Kanal Bilgileri

Son zamanlarda bir kitapçının spiritüel veya ruhsal gelişim bölümünü gezerseniz bol bol “kanal bilgileri” olan kitapları görürsünüz. Bu tür kitaplarda olay kısaca şundan ibarettir. Geçmişten bir bilge ruhla kurulan iletişim sonucu anlatılan, aktarılan ahlak, yaşam tarzı, bilgelik vesaire tarzı olan cümlelerin bir derlenişidir.

Kanal bilgileri alan kişi bol bilimsel terim kullanır. Bunlar foton, siklon, ışık hızı, düalite, alfa, beta, gama, titreşim, frekans vs türünden kelimelerdir. Aynı zamanda çok hızlı ve tereddütsüz konuşur. Böylece izleyenler bu kişinin kendisinin değil gerçekten bir bilge ruhun konuştuğunu sanırlar.

Söylenenlerin mantıklı olması gerekmez. Zaten söylendikten sonra işin bir başka rant kısmı söylenenlerin çözümlenmesidir. Meğer hepsi şifreli söylenmiş şeyler. Titreşim derken, çakraları. Foton gücü derken gelişmiş teknolojiyi falan kastetmektedir.

Ayrıca işin en eğlenceli kısmı bu bilge ruhun, kendi yaşadığı zamanı anlatmasıdır. İnsanların hepsi telepatik güçlerle anlaşan, müthiş bir teknoloji ve uygarlık sahibi iken çıkan bir iç savaş sonucu yok olan altından şehirler, kristalden bilgisayarlar falan.

Her şeyi bilen bu bilge ruha bir matematik sorusu sorarsanız muhtemelen kanal bilgisi alan kişi bön bön bakacaktır yüzünüze. Veya elinizde bir avuç fasulyeyi gösterip burada kaç tane fasulye var dediğinizde yine ahlaktan, sosyal yaşamdan cevaplar alabilirsiniz. O kadar gelişmiş bilimleri olmalarına rağmen hiç bir medyum veya kanal bilgisi alan kişi bilimsel bir tek makale yazamaz, bir teknoloji geliştiremez.

Yani anlayacağınız bunlara inananlar olduğu sürece birileri kanal bilgisi alacaktır.

2011 Seçimlerindeki Oyunuz

  • Adalet ve Kalkınma Partisi-AKP
  • Büyük Birlik Partisi-BBP
  • Bağımsız Türkiye Partisi-BTP
  • Cumhuriyet Halk Partisi-CHP
  • Demokrat Parti-DP
  • Demokratik Sol Parti-DSP
  • Emek Partisi-EMEP
  • İşçi Partisi-İP
  • Liberal Demokrat Parti-LDP
  • Milliyetçi Hareket Partisi-MHP
  • Özgürlük ve Dayanışma Partisi-ÖDP
  • Saadet Partisi-SP
  • Türkiye Komunist Partisi-TKP
  • Diğer partilerden
  • Bağımsız aday destekleyeceğim
  • Kararsızım
  • Boş oy kullanacağım
  • Barış ve Demokrasi Partisi-BDP

Yokluğundaki Boşluğu…

Yokluğunda ki boşluğu sürekli yemek yiyerek dolduranlardan olmamalıyım. Aynanın karşısına geçip de kendime bakınca bu fikrimi doğrular bir görüntü takılıyor gözüme. Epey incelmişim. Aman gaza geldim!

Ayrılmaların en kötü yönlerinden biri mutluluğu yiyeceklerde aramak olsa gerek. Peşinden de arkada kocaman bir uçak pistini andıran kalçalara sahip olmak sanırım. Sonra gelsin incecik hatunları kıskanmalar. Allahçım bu uzun bacakları, bu fit vücudu bu kadınlara verirken bendeki bu fazlalıklar da neyin nesi? Her şeyimi aldın hiç olmadı güzelliğime dokunma!!!

Kalkıp giyindim Pazar sabahı. Aman bir süs bir pus, sanırsın içimden Petek Dinçöz çıkacak, o denli yani=) nereye gidiyoruz diye sordum kendime. “Yüreğinin götürdüğü yere” dedi iç sesim. Eyvallah…

Hava’nın sıcaklığından süründüğüm boyalar akmaya başladı bir taraftan. Diğer taraftan giydiğim elbiseden akanlar sanırım ter. Ne olacak başka ki? Ayy çok iğrencim ya =) Her yerim öyle dolu ki, öyle şıkırdım, öyle tıka basa ki; anlımda bir kırmızı benekle, yanımda bir horozum eksik=))) (Hintlilerin seyahatlerini hayal edin)

Nedense insanlar beni beğeniyor sanırsam, öyle ya gözlerini benden alamama sebepleri ne ola ki? Sinirden kan beynime sıçramış vaziyette. Ne var yahu altı üstü yüreğimin götürdüğü yere gideceğim. Biraz abarttım belki ama ne var bunda hıı?

Neyse zar zor otobüse bindim. Elbisenin darlığından adım atmak hiç kolay olmadı. Ama başardım hehe. Tabi yırtmacın biraz uzaması haricinde pek sorun yok! Evden çıkalı henüz 20 dakika oldu. İlk faulü gördük anlayacağınız. Kaç kusurlu hareketten biri bilemeyeceğim ama bu gün tüm kusurlu hareketleri göreceğim galiba =))

Tüm zorlukları aşıp( sokaklarda topuklu ayakkabıyla yürümek, elbise giyerek yürümek, takıp takıştırıp yürümek, bol makyaj v.s ) otobüse bindim binmesine, lakin nereye giden otobüs olduğuna bakmayı unutmuşum. Heyyooo… Nasıl olsa yüreğimin götürdüğü yere gideceğim ya ne önemi var nereye gittiğimin? Ama içimden Taksim olsun Taksim olsun diye de geçirmiyor değilim. Öyle ya beni bu halde ancak Taksim paklar =) düşünsenize Eminönü’ne gidene bindiysem ne olacak? “Aman ne olacak hiç bişi olmaz” diye dürtüklüyor içimdeki ses!!!

Otobüsün kliması çalıştığından bindikten 5 dakika sonra kendime geldim ve yanımdaki kıza “affedersiniz nereye gidiyor bu otobüs?” diyebildim. “Beyazıt” yanıtı kızın yüzüne bön bön bakakalmamın sebebiydi sanırım.

Beyazıt mı?

Otomatik düşünce sistemim açıldı birden, Beyazıt, Çemberlitaş, Sultanahmet, Ayasofya, Cağferağa Medresesi, Yerebatan Sarnıcı, Topkapı Sarayı, Gülhane Parkı… Daha olmadı Cağaloğlu, kitapçılar… Oradan Sirkeci filan …

Bu arada Pazar sabahı olduğunu ve kendi rüküş halimi görmüyorum ama =))) bir de yüreğime sayıp duruyorum “beni sürüklediğin yer buraları mıydı? Ne halt edeceğim ben sabah sabah burada hee? Eğlence neresinde ki bunun?” Yanıt gelmiyor, sanırım o da tırstı=))

Aklıma geliyor birden birkaç kişiyi arayıp sorayım bakalım. Grup yapalım da hiç olmadı iki lak lak yapar eğleniriz. Hem belli mi olur gün doğmadan neler doğar=) Cıksss hiç birinden fayda yok anlaşılan iş başa düştü. Kimi uyuyor, kimi telefonu açmıyor, kimi uykulu yayvan bir konuşmayla “ya kızım karga yemeğini yemeden ne arıyorsun sokakta” diye sorup uykusuna devam ediyor. Ne aradığımı bir bilsem sizi aramayacağım zaten diye düşünüp mecburen yine yüreğime güvenip yürümeye devam ediyorum Çemberlitaş’a doğru.

Yürü yürü bitmiyor kardeşim, ben bu yolları ilk kez yürümüyorum ki? Vitrinlerden görünen aksime bakıyorum, gülmemek için kendimi zor tutuyorum. Bu nasıl bir yürüyüş? Topuklar neredeyse 9 punto =)) alışkın da olmayınca, sanırsın Asena dans ediyor çalkalaya çalkalaya… “Aman ne yapalım” diye çıkıyor yine bir yerden iç sesim. Benden onay alamayınca susuyor yeniden.

Oh nihayet telefonum çaldı. Heyecan had safhada niyeyse? Ne sevgilim var ne sevgili adayım, bu telaş niye? Arkadaşlarım Pazar uykusu mu yoksa Tilki uykusunda mı belli değil. Kim bu bankamı acaba? Ay bankadır bu kesin. İnsanlar banka numarasını tanıyıp açmıyorlar diye cep telefonu servisi veriyorlar artık. “Sayın bilmem kimle mi görüşüyorum?, efendim bankamızın milenyum müşterileri arasından seçildiniz( külliyen yalan) size filan filan kredisi kullandırmak istiyoruz. Kısaca, vergisi, faizi şusu busu, sizden bunları alıp mini minnacık bir para verip ne halt ederseniz edin demek istiyoruz. (cümlenin açılımı ve ana fikri budur). Aman bakamayacağım şimdi. Bu trip kime ve niyeyse!

Durmuyor bu telefonun sesi ve ben artık gerçekten ne halt ettiğimin ve edeceğimin planını yapamadan Mecnun’un Leyla’yı arama misali yürüyorum yarısı kazılmış yarısı kapatılmış taşlı yollarda. Telefonun müzik sesi sussun, insanlar beni eskiden Almanya’dan izine gelen elinde çalan radyo, kafasında tüylü şapkasıyla etrafa caka satanlardan sanmasınlar diye bir hamle ile telefonu çıkarıveriyorum çantamdan. Aman Allah’çım, şansım mı döndü ne! Ekranda “Arzum arıyor” yazıyor…

“Canım neredesin yahu duymuyor musun kaçtır çaldırıyorum, uyuyor muydun yoksa?”

Alış- veriş merkezlerinde kaybolan çocukların, annelerini görünce sevindiğinden daha çok sevinip neredeyse sevinçten gözlerim buğulu cevap veriyorum:

“yok ya dolanıyorum Beyazıt taraflarında”

“ne yapıyorsun bu saate orda be”

“ya bırak şimdi ne yaptığımı neden aradın sen beni?”

“soruya bak soruya, hangi tarafından kalktın sen sabahın köründe acaba? Kahvaltı yapalım kavaklıda diyecektim, sonra da planlarız kafamıza göre bir şeyler”

Günün duyduğum en güzel sesi, en güzel teklifi, en güzel planı en en en en en işte yani=))

“Gel beni al buradan, çabuk ol” emir kipi =)) genelde emir kipi kullanmadığım için bir aksilik olduğunu hemen çözdü tabi Arzucum…

Neyse bir yarım saat kadar daha hipnotize olmuş boş boş bakan gözlerle dolandım durdum bir daha da yüreğimin götürdüğü yerlere gitmeme kararı aldım… Zira bu yüreğe takıldım mı kendimi bir gün Amerika kıtasında, aval aval bakınırken bile bulabilirim o kadar yani =)))

Ayşe ÖZEN

Türkiye İran Olacak Diye Korkarken Ortadoğu Türkiye mi Olmak İstiyor?

Yıllarca şeriat geliyor, Türkiye İran mı olacak diye yazıldı, çizildi. Hal ve gidişi ne kadar olumsuz görsem de bunun olmasına hiç mi hiç ihtimal vermedim. Türlü yoklamalar çekildi, halkın tepkisi ölçüldü, ölçülüyor, ama yine de diyorum ki bilgi çağında bu ülkeye tam bir U dönüşü yaptırmaları mümkün değil. Türkiye İran olacak diye korkanlara da hep şöyle diyordum: “ne biliyorsun belki onlar Türkiye olacak?”

Ortadoğu’da Tunus’la başlayıp, Yemen ve Mısır’a yayılan diğer ülkeleri de dönüp aynada kendilerine bir bakmaya zorlayan olaylar zincirini biliyorsunuz. Dün “oğlum ve ben Kahire’de öleceğiz” diyen Mübarek, bugün yetkilerini orduya devrederek ülkeyi terketti. Yönetime Savunma Bakanı Hüseyin Tantavi geçti. Bundan sonra olacakları izleyip göreceğiz.

Ben, Ortadoğu’daki insanların özlem duydukları hayat tarzı için isyan ettiklerini düşünüyorum. Hatta içte içe Türk dizileri aracılığıyla bu hayat tarzının bilinçlere yerleştiğini düşünüyordum, ama tabii bugüne kadar fantastik bir düşünceydi benim için. Derken gazetede TESEV’in “Ortadoğu’da Türkiye Algısı” adlı araştırmasını okudum. (http://www.tesev.org.tr/UD_OBJS/PDF/DPT/OD/YYN/Ortadogu%202011.pdf)

Araştırmada Ortadoğu ülkelerinin Türkiye’ye ciddi düzeyde bir sempati besledikleri ve bizi güçlü bir ülke olarak gördüklerine dair bulgular var. Ayrıca Türk dizi sektörünün Ortadoğu’da 50 milyon dolarlık bir ihracat hacmine sahip olduğu, Arap dünyasınını %78’inin en az bir Türk dizisini seyrettiği, bu oranın ülke bazlarında %89’lara kadar çıktığı da yazıyor. Türkiye’nin bir model olabileceğini düşünenlerin oranı ise %66. Ayrıca seyahat için en çok tercih ettikleri ülkeyiz.

Benim gelmek istediğim nokta biz Ortadoğu’ya diziler ve turizm aracılığıyla kültür ihraç etmiş olabilir miyiz? Tüm bu isyanların altında Türkiye olma isteği yatıyor olabilir mi?

Tecavüzcülere ilaçla hadım yasası hakkında ne düşünüyorsunuz?

AK Parti İstanbul Milletvekili Alev Dedegil, AK Parti Ankara Milletvekili Aşkın Asan ve bazı milletvekillerinin imzasıyla cinsel suçlara yönelik cezaları artıran yasa tasarısı, TBMM’ye sunuldu.

Yasa teklifi ABD’de 9-10 eyalette uygulanmakta olan “Megan Kanunu” ile paralellik taşıyor:

Cinsel saldırı suçundan, çocukların cinsel istismarı suçundan veya reşit olmayanla cinsel ilişki suçunun nitelikli halinden hapis cezasına mahkum olanlar, cezanın infazı sırasında ve koşullu salıverildikleri takdirde testosteron etkisini önemli ölçüde azaltıcı tedaviye tabi tutulabilecekler. Suçun tekrarlanması durumunda ise bu tedavi zorunlu olacak. Suçlunun ilaçla hadım edilmesi demek olan bu uygulamaya ek olarak bu kişiler ayrıca, mağdurun bulunduğu yerlere yaklaşmaktan, çocuklarla bir arada olmayı gerektiren bir ortamda çalışmaktan, çocuklarla ilgili bir meslek icra etmekten yasaklanacaklar.

Ayrıca teklifle, Hüseyin Üzmez davasında da gündeme gelen mevcut madde: “Suçun sonucunda mağdurun beden veya ruh sağlığının bozulması halinde, on beş yıldan az olmamak üzere hapis cezasına hükm olunur” ifadesi -bu suça maruz kalanların ruh sağlının mutlaka bozulmuş olacağı kabul edildiğinden- ilgili kanun metninden çıkarılması öngörülüyor.

Kamuoyunda teklifte bahsi geçen ilaçla hadım uygulamasını destekleyenlerin yanı sıra çağ dışı olduğunu söyleyenler var. Tasarıyı destekleyenler, daha önceki örneklere dayanarak tecavüzcünün cinsel suç teşkil eden eğilimlerinden vazgeçmediğini, bu uygulamanın tecavüzcünün yaşam hakkını elinden almadığını, suçu engelleyici ve tedavi edici bir nitelik taşıdığını söylüyorlar.

Diğer görüş ise bunun kısasa kısas mantığı taşıdığını, çağdaş ceza sistemine uygun bir yaklaşım olmadığını, kişinin üreme hakkını elinden aldığı için insan haklarına uygun olmayan bir ceza olduğunu savunuyorlar.

Bu uygulama şu an ABD, İsrail, Arjantin, Fransa, Norveç ve Polonya olmak üzere çeşitli nüanslarla 6 ülkede uygulanıyor ve İngiltere’nin de gündeminde olan bir konu. Arjantin ve ABD’de farklı olarak suçluların bu uygulamayı kabul etmesi gerekiyor. Ben de tecavüzcüye değil mağdura suçlu psikolojisinin yaşatıldığı bir toplumda yaşadığımız için böyle bir uygulamanın gerekliliğine sonuna kadar inanıyor ve yasa teklifini destekliyorum.

Siz bu konuda neler düşünüyorsunuz?