Urban Shaman Ankara haftamız geldi :)

Sibel Atasoy ile ”Urban Shaman” Atölyesi Yaşambilim Akademisi’nde başlıyor.

3 Seviyeden oluşan Urban Shaman Atölyesi 1. Seviye Tarih ve Saatleri:
7 Şubat 2015 Cumartesi (10:00-18:00)
8 Şubat 2015 Pazar (10:00 – 18:00)

*Katılmak isteyen dostlarımızın Yaşambilim Akademisi’ni önceden arayıp rezervasyon yaptırmalarını rica ederiz.

Detaylı Bilgi & Rezervasyon için: 0533 418 74 88
aksugulay@yasambilimakademisi.com

https://www.facebook.com/events/856046121085321/?pnref=story

“Urban Shaman” Atölyesine Başlıyoruz

urbanSibel Atasoy ile ”Urban Shaman” Atölyesi Tuva Sanat Merkezi’nde başlıyor.

4 Seviyeden oluşan Urban Shaman Atölyesi 1. Seviye Tarih ve Saatleri:
17 Ocak Cumartesi (09:00-17:30)
18 Ocak Pazar (10:00 – 18:00)

Pili kau, pili ho’oilo – Kuru sezonda ve yaş sezonda BİRLİKTE
Hawaii atasözü

Urban Şaman Atölyesi

Yaklaşık yirmi yıldan beri Dünyanın hem antik zamanları hem de şimdiki modern zamanlarında bilinçle ilgili yoğun bir seyahat yapmaktayım. Hatta bu somut ve soyut gezintim bazen buradan gelecek zaman gibi görünen başka boyutlara da çıkıyor ki bunları da bir çeşit bilimkurgu başlığında kayda alıyor ve makaleler ve kitaplar olarak paylaşıyorum.

Bu uzun süreçte geçtiğim yerleri, görkemli bilinç yapılarını daha önceki birçok çalışmamda, eğitim ve paylaşım amaçlı programlarımda dilim döndüğünce anlattım, hepsini şu an burada tekrar zikretmekle vakit kaybetmeyeceğim; çünkü son bir yıldır üzerinde çalışmakta olduğum Hawaii şamanlığı zaten tüm önceki konuları kapsayan ve onlara yeni boyutlar katma becerisini gösteren ve belki de dünyanın bilinen en eski bilgelik ve sağaltım yolu olarak gönlümde taht kurdu. Peki, ben neden üç seviyede yapmayı planladığım bu atölyelere Hawaii ya da maceracı şamanın yolu değil de Urban şaman ismini uygun buldum?

Urban kelimesi bildiğiniz gibi, şehirle/kentle ilgili bulunan her şey, hatta bazı çalışmacılar buna modern zamanlar ismini de uygun görüyorlar. Aslında zaman lineer bakışla ilerlermiş gibi görünse de zaten öğrenip öğrettiğimiz bu konu, tüm içerikleri ile zamanın sadece ‘şu an’ olduğunu kanıtlıyor. Bizler de onun çok boyutlu katmanlarında şimdinin gezginleri olarak bir nevi altın arayıcıları gibi algımızı gezdirmenin yol yordamını öğrenerek derinliği ve ahengi aradığımızı biliyoruz.

Hakkında fazlaca somut kanıtın hala bulunmadığı ancak varlığını gönülden hissettiğimiz ve gezegenimizin en eski gelişmiş uygarlığı olarak rivayet edilen Lemurya uygarlığının gizli bilgisi (Huna) nesilden nesle geçerek bu güne Hawaii adalarından seslenmektedir. İçeriği itibariyle paylaşım temelli olduğundan değişik isimlerle son on bin yıldır dünyanın pek çok yerinde kendini değişik kültürlerde ve lisanlarda gösterebilmeyi başarmıştır. Sadece bu özelliği dahi onun sağlamlığı ve kapsayıcılığını ispata yeter. Ben Urban Şaman atölye çalışmamda, bu öğretiyi bize en derli toplu halde, yaşayarak ve yaşatarak, tıpkı Carlos Castaneda gibi alçak gönüllü bir ifadeyle aktaran Kahuna Serge King’i temel almak suretiyle sunacağım ve pek tabidir ki her insanın kendi biricik kokusu gibi doğal olarak onunla gezen özünü, yani kendi özümü öğretiye katmış olacağım.

Urban Şamanlık, herhangi bir din ya da mezhebe ait değildir, pratik, faydacı ve eyleme yöneliktir. Erişimi, öğrenilmesi ve uygulaması kolaydır. Özel ritüeller gerektirmeksizin, evde, yolda, işte, oyun oynarken ya da seyahat ederken uygulanabilir; çünkü nerede olursak olalım ana malzememiz olan zihin ve bedenimiz bizimle birliktedir. Modern zamanların ihtiyaçlarına ve ortak lisana son derece iyi adapte olabilmektedir. Şamanlığın doğası gereği bilirsin ki; kendini sağaltırken başkalarını da iyileştirir, kendin dönüşüme uğradığında tüm gezegeni değiştirmiş olursun. Üstelik bunun pratik sonuçlarını derhal görür ve test edersin ki öğretinin temelde kuantumsal olan tüm özelliklerinin herhangi bir kesitinin ortak özelliğidir bu.

Eğer bu öğretiyi ve onun uygulayıcısı şamanı tek cümleyle ifade etmek mutlaka gerekseydi ona “İlişki Sağaltıcı” denebilirdi. Peki, hangi ilişkiler? Bunları; zihin ve beden arasındaki, insanlar arasındaki, insanlar ve durumlar arasındaki, insan ve doğa arasındaki ve madde ile mana (ruh) arasındaki ilişkiler şeklinde özetleyebiliriz. Huna sağaltım bilgeliği; ilişkileri esas alır çünkü ilişki olmaksızın var olamayız, sebebi açıktır; gayet kuantumsal ve mantıklı bir temele dayanan bu ana çıkarım çalışmalarımız esnasında örnek uygulamalarla çok daha derinlikli olarak anlaşılacaktır.

Şamanlar, sadece anlayışı ve bilgiyi edinmekle yetinmezler, onlar doğal insan deneyiminin içine tüm boyutlarıyla nüfuz eder, gündelik pratiklerin içinde birlikte yaratımın sanatını uygularlar. Bir şaman için tatmin edici sonuçlar almak önemlidir, bunun için kullanılan yöntemler sadece araçtırlar, onların birine ya da ikisine tutunup kalmazlar, inançlar, kültürler ve genellemeler onları bağlamaz, netice alana kadar tüm insan deneyiminin biriktirdiği yöntemleri denemekten çekinmezler. Bunu uygularken, sevginin boyutlarını geliştirmeye, ilişkileri sağaltarak yaşamın ahenkli hale gelmesine odaklanırlar.

Milyarlarca insanı barındıran bu büyük köyde artık on binlerce şehir şamanına ihtiyacımız var ve siz onlardan biri olabilirsiniz. Umarım sunmaya çalışacağım bu öğreti; barışı, sevgiyi ve gücü bulmanıza yardımcı olur. Hoş geldiniz.

Ayrılık, sadece pratik değeri olan bir yanılsamadır.

Sibel Atasoy – 2015

https://blog.sonsuz.us/


Urban Şaman
1.ci Seviye Program Akışı
Cumartesi – 1. gün (09:00 – 17:30)

09.00

Nefes ve enerji meridyeni uygulaması
Genel olarak şaman konsepti
Maceracı şamanın Yolu
Hawaii şamanlığının tarihçesi, gelişimi, urban şaman
Huna sağaltım öğretisinde; Kahunalar-Tarikatlar

10.30

Dinlenme – İkram molası

11.00

Başlangıç: Tanrı anlayışı, Kane-Ku-Lono-Kanoloa
İnançlar ve gerçekler/Yaşam ve Ölüm/ İyi ve Kötü/Sevgi ve duygular/Görecelik

13.00

Dinlenme – Öğle yemeği

14.00

Bilincin üç Yönü
“Tüm Bilgiler aynı Okulda öğretilmez’’
KU – 1. Kalp yönü
Uygulamalar: Hafızayı keşfedelim
Duyguları Keşfedelim
Hayal Kurmayı Keşfedelim
LONO – 2. Zihin Yönü
Uygulama: Farkındalığı Keşfedelim

15.30

Dinlenme – İkram molası

16.00

KANE – 3. Ruh Yönü
Uygulama: Ruhsal Bağlantıyı Keşfedelim

17.30

Gün sonu özet ve sorular


Urban Şaman
1.ci Seviye Program Akışı
Pazar – 2. Gün (10:00 – 18:00)

10.00

Nefes ve enerji meridyeni uygulaması

10.15

Şaman Prensibi
“Fikirler tartışılmadığında yabanileşir”
1’nci Prensip: İKE – Dünya düşündüğünüz şeydir.
Sonuçlar
Uygulama: Düşüncenin gücünü keşfediyoruz

11.30

Dinlenme – İkram molası

12.00

2’nci Prensip: KALA – Limit yok
Sonuçlar
Uygulama: Enerji bağlantılarını keşfediyoruz.
3’ncü Prensip: MAKİA – Enerji dikkatin gittiği yere akar
Sonuçlar
Uygulama: Enerji akışını keşfediyoruz

14.00

Dinlenme – Yemek Molası

15.00

4’ncü Prensip: MANAWA – İktidar anı şimdidir.
Sonuçlar
Uygulama: Şimdi anını keşfediyoruz
5’nci Prensip: ALOHA – Sevgi birlikte mutlu olmaktır
Sonuçlar

Uygulama: Sevginin gücünü keşfediyoruz

16.30

Dinlenme – ikram molası

17.00

6’ncı Prensip: MANA – Bütün güçlerin kaynağı içtedir
Sonuçlar
Uygulama: Otoritenin gücünü keşfediyoruz
7’nci Prensip: PONO – Doğruluğun ölçüsü etkinliğidir.
Sonuçlar
Uygulama: Esnekliğin gücünü keşfediyoruz
Bedende armoniyi Yaratmak konusuna giriş

18.00

Gün sonu özet ve sorular


Sibel Atasoy ile ”Urban Shaman” Atölyesi toplam 3 seviyeden oluşmaktadır.

  1. Seviye Atölye Çalışması 17-18 Ocak Cumartesi & Pazar günlerinde (günde 8 saat) Tuva Sanat Merkezi’nde yapılacaktır.

  2. ve 3. Seviye Atölye tarihleri önümüzdeki günlerde duyurulacaktır.

*Katılmak isteyen dostlarımızın Tuva Sanat Merkezi’ni önceden arayıp rezervasyon yaptırmalarını rica ederiz.

Detaylı Bilgi & Rezervasyon için:

0212 293 4434
0532 485 9862
0535 560 0014

[email protected]
www.tuvasanat.com

İstiklal Cd. Atıf Yılmaz Sk.
No:16/3 Beyoğlu-İstanbul

NOT: Ankara eğitimleri için lütfen  0533 418 74 88 numarali tlfdan Tugce Hanımı arayınız

Yap-mama Uygulaması- 6.cı ders

“Yap-mama çok basit ama çok zordur; sonra, görmeye anca, insanın yap-mama yöntemiyle dünyayı durdurmasından sonra erişilebilir.”

“Tuhaftır şu gölgeler,” dedi birden.”Bir tanesi bizi izlemekte farkındaysan.”

“Öyle bir şeyin farkında filan değilim ben,” diye yüksek sesle karşı çıktım.Don juan, ısrarla karşı çıkmama rağmen bedenimin izleyen varlığın farkına varmış olduğunu söyleyerek kendinden emin bir sesle bir gölge tarafından izlenmenin anormal bir yanı olmadığını söyleyerek beni sakinleştirmeye çalıştı.

“Yanlızca bir erktir o,” dedi. “Bu dağlar onlarla doludur, geçen gece seni korkutan o varlıklar gibidir onlarda.”

Tam önümüzde duran yüksekçe bir kayayı gösterdi.

“Şu kayanın gölgesine bak,” dedi. “Gölgesi o kayadır, ama değildir de.Kayanın ne olduğunu anlamak için kayaya bakmak, yapmadır; ama onun gölgesine bakmak da, yap-mamadır.”

“Gölgeler kapıya benzer, yap-mamanın kapıları.Örneğin bir bilgi adamı, gölgesine bakarak insanların en gizli duygularını bilebilir.”

“Hareket eder mi gölgeler?” diye sordum.

“Devindiklerini yada dünyanın çizgilerinin onların içinde gösterildiğini söyleyebiliriz.”

“Ama gölgelerin içinden duygular nasıl çıkabilir ki, don juan?”

“Gölgelerin salt gölge olduklarına inanmak yapmadır,” diye açıkladı don juan. “Aptalca bir inançtır bu.Şu şekilde düşün bide; dünyadaki her bişey göründüğünden çok daha fazlasını içerdiğine göre gölgelerde herhal birşeyler içermeli.Öyle ya, onları gölge kılan şey yalnızca bizim yapmamamızdır.”

Kendisi o iki kayadan on metre kadar uzakta, yüzü batıya dönük, durdu.Üzerinde duracağım bir noktayı işaretleyerek o iki kayanın gölgelerine bakmamı istedi.Önemli olan şey, insanın gözlerini şaşi bakar gibi yapıp bir gölgenin ötekinin üzerine getirilmesini sağlamak imiş. O alıştırmayı yapma çabalarım boşunaydı. Başım ağrıyana dek çabaladım. DonJuan’ın başarısızlığımla ilgilendiği yoktu. Kubbemsi bir doruğa tırmanmış, haykırarak iki küçük ince uzun kaya parçası bulmamı söylüyordu. istediği kayanın boyutunu elleriyle göstermekteydi.
İki kaya parçası bulup onları don juan’ uazttım.Don juan her bir kayayı otua santimetre arayla iki yarığpın içine yerleştirdi, yüzüm batıya dönük onların üzerinde durmamı ve aynı alıştırmayı onların gölgeleriyle uygulamamı buyurdu.Bu kez bambaşka bir şey olmuştu.Daha ilk denemede gözlerimi şaşılaştırabilmiş ve her bir kayanın gölgesini üst üste bir gölgeymiş gibi algılayabilmiştim.İmgelere onları birleştirmeksizin bakmanın tek bir gölgeye inanılmaz bir derinlik ve bir bakıma saydamlık kazandırdığına tanık oldum.Baktım, baktım, hayretten donakaldım.Kayanın, gözlerimi üzerinde odakladığım her bir deliği net bir şekilde ayırt edilebiliyordu; onların üzerinde üst üste getirilmiş olan bileşik gölge ise tanımlanamaz saydamlıktaki bir film gibiydi.

O gölgenin çevresini de görsel algılamamdaki odaklanmayı yitirmeksizin tarayabildiğimin bilincine vardım.Sonra, bir an için, bir kayaya bakmakta olduğumu unutuverdim.O zamana dek tasavvur dahi edemediğim denli vasi bir dünyaya inmekte olduğumu duyumsadım.Don juan’a o harika duyumsamamı betimledim, o da, o manzaranın içinde kaybolmak üzere olduğumu “gördüğünden” dolayı bu deneyimimi kesmek zorunda kaldığını açıkladı.

“Ypa-mama” konusunda zihnimin eskisinden daha çok karışmış olduğunu itiraf etmek zorunda kaldım.Don juan bunun üzerine yapmış olduğum şeyden memnunluk duymam gerektiğini söyledi, zira bir kere olsun yöntemini doğru olarak izlemiş ve dünyayı azaltarak genişletebilmişim; üstelik, dünyanın çizgilerini hissedememiş olmama karşın kayalarıngölgelerini “yap-mama” ya giriş kapısı olarak kullanabilmişim.Dünyayı azaltarak genişletmiş olmama ilişkin sözleri merakımı çokca çekmişti.Gözenekli kayanın gözlerimi odaklamış olduğum alanındaki ayrıntılar öyle canlı ve öyle kesin tatlardan oluşmuşlardı ki yuvarlak doruğun üst bölümü benim için vasi bir dünya haline gelmişti; gene de, kayanın azaltılmış bir görüntüsü olmaktaydı bu.Don juan ışığı engellediğinde, normal zamanlarımdaki gibi baktığımı anladım–kesin hatlı ayrıntılar belirginleşmiş, gözeneklikayanın küçücük delikleri irileşmiş, kemikleşmiş püskürtünün kahverengisi donuklaşmış ve kayayı gerçek bir aleme çeviren o parlak saydamlık yok olmuştu.

Don juan sonra iki kayayı aldı ve onları derin bir çukurun içine yatırarak yüzü batıya dönük kayaların bulunduğu ilk yere bağdaş kurup oturdu.Sol yanındaki bir noktaya vurarak benimde oturmamı söyledi.

Uzun süre konuşmadık.Sonra, gene sessiz kalarak, bir şeyler yedik.Güneş battıktan az sonra don juan ansızın bana doğru dönüp “rüya görme” ye ilişkin gelişmelerim var mı diye sordu.Ben de ona başlangıçta “rüya görme” nin bana kolay geldiğini, ama o sıralarda rüyalarımda artık ellerimi bulamaz olduğumu anlattım.

“Sen rüya görmeye ilk başladığında benim kişisel erkimi kullanmaktaydın, o yüzdendi kolay gelmesi sana,” dedi don juaan. “Ama şimdi boşsun sen.Ama kendin yeterli erk kazanana dek çaba göstermeyi sürdürmelisin. Bilesin ki, rüye görme, rüyaların yap-mamasıdır; sen yap-mama konusunda ilerledikçe rüya görmede ilerleyeceksin.İşin püf noktası, yapmakta olduğun şeyin bir anlamı olmadığı düşüncesine kapılsan bile ellerine bakmayı boşlamamandır.Aslında, daha önce de anlatmıştım sana, bir savaşçının inanmaya gereksinmesi yoktur; zira, inanmaksızın eylemini sürdürdükçe gene de yap-mamaktadır.”

“Rüya görme’ye ilişkin sana anlatacak başka birşey kalmadı,” diye sürdürdü don juan. “Söyleyebileceğim her bişey yalnızca yap-mama olacaktır.”

Don juan, bedenimin kendi zannettiğimden fazlasını bildiğini söyledi, zira beni izlemekte olan güçlü varlık sağ tarafımdaymış.Don juan bir sır verircesine sesini alçaltarak, o gün dostun bana iki kez yaklaşmış olduğunu ve kendisinin araya girerek onu durdurduğunu açıkladı.

“Gün boyunca gölgeler yap-mamanın kapılarıdır,” dedi.”Ama geceleyin, karanlıkta pek az yapma kaldığı için, dostlar dahil herşey bir gölgedir.Erk tırısını öğretirken bundan söz etmiştim sana. “Bir savaşçı yap-mamayı dünyadaki her bir şeye uygularsa da, bugün sana anlattıklarımdan fazlasını anlatamam.Sen kendi bedeninin erki ve yap-mama duygusunu keşfetmesine izin vermelisin.”

tamamı için tıklayınız

Ufuktaki Enerji Etkileşimi-5.ci ders

Gerçek zihnin, yaşam boyu sürmüş bi uyuşukluktan uyanarak ortaya çıkıyor.
“Sonsuzuk seni eline geçiriyor”  diye devam etti Don Juan, “bunu sana göstermek için kullandığı yolların başka hiç bir nedeni, amacı ya da değeri olamaz. Ancak senin yapman gereken, sonsuzluğun saldırıları için hazırlıklı olman. Muazzam büyüklükteki bi darbe için sürekli hazır tutmalısın kendini. Bu, büyücülerin aklı başında, sağduyulu biçimde sonsunsuzlukla yüz yüze gelme yoludur.”

Bu olayın ardından Castaneda çok huzursuzluk duyar ancak her zamanki gibi kendini işlere gömerek bu tasadan kurtulmaya bakar. Bi gece yine yazdıklarıyla meşgulken aniden bir hal içine girer, bunun bi bayılma, ya da psikolojik bi nöbet olduğunu sanır ancak az sonra gözlerinin önüne muazzam bir narçiçeği leke gelir ve sonra okuyabildiği sözcükler halinde patlar. Çok hızlı devinmekte olduğundan bi çok detay aradan kaçar Castaneda için. Bu yaşadıklarının heyecanı içinde merakla Don Juan’a koşar her zamanki gibi ve olanları anlattığında;

“Sonsuzluk ilk kez üzerine böyle çöküyor. Yııldırım çarpması gibiydi, melekelerini tümüyle ele geçirdi. İmgelerinin süratine gelince, onu ayarlamayı kendin öğrenmek zorundasın. Bazı büyücüler için bu yaşam boyu süren bir iştir. Ama şimdiden sonra enerji sana bi sinema perdesine yansıtılıyormuş gibi görünecek. Yansıtmayı anlayıp anlamaman başka bir konu. Doğru yorumu yapabilmek için deneyime gereksinmen var. Tavsiyem, çakingen davranmayıp hemen başlaman. Enerjiyi duvardan oku! Gerçek zihnin ortaya çıkıyor; bunun yabancı donanım olan zihninle hiçbir ilişkisi yok. Bırak gerçek zihnin hızı ayarlasın kendi kendini yeme.”

“İnsan enerjiyi bir metin gibi okuyabilir mi?” diye üsteler Castaneda bu ona besbelli bunaltıcı gelmiştir.

“Metni okusan harfi herfine tekrarlayabilirdin onu. Bununla birlikte, bi sonsuzluk okuyucusu olmak yerine bi sonsuzluk izleyicisi olmaya çalışsaydın, bu kez de izlediklerinin hiçbirini betimleyemeyecek ve tanık olduklarını kelimelere dökmekten aciz olduğun için anlamsız sözler saçmalayacaktın. İşitmeye çalışsan da ayn ışey olacaktı. Bu sana özgü bişey elbette. Zaten seçimi sonsuzluk yapar. Savaşçı-gezgin rıza gösterir sadece. Ama her şeyden önce, onu tanımlayamıyorsun diye olayın seni bunaltmasına izin verme. Dilimizin söz diziminin ötesinde bi olay bu.”

 

Yeryüzünün Son Savaşı-4.cü ders

“Yaşamının sonsuza kadar sürmeyeceğini biliyorsan ne diye bekliyorsun? Değişmek için nedir bu ikirciklenmen? Bana hak vermen yetmez, eyleme geçmelksin. Her şeyi göze al. Değiş! Sözünü ettiğim değişme asla azar azar olmaz; ansızın oluverir. Topyekün bir değişimi getirecek o ani olaya hazırlamıyorsun kendini.

İnsanın yapmakta olduğu herhangi bir şeyin belki de bu yeryüzündeki son eylemi olabileceğini iyice bilerek eyleme geçmesinde benligini tutuşturucu yabansı bir mutluluk vardır. Bu ürkünç, gizemli dünyada senin süreklilik dediğin şeyin de bi anlamı yok. Demem şu; senin o sürekliliğin seni ne mutlu kılar ne güçlü.”

BU DERS Don Juan’ın Castaneda’YA öğrettiği üzere inşa etmiş oldugu tuzağa bi tavşanın düşmesiyle eyleme dönüşür. Saatler geçmiştir ve acıkmışlardır, DJ ona tavşanı öldürmesini söyler. Tuzağın içinde çaresizce kendini oradan oraya çarpmakta olan beyaz güzelim tavşancığı yakalayıp elleriyle öldürmesi gerekmektedir Cc’nin.  Castaneda buna karşı çıkar, uzun süre asla yapamam diye diretirse de sonunda tavsanı öldürür ve DJnin talimatınca yaktıgı ateşte onu pişirir.

“DJ, avımı kutsamam için tavşanın etinden, bir lokma olsa bile yemem gerektiğini söyledi. Kesinlikle olmaz dedim ama diretemedim. DJ, bizler o güçlerın elinde bir oyuncağız diye yapıştırdı, kendini önemsemeyi bırak da, sana sunulan armaganın hakkını ver. Tavşandan bi parça ağzıma attım, sıcaktı. DJ kulağıma eğilip fısildadı: Senin tuzağın, o tavşanın yeryüzündeki son savaşıydı. Söylemiştim ya, onun artık bu güzelim çölde koşup oynayacak zamanı kalmamıştı

20130406_085728

Ixtlan yolculuğu