Kadınlarla ilgili

Küçük bir kızken ve büyürken, kadınların nasıl olup da bu kadar acımasız olabildiklerine şaşırıyordum. Özgürlüklerini tamamen kaybetmiş erkeklerin yürek paralayıcı durumlarına üzülüyordum. Fakat yine de yerine oturmayan bi şey vardı, kadınlar neden bu kadar kötüydü(!), yani durup dururken?! Sonradan bunun bir ödeşme olduğunun farkına vardım. Her şey yerli yerine oturdu 🙂

“uslandırılmış” kadınlar kaybettiklerinin acısını misliyle çıkarıyorlardı, tabi bilinçli değiller muhtemelen, ama psişeleri her şeyin farkında. Böylece köleleştirilen kadınlar efendilerini köleleştirdiler. Ne büyük bir öç alış!

**

Eğer ihtiyacınız olmayanları istemezseniz ihtiyacınız olan şeyler size gelecektir. Ama pek az kimse bu tamamen tutkusuzluk haline erişebilir. O çok üstün bir durumdur. Özgürlüğün hemen eşiğidir. (Maharaj)

Neden ihtiyacımdan fazlasını istiyorum? diye soruyoruz.

Açgözlülük, hepimizin ve son bin çağların en büyük handikabı! Birazcık geri çekildiğinizde onu her yerde iş başında görebiliyorsunuz. Ama yerinize geçince yine de kendinizi onun parıltısından alamıyorsunuz. Dün genç bi arkadaşımla konuştuktu buna benzer bişeyi; içimiizde bi boşluk var ve onu neyle dolduracağımızı bilemiyoruz. Çoğumuz parayla doldurulacağını çünkü paranın herşeye dönüşebileceğini düşünüyor, kimi cinsellikle, kimi dinle ve türevleri, kimi çocuğu ile (en korkuncu da bu sanırım) doldurmaya çalışıyor! Velakin dibi delik bi şey neyle doldurulabilir ki! :((

**

Peki çözüm ne? varsa eğer ve rahatsızsak bundan?

Ben kendi çapımda şöyle bi yol izliyorum: “boşlukla mutabık kalmak” yani bırakın boş kalsın! Diyorum. Tabi bu bazen sebepsizce hüzne daldırıyor fakat biliyorum ki az sonra geçecek. Oysa geçeceğini bilmeyenler (bilmediğim zamanlar)onu doldurmak yani hüznü dindirmek için bişeyler yapar bişeyler ister-dim. Bu metodu yıllardır uyguluyorum, bende olumlu sonuçlar veriyor 🙂

**

“Kadınla erkek arasındaki OYUN, acımasızca adaletsiz.

Çünkü bütün maçlar bizim için deplasmanda oynanıyor.

Dünya kadınların sahasıdır.

Ve bizi ne için doğuruyorlar sanıyorsunuz?

Doymaz iştahlarından. Gezegenin karnı doymuyor.

Onu biz erkekler besleyeceğiz!

Kanımızla, canımızla, terimizle, menimizle, saflığımızla sulayacağız toprağını.
Yaşarken de akıtacağız içine, öldüğümüzde de yatacağız içine.” (BKÖ)

**

Ben bu sonuca varıp BKÖ’yü yazdıktan sonra Clarissa Estes’le karşılaştım (dikkatinizi çekerim daha önce değil)… Bi şeylerle karşılaşma sıramız evrelerimizle doğru orantılı. Bi şeyi belirginleştirdiğimizde onun uzantısı ve test edicileri için adeta davetiye çıkarmış oluyoruz 🙂

**

En iyi film ödülü alan Zenne filminin yönetmeni şöyle dedi: “Çok kalabalık bi ekibiz ancak anladım ki bundan daha kalabalığız çünkü aramızda sizler de varsınız. İnsanının KENDİ ÜLKESİNDE KABUL GÖRMESİ harika bişey.”

“Dürüstlük bazen öldürür!” diyor fragmanında. Çevre hazır değilse evet öldürür çok doğru. Doğru söyleyenin dokuz köyden kovulması biraz daha yumuşağı bu olgunun. Fakat sıklıkla bu kavramın boşboğazlıkla karıştığı görülür. Belki aslında zaten iki şey birbirine karışmıştır; erken öten horozu keserler! Kahramanlarla kahraman olmaya soyununlar arasında bi çizgi. Ne desek boş, çünkü evrimin doğal acımasızlığı bu sanki.

**

Don Juan dölyatağına algılama kutusu diyordu. Rahim ve yumurtalıkların üreme döngüsünden çıkarıldıklarında algılama araçları haline gelerek evrimin merkezini oluşturabileceklerinden emindi. Kadınların üstünlüğü, bileşim noktasının yorumlama işlevini dölyatağına aktarabilme yetenekleriymiş.

O halde kadının sırtından sopa karnından sıpa eksik edemeyeceğin zamanda biter sonunda! Sizce kadınların algılama aracı haline gelerek evrimin merkezi olmalarından korkuluyor muydu?

**

Elinizde-kendinize karşı- her daim bi koz olsun 🙂 Yoksa rüya çekip alır sizi sizden. (tıklayınız)

**

Evre’ler

Bi şeylerle karşılaşma sıramız evrelerimizle doğru orantılı. Hayatımızda somut ya da soyut bi şeyi belirginleştirdiğimizde onun uzantısı ve test edicileri için adeta davetiye çıkarmış oluyoruz.

**

Evreler iyi anlaşıldığında gerçekliğe, doğru ve yanlışa, iyilik ve kötülüğe takılmaz olursunuz. Bireysel, toplumsal, gezegensel ve yıldızsal olarak birbirimizden farkımız yok, her şey evrelere tabidir. “Ne oldum deme, ne olacağım de!” atasözü aslında evrelerin hayatımızdaki işlevini gayet güzel ortaya koyar fakat biz bu sözü daha çok (başkalarını da yaptığımız gibi) evreler açısından değil, ceza ve ödül açısından anlamaya yönlendirildik. Evre, bir ceza ya da ödül olarak değil fiziksel bir gereklilik, yaratımın spiral doğası gereği mevcuttur. (tıklayınız)

**

Özgürlüğün bedeli çok yüksektir…

Özgürlüğe ancak umut olmadan rüya görmekle her şeyi hatta rüyayı bile kaybetmeye razı olmakla ulaşılabilir….. (Florinda Donner)

**

Hava böylesine kapalı, yağmurlu hatta dahada yağmurlu olacakmış gibi görünmesine rağmen bu kadar çok insanın avrasya maratonuna katılacağını ummazdım. Her zaman bir otomobil denizi olan yolun şimdi ellerinde kırmızı balonlarıyla ve rengarenk giysileri ile insanlar denizi olduğunu görmek beni yabancılaştırdı! Yani farklı bir kalp atışı farklı bir algılamaya itti. İnşallah seneye çok sağlıklı olmak ve onlara katılmak bu kez seyreden değil eylemlemleyen olurum. Harikasınız, asyanın bilincini avrupaya doğru koşarak birleştirenler. Müthişsiniz.(16.10.2011)

**

Oyuna katılmayanlar için (hatta katılanlar da bunu tam çıkarsayamamış olabilir) BAK’ın sorulara nasıl cevap verdiğini anlatmak istiyorum. Bir çok oyun modere ettiğim için yavaş yavaş bende bazı gözlemler ortaya çıkabilmeye başladı. BAK, sorulan bir konuyu, rollendirilebilmiş etkileşimleri kanalı ile gelişimini resmediyor ve nihayetinde şu andaki son durumu eğilimler halinde gösteriyor. Gelecek henüz netleşmedi. BAK’ın bunu bilmesi mümkün değil, bilseydi özgür iradeden bahsedilmesi olanaksızlaşırdı! Tüm dünya üzerindeki en son eğilimin, önümüzde belirginleşmesi bence müthiş kıymetli bir veridir. Bunu seçim öncesi araştırmalarına benzetebilirsiniz. Olay yaklaştıkça, eğilimler netleşir! Buna rağmen değiştirilemez değildir. Yeterli sayıda yapılan Radikal bir seçim her şeyi alt üst edebilir. Bodrumda yapılan her iki BAK’ın da gelişim ve sonuç tablosu yazılı olarak mevcut, şimdiye kadar hiç bir BAK’ın böylesi bir kaydı yoktu, çünkü tahtaya yazıyorduk ve biz üzerinden geçtikten sonra siliniyordu. Gerçekten ilginç durumlar var. Bu oyunu anlamak için kuantumun basit ilkelerini öğrenmeyi öneriyorum Çünkü bu bizi büyüden bilime geçirir.  (BAK nedir Tıklayınız)

**

Bir ormanin büyümesini bir agacin yikilmasindan daha az duyabiliriz. (Tibet atasözü)

**

Hintli bir şair şöyle der: “Her ne kadar dünyevi bağlar beni esir alsalar da, onlardan kendimi kurtarmam anlık bir meseledir. Bu bağları yönümü değiştirerek koparıveririm”.

**

Sen dinlemeye hazır olduğunda (kendine fayda olacak bişey bulmak umuduyla değil), emin ol herkes anlatmak için sıraya giriyor.
Bu arada, “kendine faydalı olacak bişey bulmak” umuduyla dinlemek kötü bişey değil, insan bu aşamadan geçmek zorunda, kızamık giibi, 7 sinde yetmişinde ama bi zaman bu yoldan geçilir. Hala bitmediyse bitmemiştir. Bunlar evrelerdir. Zorla güzellik olmaz, zamanı geldikçe olur, hem de ne tatlı olur 🙂

**

Bizim kültürde bazı kelimeler sözlük anlamını aşar şekilde kötülenmiş ya da iyilenmiştir. Bunu pek tabi anneler yapıyor. (ana dili). Örneğin oyun kelimesinin, kandırma kelimesinin lanetlenmesi buna bi örnektir. Bu cümleden olmak üzere “fayda” kelimesi de bize bencillik anlamında kötülenmiş olarak girer (0-4 yaş arasında), sonra hayat boyu fayda sağlamak için teşvik görürüz! Oysa bunu sağlamak kötü bişeydir (içimize yer eden saklı anlam), böylece araya kısılırız. ve sonu gelmez acıma ve acındırma serenatları başlar. Oysa birey bilinci sağlanmadan, benlik (yana yana aşkla) oluşmadan, kendimizden muaf nasıl dinleyebiliriz? (dinlemek,sevmektir derim her yerde)

**

Bu durumu anlamak için yaradılışın İKİ öğesi olduğuna aymak lazım (anlamakla olmuyo). Birinci öğesi; herşey olmaya muktedir olan, aklımıza dahi gelmeyecek sonsuz potansiyeli içinde taşıyan (buna hamur demiş idim) ancak içinde niyetli/amaçlı eğilim taşımayandır. İkinci öğesi ise; OLduran dır, yani bilinçli gözlemci. O niyet ve amacı doğrultusunda birinci ilkeden parçalar koparır. Böylece oyun/hayat/rüya dediğimiz gerçeklik oluşur. İnsan, ikinci ilkenin sorumluluk ve onurunu kabul etmedikçe, üçüncü seviyeden mezun olamaz yani önce Bilinçli insan olma ön  koşulunu yerine getirmelidir. Ancak bundan sonradır ki (güneşi yuttuktan sonra), sonraki rüyaları/gerçeklikleri, kendini yüceltmek mi yoksa birlikteliği yüceltmek için mi inşa edeceği seçimi gelir. Bu seçim kendiliğindendir, bunu düşünüp dert etmeyin. Üstelik aralarında hiçbi fark da yoktur.

**

Acı ve sevinç OYUN ölçer malzemesidir.
Çok sayıda insan yutarak büyümüş bilgiler ACI sayesinde eritilir.
Eriyen bilgi SEVİNCE dönüşür.
Acı çeken insan BİLGİ eritmektedir. Sevinç ise kısa sürer; çünkü BİLGİ tam eritilmez özüne dönmez, bilgi leşi olarak dışa atılmaz. Bu sebeple eriyip tortulaşan BİLGİ yeni bilgiler oluşturup yeni insanlar yutmaya başlar.
Bu aşamadan her geçiş İnsanın kapsama oranını etkiler.
Bilgi edinmek değil bilgi eritmek kapsama oranına etki eder.
Az şey bilen farkındalığa giden yolda şanslıdır; ancak AVCIlara yem olma konusunda şanssızdır.
Sonuçta hepsi aynı yere çıkar. (Oyun Kuramı)Tıklayınız

**

Bilmek isteyen!

“Bilmek isteyen” ve “Teslim olmak isteyen” yönlerimiz her an iş başında ve her an kavga halindeler. İkili büyüme spiralinin gereği galiba bunlar. Bilmek isteyen yanımızı harekete geçiren “şüphe” dir. Bu sebeple din ve türevleri onu şeytan ilan ettiler. Peki şüphe dışında bir başka tetikleyicisi yok mudur “Bilmek isteyenin”?

Sorum baki kalsın, bir tali yola gireyim; spiralin bu iki yönü, eril ve dişil olarak bilinir. Teslim olmak isteyen dişil yöndür. Ve işin ironisi, o bilinmek ister! O halde biz bunu neden dualitik yaşıyoruz? Neden bi kavga var sanıyoruz?

**

Galiba gerçekten bilmeyi isteyenin tetikçisi meraktır. Oldukça saf ve çocukça, bilmeme halinin aydınlatılması için içten gelen dürtüdür merak.

**

Az önce son derece yaratıcı bir reklam sloganı duydum, diyor k: “açsan sen değilsin” 🙂 süper… Tabi bu durum fiziksel, duygusal, mental vs tüm vechelerimiz için geçerli.

“karanlıkta insan olmak zor” diye bi şiirim vardı, onu anımsattı bana 🙂

Açlık, çoğu kez akıl mekanizmasının pas geçilmesine sebep oluyor. Örneğin cinsel açlık çeken biri rahatlıkla “bana bişey olmaz” davranışı içinde oluyor. Burada sanırım ana fikir akıl mekanizmasının saf dışı kalmasıdır. Ancak bunun belki iyi tarafı da akla uygun olduğu halde alışkanlık çukuruna düşmüş şeylerin bünyede yarattığı bozunuma tersten bi tokat çakması denebilir!

**

Bi şeyin senden bağımsız mutlak bi anlamı hatta varlığı olabilirmiş gibi konuşuyorsun. Konuşmayı geçtik bi de dayatıyosun. Sen masumsun. Ben yorgun.

**

Bazen “köprüyü geçinceye kadar ayıya dayı demek “gerekir. Önemli olan “köprüyü geçinceye kadar” kısmını akılda tutabilmektir. Bu samimiiyetsizlik değildir, bir savaşçının kararlılığıdır. Savaşçı olmayanlar daha köprünün yarısına gelmeden köprü fikrini unutmuş olurlar.

**

Aldığın cevapların doğru olduğunu sandığın için sorma! Hoşuna gittiği için, sende bişeyleri hatırlattığı için sor. Böylece başka cevapları da duyabilir o güzel kulakların.

**

Gizemini koruyan şeyler

İnsanın koku derinliği koku alma yeteneğinde değil de, kokunun bağlantılarında ortaya çıkar. Birincisi, koku duyumuz, diğer dört duyumuzun aksine, doğrudan beynimiz üzerinden gerçekleşir. Yani, koku organımız olan olfaktör sinirler beynimizin ön parçasının doğrudan uzantılarıdır. Bir başka deyişle, kokuyu beynimizi kokuya daldırarak ve değdirerek alırız. Burnumuzu bir kokuya uzattığımızda beynimizi yakınlaştırmış oluruz. İkincisi, koku duyumuz beynimizin duygusal durum merkezi, hafıza, tat alma ve nörolojik dengeden sorumlu bölümüyle ilişkilidir. Koku duyusu konuşma merkeziyle ya da beynin bilinçli kısmıyla çok az ilişkili olduğu için, kokuyu ölçmekte, tanımlamakta, anlatmakta, ayırmakta hayli zorlanırız. (Tıklayınız önemlii)

**

Gülmek bi ilaç evet, nefes gibi belki ondan bile öncelikli. Niye derseniz, güldüğünde vücudun özellikle göğüs bölgesine tazzikli nefes pompalanıyor, hüngürtülü ağlamalar da aynı işlevi (hatta fazlasıyla) yapar.
Galiba insanları ağlatmak güldürmekten kolaydır o sebeple bildiğimiz insanlık oyunu bunun örnekleri ile dolu.
Evet insanları güldürmek de mümkün, özellikle bu öyküdeki (Baubo-Tıklayınız) gibi bel altını gıdıklarsan. Eh hep demiyo muyuz, dünyadaki total nüfusun %70 inin sakral merkezi tanımlı diye! Hatırladınız mı şimdiiii? 🙂

**

Reddettiğin kendinden büyük bölümünü gördüğün bir aynadan (insan-olgu) nefret edersin. Kendinde olduğunu bilmediğin ancak olmasını arzu ettiğini gördüğün aynaya aşık olursun. Bunların hafifletilmiş halleriyle zaten çevrelisin, her yanında onlar var. Henüz hiç şüphelenmediğin yanlarını görebileceğin aynalarla karşılaşmadın! Kendi bütünlüğüne vardığında ise ya aynada kendinle karşılaşamazsın (vampirler gibi) ya da her aynada kendini bütünüyle görürsün ve bu normaldir, gözün kamaşmaz (kamil insan).Güneşe gözlüksüz ve zamansız bakabilen olursun.

**

Kıyametin nasıl bi şey olduğunu anlamaya başlıyorum galiba. ŞÜPHEyi içimizden kaldırıverdiğimizde olacak bişey bu! Bizleri birbirimizden çeşitli mesafelerce ayıran şey şüphe değil mi? kimisiyle bir mete kimisiyle 300000 kilometre ama neticede bi mesafe, bi aralık! Tut ki şüphe aldı başını gitti (belki başka bi gezegende uyanması gereken biri vardır!) birdenbire bizleri ayrı tutan lastik pat diye salıverildi ve olduk mu BİR? Heyy yavrum hey 🙂 Çok şiriniz çoookk

**

İyi ki meşgulsünüz sevgili Ayşe Arman

Gözlerini kapat ve bana 20 yıl sonra nerede olduğunu söyle
DOĞAN Cücenoğlu’yla hiç tanışmadım. Arkadaşım Aylin, onun bir yazısını gönderdi. Haziran sonunda Facebook sayfasında yayınlamış. Yazı beni çarptı. Biraz kısaltarak size aktarıyorum. Akatlar’da yürüyordum… Kadın beni tanıdı ve selamlaştıktan sonra, …
Gerisini adrese tıklayıp okuyabilirsiniz 🙂

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/18959735.asp

İyi ki meşgulsünüz Ayşe Hanım çünkü kızınızla ilgilenseniz herkesin yaptığı/yapacağı gibi onu aşırı annelik güdüsüyle boğacak/ nesiller boyu yaptığımız gibi sizden bi tane daha olmasını sağlayacaksınız. İyi ki meşgulsünüz, ve gayet müsterih olun, o sizden bağımsız kalırsa gerçekten “O” olacak. Varsın 20 yıl sonra keşkesi olsun ya da sizi suçlasın, onun özgürlüğü için göze alınacak ufak bi risk bu! Lütfen meşguliyetinize devam ediniz, sizi seviyorum.