Cadının Rüyası-Florinda Donner

Fakat bu kitap, benim her hareketimi yönlendiren kadın olmasına rağmen Florinda’nın da hikâyesi değildir. Bu daha ziyade bana yaptırdığı birçok şeyden bir tanesinin hikâyesi olmaktadır.

Bir gün Florinda: “Kadınlar için bilgi arayışı gerçekten ilginç bir meseledir. Tuhaf manevralar gerçekleştirmemiz gerekir.”
“Neden böyle, Florinda?”
“Çünkü kadınlar aslında aldırmazlar.”
“Ben aldırırım.”
“Aldırdığını söylüyorsun. Aslında aldırmıyorsun.”
“Burada seninleyim. Bu durum aldırdığımı göstermiyor mu?”
“Hayır. Olan şey senin nagualden hoşlanman. Kişiliği seni aşırı etkiliyor. Ben de öyleyim. Bundan önceki nagualden aşırı etkilenmiştim. Kendisi mümkün olan en karşı konulmaz büyücü idi.”
“Haklı olduğunu kabul ederim ama kısmen. Nagualın arayışına önem veriyorum.”
“Şüphem yok, ama bu yeterli değil. Kadınlar kendi öz kaynaklarına ulaşabilmeleri için bazı özel manevralara gereksinim duyarlar.”
“Hangi manevralar? Hangi öz kaynaktan söz ediyorsun, Florinda?”
“İçimizde kendimizin dahi haberdar olmadığı bazı gizli yetenekler, beklenmedik hile ve kurnazlıklar veya hüzünlü ve acı durumlar karşısında ruh asaleti varsa, bunlar bilinmeyenle yalnız başımıza, arkadaşsız, ailesiz ve desteksiz karşılaştığımızda ortaya çıkacaklardır. Bu şartlar altında bizden hiçbir şey çıkmıyorsa bizde hiçbir şey bulunmadığı içindir. Nagualın arayışına önem verdiğini söylemeden önce kendinde bir şeylerin bulunup bulunmadığını kendi başına ortaya çıkarman gerekir. Bunu yapmanı senden istiyorum.”
“Sınav konusunda başarılı olduğumu sanmıyorum, Florinda.”
“Sorum şu: İçinde gizli bir şeylerin bulunup bulunmadığını bilmeden yaşayabilir misin?”
“Fakat ya içinde hiçbir şey bulunmayanlardan biriysem?”
“Eğer durum bu ise sana ikinci sorumu sormak zorundayım: Eğer içinde hiçbir şey yoksa seçtiğin bu dünyada var olmaya devam edebilir misin?”
“Neden olmasın, elbette ki burada seninle birlikte olmaya devam edebilirim.”
“Hayır. Sen sadece benim dünyamı seçtiğini düşünüyorsun. Nagualın dünyasını seçmek sadece söylemek değildir. Kanıtlamalısın.”
“Bunu nasıl başarabileceğimi düşünüyorsun?”
“Sana bir öneride bulunayım. Onu uygulaman gerekmez, ama uygulamayı düşünürsen, doğduğun yere yalnız başına gitmen gerekecek. Hiçbir şey bundan basit olamaz. Oraya git ve her ne iseler bu tehlikeleri göze al.”
“Fakat önerin pratik değil. O yerle ilgili iyi duygular taşımıyorum. Orayı iyi şartlarda terk etmedim.”
“Bu durum daha da iyi. Şartlar aleyhinde olacak. Bu nedenle senin ülkeni seçtim. Kadınlar rahatsız edilmekten hoşlanmazlar. Eğer nesnelerle ilgilenmeleri gerekirse darmadağın olurlar. Bana böyle olmadığını kanıtla.”
“Orada ne yapmamı önerirsin?”
“Kendin ol. İşini yap. Bir toplum bilimci olmak istediğini söyledin. Öyle ol. Bundan daha basit ne olabilir?”

Bölüm 1’den alıntı

Tamamı için Tıklayınız

Shabono-ölüm (3)

Öncesi için Tıklayınız

Yaşlı Bilge Kamosiwe, çok yağmurlu ve gizemli bi günün gecesinde sanki ölüyor gibidir. Florinda onu bulur ve kabile büyüklerinden yardım ister. İnsanlar göz yaşları ve elem içinde koşup gelir. Yaşlı adam, “Ölüm, gecenin karanlığı gibi değil” diye fısıldar. Diğerleri,  “bizi yalnız bırakıp gitme” diye göz yaşı dökerler. Yaşlı adam tek gözünü açıp bakar “Henüz ölmüyorum, ağlamalarınız beni üzüyor. Hekuras hala göğsümde” der.  Arasuwe, rahatsızlığın ne diye sorduğunda yaşlı adam “sadece hüzün” der ve ilave eder fısıltıyla “Hekuras az sonra göğsümü bırakacak. Buna olan üzüntüm beni zayıf kılıyor”
Şefin karısı Ritimi üzüntülü bi ifadeyle Florinda’ya, ” o ölmeyecek, bilmem neden bu kadar uzun yaşamak ister? O çok yaşlı, artık bi erkek bile değil. Yüzüne bak çok küçük, çok ince” der ve ilave eder “şimdi erkekler gece boyunca ona maniler söyleyecekler ve Hekuras da yaşlı adamı hayatta tutacak”

**

Florinda bir çalının ardında ayağa kalktığında Arasuwe’nin hamile olan ikinci karısı ve onun annesinin sessizce nehir yönüne gittiklerini görür ellerinde bir sepet ya da başka bi araç yoktur, onları görünmeden sessizce takip eder. Kadınlar bir Arapuri ağacının altında dururlar. Hamile kadın iki eliyle ağaca bastırıp hafif bi çığlıkla anında doğuruverir. Bebek yaprakların üzerine düşer. Florinda bu işin ne kadar kolay yapılabildiğine şaşar ve ağzını kapatarak gizlendiği yerde kıkırdar.
Yaşlı kadın elindeki bambu biçağı ile göbekbağını keser ve çevrede düzgün dal ve bitki bağları bulur sonra bebeği bohça şeklindebağlar ve ağacın altına gömer. Florinda dehşete düşmüştür  Bu arada kadın Florinda’nın olduğu yere bakar göz göze gelirler, kadının gözlerinde acı, pişmanlık gibi şeyler yoktur. Sonra iki kadın geldikleri gibi sessizce orayı terk ederler.
Florinda gizlendiği yerden ağacın yanına koşar, bebeği gömüldüğü yerden çıkarır. Gayet sıhhatli ve kusursuz görünen ve şimdi ölü olan kız bebeği inceler, sonra tekrar yerine koyar.
Gece olur, Florinda ormanı, sesleri ve kayan yıldızı izlemektedir ki Ritimi sessizce onun yanına gelip oturur. Sonra birlikte odalarına döndüklerinde Florinda dayanamaz ve der ki: ” Daha bir hafta önce adamlar ve kadınlar Kamosiwe ölecek diye ağlıyorlardı oysa bugün Arasuwe’nin karısı kendi yeni doğmuş çocuğunu öldürdü!”
Ritimi ona biraz su verir ve “Bir kadın henüz daha öncekini emzirirken yeni bi çocuğa nasıl bakar? O çocuk da bu kadar yaşadı” der. Bu sözler üzerine Florinda, Amazon kızılderililerinin adetlerini hatırlar. Bir çocuk 2 ila 3 yıl annesinin bakımına muhtaçtır ve bu arada doğan kardeşi olursa onların kusurlu ya da kız olanları öldürülür, böylece hayatta olanlara bakım şansı verilirdi. Florinda duygusal anlamda buna hak vermekten uzaktı. Ritimi elini uzatıp onu kendine bakmaya zorladı, kadının gözleri parlıyor, dudakları hissettiği duyguyla titriyordu, Florindayı teskin etmek istercesine şöyle dedi;  “O henüz gökyüzüne göz atamadan geldiği yere geri döndü! Fırtınanın evine.”

Shabono’ya devam(2)

Öncesi için Tıklayınız

Florinda Donner, yağmur ormanlarında medeniyetle tanışmamış bi kızılderili kabilesiyle yaşadıklarını paylaştığı Shabono isimli kitapta anlatıyor:
Balık avlamak kabilede kadınlara bırakılmış bi iş. Onlar da çoğu kez ırmağın içine girip çıplak ellerle avlıyorlar balığı. Fakat bazen de erkeklerin ok ve yaylarını kullanmaya çalışıyorlar. Erkekler ise silahlarını verip korunaklı bi yere saklanıyor ve onların beceriksiz atışlarını eğlenerek seyrediyorlar. Kabile reisi Florindaya da bi deneme yapmasını söylüyor, ancak yay öylesine sert geliyor ki, yerinden kıpırdatmak mümkün olmuyor. Yılda bir kez yapılan kutlamalar için köye gelmiş olan yaşlı bilge Kamosiwe durumu görünce ona ergen yaştaki bi delikanlının yayını vermesini istiyor. Ve Florinda onunla ilk atışında orta boy bir balık avlıyor.
Bu duruma herkes hayret ediyor tabi. Ok ve yay kullanmasını nerden öğrendiğini ısrarla soruyorlar. Sonunda kabile reisi ona şöyle diyor: “bunu öğrenmeni baban mı istedi? Baban bi oğlu mu olsun isterdi?”
Florinda babasının zaten iki oğlu olduğunu anlatmaya çabalar. Peki o zaman ok-yay ı ne yapmak için kullandın? Ne işe yaradı? Der
Florinda da espri niyetine “demek bi gün buraya geleceğimi bilip hazırlık yapmışım” deyince Reis ağırbaşlılıkla şöyle der: “kızların ok-yay kullanmadığını bilmen lazımdı!”

**

Daha sonra, başka ne yapmayı bilirsin diye soruyorlar. Florinda o zamana kadar sadece onları izlemiş,onlardan öğrenmeye çalışmış ve hepsinden öte anlaşabilmek için onların dilini çözmeye çalışmıştı. Böyle ilk kez ne bilirsin diye sorunca ona da bi heves gelir. Çocukluğu boyunca atletizm çalışmıştır.  Bununla ilgili bir gösteri yapar. Kadınlar erkekler çocuklar onu dikkatle izler. Sonra yine sorarlar “başka ne yapmayı bilirsin?”

Florinda, başının üstünde oturabileceğini söyler (muhtemelen yoga biliyor), ve onlara nasıl yaptığını gösterir. Herkes çok güler.
Şef Arasuwe der ki: “Beyaz kız, sen ne düşünürsün bilmiyorum ancak seninle ormanda bi gezintiye çıksak, maymunlar seni görmek için dururlar, seni seyretmek için sana yakın gelirler ve ben de onları vururum.” Sonra kocaman eliyle onun saçına dokunur “bence yine poponun üstüne otur, korkarım gözlerin kafandan dışarı uğrayacaklar!”

**

Yorumlar:

Fer Yal Florinda, gerçekten biliyor muymuş ok ve yay kullanmayı yoksa tümüyle bir tesadüf mü olmuş, ilk atışta avlaması? Ve gerçekten merak ettim;) Acaba o kabilede hiç bir tane bile kız gizli gizli ok ve yay kullanmayı öğrenmeyi istememiş mi:)

Sibel A: Florinda sportmen bi avrupalı kadın. Aslında reisin ne demek istediğini biraz anlıyo gibiyim. Erkeklerin tek yapabildiği ağır avlanma işini de elinden alırsan kullanışsız duruma gelecekler. Ne gerek var buna diyor sanki. Ayrıca Kadınlarda Hekuras yok(!), demek ki sırf hekuras uğruna bazı işleri onlara bırakmak lazım. Zaten kadınların üstesinden gelmekte olduğu o kadar çok şey var ki kabilede:)

Ayrıca şöyle de düşünülebilir; o çok gergin ve ağır yay ve oku kullanırsa bir kadın, onun da adaleleri gelişecek ve doğal olarak sertleşecektir. Bu durumda o artık erkekler ve çocuklar için yumuşak bilinmezlik, gizemli kokular kaynağı olmaktan çıkar. Kadın eğer onları bu özellikleriyle çekemezse hayat bildiğimiz anlamda devam edemez.

Fer Yal Yani kadın erkeksileşmeden güçlüdür. Ve o gücünün farkına varmalıdır.

Sibel Atasoy Evet bu bir yarış olmamalı sanırsam

Fer Yal Florinda kendini anlamayı da başarmış bunları samimiyetle yazarak değil mi! Hayatın bir gösteri yarışması olmadığını… CC’de bunu söylüyor zaten her zaman sorularının yanıtlarında.

Sibel Atasoy E bunlar zaten birbirlerinin “devre” leri (askerlik terimi olarak). Castaneda, Don Juan Matus’un, Florinda Donner de Florinda Matus’un öğrencisi 🙂

Fer Yal Florinda ile sayende tanışmış oldum. Teşekkürler:)

Sibel Atasoy Rica ederim, paylaşmak çift yönlü işleyen bi hizmet 🙂 Hazır teşekkür faslına gelmişken ben de bu kitapları bi ricamla yurt dışından taşıyıp getiren sevgili dostum Muyat’a teşekkür edeyim.

Görücü

İyi bi Görücü sana baktığında ne olup bittiğini görür ama bunu söylediğinde sana bi yararı olmaz. Öyleyse sana cevaplarını kendin bulacağın soruları sorabilenlere yönel. sa

**

Falcıyla Görücü arasında ne fark var?

Falcı, görüp söyledikleri ile övünür. Görücü ise görüp söylememeyi başardıkça ve uygun soruları sorabildiğiyle tatmin olur. Hele kişiye kendi cevabını buldurmayı başardıysa işte o zaman sevinir.

Rüya yoruculara bir bakın, ne hoş gelir onlara kehanette bulunmak.
Velakin bu hiç de özel bişey değil, kolayın kolayına kaçmaktır bencileyin. İnsanlar zaten seçim yapmamak, kendileri hakkında gereken kararları vermemek için kırk takla atmaktalar. Onlara ne yapacaklarını, ne olacaklarını bi söyleyen olsun ki kendi sorumluluklarını almasınlar, tek dilekleri bu çoğunun.

**

Ayrılmak için eşyalarımı toplamaya başladım. Don Genaro defterimi toparlamama yardım etti ve onu çantamın dibine koydu.
“Orada sıcak ve rahattır,” diyerek göz kırptı. “Defterinin hastalanmayacağına emin olabilirsin.”
Sonra don Juan ayrılmam konusundaki fikrini değiştirir göründü ve deneyimim hakkında konuşmaya başladı.
Bu arada çantamı don Genaro’nun ellerinden kapmaya çalıştım, ama daha ona dokunamadan yere düşürdü. Don Juan sırtı bana dönük konuşuyordu. Bir hamleyle çantayı aldım ve hızla defterimi aramaya başladım. Don Genaro gerçekten de onu öylesine iyi yerleştirmişti ki alana kadar canım çıktı; sonunda çantadan çıkardım ve yazmaya başladım. Don Juan ve don Genaro bana bakıyorlardı.
“Çok kötü durumdasın,” dedi don Juan gülerek. “Defterine uzanman, bir sarhoşun şişeye uzanması gibi.”
“Şefkatli bir annenin çocuğuna uzanması gibi,” dedi
don Genaro.
“Bir rahibin haçına uzanması gibi,” diye ekledi don Juan.
“Bir kadının donuna uzanması gibi,” diye haykırdı don Genaro.
Beni arabama kadar geçirene dek bu yakıştırmalarını sürdürdüler. Ayrılırken arabamın içinden kahkahalarını duyabiliyordum.(cc)

**

Güçlü bir istence sahip olup da göremeyen büyücüler olabilir. Bir bilgi adamı, dünyayı hem duyularıyla ve istenciyle hem de görmesiyle sezebilir.

Bakın burada duyu+istenç+görme birleşerek büyük bir fark yaratıyor.

İstenci güçlü ama göremeyen bir büyücü hayatı boyunca savaşçı gibi yaşamak zorundadır. Oysa bir görücünün, artık savaşçı gibi yaşaması gerekmez. O zaten her şeyi OLDUĞU gibi görür.

İnsan bi kez görmeyi öğrendi mi, hiç bişey olmadan her şey olmuş sayılır. Yani yok olmuş demektir ama yine de ortadadır.

Üstün bi görücünün oluşumundaki en önemli unsur, sınırsız yetkeye sahip bir ufak tirandır. (Ufak tiran nedir tıklayınız)

Kusursuzluk Nedir?

“kusursuzluk basitçe enerji seviyemizin en iyi kullanım biçimidir. Doğal olarak tutumluluğu, düşünceli olmayı, yalınlığı, saflığı ve hepsinden öte kişisel yansımadan yoksun olmayı gerektirir. Büyücüler tini denetleyip, toplanma noktasının hareketini yönetebilmek için kişinin enerjiye gereksinim duyduğunu söylerler. Enerjiyi bizim için biriktirecek tek şeyse kusursuzluğumuzdur.”cc

**

“Örneğin biz dördümüzü ele alalım. Sen, iyi bir yatırım yaptığına ve bu durumdan kazanç sağlayacağına inanıyorsun. Eğer bize kızarsan, ya da biz seni üzersek, intikam almak için kötü niyetli davranışlarda bulunabilirsin. Bizimse, tam tersine, kişisel kazancı filan düşündüğümüz yok. Bizim davranışlarımız, kusursuzluk tarafından düzenlenir. Sana kızıp, senin yüzünden düş kırıklığına uğramayız.”cc

**

“Savaşçının yaşamında gerçekten kararlaştırılmamış tek bir şey vardır; kişinin bilgi ve güç yolunda ne kadar ilerleyebileceği. Bu konu ortadadır ve kimse nasıl sonuçlanacağını kestiremez. Bir zamanlar sana, savaşçının özgürlüğünün ya kusursuzca hareket etmek, ya da bir budala gibi davranmak olduğunu söylemiştim. Özgür olan, yani savaşçının ruhunun gerçek ölçüsü olan tek eylem, gerçekten de kusursuzluktur.”cc

**

“Savaşçı en sonunda güçle karşılaşmış demektir,” dedi don Juan. “Kimse her bir savaşçının onunla ne yapacağını kestiremez; belki ikiniz dünya yüzeyinde barışçıl ve farkedilmez biçimde dolaşacaksınız, belki nefret dolu, belki kötü ya da belki nazik insanlar olacaksınız. Tüm bunlar, ruhunuzun kusursuzluk ve özgürlüğüne bağlıdır.cc

**

“Bir savaşçı çaresiz, endişeli ve korkmuş olamaz,” dedi. “Hiçbir koşulda. Savaşçı için yalnızca kusursuz olmaya zaman vardır; bunun dışındaki her şey gücünü eritir, kusursuzluk ise çoğaltır.”

“Tekrar ilk sorularıma döndük, don Juan. Kusursuzluk nedir?”

“Evet. Tekrar oraya döndük ve ben de tekrar aynı yanıtı vereceğim: Kusursuzluk, ne yaparsan yap yapabileceğinin en iyisini yapmaktır.”

“Ama don Juan, benim demek istediğim şu; ben her zaman yapabildiğimin en iyisini yaptığımı hissediyorum ama gerçeğin bu olmadığı çok açık.”

“Senin düşündüğün kadar karışık değil. Kusursuzluk konusundaki tüm bu meselenin anahtarı, zamana sahip olup olmama duyumudur. Yöntem şu; dünyadaki tüm zamana sahip ölümsüz bir varlık gibi hissedip davranırsan kusursuz değilsindir; bu gibi anlarda dönmeli ve çevrene bakmalısın. O zaman, zamanın olduğu duygusunun bir ahmaklık olduğunu kavrayacaksın. Bu dünyada hayatta kalan yoktur!”cc