iki defa idrar kültürü yapılıyor.

  • Hasta her muayeneye geldiğinde, canlı—boyanmış taze kan damlaları üzerinde karanlık—alan ve aydınlık—alan mikroskop incelemeleri yapılıyor. Bu, hastalığın ilerleyişinin gözlenmesi için yapılan rutin bir testtir.

Bunların dışında hastalara diyet programı uygulanır. Bu diyet, tedavinin temel taşlarından biridir.

Diyet neleri kapsıyor?

Unlu mamüllerde kullanılan yumurtalar da dahil olmak üzere tüm kümes hayvanı ürünleri diyetten çıkarılıyor. Bununla birlikte her tür şeker de yine diyet dışında tutuluyor. Çünkü mikroplar şekeri, demiri ve bakırı çok sever diyor Dr. Viriginia kitabında.

Konuyla ilgili olarak daha fazla bilgi edinmek isteyenler Dr. Viriginia Livingston’un yakında yayınlanacak olan ‘The Conquest of Cancer’ yani ‘Kanserin fethi’ adlı kitaptan temin edebilirler.

Not: Benim öyküdeki tavuk yemeye tepkinin böylesi sezgisel bir bilgiye mi dayandığını  yoksa tesadüf deyip geçecek miyiz bilemiyorum. Bakınız: https://blog.sonsuz.us/?p=65

Hoş bir anı

Az önce balkonda sigara içerken bir yandan da göz alabildiğine çevreyi seyrediyordum. Birden içimde ya da zihnimde bilemiyorum, şöyle bir şey belirdi: “farkında mısın, ben artık bilgi alamıyorum!” birden yumruk yemişçesine silkelendim. Bu doğruydu!

“Ne zamandan beri?” diye sordum kendime
Zihnim çok hızlı taramayla geriye doğru gitti ve bu durumun başlangıcını buldu! Sanırım en fazla üç saniye sürmüştü bu t-arama! 🙂

Bu dönüm noktası 1999 yılıydı ve son aldığım bilgi şu olmuştu:

“Gerçekliğin mükemmel doğası, bilinçli gözlemcinin katılımını bekler”

Bu bilgiyi kuantum fiziği okurken görmüştüm ve anında aşık oldum. O günden bu güne bu bilgiyi yaymaya çalıştığımı da şimdi google’da bi aratma yaptıktan sonra anlamaya başladım. Aramalarda ilk sırada çıkan biri şu örneğin: http://agnia.blogcu.com/arkadakiler-arkadaslar_65709.html

Evet işte o zamandan beri ben bilgi alamıyorum, sadece “tanıyorum”, ve tanıdığım şeyi büyük bir coşkuyla tebrik ediyorum. Bu karşılaşma için aynı zamanda kendimi de kutluyor ve şükrediyorum.
Bütün bunları düşünmem de bi kaç saniye aldı ve sonra tabi ya dedim bu dönüm noktası benim güney-kuzey düğümümle ilgili olmalı. Geride kalan ben ikizlerdi, yani bilgi peşinde koşan! Ve tam bu anda öyle bir kahkaha atmışım ki, yoldan geçen bir kadın telaşla başını kaldırıp, adeta gözetleme kulesi gibi olan bulunduğum noktaya baktı! Ben de hemen sanki içerde birisi varmış da ona gülmüşüm rolü oynamaya çalıştım, umarım başarılı olmuştur :)))

Az önce Arabi okurken “tanıdığım” bir cümleyle bitireyim bu komik anıyı: Elhamdü lillahi alâ külli hâl.

Hoş bir astrolojik düzenleme

 BURCLARIN SERUVENI

 … ve Tanrı bir sabah oniki cocugun onunde durdu ve her birine yasamın tohumlarını ekti. Cocuklar kendilerine verilen armagani almak icin birer birer one ciktilar.

<

p style=”background: white 0% 50%;”> 
“Koç! Sana ilk tohumu ekme onurunu veriyorum. Ektigin her bir tohuma karsılık elinde bir milyon tohum bulacaksin, fakat onlarin buyumelerini gorecek vaktin olmayacak. İnsanların aklına BEN’i yerlestirecek ilk kisi sen olacaksın, fakat bu dusunceyi gelistirme ya da hakkinda soru sormak senin gorevin olmayacak. Yasaminin sebebi eylemdir ve bu eylem insanlara BENİM YARATICILIGIMI haber verecektir. Iyi calisabilmen icin sana KENDINI BEGENME ozelligini veriyorum.” Ve Koç sessizce yerine cekildi.

“Boğa! Sana tohumu madde haline getirme gucunu veriyorum. Baslanmıs olan butun isleri senin bitirmen gerektigi icin gorevin cok sabir istemektedir, aksi halde tohumlar ruzgarda savrulup kaybolacaktir. Yapmani istedigim bu gorev icin soru sormayacak, isin ortasında dusunceni degistirmeyecek ve baskalarindan destek beklemeyeceksin. Bunun icin sana GUCLULUGU veriyorum. Onu akillica kullan.” Ve Boğa yerine cekildi.

“İkizler! Sana insanlarin cevrelerinde gordukleri seyi anlamalarini saglayabilmen icin cevapsiz sorular veriyorum. Insanlarin neden konusup, neden dinlediklerini hiç bir zaman bilmeyeceksin, fakat cevap bulmak icin yapacagın arastirmalarda sana armagan olan BILGI’yi bulacaksin.” Ve İkizler yerine cekildi.

“Yengec! Sana insanlara duyguyu ogretme gorevini veriyorum. butun duyguyu yasayarak ogrenmeleri ve olgunluga ulasmalari icin onlari hem aglatip hem guldureceksin. Sana olgunlugu hizla arttiracak olan AILE armaganini veriyorum.” Ve Yengeç yerine cekildi.

“Aslan! Sana YARATICILIGIMIN tum gorkemini dunyaya gosterme gorevini veriyorum. Ancak azametinde dikkatli olmalı ve bu yaraticiligin senin degil, BENIM oldugunu daima hatırlamalisin. Eger bunu unutursan insanlar seni kucuk goreceklerdir. Bu gorevi iyi bir sekilde yerine getirirsen buyuk haz duyacaksin. Bunun icin sana armaganim ONUR’dur.”. Ve Aslan yerine cekildi.

“Basak! Sende insanlarin BENIM YARATTIKLARIMLA neler yaptiklarini sinamani istiyorum. Onlarin ne yaptiklarini dikkatlice inceleyip kusurlarini hatirlatacaksin ve boylece BENIM YARATTIKLARIMI iyice ogrenmelerini saglayacaksin. Sana bunu yapabilmen icin SAF DUSUNCE’yi armagan ediyorum.” Ve Basak yerine cekildi.

 “Terazi! Sana insanlarin birbirlerine karsi olan gorevlerini hatirlayabilmeleri icin hizmet erdemini veriyorum. Boylece insanlar isbirligini ogrenecek ve kendi davranislarinin diger yonlerini de yansitma yetenegini edineceklerdir. Ve uyumsuzluk olan ger yere seni yerlestirecegim ve bu gayretlerin icin sana armaganim SEVGİ’dir.”

“Akrep! Sana cok guc bir gorev veriyorum. Insanlara dusunduklerini anlama yetenegi verdigim halde, anladiklarini soylemene izin vermeyecegim. Bircok kez gorduklerinle acı cekecek ve bu aci ile BENden uzaklasacaksin. Bu acinin BENden degil benim yanlis anlasilmis olmamdan dogdugunu unutacaksin. Bircak insani hayvan gibi gorecek ve onlarin hayvansal içguduleriyle oylesine ugrasacaksin ki yolunu sasiracaksin, fakat sonunda gene BANA doneceksin. Akrep sana en ustun armaganım olan AMAC’i veriyorum.”

“Yay! Senden BENI yanlis anlayip caresizlige dustuklerinde insanlari guldurmeni istiyorum. Guldurme insanlara umut verecek ve bu umutla insanlarin gozlerini BANA cevirmelerini saglayacaksin. Bircok kisinin yasamina yalniz bir an icin girecek ve girdigin her yasantidaki huzursuzlugu taniyacaksin. Sana Yay, karanliktaki her koseye erisip aydinlatabilmen icin SONSUZ BEREKET veriyorum.”

 “Oglak! Senden insanlara calismayi ogretmen için alınterini istiyorum. Tüm insanların yükünü omuzlarında tasıyacagın için bu görev hiç de kolay değildir. Ama bu boyundurugun yükü için senin ellerine insanlığın SORUMLULUĞUnu koyuyorum.”

“Kova! Sana insanların tüm olanakları gorebilmeleriçin gelecek kavramını veriyorum. BENİM SEVGİMİ kişileştirmen için yalnızlık acısını cok duyacaksın. İnsanların gozlerini yeni olanaklara cevirebilmeleri icin  sana OZGURLUGU armagan ediyorum.”

“Balık! Sana hepsinden daha guc bir gorev veriyorum. Senden insanların uzuntulerini toplayip BANA geri getirmeni istiyorum. Senin gozyaslarin sonunda benim gozyaslarım olacak. Senin topladıgın uzuntuler insanlarin BENİ yanlis anlamalarindan dogmus uzuntulerdir, fakat senin onlara verecegin sefkatle onlar yeniden BENI anlamaya calisacaklardir. Bu guc gorev icin sana en buyuk armaganimi veriyorum. Sen oniki cocugum arasında BENI tek anlayan olacaksin, fakat bu ANLAYIS yalnız senin icindir, sen onu insanlara anlatmak istediginde  onlar seni dinlemeyeceklerdir.” Ve Balık yerine cekildi

  Martin Schulman