Elli bin kere hesap sormalı

 

Birisi bana aşağıdaki haberin yanıltma ya da abartma olduğunu söylese ne iyi olur! Öyle üzüldüm ki, buna inanmak çok güç.

50 bin meşe çöp oldu

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kemerburgaz’da çöp dökme alanı açmak için 50 bin meşe ağacını kestirdi. Belediyenin bu alanı alabilmek için 2005’ten beri Çevre ve Orman Bakanlığı’na defalarca başvuruda bulunduğu belirlendi.

Başvuruları, “Burası orman ve su kaynaklarına yakın” diye sürekli reddeden bakanlık sonunda belediyenin isteğini kabul etti  Belediye, İstanbul’un en yeşil bölgelerinden biri olan Kemerburgaz-Göktürk’te 689 dönümlük araziyi çöp dökme sahası olarak Çevre ve Orman Bakanlığı’ndan 4 yıldır talep ediyordu.

Bakanlık, defalarca reddettiği bu talebi Nisan 2009’da kabul etti. Bakanlığa bağlı ekipler belediyenin talebi üzerine bölgedeki 50 bin meşe ağacını keserek açtıkları çöp depolama alanını belediyeye teslim etti.

OCAKLARI KULLANMADILAR

Bölgede ömrünü tamamlamış kömür ocakları bulunuyor. Orman alanlarının dışında olmasına rağmen bu ocakların değerlendirilmeyip 50 bin meşe kesilerek yeni alan açılması çeşitli soru işaretlerini gündeme getirdi. İddiaya göre, belediyeye bağlı bazı şirketler bu kömür ocaklarından bazılarını ihaleyle kiraladı.

Ancak bunlar hafriyat dökme alanı olarak kullanıldı ve belediye bundan para kazandı. (Milliyet)

TÜBİTAK’tan bir proje daha

 AA

TÜBİTAK, fare sütünde, özellikle kanser tedavisinde kullanılan insana ait ‘interferon gamma’ isimli bir protein üretti

“Türk malı buzul ayısı” adı verilen dünyanın donmaya dirençli fare geliştirerek adlarını duyuran TÜBİTAK araştırmacıları, transgenik farelerin sütlerinde hücrelerin kontrolsüz bölünmesini önleyen ve özellikle kanser tedavisinde kullanılan insana ait “interferon gamma” isimli bir protein üretti.

“Dünyada ikinci, Türkiye’de ise ilk kez” başarıya ulaşılan çalışmayla kanserin yanı sıra hepatit, viral enfeksiyonlar gibi çok sayıdaki hastalığın tedavisinde kullanılan bu protein mevcut yöntemlere göre daha sağlıklı bol ve ucuza üretilebilecek.

AA muhabirine çalışmayla ilgili bilgi veren, TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi (MAM) Gen Mühendisliği ve Biyoteknoloji Enstitüsü Transgen ve Deney Hayvanları Laboratuvarı Sorumlusu Başuzman araştırmacılarından Doç. Dr. Haydar Bağış, genetik yapılarında yabancı rekombinant DNA parçası taşıyan hayvanlar olarak tanımlanan “transgenik” hayvanların üretim tekniklerinin gelişmesiyle biyoloji, tıp ve veterinerlik alanındaki araştırmaların hız kazandığını ifade etti.

Çeşitli rekombinant proteinleri meme bezlerinde sentezleyen transgenik hayvanlara “Biyoreaktörler veya Bacasız İlaç Fabrikaları” adı verildiğini anlatan Bağış, Türkiye’deki ilk transgenik fare eldesi çalışmalarının 1990’da kendisinin başkanlığındaki bir ekip tarafından başlatıldığını bildirdi.

 İnsan interferon-gamma (IFN) proteininin bir bağışıklık sistem düzenleyicisi olduğunu ve hastalıkların tedavisinde kullanımı için insan hücrelerinden elde edilme zorunluluğunun bulunduğunu anlatan Bağış, bu durumun bu proteinin üretimini kısıtlayıcı bir etki yarattığını dile getirdi.

 Bağış, yaptıkları testlerde transgenik farelerin meme bezlerinden süte salınan insan gamma interferonun hücre bölünmesini durdurucu etkisini de saptadıklarını bildirdi.

Başta kanser olmak üzere, bağışıklık yetmezliği, hepatit, viral ve göz hastalıklarının tedavisinde kullanılan ilaçların etken maddesinin de IFN proteini olduğunu anlatan Bağış, şöyle konuştu: “Çalışmamızda fare sütlerine salınan bu proteinin aktivitesi test edildi ve sonunda süte geçen bu proteinin sınırsız bölünme özelliği gösteren hücreleri yavaşlatarak durdurduğu tespit edildi. Yani interferon gamma, bu hücrelerin bölünmesini durdurucu bir etki yaptı. Böylece bu proteinlerin kanser tedavisinde daha bol, saf ve sağlığa uygun ve ucuza üretilmesinin de önü açıldı. Çünkü günde çok az süt elde edilebilen fareler yerine günde litrelerce süt alınabilen çiftlik hayvanlarına da uygulanabilir bir yöntem ortaya çıkarılmış oldu
Çalışmalarının geçen yıl Antalya’da yapılan Uluslararası İmmünoloji Kongresinde en iyi poster ödülünü aldığını belirten Bağış, uluslararası bilimsel bir dergide de yayımlanmak üzere olduğunu söyledi.

Doç. Dr. Haydar Bağış, bu çalışmadan elde edilen sonuç ve bulguların günde litrelerce süt alınabilen transgenik çiftlik hayvanlarının üretiminde kullanılabilmesi için Türkiye’de yasal düzenlemelerin yapılması gerektiğini de bildirdi.

Gez göz arpacık

“Kafamızda gez gez dur” demişim ya (Çetin Altan’ın yazısına), az önce yürüyüş yaparken başıma gelen ilginç olayı anlatmam şart oldu:
Hızlı hızlı sahile doğru yürürken sağ tarafta “dikkat… fındık” diye bi tabela ilişti gözüme. Fındık diyarından yeni dönmüşüz ya birden dikkatimi çekti ve fren yapıp tabelayı yeniden okudum, şöyle yazıyordu: “dikkat! Özel araç çıkabilir” !!! Haydaaa… Fındık bunun neresinde, hani insan benzer bir harf ya da kafiye bulur da uydurur, bu nemenem bi uydurmadır, şaştım kaldım. Bi kaç dakika daha yürüdüm, kafam harıl harıl sebep arıyor, “fındık” kelimesini gözümle görmediysem bile kulağımla apaçık duyduğumdan eminim! düşün düşün veeee buldum tabi, çok komik hem de! Tam o anlarda elimle saçımı düzeltmiştim, burnuma elime sürdüğüm kremin kokusu gelmişti ve krem yoğun bir fındık kokusu içeriyordu!!! Demek ki o anda zihnim “fındık” demiş ama ben tabelada fındık okumuşum! Çok uzun zamandır gözümüzün aslında kör olduğuna dair yazarım, bu olay da kanıt gibi oldu 🙂

Çok mersi babacığım

Ünlü firmalardan birinin yönetim kurulu başkanı, karşısına oturttuğu genç memurlardan birine:
– Doğrusu sana bravo delikanlı, diyormuş; müthiş bir başarı gösterdin. Bir gece bekçisi olarak girmiştin şirkete; daha bir ay geçmeden, satış mağazalarının müdürü oldun. Aradan iki ay ya geçmiş ya geçmemişti ki, seni tüm reklamların düzenlendiği halkla ilişkiler bölümünün baş danışmanı olarak gördük. Onu da ticari anlaşmalar bölümündeki genel müdürlüğün izledi. Hakkında verilen raporlar fevkalade. Bana kalırsa artık gerekli deneyimlerden geçtin; firmanın yönetim kuruluna girmeyi hak ettin. Sanırım benden sonra da başkanlığa sen geçersin… Ne diyorsun bakalım?
*   *   *
Genç memurdan küçük bir yanıt çıkmış:
– Çok mersi babacığım!
*   *   *
Çocukları, kardeşleri, yakınları çok başarılı olan bazı siyasetçilerin de kulakları çınlıya…
*   *   *
Gazetecinin biri, henüz zengin olmuş bir mültimilyarderle konuşuyormuş; kendisine:
– Size paranın sağladığı en büyük yarar ve iyilik ne oldu, diye sormuş.
Dumanı üstündeki mültimilyarder:
– Karımın, demiş; yemek pişirmeyi bırakması oldu.
*   *   *
Ankara’daki siyaset mutfağında pişirilenlerden de kurtulmak için; daha kimlerin zengin olması gerektiği de, bir bilinebilseydi keşke…
*   *   *
Amerika’da da krizin yeterince ısıramadığı bir mültimilyarder, Florida’da tatile çıkmış.
Kimsenin kendisini rahatsız etmemesi için, tümüyle kiraladığı çok büyük ve pahalı bir otelde, mayosunu giyip özel plaja inmiş. Ayağını suya sokar sokmaz da, hemen özel sekreterini çağırmış:
– Su biraz fazla soğuk, demiş.
*   *   *
Sekreter derhal açıklarda dolaşan deniz itfaiyesine ait dev bir tankere telefon etmiş.
Dev tanker, otelin plajına yaklaşarak, hızla ısıtıp kaynattığı sularını kumsala doğru fiskiyelendirivermiş.
*   *   *
Mültimilyarder:
– Hah şimdi oldu, demiş; su artık istediğim kıvamda.
Biraz yüzdükten sonra da kumsala çıkıp yatmış.
*   *   *
Ne var ki bu kez de, minik bir karınca çıkmış çıplak bacaklarından birine.
Karıncayı gören sekreter, özel bir helikopter filosuna telefon etmiş alelacele…
Ve 5 dakika içinde bir helikopter gelerek, etkin bir böcek ilacı püskürtmeye başlamış plaja.
*   *   *
Mültimilyarder, otel plajının kumsalında sırtüstü güneşlenirken, birden canı sıkılır gibi olmuş. Bir işaret yapmış özel sekreterine.
Koşup gelen sekretere:
– Gök baştan aşağı mavi, demiş; çok monoton. Şöyle küçük beyaz bir bulut bulunsa azıcık yanda, daha şiirsel bir görüntü olacak.
*   *   *
15 suni yağmur uçağı, depolarını su buharıyla doldurarak hemen havalanmışlar ve otel plajının üstüne gelerek bembeyaz ufacık bir bulut oluşturmuşlar.
*   *   *
Amerikan milyarderi, rahat mı rahat bir mutlulukla, elleri ensesinin arkasında sırtüstü yatarken; bir yandan uzanıp giden denize, bir yandan gökyüzüne bakarak sessizce mırıldanıyormuş:
– Doğa ne kadar da güzel, ne kadar da muhteşem. Salt para için yaşayıp, paradan başka bir şey düşünmeyenlere çok yazık. Ne işe yarıyor ki şu para?
*   *   *
Buralarda da, sık sık:
– Paranın ne önemi var, her şey para mı yani, diyenler için; güzel bir örnek Amerikan mültimilyarderi…

Çetin Altan’dan alıntı

Zafer bayramımızı kutluyorum. (Umarım bir daha zafer kazanmak için önce yenilgilere sebep olan hatalar yapılmasın)

Derin bir nefes alın

Derin bir nefes alın. Bu enerjinin, bu günün, yaşamın böyle kutlanmasının tadını çıkartın. Kryon’un özü hâlâ bizi kuşatıyor – onu burada, sahnede hissedebiliyorum. Kuan Yin’in özünü, Pleaidiaslıların özünü, White Eagle (Beyaz Kartal) ve Mark’ın, Şef Joseph’in özünü (önceden yapılan kanallıklara atıfta bulunur), ama en çok da tek tek her birinizin özünü. Yoğun. Burası çok yoğun. Biz konuşurken de genişliyor, ama siz bunu zaten biliyorsunuz. Hissedebiliyorsunuz.

Bir an için yeniden-dengelenelim

Ah, sevgili Şambra, ben sizi şimdi derin bir nefes almaya ve kalbinizi ve bedeninizi açmaya davet ediyorum. Konuya girmeden önce bir dakikanızı buna ayırın. Bedeninizin kendini şifalandırmasına izin verin. O, bu güvenli alanda bunun nasıl gerçekleştirileceğini bilir. Enerjileri nasıl dengeleyeceğini bilir. Kendini daha yüksek bir titreşime nasıl getireceğini bilir. Ha, bazen anlamadığınız şeyler yapar. Neden bir hazımsızlık ya da sırt sorunu yaşadığınızı anlamayabilirsiniz, ama bedeninize güvenin. O size karşı çalışmıyor. O sizdir. Nasıl dengeleyeceğini ve onaracağını ve şifalanacağını bilir.

Ona hemen şu anda bunu gerçekleştirmesi için izin verin ve bunu da üstünkörü yapmayın. Kafasını karıştırmayın. Onu zorlamayın. Ona aşırı ilaç vermeyin.

Derin bir nefes alın ve bu şahane alanda zihninizin kendini dengelemesine izin verin. Zihniniz, şimdiye kadar hiç yaşamadığı bir işlemden geçiyor. O hem sizi hem de kendini, aklınızı özgür bırakıyor. En sonunda ışığı gördü ve o ışık, tanrısal bilinçtir. Işık, insan aklının genişlemesine, kendi zindanından çıkmasına, şimdiye kadar ona yüklenmiş her türlü kısıtlamanın ötesine geçmesine izin verir.

Derin bir nefes alın, ve paylaştığımız bu tanrısal alanda ruhunuza kabul verin. Ben uzak kaldım, ama o benden de çok, uzak kalmıştı. Bu yaşam kutlamasında size katılmak istiyordu, ve şimdi bunu gerçekleştirebilir. Herhangi bir şeyi onarmanız gerekmiyor. Herhangi bir şeyi bırakmanız ya da kaybetmeniz ya da öğrenmeniz ya da olduğunuzdan farklı bir şey olmanız gerekmiyor. O sizi seviyor, çünkü o sizdir ve şu anda burada olmak istiyor.

Herhangi bir şeyi zorlamanız gerekmiyor. Bu yeni çağın nimeti ve güzelliği işte budur. Onun üzerinde çalışmanız gerekmiyor. Onu sadece seçmeniz ve sonra da o olmanız gerekiyor. Bu, doğal olarak meydana gelir.

Hadi bu varolma, farkındalık, Benlik ânında derin bir nefes alalım. İnanılmaz.

Tobias

http://kirmizicember.org/2009/08/19/yaz-ortasi-yeni-enerji-konferansi/