Öyle ya da böyle-3

Zorunlu hareketlerden geçer not almadan, ağzınızla kuş tutsanız özgün hareketlerinizden madalya alamazsınız. Madalya umrumda değil mi diyorsunuz? O halde bunu size hatırlatırım. (Madalyadan muradım “onay” dır)

**

Hani bi laf vardır; “bi, tekne sahibi olduğunda, bir de onu satabildiğinde sevinirsin” diye! ben de aynen bu tespitteki gibi; bi, dengem bozulduğunda, bir de dengeye geldiğimde sevinirim 🙂
Bakınız; dengesizlik konumu

**

Daha bi ayna nöronumuza hakim olamıyoruz, ama vır vır her konuda ahkam kesiyoruz. Komik değil mi? Oysa geç aynanın karşısına bak bakıştır, makyaj yap! Sana ne alemin nöronlarından!

Annem “biraz türk dizisi izle kızım” diyor, dinlenirmişim,huzur bulurmuşum 🙂

Şimdi ona “ama ayna nöronlarrrr…” diye bi itiraz cümlesine başlamaya cüret etsem eminim şöyle diyecek (her zaman öyle der): “Amaaaaan Sibel!”

**

Ayna nöronlarım fazla çalışıyor gerçekten de, onları yatıştırmak için sık sık “uyusun da büyüsün” ninnisini ezberden okumak zorunda kalıyorum.

**

Besin zincirinde böcekler bizden sonra yer alıyor, bunu hiç düşündünüz mü?

**

Bi akrep arkadışımız vardı, “ver kurtul” derdi. Hayatına baktığımızda veremediği için kurtulamadığını görürdük (kulağı çınlasın). İnsan kendi ilacını tam ve net olarak biliyor, üstelik de bunu hep söylüyor(çoğu kez başkalarına tavsiye şeklinde oluyo bu). O sebeple insan mahir bi hafiye gibi kendi izini sürmeli.

**

Güncellerden bi demet

Akpden değil, açgözlülükten, kıskançlıktan,   yüzeysellikten, tamahkarlıktan, dinlemeden yargı koymaktan ne zaman kurtulacağız deyin.

**

Korkunun ecele faydası yok. E hadi şimdi algımızı özgürleştirmeye niyet edelim.

**

Bana sıklıkla fal baktırmak isterler, ben de “geleceği neden merak ediyorsun” derim. Doyurucu bi cevap aldığım hiç olmadı :)))

Yani aslında şunu demek istiyor olabilirim “geleceğin zaten besbelli ve bunu sen de biliyorsun!”ve bundan hoşnut değilsin, onu senin adına benim değiştirmemi umuyor olabilirsin. Ne çare ki bu olamaz.

**

İşin sırrı, “Yalnızca yürek taşıyan yollarda yürürüm” sözünde saklı. “Son kerte gizemli bir varlığım ben ama yine de bir böcekten daha önemli değilim” der DJ

**

Sözcüklerin bizi tutsak etmesine izin vermeyelim, onlar araçtır ve bize hizmet etmedikleri müddetçe onları kullanmak mecburiyetinde değiliz 🙂

**

Dış konuşma olmasa bile sürekli iç konuşma halindeyiz, bu ise bizi “GÖRME”den mahrum kılıyor… Evet ama gerçeği görmeye hazır değilsek (yeterli erkimiz yoksa) bu gürültü bizim korunma kalkanımız olur! Böylece sonsuzluk bizi parçalayıp yutmaz! Bizi damızlık olarak bırakır! Bırakır ki, çocuk yapalım. Belki onlardan biri yeterli erki biriktirebilecektir diye 🙂

**

Eğer bişeye tapmak mecburi olsaydı ben meyve ağaçlarını seçerdim

**

B-akmak

Eski bi yazımızdan, DJ’ın görme kavramı için: bakınız

Aslında “bakmak” denilen olgu katagorize etme kavramını çağrıştırıyor bana. Sanırım bir toplantımızda söylemiştim, bi şeye ilk bakışımızda (eğer gerçekten ilgiyle bakmışsak) gerçeğe (görmeye) çok yaklaşıyoruz. Sonra o kişiyi ya da şeyi bildikler sınıfına aktarmak için yoğun bir çabaya girişiyoruz; örneğin yaşı, tahsili, mesleği, medeni durumu, burcu ya da bileşiminin hangi madde olduğu, kim tarafından imal edildiği, ne için kullanıldığı gibi… Bütün bu cevapları bulduğumuzda o kişi/şey için beynimizin kıvrımları arasında bir klasör açıp oraya aktarıyoruz ve bizim için herşey neredeyse orda bitiyor! Artık o şeye bir daha  gerçekten bakmıyoruz bile -bırakın görmeyi- diğer tüm bakışlarımızda kaynaktan eski bilgiyi çağırmakla yetiniyoruz. O kadar tembelleşmiş durumdayız ki, her baktığımıza b-akamıyoruz!

Örneğin ben hep ilk görüşte aşık olmuşumdur ve kişiyi/objeyi/fikri gözlerimle görmem de gerekmemiştir aşık olmak için. İşte bu deneyimim üzerine düşündüğümde bir zamanlar önüme çıkmış olan NHAHYU kavramını hatırlamadan edemiyorum. Nhahyu, hissetmek de diyebileceğim, tüm duyu organlarını kapsayacak biçimde bütünsel bir algılama imiş. Bu arada Sinestezi geldi aklıma, gerçi bildiğim kadarı ile bütünsel bir algılama değil, daha çok iki tür algıyı eşleştirme şeklinde görülen vakalar bunlar. Belki de nhahyu için bir basamaktır, kim bilebilir ki?

Burada DJ’nin kullandığı “görme” durumunun gözlerle ilgili olmadığını hepimiz öğrendik artık, bu daha çok “dinleme” ile ilgili geliyor bana. Tüm hücrelerin, tüm bildiğin ve bilmediğin duyu organlarınla DİNLEME… Keşke yapabilsek.

Akıntılar

Değişip dönüşebilmek için “Sarsılmaz” bir niyet olmalı ve hedefe de kitlenmeden, andaki çabalarından zevk alınmalı. Ancak bu şekilde yumuşak ilerleme sağlanır. Sert ilerlemeler adı üstünde kazalara tabidir ve acılıdır. Kayıp olma olasılığı yüksektir. Malum risk yüksekse kazançta yüksek anlamına gelir ama kaç kişi için? Biz kaybolmuş milyonları, milyarları değil, kazanmış bi kaç kişiyi duyarız yanlızca.

**

“Tarımın kadınların bir buluşu olduğu doğrudur” diyor M.Eliade. “Av peşindeki ya da sürülerin gözcülüğündeki erkek, hemen hemen her zaman evinden ayrıdır. Kadın, sınırlı ama keskin gözlem yeteneğiyle, doğa olaylarını, tohumun dökülüşünü, büyümesini, meyve verişini gözlemler va aynı süreci yapay olarak denemeyi dener!” (Bu konudaki naif masalımıza bakınız)

**

“Ey Anne! Dünyanın nedeni ve Annesi!
Sen tek ezeli varlıksın,
Sayısız yaratığın Annesi
Tanrıların yaratıcısı; Yaratıcı Brahmanın
Koruyucu Vişnunun ve yıkıcı Şiva’nın bile!

Ey Anne, seni öven ilahiyi söylemekle dilimi temizliyorum
Ayın yalnız beyaz gece lotuslarından hoşlanması
Güneşin yalnız gündüz lotuslarından hoşlanması gibi
Ve bir şeyin yalnız belirli bi şeyden hoşlanması gibi
Sen de Anne, tek başınabütün evrenin
Bakışlarından hoşlandığısın.”

(Tanrıçaya adanmış Hint ilahisi)

**

Acil talep telgrafı

Bişeyden kokusunu(esans) çıkardığınızda, dokusunun nasıl birdenbire ortadan kaybolduğunu anlamak için ressam şirine dikkatlice göz atmanızı öneririm. 🙂
https://blog.sonsuz.us/?p=4447
Can kardeşin dediği gibi, istediğiniz şeyi/nesneyi zihinde tuttuğunuz takdirde evren ona zaten sahip olduğunuzu çıkarsıyor olabilir. Biz zihindeki şeylere gerçek demiyoruz ama daha üst bi noktadan hepsi “gerçek”olarak algılanıyor.
Bu sebeple, arzuladığınız bi şeyi hemen zihninizden kovun, onu aklınızda evirip çevirmeyin, secret saçmalığına girmeyin derim.
Eğer o şeyi gerçekten arzuladıysanız (gerçek ihtiyaçtan oluşmuşsa-susamak gibi), o bir anlık arzu, evrene acil talep telgrafı gibi ulaşır ve bu talep artık geri çevrilemez, bir zaman mutlaka gerçekleşir(!).