Akrep Burcu – TEKİNSİZ BAR’ın FİLOZOFU

http://junoastrology.com/2013/10/22/akrep-burcu-tekinsiz-barin-filozofu/

Muhteşemmm… Akrep olup da okumayan kalmasin, bunu kaçirdiklari icin üzülmeyeyim. Akreplerle gecinmeye çalisanlar hiç kaçirmasin ”Ordunun hırslı başkomutanı ve Kraliçe’nin gözdesi olan Mars, güzel bir nedimeyle hiç bir yere varması beklenmeyen bir aşk yaşar! Mars’ın gayrı meşru çocuğuna hamile kalan talihsiz kız saraydan atılır. Köprüden atlamak üzereyken, arabasıyla oradan geçen yeraltı dünyasının amansız patronu Pluto tarafından kurtarılır ve onun metresi olur. Kendi kanından bir varisi olmayan Pluto, güzel metresinin zekası ve yetenekleriyle dikkat çeken çocuğuna Scorpio – Akrep adını verir ve onu evlat edinir! Ona sevgi veremez… Zira insan kendinde olmayan bir şeyi kimseye veremez! Ama gittiği her yere Scorpio’yu da götürür… Ve böylece ona bir çocuğun hatta birçok büyüğün sahip olmadığı bir şeyi, ”hayatta kalmak için gereken bilgeliği” öğretir.”Herhalde ”İlk Akrep”in hayatı roman olsaydı, kitap böyle bir ”Prolog” ile başlardı :)))Klasik yöneticisi Mars olup, sonradan Pluto’ya emanet edilen ve sonsuzluğun hiçlikle, hayatın ölümle, hazzın günahla, arzunun ifratla içiçe geçtiği 8′inci evde ikamet eden bir burçtan, baska ne beklenir ki

 

 

**

Günün resim oyunu da benden: mini sevinç

rüyalar veee

Günaydin ruyacilar, bu gece sabaha karsi gördüğum ilginc bi rüyayi unutmadan paylasmak istiyorum. Daha oncelleri de farkli zamanlarda suya benzer bir seyin icinde gayet rahat nefes aldigimiz rüyalar görmustum. Bu kez o atmosfer mi artik ne diyeyim onun inişine şahit olduk. Kim oldugunu hatirlamadigim bi arkadas var ve bir de eski hayatimdan mimar bi arkadasim (SKA’daki Meral). Ruyanin gelisim kisimlarinda onemli bi sey yoktu herhalde detaylari hatirlamiyorum, bi ara havaya baktigimda yukardan bi tabaka halinde flu sekilde renkli yosunlara benzer bi seyin agir avir i digini goruyoruz. Baska insanlar da var ancak onlar farkinda degil, ben karsilarda lafa dalmis merale seslenip onu uyarmaya dikkatkni cekmeye calisiyorum çunku belki son anlarimiz olabilir, bi korkum yok, zaten korkunun ecele faydasi yok, sadece bi kac dakika içinde olacak ne olacaksa, o pastel renkli atmosfer sonunda basimizdan asagi indi ve biz halen nefes alabiliyorduk. Kalabaliklari goremiyordum artik, sakindi ortam, şaşkindik biraz. Hayrolsun

Bi rüya daha geldi bugun, engin nefis bi deniz ile arama kumsalin uzerinde var yok bi fabrika girmiş! 🙂

**

Herşey kutsaldir, bu sizin iliklerinize islemisse kutsal nedir bilmezsiniz bile. Her sey kutsaldir diye titizleniyorsaniz, bilginizden varliginiza aksin arzusundasiniz. Bi sey kutsaldir ya da degildir diye taraf olduysaniz uzun yolunuz acik ve kolay olsun dilerim

 

 

Bilginin Doğası

Dün bi arkadaşımın sorusu üzerine kendi geçirdiğim evrelere göz atmak zorunda kaldım ve en büyük değişimin bilgi konusundaki tavrım olduğunda karar kıldım.
Önceleri bilgiyi arıyordum ve bulduğumda ona SAHİP oluyordum. Şimdilerde ise “gerektiğinde”-ondan önce değil- yalnızca bilginin önünden çekiliyorum, o bana sahip oluyor. Bunun düpedüz teslimiyet olduğunu gördüm.
İlkinde ulaşılan bilgi sınırlıydı, yöntemseldi, izah edilebilir, mantığa uygun bir yapıdaydı. O bir teslim alma idi
İkincisinde, yöntemsiz, mantıksız ve sınırsız, ihtiyaca binaen.
Nasıl oluyor diye sorgulamaya kalktığınızda bi rüyanın sizden kaçması gibi kaybolup gidiyor.
Sanırım BAK -Birleşik alan kullanımı yöntemi de bu değişimin bi göstergesiymiş.
Hani YENİ’den Doğanlarda bi tekerlememiz vardı:
Birinci elden deneyerek
İkinci elden dinleyerek
Bilinmeyenden bilmeyerek….
heyo hey hey heyyo…

Gerçekten de bilinmeyenden bilmeyerekmiş, hayat çok şakacı :))))

*

“Don Juan savaşçıların kendine özgü iki sorunu olduğunu betimledi. Birisi parçalanmış bir devamlılıktan yararlanmadaki olanaksızlık; diğeriyse toplanma noktasının yeni konumunca düzeltilmiş devamlılığın kullanılmasındaki olanaksızlıkmış. Bu yeni devamlılık her zaman fazlasıyla güçsüz, dengesizmiş ve savaçılara eylemleri için gereksindikleri günlük yaşamın dünyasındaki güveni vermezmiş.”

Gerçek hayat dediğimiz dünyanın bilinen halinin devamlılığı olan bi rüya olduğunu biliyoruz. Devamlılık biz insanlar için hayati bi durum ve bunu algımızın toplanma yeri olan “birleşim noktasının” konumu belirliyor.

Şimdi karşılaşılan birinci güçlük, savaşçının her tür öğrendiği yöntemle gerçekliğini yıkma eylemlerinin sonuç vermesiyle, devamlılığının parçalanmasıdır. Bu modern dünya insanı için gerçekten zordur, çevre tarafından psikolojik hastalığa yorulabilir, teşhis resmileştirilebilir 🙂 Daha sen bu durumdan yararlanamadan devamlılık muhafızları üzerine çullanabilir!

İkinci güçlük ise; yeni konumun devamlılığı bildiğin dünyanın devamlılığında kullanılamaz bi şeydir, hem varlığını bilir emin olursun ama hem de burada kullanamazsın, bu da ikili devamlılık sürdürmeyi, yani bir anlamda denetimli deliliği iyice öğreninceye kadar sürebilecek bir zorluk. Tabi ben yanlış yorumluyor da olabilirim, kendi güçlüklerimi don juanın bu sözünde görüyor olabilirim.

Günlüklerden

 “Birçok Kuzey Avrupa ülkesinde toplu taşıma araclarına binilirken bilet gosterılmez veya bilet kutusu/okuyucu yoktur. Bireyin biletini dısardaki makinalardan alacagına inanılır ve arada spot kontrol yapılır. Bu sistem iyi işlemektedir ki yıllarca devam eder.”

Ben buna özellikle Paris’te şahit oldum. Hatta gayet safdil biçimde bunu yolculara da sordum, “bu ücretsiz bir belediye hizmeti mi” diye..(acaba ben hep bilet alarak yanlışlık mı yapıyordum!) soruma gülüşerek cevap verdiler.. Aslında cevabı net öğrenemedim 🙂 Ve Paris şehrinin insanlara güveninin olduğuna ve ödemeyenlerin de haklı sebepleri olduğuna inandıkları sonucunu çıkardım.

Aslında benim özlemim, bi şeyi yapmak için paran varsa onu harcamaktan mutlu olduğun, eğer yoksa aynı şeyi parasız yapabilmekten mutlu olduğun bir yaşam.

İnsanlarda genel olarak şöyle bir kanı var; sanki parasızlık korkusu olmaz ise insanlar çalışmazlar, tembellikten ölüp giderler gibi. Ben buna katılmıyorum şimdilik;çünkü denenmiş değil, ayrıca mantığıma da uymuyor. Tam aksine parasızlık palası insanın başının üzerinde sallanmaz ise, her bir insanın sanatçı olacağını sanıyorum. Sanatçı dediysem, müzisyen,ressam vs anlaşılmasın. Yine şu anda yapılmakta olan işlerin çoğu yapılmaya devam edilir tek farkla; onların her biri bir sanat eseriymişçesine yapılmış olur; çünkü karşılığında para zorunluluğu olmadığı için zevk onun yerini alır.

Geçenlerde Kavak Yelleri isimli eski dizideki Atakan karakterinin yine çok bilgece bi hamlesini gördük. Konuşma hususunda çekingenliği buna karşılık aşçılık konusundaki becerisi sebebiyle, müstakbel kız ardaşına yaptığı özel bir börekle ilanı aşk etti. Kız arkadaş-Su- börekten daha ilk lokmayı aldığında nefesi farklı ritme geçti, gözleri büyüdü ve az sonra hıçkırıklarla “ben de seni seviyorum Atakan” dedi. Ki o anda Atakan orada bile değildi, sadece temsilcisi börek vardı kadranda!
(Kadran dışında da benim zevk gözyaşlarım vardı)

Aşk, dünyadaki tüm varliklar aracılığı ile mükemmelen ifade edilebilir, yeter ki bi sanatçı-oyuncu bunu yapmaya niyet etsin.