Bilinmeyen-Nagual

Bilinmeyenden aşırılan parçalara isim verilip tanımlamalar yapılarak bilinenler dünyasına dahil edilir ve bunların hepsi doğrudur, birbirleriyle çelişkili görünseler dahi! (bütünselliğe dahildirler, doğru ancak eksiktirler). Bilinç dünyası böyle oluşuyor (oyunlar). Bunda hiç bi yanlışlık göremiyorum. Diğer taraftan eğer birileri -özellikle eril üşünce- bu isim konarak ithal edilmiş parçalar sayesinde bilinmeyenin alanını küçülttükleriini sanıyorlarsa şimdilik buna katılmıyorum. Bilinmeyen her zaman aynı boyutta -boyutsuz ve tanımsız-kalacaktır ki bu onun -yokluğun- ve bizim -varlığın- mucizevi sistematiğidir.

*

2008 den bu yana kişisel yol öykülerim bu adreste, daha öncesinde agnia.blogcu ve ondan öncesinde internet Türkiyeye geleli beri felsefe ekibi gibi ilgimi çeken birçok sitede yer alıyor. Binlerce yazı ve yorum var ve hepsi bilinmeyen bi şeyin içinde yol alırken etrafa can havliyle saçtığım pirinç taneleri. Eskiden bunları önemsiyordum çünkü kendimi yakalayabilmek için ihtiyacım vardı. Son bikaç yıldır ise sadece eğlencemin küçük bir bölümü oldular.Artık arayışta olmadığımı kabul etmek bazı yakın dostlarım için kabul edilmesi zor oldu biliyorum. Yorulduğum için değil sanırım farklı bir evreye geçtiğim için “gerçek” arayışını bıraktım daha doğrusu o arzu beni bıraktı 🙂
Fark etmez.

Entegral üzerine bi sohbet

  • Murat Uhrayoğlu Yani demek ki, herşeyi toplumlar ve marks’ın öngördüğü gibi, sınıfları dahil birleştirip parçalarına ayırmak teorik olarak mümükün anlamına gelir ki, modern anlamdaki yorumu, sosyalizm ve sosyo-ekonomi’de ve hatta mikro-iktisatta bunun uygulamaları mevdut olduğu görülür.. Daha özel anlamda psikolojik yorumu ise, tüm yaşamış olduğumuz hayatımızın (egomuz), kendi hayatımızın bu genel çözümlerden (süperego veya toplu bilinçaltı) kendi seçmiş olduğumuz özel değerlerin verilmesinin bir integrali olduğunu da düşünebiliriz..
  • Sibel Atasoy Evet şimdi anlaşılır oldu teşekkürler. Tabi bu brleştirip ayrıştırmaişi bildiğimiz dünyanın tüm oyunlarını kapsayan üst oyun olagelmiştir. Kendimizi zeki bulmak için bu işlemlere ihtiyaç duyuyorduk muhtemelen, merakımız ve bu motivasyon bizi yaşadığımıza ve değerli olduğumuza bizi ikna ediyordu. Sizce bundan sonra da bu motivasyonu derinleştirerek sürdürecek miyiz yoksa başka şeyler mi bekliyor bizi?
  • Murat Uhrayoğlu Evet yapboz şekline bir oyun teorisi aslında her şey. ama burda bir nokta var: Oyunun kurallarını kendimizin belirlkemesi bekleniyor birisi tarafından ve oyun genel anlamda izleniyor dışarıdan. Ama sebebi ne: bunu bilmek mümkün değil, çünkü oyunun dışına çıkamıyoruz..
  • Sibel Atasoy Oyunun dışına zaman zaman çıkabiliyoruz, rüyalarda vizyonlarda. Mesele oradaki değişik algıyı oyuna döndüğümüzde hatırlayabilmekte. İşte kendini disipline etmek de bu yüzden hayati. Ben bilmediğimizi söylediğiniz sebebi tahmin ediyorum fakat oyun içndeyken bundan tam emin olmak da tehlikeli

  • Murat Uhrayoğlu

    Bunu bir somut örnekle anlatayım 2002 yılında bir grafik firmasında galaksi isimli bir çocuk oyunu tasarlamıştım. Oyun uzaydaki belirli galaksileri ilerleyerek ele geçirme üzerine kurguluydu. Spiral şeklindeki kendi üzerine kapanan bir sarm…Devamını Gör
  • Murat Uhrayoğlu Peki rüyalardaki görümlerin oyunun dışı olduğunu nereden bileceğiz? Çünkü onlar günlük hayatın işlemesiyle bilinçaltımıza giriyor, oysa bence dışarısı evrenle ilgili bir yer olmamalı, yani tanımlanması mümkün olmayan bir bölge olmalı?

  • Sibel Atasoy Katılıyorum.Ben de tam bizi izleyenler kim diye sormaya hazırlanıyordum. rüyalarda tanımlı ve yarı tanımlı diyebileceğmiz farklı bölgeler var, tanımsız bölgeye ise gitsek de bişey getiremiyoruz. Yani hatırlayamıyoruz böylece onu dünyanın malı haline sokamıyoruz
  • Murat Uhrayoğlu he bende o noktayua gelmiştim işte, çünkü evrenin bizden çok daha gizemli bir üst boyuttaki şuurlu varlıkları içermesi gerekiyor ve bu da bir izlenmeyle sonuçlanmalı bence, çünkü daha bilişnçli olan az olanı kontrol eder, örneğin: hayvanlar ve biz gibi. yani bu tanımsız bölge ile hiç bağklantı kuramıyoruz o zaman somut olarak? bunu mu kastettiniz?
  • Sibel Atasoy Aynen öyle, bilinç yolculuğunun insan ömrüyle kıyas kabul etmeyecek bi yolu olmalı ve böylece söylediğiniz çıkarsamayı yapmamak için bi engel yok. Aslında her şey frekanslarla ilgili. Bunu yıllardır hissediyor ve biliyorum. Örneğin rüyada ya da alacakaranlık bölgede farklı bir frekansa kaydığınızda bir hayvanla rahatça aynı dili konuşor gibi anlaşabiliyorsunuz.
  • Murat Uhrayoğlu Mesela size bir sorayım: Hiç yeterince gerçek olduğunu düşündüğünüz bir rüya oldu mu? Bence gerçeklik te bir derece göreceli neye göre ne gerçek esas sorunda bu zaten!
  • Sibel Atasoy Tanımsız bölgeyle her an temas halindeyiz fakat bilincimize alabilmek en küçük ölçü birimi neyse onu ve ancak binlerce yıl yaşamakla mümkün oluyor
  • Murat Uhrayoğlu Peki buna göre ölüm ve sonrası nasıl bir şey sizce? Şu kutsal yazılar filan ne derece doğruyu sölüyor, mesela bunu hiç bir zaman deneyimleyemiyoruz..
  • Sibel Atasoy bütün rüyalarımı gerçek gibi yaşıyoru ben, orada çok müfredatlı dersler ve çalışmalar yapılıyor ancak -belki kişisel olarak benim tercihimle- detaylarını hatırlayamıyorum. Fakat etkilerini hayatımın her anında görmek mümkün
  • Murat Uhrayoğlu Şöyle söyleyeyim ben mesela çocukluğumdan veri kuran tevrat incil neredeyse tüm kutsal metinleri okudum, araştırdım. Fakat bir gün düşündüm ki, yaratıcı neden tüm bunlara gerek duyuyor, yani evren neden var. Oysa onun buna ihtiyacı yok görülüyor, çünkü soınsuz. O zaman insan kendi varlığından da şüphe ediyor. Yani düşünün her şey zamanla yok olup gidiyor. Bunda ne gibi bir üstün amaç olabilir ki?
  • Sibel Atasoy Murat bey, her şey onu deneyimleyene yüzdeyüz doğrudur. Fakat insanlık özellikle yazının icadıyla AN’dan koparılmıştır bu sebeple EYLEM (ki bana göre ilahi olanın bir bacağı-fact)ikinci plana düştü ve insnlar 115 inci ağızdan kulaktan kulağa oynamaya başladı. Bu uzun ve acıklı bir öyküdür. Çok yazdım ben bunları. İnsan bilinmeyenden korktuğu için, onu ister istemez şekle sokar, mümkün olduğunca kendine benzetir. Bu sebeple gerek animistik çağda gerekse onun devamı tek tanrılı dinlerde tanrı/lar insana benzerller 🙂 Onlar gibi arzuları, korkuları, merhamet ve gazapları vardır. Bunu anlamak o kadar da zor değil
  • Murat Uhrayoğlu

    yani insanlık tarihi saklanıyormu bizden. Ben özellikle çok aydın bir bilim insanı olarak gördüğüm newton üzerinde çok araştırma yaptım. Newton sürekli fizikten çok eskli antik bilgeliklere başvurmamızı söylüyor hakikati anlamamız için, pla…Devamını Gör

    Sibel Atasoy bu soruları ben de gençken çok sordum 🙂 Şimdi cevabı biliyorum ama söylesem de faydası olmaz çünkü çok basit! İnsanoğlu karmaşık şeyler istiyor ki onu çözebildiğinde kendini değerli hissedebilsin. Gerçekten de oldukça sakatlanmış bi özle karşı karşıyayız ve bunun için yapılabilecek bişey yok

  • Murat Uhrayoğlu ve acaba bu sır insanın kendi içindeki saklı olan bir enerji formunda mı? Bunu bir ara ciddi olarak düşündüm ama insandaki enerji bölgelerinm yani şu uzak doğunun çok eski metinlerindeki çakraları bilmekten geçtiğini düşünüyorum bence insan evrendeki en müthiş makine ve o sırrı açabildiğinde sonsuz enerjili bir elektrik trafosu gibi çalışan bir makine bence.. basitlik diyorsunuz siz? Çok ilginç, ben hep tersini düşünmüştüm.. zamanınızı almıyorum değil mi sibel hanım? aslında bunlar hep bir uzmana sormak istediğim konular ama pek muhatap bulamamıştım, sizin fikirleriniz bu konuda değişik geldi bana…
  • Murat Uhrayoğlu Teşekkür ederim, bu kısa sohbete katıldığınız için çok memnun oldum, tekrar görüşmek üzere, fikirlerinizden istifade edeceğim..

  • Sibel Atasoy bi telefon girdi araya pardon
  • Murat Uhrayoğlu tamam devam edebiliriz, basitlikte kalmıştık sizce neden basitlik bu kadar önemli?
  • Sibel Atasoy Cevap çok basit demiştim.
  • Murat Uhrayoğlu evet ama açmadınız orasını ve sizce evren de basit mi, yani matematikle anlaşılabilir mi? çünkü ben buna yönelik bulgular elde etmiştim, newton da bu yönde düşünüyor?
  • Sibel Atasoy ben bi soru geldiğinde o an cevabı görürüm şu an hatırlamıyorum yeniden sorulması lazım. newton şükphesiz çağına göre çok ilerdeydi ama kuantumdan sonra artık daha farklı düşünmeye başladık
  • Murat Uhrayoğlu basitlik demiştim neden önemli ve evren gerçete basit mi, yani 5 duyuyla anlaşılabilir mi? Çünkü çok zaman bunu gözden kaşırıyoruz, özellikle ben
  • Sibel Atasoy Bi ara şu yazı aklıma gelmişti tlf araya girmeden belki göz atarsınız https://blog.sonsuz.us/?p=5403 benim yazdığımı unuttuğum binlercesi var böyle )

  • Murat Uhrayoğlu Kuantumla birlikte maddenin enerji formunu anladıkm, ama onun da anlaşılamayan yönleri yok mu sizce, yani herşeyi tam açıklayabildi mi?
  • Sibel Atasoy beş duyu yetersiz.ben tatmin oldum
  • Murat Uhrayoğlu kesinlikle bunu bekliyordum vevap olarak fakat newtona ka
  • Sibel Atasoy asllında cevabı sizde buldunuz ama bu kadar basit olmamalı diyorsunuz
  • Murat Uhrayoğlu kadar bilim dünyasını n 5 duyuda takılı kalması belki de antik felsefeden bize miras kalan bilgeliklerin anlaşılmasını engelledsi, veya birileri engelledi düye düşünüyorum, çünkü dünyada hep birilerinin çıkar amacı güdülmüş tarihte onu gmörüyorum,,
  • Sibel Atasoy Zihinin, insana sonradan ilave edilen bi aksam olduğunu düşünüyorum. Eğer onu bi makine olarak görüyorsak ki öyledir. Zihin ya önceleri yoktu ya da aktif hale gelmemişti. Ki ayna nöronları da daha sonra aktiflendi
  • Murat Uhrayoğlu

    Okudum, yazınınz çok güzel anlatıyor aslında meseletyi. şu giden ve dönen için yorumunuz newton’un dünya felsefesindeki şu ifadesine benziyor diyor ki: “Her ne kadar madde ve ruh içi içe görünse de evden dışarı çıktığınızda, hep o beklediği…Devamını Gör

    şu akıl yürütmeniz de ilginç: Ve şu soruyu yöneltiyorum: “Ne olduğuna bi türlü karar verilemeyen büyük montanlı bilgiler, dönenlerden gidenlere aktarılıyor olabilir mi?”

  • Sibel Atasoy o katı çarklar var ancak onu o hale getiiren milyarlarca insanın iradesidir ve bunu da anneler yapar! Artık maalesef mi yoksa Allahtan ki mi dersiniz bilemem. evet aniden inen bilgiler, bunlar moral-ahlak anlamında da olabilir bilimsel de teknolojik de ya da sanatsal da olabilirler, tarih ve şu an bu gibi montanlı inişlerle dolu
  • Murat Uhrayoğlu ama bazı aydınlar onları kırmış tyarih içinde ve genelde evren üzerinde felsefeyle düşünülerek yapılıyor bu zannedersem, zaten bu yüzden birleşik bir alan teorisinin peşine düşmüştüm ki, gerçekten 11 yıllık bir çabadan sonra evren hakkında kuramlar oluşturmaya başladım, ama dediğiniz tüm o çarkları kırdıktan, hatta anne baba ve dini olanları da sonra başladı herşety gelmeye..
  • Sibel Atasoy kuntumun ana felsefesini iyi anlamak lazım
  • Murat Uhrayoğlu bence çarklar toplumları katı bağnaz kuralları ve önyargılar ile yasakçı zihniyetler olsa gerek, çünkü etrafımızda öylesine çok ki ama hiç kimse de bunları yadrgamayı düşünmemiş, o yüzden derine inilemiyor bence, çünkü düşünmek öğretilmiyor. Dolayısıyula, düşünmeden de bilim ve felsefe yapmak kolay olmuyor.. sadece eski sabit kurallar okullarda ezberletiliyor, örneğin kuantum kuramını kaç öğrenci tamö anlayabiliyor, veya anlamak için ne lazım onuyda bilmiyor
  • Sibel Atasoy kuvvetleri yalnızca fizik kanunları olarak görürseniz birleşik alan teorisini bulsanız da işine yaramaz bence. Mesele onu kendinize, insani bütünlüğünüze tercüme edebilmekte…siz yapın 🙂 bırakın başkalarını. Çünkü bunu yapabilmek için gereken herşeye sahipsiniz
  • Murat Uhrayoğlu Evet tabi aslında toplumu yargılamak easas iş olmamalı. Esası töze ulaşmak esas sonsuz öze yani. Tabi bence kuantum kuramının en dip noktası artın evrenin bittği nokta ve sonrasında paralel evrenler başlıyor, fizik bilgimiz bu 5. boyutun sınırına kadar matematik olarak, sonrası metaya girdiği için bilim felsefesi hep bu konuda belirsiz kalmış, tanrıyla sonlandırmak zorunda kalmıştır bu konuyu..
  • Murat Uhrayoğlu Ben zaten onu bulduğuma inanıyorum, ama anlatacak kimse olmayınca anlaşılmaz bir kağıt yığınına dönüşüveriyor, mesele burada işte ve bu nokltada yine toplumu yargılamaya geri döndük, yani başa..
  • Sibel Atasoy Yol hem yok hem de sonsuz
  • Murat Uhrayoğlu ikisi nasıl birlikte olabiliyor ki?
  • Sibel Atasoy sizi anladığımı sanıyorum 🙂 Ben her daim sizi dinlerim. Aramayı bırakırsanız sadece şu an ve burası var yani nokta, yol filan yok. Aramaya başlarsanız sonsuzca yolunuz var. Her bulduğunuz yalnızca sizin için olacak ve nihai olmayacak
  • Murat Uhrayoğlu Ben de öyle çünkü şu an aynı lisanı konuşabiliyoruz, seviyemiz< öyle, zaten önemli olan da bunu yakalayabilmek, inanın çok kişi bu seviyenin çok altında. Zaten sonsuzu düşündüğünüzde sorun başlıyor, yani yol hem bitmiyor ama sürekli gün içinde tekrar ediyor, veya farkında olmadfan daha mükemmele mi gidiyoruz. O da belli değil, mesela ben her geçen gün bilgeleştiğimi hissediyorum, ama ifade edemiyorum bunu..
  • Sibel Atasoy evrilmek zorunlu mu diye bi yazım vardı, geçenlerde bi yerde rastladım 🙂 benim sitede aratırsanız bulursunuz. hiç zaman yitirmeden kuantum çalışmanızı öneririm. Dinler ve tarih ve fizik çalıştığınıza göre orada tamamlanmanız olasıdır, kimbilir
  • Murat Uhrayoğlu evet çok güzel bir başlık, evrilmek zorunlu mu? Doğru gibi sanki. Çünkü bir düşünün hep en iyisini istiyoruz ama çoğu zaman hayal kırıklığı olsa da bir müddet sonra, hediyeler devam ediyor, daha iyisi geliyor. Ben mesela hayatım boyunca bu hediyeleri hissettim mesela yazdığım kitapları bir hediye olarak gördüm, bilgelik hediyeleri.

  • Murat Uhrayoğlu Ama bir nokta var ki, oraya ulaşamadım, o kayıp halka işte o tarihi an onu yakalamak zor, newton ve einstyein yakalamış, burada ise çok büyük bir sıırra ulaşmak gerektiğine kanaat getirdim sonunda
  • Sibel Atasoy son zamanın entegal düşünür/bilginleri artık bilincin ve bilgeliğin evrim olduğu konusunda birleşiyorlar. ‎”çok büyük bir sır” demeyin, çünkü bu sizi geriletir. Yani bilinçaltınız yorgun düşmüşse ve dinlenmek istiyorsa mania’yı büyütür ki, hepten göze alamayıp geri çekilesiniz diye)
  • Murat Uhrayoğlu kesinlikle, artık materyalist evrim bitti yeni bir çağa yani bilinç çağına giriyoruz, bilinçlerimiz yükseltilecek. Tabi burada eğitim temel olsa da her insanın kendinin yolu bulması bekleniyor, dış izleyiciler bunu bekliyor bu çağda. YUani bizim imtihanımız kendi evrilmemeizde. Tabi belki de büyük dseğilk ve çözdük aslında, bunu da bilmiyorum şu an ama geri çekilmemem gerek çünkü basamaklar yükseldikçe arkanıza bakamıyorsunuz. Bu sizi gerileti, hep ileri gitmeniz lazım,
  • Sibel Atasoy hayat kendine karşı bi meydan okumadan ibaret, şimdi izin rica edeceği bugün onaltı saattir ekrana bakıyoru, gözlerim diinlensin, sohbet için teşekkürler
  • Murat Uhrayoğlu Tabi bu durumda sır piramitin en üstündeki son taş ama oraya ulaşmak kolay değil, bsamaklarda dinlenebiliyorsunuz ama yol devam ediyor, tabi kendi içinizde..Yani belki de sır kendi içimizde, mevlana buna işaret ediyoor hep..
  • Sibel Atasoy şüphesiz. iç ve dış basit bi manevrayla oluşturuldu
  • Murat Uhrayoğlu Peki ne demek efendim, ben çok teşekkür ederim bu güzel söyleşi için, inşallah daha sonra devam ederim, sağlıcakla kalın iyi geceler..
  • Sibel Atasoy klein şişesi bile bu manevra yanında çok komplike kalır

  • Murat Uhrayoğlu Çok güzel yorumladınız, harika..Sibel Atasoy ama nedir diye sormuyorsunuz
  • Murat Uhrayoğlu peki nedir:)
  • Sibel Atasoy iyi geceler
  • Murat Uhrayoğlu kesinlikle mükemmel efendim, iyi gecele tekrar görüşmek ümüdiyle..

Kişisel Yol Öyküleri-1

Dört bir yandan, değişim, dönüşüm, kişisel yol haberleri alıyorum bu günlerde, bunları duymak harika, emeklerimiz boşa değil, hepimiz bir yanımızdan şifalanıp, özgürleşiyoruz. Bazen ümitsizliğe kapılır gibi olsak da o kadar geçici ki, üzerinde durmaya gerek bile yok. Dayanışmamız, sevgi ve saygımız galip geliyor. Bireyselliğimiz ve bütünlüğümüz birbirleriyle dengeye geliyor, ,her biri diğerinin varlığını kendisi için sebep görüyor! İşte bu dualitenin ve ikili aristo mantığının aşıldığına işaret değilse nedir frekanslar?

İşte Şenayımızın öyküsü:

Rüyalarla,BAKla,Sibelle Değişim/Dönüşüm Yolculuğu

Sibel’i tanıyalı 2 sene olmuştur herhalde. O süre içinde de neredeyse tüm BAK çalışmalarına katıldım. Katıldıkça da BAK bende bi tutkuya dönüştü. Nasıl dönüşmezki; beni kendimden çıkaran, anı yaşatan ve gelen rolle başka bi gözle dünyaya baktıran… Uzun vadede, kolaylıkla kendimden çıkmam ve dünyaya farklı gözlerle bakmamda bana yardımcı oldu, BAKlar… Nerde olursa alırdım bu oyunu. Çünkü o kadar kendi içimde ve kötü olarak gördüğüm dünyamda kaybolmuştum ki.. Neyseki BAKlarda rahat bi nefes alıp o dünyanın dışına çıkıyordum yada bi şekilde bana kendi dünyama dışardan baktırıyordu çünkü aldığım rollerin hep benle alakası vardı.. Kendi dünyamın hem dışına çıkıp hemde ordan dünyama baka baka annemle yada babamla tartışırkende birden o tartışmanın dışına çıkarak durabildim. Tüm yaşadığım olayların içinde kaybolma derecem ciddi oranda düşmeye başlamıştı. Bir senelik BAK katılım süreci sonunda Nepal’e bir yolculuk yaptım. Orada da olaylara dışardan bakabilme sürecim devam etti. Döndükten sonraki ilk BAKımda Sibelle uzun uzun konuşma fırsatı bulduk. Daha doğrusu ben konuştum; Nepali ve kendimi anlattım, o da dinledi. Orada sanki aramızda bi bağ oluştu.

Bu yılın Mayıs ayında facebookda Sibel’in rüya kampı duyurusunu görünce birden çok heyecanlandım, “Buna katılmalıyım.” dedim. Kaydımı yaptırdım ama ilkine ciddi bi rahatsızlıktan katılamadım. İkinci kampa ise uçarak gittim resmen. Otobüste sadece ruhum uçuyordu kampta ise sanki tüm bedenimle uçtum. Herşey o kadar kararında ve yerindeydiki; tam bir kusursuzluk ortamı. Evin düzeni, yemekler, havuz, sohbetler, yüzleşmeler, aymalar ve tabiiki Sibel… Oraya kalbim dolu gitmiştim; sahte, olmaması gereken birinin doldurduğu kalble.. Ayrıca erkek üstünlüğü, kıskançlık, aşağılık kompleksi de bana eşlik eden duygulardı oraya giderken… Aşağılık kompleksinin zıttı üstünlük kompleksimde yanımdaydı. Uzaylı rüyalarım vardı ve ben onlarla üstün varlıktım.. İlk rüya olarak onlardan birini seçtim. Rüyadaki uzaylıda, mekanda o bana gereksiz aşkımı ve aşağılık kompleksimi anlatan simgelermiş oysaki.. Rüya evinde yani kamp evinde gördüğüm diğer rüyalarında analiziyle o benimle beraber oraya giden gereksiz aşkın, aşağılık kompleksimin, kıskançlığımın, erkek üstünlüğümün iç yüzlerini bir gördüm ki feleğim şaştı. İyiki de şaştı yoksa onları nasıl bırakırdım o feleğin içine gömülmüş Şenayla.. Döndükten sonra kendimi çok iyi hissediyordum.. Bide sanki ağzıma bal çalınmış devamınıda istiyordum.. Neyseki iki hafta sonra bir daha oldu.

Kamp olmadan öncede hayatımda ilk defa kışlık evde yalnız kaldım. Ailem hiçbirşey demedi. Ailemiz ataerkil bi aile olduğu için bi kız çocuğunun evde yalnız kalmasına izin vermezlerdi o zamanlar, ki biraz önce yazdığım gibi o zamanlar kendimi bi kız çocuğu olarak görüyordum. O seferki kampada ailesinden korkan bi kız çocuğu olarak gittim. Bi rüyam vardı; bir bilge bana havlayan köpeklere sevgiyle yemek vermem gerektiğini söylüyordu. Bende, “Ama ben havlayan köpeklerden korkarım.” diyordum. Ama ben yinede havlayan bi köpeğe sevgiyle yemek verdim rüyamda. Havlayan köpekler simgesi bende babamı temsil ediyordu. Rüya bana babama olan korkumu ve bu korkuyu nasıl yenebileceğimi anlatmıştı.. Ama en çok babamdan bu derece korkmuş olmam beni şaşırtmıştı. Rüya bana korkunun derinliklerini göstermişti, unutamayacağım şekilde. Rüya analiz edilirken bu korkunun nasıl tüm yaşamımı etkilediğini de farkettim. Öyle bir farkettim ki o korkuda sanki benden gitti. Ayrıca kampta yaptığımız BAKla artık Sibel’in asistanı olmama karar verdik. Kampa gelen bir diğer arkadaşımızı da ben önceden BAKlardan tanıyordum. Onun rüyalarının ilginç analiz sonuçlarıyla bende rüya görüşmeciliğine bir bakış attım. Kamptan o arkadaşımızla beraber döndük evet döndük ama nasıl döndük ikimizde bilmiyoruz. Kampta yakaladığımız yüksek farkındalık içersinde olduğumuz için dönüş yolunda bu dünyaya inmemiz zor oldu; zor olduğu kadar da çok komikti. O kadar güldük ki..

Kamptan sonra bi süre ailemin yanına yazlığa gittim. Babam inanılmaz derecede farklıydı. Floryada kalmama bişey demedi hatta tersi “canım kızım” diye hitap ediyordu bana. Annemede daha tolere edici davranabiliyordum. Böyle yaşamımın kolaylaşması ve pozitifleşmesiyle tabiiki diğer kampıda daha da güçlü bi şekilde iple çeker oldum. Bu kampta aileme olan bakış açım, kadınlara, erkeklere olan bakış açımda bayağı derinlikli değişiklikler oldu. Bir rüyamda da Sibel’in ve benim enerji bedenlerimiizn nasıl çalıştığını gördük. Artık ben bütünüyle Sibel’in öğrencisi olmuştum.

Ara dönemde ben yine kışlıkta yalnız kaldım. Babam bi iş sebebiyle yanıma geldi. Sinirliydi, agresifti, şikayetçiydi. Ama benim farkındalığım üzerimdeydi. Ona sevgiyle yaklaştım ve sakin olarak. Ona birden enerjim geçti ve oda sakinleşti. Artık yapabiliyordum; ailemin etkisinde kalıp bi duygu demetinin içinde kaybolmuyordum kolay kolay..

Sonraki kamplarda rüyalarım daha da açılmaya başladı ve normal yaşamımla paralel gitmeye başladı. Ayrıca analiz üzerine daha da ilerlemeye başladım. Kendime güvenim arttı, ailemle ilişkilerim düzeldi ve en önemlisi de bir kadına dönüştüm. O kız çocuğu artık kadın olmuştu ve kendimi bu şekilde çok seviyordum. Babamda hayatımda hiç duymadığım şeyleri söyledi; “Kızım, sen ne kadar güzelleştin böyle”, “Nasıl hamaratlaştın; Sibel’in kampları sende işe yarıyor.”, “Ben seni çok seviyorum kızım”… Havlayan köpek simgesiyle rüyama giren küfürbaz, döven, öldürmeye meyilli babam artık karşısındakine saygıyla ve sevgiyle yaklaşan birine dönüşmüştü… Bu benim için mucizeviydi…

Son kamplardan birinde rüyamda Heroes dizisinin karakterlerinden Samuel’i gördüm; kötü kalpli, çirkin, kendi isteklerinden başkasını umursamayan ama çok güçlü Samuel… Bende Heroydum rüyada, samuray kılıcım vardı ve zamanı-mekanı bükebiliyordum. Bunları yapabiliyordum ama Samuel’den de dehşet korkuyordum. Hatta kaçıyordum Samuel’den. O beni göz hapsine almıştı; ne yapsam, nereye gitsem beni görüyordu. Samuel rüyamda bir simgeydi, önemli bir simge. Sibel’in sorularıyla ne olduğunu yada kim olduğunu başta bulamadık. Sonradan parmağındaki yamukluğu hatırladım; anneminde bir parmağı yamuktu. Rüyamdaki Samuel annemdi ve ben annemden o derece korkup kaçıyordum ama o beni hep görüyordu. Anneme bakış açımında bu kadar dehşet olduğunun farkında değildim; kötü kalpli, egoist.. Ben onun o haliyle savaşıyordum rüyamda ve bende onun gibi oluyordum.. Aslında oydum; ben annemdim; annemin uzantısıydım.. O an Heronun keskin kılıcıyla bir karar verdim; artık annemin uzantısı olmayacaktım.

Kendimde annemi gördükten sonra annemlede ilişkimiz farklı bir boyut kazandı. Büyük ölçüde annemi olduğu gibi kabul ettim ve tartışmalarımız azalmaya başladı. Bana “Yavrum” demeleri fazlalaştı ve Sibel’in yanına gitmelerimi kabul eder hale geldi. Çünkü önceden onun dizinin dibinden ayrılmamı istemezdi. Dizinin dibinden ayrılıp yaptığım herşey yanlıştı. Hatta dediğim herşeyde yanlıştı; ben yanlıştım.. Çünkü ondan farklıydım ve hep onun istemediği şeyleri yapıyordum. Rüya kamplarından önce yanlış olduğum için hem kendimi suçlardım hemde annemi.. Ama annem bana yanlış demeseydi, benimle savaşmasaydı ve bu kadar güçlü olmasaydı ben hiçbirzaman içime dönmek istemezdim. Bu özgürlük, aydınlanma yoluna hiç girmezdim. Bundan dolayı annemi suçlamayı bırakıp ona teşekkür etmeye başladım; annem de bana aynı babam gibi sevgiyle, nazik ve yumuşakça karşılık vermeye başladı. Benim için annemin bu dönüşümü de mucizeviydi.

Anne ve babamdaki mucizevi değişimlerden sonra yaşamım epeyce kolaylaşma başladı. Çünkü onlarla bende dönüştüm; farkındalığı yüksek, kendini seven, kendiyle gurur duyan güzel bir kadınım artık. Yine zorluklar yaşıyorum hatta çok büyük sıkıntıların verdiği zorluklar. Fakat artık kimseyi suçlamıyorum çünkü o zorluğu, sıkıntıları yaratanın kendim olduğunu; benim seçimlerim sonucu herşeyin oluştuğunu biliyorum. İçimde bişeylerin o zorluğu deneyimlemek istediğini de biliyorum. Ben o zorlukları, sıkıntıları deneyimleyip de farkındalığımı kaybetmedikçe farkındalık yüzdemin arttığınıda biliyorum. Galiba rüya kamplarında içimde bişeyler uyandı yada ben yeni, uyanık bir bene doğdum. Eğer öyleyse de yeni adım Aybilge olsun.

Tüm bunlardan dolayı ve şuan bulunduğum noktadan dolayı teşekkürler; Sibel Atasoy, Carl Jung, rüyalarım, BAKlar, ailem, beni Sibel Atasoy’a getiren diğer çalışmalar ve kendim; hepimize sonsuzca teşekkürler…

Şenay Karakkaş

Özümüzün Bütünselliği

Özümüzün bütünselliği son derece akıl almaz bir iştir. Yaşamımızdaki en karmaşık işlerin üstesinden gelebilmek için onun yalnızca çok küçük bir parçası bize yeter. Oysa öldüğümüzde, özümüzün bütünselliğiyle ölürüz.cc

*

Kendini yadsıma bir düşkünlüktür. Yadsıma düşkünlüğü gerçekten de en kötüsüdür; bizi önemli şeyler yaptığımıza inanmaya zorlar; oysa aslında kendi içimizde sıkışıp kalmışızdır.

*

Çoğu kez kendi hakkımızdayaptığımız tespitler çok eksik kalır. Eğer gerçekten kendinize bakmak istiyorsanız mahirbir dedektif gibi davranın, somut ve soyut çöpünüzü didikleyin. Belki eliniz, üstünüz başınız kirlenebilir ya da kokudan rahatsız olursunuz ama bunun başka yolu yok .sa

*

SONSUZ duyumuzu sıkıştırarak ÇOKLUĞU görürüz VE genişleterek BİRLİĞİ görürüz.
WILLIAM BLAKE

*

Eski öğretilerin hemen hepsi (istisnalar var), taraftarlığı önerir. Taraftar olan ise yaşayan ölüdür bana göre. Özgürlüğe; anda taraf olmayı ve onu hemen unutmayı gerektiren bir eylemler zinciri ile ulaşılır.sa

*

İlk öğretimde “anadolu kültürü” isimli bir ders ilk sınıftan son sınıfa kadar olsun istiyorum. Kültür teması içine giren her öge -halk oyunundan, sanatına,atasözüne, öykülerine, mitlerine vb- acele etmeden sakince işlensin, özel ilgi duyan çocuklara ek kurslar-projelerle imkanlar sunulsun. Böyle bir uygulama gerçekten de büyük bi eksikliği giderebilecek, bizi bütünlüğümüze doğru ivmelendirecek kolay ve ucuz bir yöntem gibi geliyor.

BAK-Birleşik Alan kullanımı üç yaşında

Ben neyim kimim diye düşünmeye araştırmaya başladığım yirmi küsür yıl önce kendimce ilginç bir yöntem buldum -muhtemeldir ki yine amerikayı yeniden keşfetmişimdir-Çünkü ben neyim deyince cevap veremiyordum fakat ne olmadıklarımı bulmak çok kolay oldu! Nasıl derseniz dilbilgisi kuralları gereği bunu keşfettim. Bahsetmek gerektiğinde şöyle kulllandığımızı fark ettim “benim bedenim, benim duygularım, benim aklım, benim zihnim, bilgilerim, yaşam hikayem, bilincim, bakış açım… Bi baktım ki bunları sahipleniyorum sadece ama bunları sahiplenen ben nedir kimdir bunu bulmak mümkün değil. “Fakat en azından bu sahiplendiğim şeyler olmadığım kesinleşti” o genç yaşımda.
Aslında daha o zaman BAK tekniğini bulmuşum da haberim yok! Neden? Çünkü kendimi ifade edecek kerteriz noktalarım çok sınırlıymış. Böylece önce Gurdjief’in hemen ardından Kuantum fiziği ve Jung’un öğrencisi oldum. Öğreniyordum heyecanlıydım, açtım ama aynı zamanda yıllar içinde bilgilerin ciddiyeti ve ağırlığı ile yüklenmiştim. On yıl sonra Toltec-cc öğrencisi olduğumda artık bir çok şeyin bağlantısını biliyor üstelik ifade edebiliyordum. Don Juan ve Jungla geçen on yılın sonunda, aldığım ağırlıkların hepsinden kurtuldum, hafifledim. Her iikisine de aslında yükleyenlere de boşaltanlara da minnetarım. Sonunda yirmibeşsene önce farkına vardığım ben kavramının sistematiğini ifade edebilecek ve uygulamaya koyacak kalibreye üç sene önce geldim. Böylece BAK doğdu. Hani derler ya elimize doğdu 🙂
Yan tesirsiz, özgür irade kuralını öncelikle benimseyen, zevkli, eğlenceli bir yöntemimiz var artık. Darısı Eğitim kurumlarında kullanılmaya başlamasına diyorum.sa