Doğru yürüme biçimi

Bir açıklamadan kimin yararlanıp, kimin yararlanamayacağına kişisel erk karar verir. Pek az insan dinlemeye heveslidir, dinleyenlerin pek azı dinledikleri uyarınca hareket eder, bunların edimlerinden yararlanacak kerte kişisel erke sahip olanı ise azın da azıdır.

Kişinin, beşikten başlayarak geliştirdiği bu dünya görüşünü durdurmak amacıyla azimle davranması yeterli değildir. Uygulamaya da gereksinimi vardır. Buna doğru yürüme biçimi denir. CC

Basit bi uygulamanın insanı nerelere getireceğini tahmin etmek mümkün değil. Bazıları buna büyü diyebilir velâkin gerçekliğimizde büyü olmayan ne var ki!

Yaşam, ölüme karşı verilen bir savaştır. Bu sebeple bir savaşçının yaşamını sürdürmek esastır. Hedefe odaklanmak, kişiyi anın büyüsünden uzaklaştırdığı gibi sıklıkla sapkın ve hastalıklı bir duruma düşürebilir. İnsanoğlunun hedef/amaç olmaksızın dağılıp gideceği varsayılmıştır ve bu doğrultuda verilen eğitim, kişilerin amaca/hedefe ulaşmadan önce kendilerini eksik ve değersiz hissetmelerine yol açtığı için hedefe bir gün varma ihtimali de baştan sakatlanmış olur.

“Doğru yürüme biçimi” ile tarif edilen basit yürüyüş, yalnızca somut bir anlam taşımıyor, aslında soyut olarak bir savaşçının yaşam biçimini belirliyor.

Bu nedenle bir yetişkin, bir ergene ya da çocuğa bir savaşçı gibi yaşamanın öğretisini sunar. Yetişkin-ergen-çocuk kavramları yaşla ve konumla ilgili değildir. Öncelikle bu konuyu gerçekten anlamamız gerekiyor. İnsanların ve diğer tüm yaratılmışın evresel konumlarını belirleyen bu kelimeler esaslarını zaman içinde yitirip kimlik belgesinde kolayca bulunabilecek bir bilgiye dönüşmüşse de gerçeğin algısı insanların bütünlüğünü ikna edememektedir. Böylece öğretmen, ebeveyn, hatta giderek guru gibi yeni kelimelere ihtiyaç duyulur oldu ve kelimelerin gerçek anlamları yittikçe sözlükler de bu yolda giderek kalınlaşacakmış gibi görünüyor.

Yetişkin, bir savaşçı gibi yaşamanın öğretisini azar azar verip geliştirmelidir. Bu aynen bir halının ilmik ilmik dokunup büyümesi gibidir, halının deseni halı bitmeden görülemez. Şüphesiz ki her erişkinin kendi yöntemi biriciktir. O halıyı dokurken kendi sevdiği ya da kolay bulduğu bir deseni –kendi yaşam deseni- göstermeyi hedeflemiştir ancak bunun yalnızca örnek bir uygulama olduğunun bilincindedir ve eğer gerçekten bilincindeyse bu anlayış talep edenlere sözsüz olarak, kendiliğinden geçecektir.

sa

-devam edebilir-

Bilgi Eritmek!

Acı ve sevinç OYUN ölçer malzemesidir.
Çok sayıda insan yutarak büyümüş bilgiler ACI sayesinde eritilir.
Eriyen bilgi SEVİNCE dönüşür.
Acı çeken insan BİLGİ eritmektedir. Sevinç ise kısa sürer; çünkü BİLGİ tam eritilmez özüne dönmez, bilgi leşi olarak dışa atılmaz. Bu sebeple eriyip tortulaşan BİLGİ yeni bilgiler oluşturup yeni insanlar yutmaya başlar.
Bu aşamadan her geçiş İnsanın kapsama oranını etkiler.
Bilgi edinmek değil bilgi eritmek kapsama oranına etki eder.
(Oyun Kuramı-sa)

  • Hanife Altuntas bilgiyi eritmenin acıdan başka yolu yok mudur?

    Sibel Atasoy Var çok kolay ama çok da zor! İnsan zihnine aldığı bilgiden zorla da olsa vaz geçebilir bi ihtimal fakat hücrelerine_özüne intikal eden bilgi insanın zaten kendisidir ve bu durumda bilgiden vaz geçme KENDİNDEN vaz geçme anlamına geleceğinden resmen ölüme eş bir edimdir. O halde sen söyle varmıymış başka yolu?

    Hanife Altuntas yokmuş:) ama mesela bi savaşçı için bilgiyi erime, ortalama bi insana göre daha acısızdır gibime geliyor. daha doğrusu acılıdır da , savaşçı bunu umursamadığı için kabul edilmiş bi duruma dönüşür bu.

    Sibel Atasoy E tabi, savaşçı sınıfına adım atabilmek için, kendini önemsemeyi minimuma indirmiş olmak lazım. Yoksa CC kitapları okuyup ezbere almakla savaşçı olunmuyor 🙂
  • Hanife Altuntas evet.cc nin bizatihi kendisi bunları yaşamış olmasına rağmen, onyıllar süren bi çabanın sonunda ulaşabilmişti buna..

    Sibel Atasoy Kendinden vaz geçmek zor, prensipte kendimizi sevmediğimiz için hasta eder, ve gölgemizde kendimize taptığımız için de özgürleşemeyiz. Bu ne karmaşıklıktır sister! :)))
  • Hanife Altuntas

    gölgemizi görmezden gelmekten vazgeçmek zorundayız. gölgemizle buluşmak, el sıkışmak zorundayız. diyorum amaaa demekle olmuyor işte.ben sandığım şey, 40 yıldır özene bezene inşa edilen bu yapı direniyor. illa sıkı bi depreme mi gerek var diyorum bu binaların yıkılması için? durum çok karışık gerçekten ve tek yok sahiden de – en azından benim için- savaşçının yolu olarak görünüyor. sarsılmaz niyetle bu yolda yürümek nasip olur inşallah.

    Sibel Atasoy Harika özetledin. Sen -gözlemlediğim kadarıyla-gerçekten bi savaşçısın Sister. (Gel de Dövüş Kulubünü anma)

Şaşı Bak Şaşır!

Anlayacak kadar yaklaşıp, yutulmayacak kadar uzakta duran ve her an mevcut seviyesinden bütünü kolaçan eden kazanır.
Oyun Kuramı-sa

    • Hanife Altuntas bütünü kolaçan ederken aman ola odaklanmayın, şaşı bakın şaşırın:)
    • Sibel Atasoy Şaşı bak şaşır çok hoştur ve aslında galiba depresyonun ilacı da budur, hekimlere ve muzdariplere nacizane bi duyurmak isterim.

      Hanife Altuntas işin ilginç tarafı, bize, bünyemize, ruhumuza iyi gelecek her şeye dair, genel bir toplumsal öteleme iteleme kabullerimizin olması.şaşılıkta, şaşı bakmakta bunlardan biridir mesela.şaşı olanlar bize bazı durumlarda komik gelir, çocukları eğlendirmek içinde şaşı bakarız bazen:)

      Sibel Atasoy Şaşırma edimi zaten bizatihi şifadır! Fakat biz şifamızdan bucak bucak kaçıp hastalığııza sığınırız, gerçekten çok tuhaf varlıklarız

      Hanife Altuntas şaka gibiyiz:)
    • Hürriyet Kalalı Özgürlük korkutur.
    • Sibel Atasoy Yaşamda kalabilme dürtüsü çok vahşi

Facebook…Pabucu yarımmm…

feyz bük(=Bilgi koyu), pabucu yarımmmm, çık dışarıya oynayalııımmmm…

Sabah yosun kokuları eşliğinde yürüyüşümü yaptım. Yolumun üstünde hemen denizin kıyısında yükselen heybetli selvi ağacı atası yosun ve likenleri gölgesine almış mutlu huzurlu salınıyordu. Ne de olsa likenler bizim de toprak dediğimiz şeyin de atalarıydı. Onları büyük bi sevgiyle selamladım.
Bugün ay, akşam s19 ‘a kadar boşlukta olacakmış, yani rüyalamanın tam zamanı 🙂

Feyz-bük, tvTR ya da her nerdeysen, çık dışarıya oynayalııımmmm…

**

Lisanın, lastikli ve pek içrek pek komik yanlarına bi örnek daha:
Şırnak depreminin ardından Dr.Kalafat, CNN Türk’e demeç veriyor:

“Arap plakası Anadolu plakasını sıkıştırıyor!”
Fazla söze gerek kalmıyor :)))

Kim ki yurdundan fetih amacıyla çıkar, dönüp geldiğinde kendini tanıyamaz; çünkü dönüştürülmüştür. İnanmazsanız tarihe bakın. Bakabiliyosanız kişisel tarihinize de bakın.

Sözün gelişi dönmek o! Çünkü o yeri artık tanıyamaz bile, tıpkı Osmanlıların başına gelen. Bu yolda dönüş yok. Ava giden avlanır. nokta

Göçebe Türkler, -Taygalı asyalılar diyelim toptan- Feth için çıkmazlardı yola, sadece hayatta kalmayı kovalarlardı ve adı üstünde bi yurtları-kişilikleri- yoktu. Onlar varoluşla haşır neşir olmuşlardı. Fazladan bir tek kuş vurmaktan korkarlardı. Bunu iyi hazmetmek lazım :

Evrilme mekanizması

Evrim, kaza-şans olgusuna dayandırılmıştır. Ve pektabi varlıkların hayatta kalma dürtüleri ve en iyi olma arzularından beslenir. Evrimin beslendiği kaynak ortadan kalkarsa ya da evrilirse(!) mekanizma değişebilir mi?

YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Mükemmel olma hadisesi . Narsizm var . Çok büyük bir ego var sanki 🙂 sistemin kendisinde .. bence mekanizma böyle gayet iyi. Eğer bu mükemmele evrilme kolunu iptal etsek . Sistem çökerdi.
YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Mükemmmellikten vaz geçmiyoruz, zaten mükemmel olduğumuzu anladık.
YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Evrim sadece kaza ve şansa mı dayalıdır gerçekten?
YENİ’den DOĞAnlar Kulubü evet bence öyle. Gurdjieffin bahsettiği üçüncü kuvvettir bu. İlk ikisi aktif ve pasif kuvvetlerdir, bunlar hep bbirbirini dengelerler eğer üçüncü kuvvet olmasaydı hiç bişey değişemezdi der.
YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Kaza ve şans neye dayalıdır?
YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Sebebi şu an itibariyle bizim olayları sıralama kapasitemizce bilinemez durumdadır. Gurdjieff, onun bilinmeyen bölgeden ve yine bilinmeyen bir sebeple geldiğini söyler.Kuantum fiziği ise bu kavramı “sanal geçişler” babında açıklıyor ve bana oldukça uyumlu görünüyor.
  • Gayrı Ciddi Adam Mecburi… “I like to move it” Hareket hayatın mütemmim cüzüdür

    Nilgün Börükanlar çok güzel soru ..yanıtı da barındırıyor zaten içinde:)

    Bu deneyim boyutunda (3ncü yoğunluk) mekanizmanın değişeceğini düşünmüyorum. Bireysel evriminde bir varlık beslenecek kaynağını tüketirse artık daha üst yoğunlukta evrilmek üzere üst mekanizmaya dahil oluyordur heralde, veya başa dönüyordur “oyunu” anlayamadıysa 🙂

    İşte bu kutsal paradoks!
  • Ersin Koç Her şey değişiyor, gelişiyor(görece), hareket ediyor ve bunları yaparken bir yandan da aşınıyor. Aşınıyor ki boşluklar oluşsun ve bu boşluklar yeni olanla dolsun, böylece sonsuzluk kendisini deneyimleyecek yeni kanallar yaratabilsin.
    “Peki evrilmek mecburi mi?”
    Bireysel olarak mecburi değil bence. Fakat zaten evrilerek varolan bir bütüne dahil olduğumuzdan dolayı istemesek de evriliyoruz, bütün evrildiği için evrilmeyen parça da evrilmiş oluyor.
    Geniş bir ovada, sabit duran bir kaya, ovayla beraber evriliyor, dilediği kadar taş olsun yine de değişiyor!..
  • Turan Erdal ‎”Evrimin beslendiği kaynak ortadan kalkarsa ya da evrilirse(!) mekanizma değişebilir mi?” Zihinsel evrim aslinda evrime ters gelecek bir seyler yapmaya calisiyor. O degisen dünyada sabit birsey yakalamaya calisiyor.

    Hürriyet Kalalı Evrilmek bir olasılık sadece; seçime tabi o yüzden…evrilmekle amaçladığına göre de biçim kazanır…yani evrim tek bir yapı değil, bilinci bir amaçla birleştirmek istemekle ilgilidir; öyleki bilinç sadece o amaç haline gelsin…
  • Sibel Atasoy: Bu konuda 2005yılından bi düşün pratiğim varmış: https://blog.sonsuz.us/?p=7393