İlkyar

İlginizi bu güzel çocuklardan mahrum etmeyin/etmeyelim http://www.ilkyar.org.tr/
Bayram, yeni öğretim yılı, sevindirilecek çok kişi var.

ODTÜ içinde başlayarak gelişen bu organizasyonu yıllardır takip ediyorum, faaliyetlerini okuyorum, o minicik çocukları, büyüdüklerini üniversitelere devam ettiklerini, kendilerini ve İlkyar’ı anlatan mektuplarını, fotoğraflarını duygulanarak izliyorum.

Sabahın er vakti

Kendinize isimleri yük etmeyin, sadece olun. Kendinize vereceğiniz herhangi bir isim ya da şekil gerçek doğanızı gölgeler, örter. (Maharaj)

..

Özgürleşmeniz için dikkatinizin “Ben-im”e, tanığa çevrilmesi gerek. Kuşkusuz ki bilen ile bilinen birdir, iki değil. Fakat bilinenin büyüsünü bozmak için bilenin öne çıkarılması zorunlu. Hiçbiri öncelikli değil; her ikisi de daima yeni, daima şimdi, aktarılamaz ve zihinden daha hızlı olan o tarifi olanaksız deneyimin bellekteki yansımalarıdır. (Maharaj)

Bilinenin büyüsünü neden bozmak gerekiyor?

**

Cinsel üreme sonucu doğan organizmalar gelişiyor,olgunluk dönemine erişip çoğalıyor, ancak bölünme yoluyla yaşamını birçok kez yenileyen bakterilerin tersine, yaşlanıp ölüyorlardı. Cinsellik için ödemek zorunda kalmış olduğumuz bedel, ölümdür!
Ölümsüzlüklerini yitirme karşılığında, organizmalar bireysellik kazanmışlardır. Sonu olmayan bir sürecin geçici evreleri olmak yerine, kendilerine özgü benzersiz bir niteliğe sahip bireyler durumuna gelmişlerdir. (Ölüm Yanılgısı)
Aslında bu bedeli cinsellik için değil, evrim adına ödemiş olduğumuzu da yukardaki ifadeyi düzeltmek amacıyla söylemiş olayım; çünkü bölünme yoluyla farklı bir canlı elde edilemiyor ancak döllenme yoluyla İKİDEN bi ÜÇ elde ediliyor. ve sihir ÜÇtedir bana göre, yani benim uydurduğum söylemle ÜÇ=sentez :)))
Bunun için ölümsüzlüğü yitirmeye değmez mi?

**

Uğruna ölümsüzlüğünüzü kaybettiğiniz çocuğunuzun size benzemesi ve sizin ideallerinizi sürdürmesi için ona baskı yapmanız ahmaklık olmaz mı?

**

Yeni doğmuş bir bebeğin yaklaşık iki trilyon hücresi varken bir yetişkinin 60 trilyon hücresi vardır ve her 24 satte bunun bir çorba tabağını dolduracak kadarı ölür(ölür mü yoksa got mu olur bilmiyorum) ve bedenden ayrılır; ancak yetişkinlikten önceki dönemde yerine yeni hücreler doğar. Otuz yaşımızı geçtikten sonra her yıl sinir ağımızın ortalama yüzde birini yitiririz. (Ölüm Yanılgısı)

Daha önce yaşamda müşahade ettiğim; 29 yaşından itibaren adına “canlılık” dediğim şeyin nerdeyse kimselerde (özellikle erkeklerde) kalmıyor oluşuna ilginç bir kanıt gibi duruyor bu hücresel tespit. Çünkü yukardaki bilgiye baktığımızda otuz yaşından itibaren ölüm sürecimizin başladığını; ancak organizmanın tümüne ne zaman ölü diyebileceğimizin bilinmediğini anlıyorum ben.

Baskı unsuru

Dünya, baskıdan hoşlanmıyor! Depremler, grizu patlamaları, volkanlar, ayaklanmalar vs hep onun doğal karşı duruşları; etkiye tepki! Baskı unsurunu yok etme girişimleri.

Peki ama neden baskı yapıyoruz? Her birim, gücü yettiğine baskı uyguluyor. Neden yapıyor bunu? Siz kimlere baskı uyguluyorsunuz?

  • Sebnem Bora Hepimiz çeşitli “baskılarla” yetiştirildik. Ve evet bir şekilde bunu aktarmazsak delirebiliriz diye düşünüyorum. Sorun şurada ki, gördüğümüz baskı oranında baskı uyguluyoruz. Yani sadece oranlar değişiyor sanırım.
  • Sebnem Bora Şahsen en büyük baskıyı kendime uyguladığımı fark ettim. Kendi üzerimizdeki ambargoları kaldırsak, belki başkalarına baskı yapma durumumuzu hafifletebiliriz. Ama bunun nasıl mümkün olabileceğini henüz çözebilmiş değilim. Çünkü “anlık” uyanmalar yaşayıp, büyük bölümü oyun içinde geçiyor hayatımın. Zihinsel tuzaklara daha çok yenik düşüyormuşum gibi geliyor. Benim durumum budur.
  • Hanife Altuntas aslında dışardan olduğu kadar içerden de baskılanıyoruz.ve bana bu görünmez oluşu nedeniyle daha tehlikeli gibi geliyor.görmediğiniz şeyle mücadele edemezsiniz dimi?
  • Anda Sakin Şebnem hanım sizinle aynı durumdayız, belki biçok insan da bu durumda. Böylesine güzel ve açık ifade edişinize hayran oldum. Hanifciğim, içten gelen baskıları da izini sürdük ve biliyoruz çoğunu buna rağmen engel olamıyoruz. değil mi?
  • Hanife Altuntas içten gelen baskıların çoğunu derken gölgelerimizden bahsediyordum.ve ben kendi adıma henüz tanışabilmiş değilim onunla.

Anda Sakin Gölgemiz egomuzun tersidir. Ben onların çoğuyla tanıştığını biliyorum (seni yakından tanıyan biri olduğum için). Bunun için fazla uzağa gitmek gerekmiyor 0-6 yaş aralığına uzanabilmek yeterli.

 

Don Juan ve Castaneda

Eğer 12 kitap elektronik ortamda olsaydı ve belli bir cümleyii aratabilseydik Don Juan’ın Castaneda’yı en çok uyardığı konunun şu olması muhtemeldi: “kendini fazla kaptırıyorsun!”

Kendini kaptırmak,dikkatini kaptırmak demektir aslında. Örneğin çok kalabalık bir salonda oturacak bi yer bulmuşsun. Fakat sonra bi ihtiyaç oluşuyor, tuvalet ihtiyacı gibi ya da kapıdan giren ve mutlaka görüşmek istediğin birisini yakalamak için yerinden kalkıyorsun..veee artık bi yerin yok! :)))

Cevap aslında basittir; bulunduğun yerden (kalkarken yerine bi şey atarsın, bir bekçi! Örneğin sandalyeye meşgul olduğunu göstersin diye ceketini ya da çantanı bırakırsın, o yerine göz kulak olmaya çalışır. Bilinç dünyasında ise bu bekçiye Gözlemci adını vermek istiyorum; Gözlemci hem yokluğunda olan biteni, hem de gittiğin yerde olan biteni gözlemlemiştir. Onunla sonradan istişare etme olanağın vardır. Tabi eğer kullanmayı akıl edersen.

**

‎Soru: “Savaşçı, kendi dünyasının nesnelerini özenle seçer. Çünkü seçtiği her nesne, kullanmak istediği güçlerin saldırısından korunacağı bi kalkandır.” Bu cümleye bi açılım rica etsem? Daha önce belki onlarca defa okumuş olmalıyım ama ilk defa duyar gibiyim.

Cvp: Çeviri tam doğru mu onu bilemiyorum (elimde orijinalleri yok) ancak savaşçıların çok büyük bölümü büyücü olmak ister (çok çok azı bilgi adamı olmayı arzu eder) ve eğer büyücü olacaksa DOST (ally)ları kendi isteğince kullanmayı öğrenecektir mecburen. Yani bu cümlede savaşçının kullanmak istediği güçlerin aracısı olan DOSTların saldırılarından da korunmak gerekecektir. Böylece savaşçının kendi dünyasına seçtiği nesneler, onun korunma kalkanı olacaktır. (benim şu anki yorumumböyle tabi başka açılımları da olabilir.

**

Gerçekte zor olan, toplanma noktasını hareket ettirmek ya da kişinin devamlılığını kırmak değildir. Gerçek zorluk, enerjiye sahip olmaktır. Kişinin enerjisi varsa toplanma noktası hareket ettiğinde sorgulanacak olaylar ortaya çıkar!(CC)
Oysa bizler ortaya “sorgulanacak olaylar” çıktığında bunu başarısızlık gibi algılarız. Dervişler neden birbirlerine dert diliyorlardı ki?

**

“Denetlenen delilik, tamamen kendini aldatma değilmiş demişti, her şeyin ayrılmaz bir parçası olarak kalırken, her şeyden ayrı olmanın inceden inceye düşünülmüş, sanatsal bir yöntemiymiş”(CC) her okuyuşta yeniden muhteşem diye bağırırım! Hayatımda gördüğüm en büyük manevra diyebilirim buna. (size komik gelebilir ama ataların düşmanı her zaman yenilgiye uğratan hilal biçimli kaç-çevir-yen taktiğine benzer)

**

Don Juan dölyatağına algılama kutusu diyordu. Rahim ve yumurtalıkların üreme döngüsünden çıkarıldıklarında algılama araçları haline gelerek evrimin merkezini oluşturabileceklerinden emindi. Kadınların üstünlüğü, bileşim noktasının yorumlama işlevini dölyatağına aktarabilme yetenekleriymiş.

“Algılama, yaşamımızda çok ufak bi rol oynuyormuş gibi, oysa ne olduğumuzun tek yanıtı; algılayıcı olmamız gerçeği! İnsanoğlu enerjiyi bütün olarak kavrayıp duyusal veriye dönüştürür. Sonra bu duyusal verileri günlük yaşama göre yorumlar. Bu yorumlama bizim algılama dediğimiz şeydir.” Diyor.

**

çömez, bilinmeyenle yüzleşmek için gerekli olan ilk 4 öğeyi ufak tiran aracılığı ile pratik eder, tiranın işlevi budur. Bu öğeler:

1 – denetim : tiran seni ayaklarının altında ezer iken kibirden kaynaklanan bir psikolojik yıkıma uğramamayı öğrenmeye ve sağduyulu kalmaya denetim denir. don juan’a göre tiran’ın aslında tek yapabildiği bedene işkence etmektir. tiran işkence ederken kişinin ruhuna işkence eden tiran değil gururdur, kendine acımasıdır.

2 – disiplin : tiran işkence ederken bile kafayı çalıştırıp tiranın zayıf ve güçlü yanlarını araştırmaya disiplin denir. “bi araba kötek yerken tiranın güçlü ve zayıf yanlarını gözlemleyebilecek duygusal kuvvete disiplin denir” der don juan.

3 – sabır : “dinginlikle, acele etmeden beklemek, olacakları neşe ve yalınlıkla ertelemektir sabır”

4 – zamanlama : gemlenen herşeyin koyuverildiği andır. disiplin ve denetimi bir nehir, sabrı bir baraj olarak nitelersek zamanlama barajın tiranı boğmak için patlatıldığı andır.(CC)

**

Kendini ve kendinin bütün uğraşlarında bilinçdışında taşıdığı o karanlığı bile göremeyen nasıl doğru görür? (G.Jung)

**

Odaklanma – Yeni enerji

Zoom (üzerine tıklayınız), On yıldır laptoplarım değişirken hiç kaybetmediğim bir görsel. Burada beni ilk andan itibaren yakalamış bi şey var?

**

inception’da o çelimsiz genç kızın, usta’nın rüyasına girmeyi başardığını hatta en dipteki rüyaya bile ulaştığına şahit olduk. Ve sonunda bir gurup ustanın müthiş senaryosunu da o çelimsiz şey kurtardı! İlginç değil mi?

**

ACI’yı neyden korunmak için icad ettik biz? Ve ona ihtiyacımız ne zaman kalmamış olacak?

İki gün önce sabah uyandığımda içimden şu sözgeçiyordu: “acı öğrenilmiş bi şeydir!” Fasılalarla bikaç kez yeniden belirdi ve gitti. Ben de hep yaptığımız gibi onu unuttum. İşte şimdi yeniden hatırlıyorum 🙂

**

Geçen gün öyle bi vizyon gördüm ki, güzelin ve düzenin peşinden koşturmamız ve üzerimize saldıran kaousun tavuk ayakları birbirine karıştı. Şu an farkında olmadığım bi çok şeyin farkına vardım. Ama nerdeler onlar? Şüphesiz dünyada tüm insanların içlerinde ve dışlarındalar. Hani bu aralar yakınımızdan geçen Elenin gezegenin ettiklerine bak! Herşey birbirini yutmakla meşgul. Ben hayatımda böyle bi şey görmedim. Bi de bana üçüncü dünya savaşını sorup dururlardı! Yani bu akla hayale gelmedik bi savaş. Delilik diyebilirim ama kelime öylesine kifayetsiz anlaşılabilir ki demiyorum.

**

Gözümün önüne bi sahne geldi şimdi:
Bi hastane, doktorun odası. Hasta içeri girmiş. Doktor ona bakıyor bi süre. Öyle bakışıyolar, derken doktor reçeteyi yazıyor: aynı anda ilaç olan reçeteyi: bi ses çıkarıyor, daha önce duymadığı ve bilmediği. İşte reçete buymuş!

**

Varoluş tüm seviyelerden sonsuzca devam eder,bundan eminim. O sebeple kesin çözümler sunuyormuşçasına yayın yapışımız kaotik bi etkiye sebep oluyor. Oysa mürşid ile müridin durumu tamamen kendine özel ve biriciktir. Başkalarının durumlarına örnek teşkil etmez. Yazılı eğitimden yana olmayan ustaları her geçen gün daha iyi anlıyorum.

**

Bilimkurgu ve Bilim hiç bu kadar birbirine yaklaşmamıştı! İti an çomağı hazırla!
(Teşbihte hata olmaz)

**

Savaş karşıtı olan Tesla, dünyadaki savaşlara son verecek teknolojik bir çözüm arar. Tesla, savaşlar, “sadece makinelerin rol aldığı piyeslere” dönüştürülebilir demiş ya… Dönüştürülmediği ne malum?! Spiritüel söylemlerin hepsi bunu doğrular nitelikte değil mi? 🙂

**

Oyunlar, dışa doğru değil (“onüçüncü kat” thirteenth floor” filmindeki gibi ) içe doğru büyüyor olabilir? Bu kendini ileri ve geri döllemelerin mekanizması insanı afallatıyor!

**