Psikoestetik

Bilgilendirme Seansları I

Danışanlarım randevu alıp geldiklerinde, ilk seansta genel bilgileri veririz. Bu bilgiler, sözel ve yazılı olmak üzere iki başlıkta toplanabilir.

a) Sözel Bilgiler:

Eğitimi hangi seviyede olursa olsun, her danışanımızın bilgilendirilmesi gerektiğine inandığım için, genelde aramızda geçen diyaloglar aşağıdaki gibidir:

  • Merhaba, hoşgeldiniz.

= Merhaba, selamünaleyküm, hoşbulduk, siz doktor musunuz? Randevumuz vardı. Doğru yere mi geldik acaba? (Bazılarımız doktora tüm ailesi ile birlikte gelmeye alışkın oldukları için) kapıyı kapatmayın doktor bey, daha gelecekler var. Veya, sadece sessizlik…

Mümkün olduğunca danışanlarımı birbirleri ile karşılaştırmama prensibinde olduğum için, randevu saatlerim sadece o kişiye ve o aileye aittir. Dolayısyla, danışan veya danışanlarımı öncelikle görüşme odasına değil, salona alırım. Doktor gömleği giymem, masa başına oturmam, karşılıklı koltuklara otururuz. Çoğunlukla rahimsel otorite nedeniyle E.Q. problemli olan danışanlarımın beni de bir otorite figürü olarak kabul etmemelerine itina gösteririm.

tırnak içinde cahiliye dönemi

Ne zamandır şu “cahiliye devri” tanımlaması üzerine kafa yoruyorum.

Arabistan tarihini pek okuma fırsatım olmadı, daha doğrusu onu okumaya sıra gelmedi, başka şeyler daha öncelikliydi.(Ayrıca arap yarımadasının Muhammed öncesi yüzyıllarına ait yeterli ve güvenilir tarihi kaynak var mıdır, onu da bildiğimi söyleyemem)

Ama biraz da sezgilerime güvenerek söyleyebilirim ki, bu “cahiliye dönemi” atfı sanki dünya tarihçileri arasında ortak kabul görmüş bir tanım olmaktan ziyade, islamın kendi “resmi tarih tezinin” ideolojik bir parçası…gibime geliyor diyeyim.

Kız çocuklarını diri diri gömmek ve benzeri başka bazı sosyal uygulama ve alışkanlıkların (eğer doğru iseler tabi ki) dönemin arap kültüründeki karşılıkları gerçekten de “cahiliye” ile mi izah edilmelidir, yoksa başka birşey midir, ben açıkçası emin değilim.

Carl Gustav Jung

Kendi kalbine bakamayanın yaşamı bulanıktır; Kendi yüreğine bakabilme cesareti gösterenler gönlünün muradını keşfedenlerdir. Dışarıya bakan rüya görür, hayal dünyasında kaybolur, içeriye bakan uyanır, kendini keşfeder.” Carl G. Jung
“Vocatus adque non vocatus, deus aderit” “Çağrılsın veya çağrılmasın… Tanrı vardır.” (C. G. Jung’un evinin kapısının üzerinde yazdığı belirtilen Latince cümle.)

Jung şöyle der: “Ben inanmam, bilirim…”

Carl Gustav Jung 1875 – 1961 yılları arasında yaşamış İsviçreli psikiyatrdır. Analitik psikolojinin kurucusudur. Öğretisi, analitik ruh bilim adıyla anılır. C. G. Jung’un insan ruhunun derinliklerini inceleyen yapıtlarının, Hermetik özellikler taşıdıkları kabul edilmektedir. Semboller, mitler, arketipler ve kolektif bilinçaltı konularındaki fikirleriyle katkılarda bulunmuştur. “Sembol, bilinçdışı enerjisi tarafından harekete geçirilen ipuçlarıdır. Bilinçdışının kontrollü olarak bilince taşınması, sağlıklı bir süreçtir. Jung psikolojisinde hasta, tanrısal imgeler taşıyan arketiplerle özdeşleştirilir. Bu özdeşleşme, hastanın benlik boşluğunu dolduran önemli bir süreçtir.” “Akıl hastaları ve mitoslar arasındaki benzerliği araştırmıştır. Bunun sonucunda, akıl hastasının hayallerinin, arkaik simge ve imgelerden oluşan kolektif bir fondan yararlandığını keşfetmiştir.” “Artık elinde mitolojinin anahtarı var. Ruhun tüm kapılarını açmakta özgürsün.”der Jung.

Epiktetos’un Felsefesi

*İnsan benliğinden geçip acılarında mutlu olursa, dünya ona cennettir.
*Dünya, seni kâmil olman için acılarla yoğurur.
*Tanrı, erdem ve hikmetini acılarla sunar, geri çevirme.
*Tanrısal adalet acılarda saklıdır, sığ değil de derin düşün.
*İnsanlara oynayacağı rolü dağıtan Tanrı’dır, olayları geldiği gibi kabul eden mutludur.

       ***** 

       *Başına gelen olay senin istediğin gibi değilse, Tanrı’nın istediği gibidir; şu halde kendine sor O’nun mu yoksa kendinin mi mutluluğu önemli. Tanrı’ya yapacağın hizmet O’nun mutlu olmasıyla kabul olmaz mı? 
       *Başına gelenleri kabul ederek sev ya da severek kabul et. O zaman kendi gerçek yüzün ile yüzleşirsin. 
       *Senin kendin için istediğinin, Tanrının senin için istediğinden daha üstün olduğu yanılgısına düşme. 
       *Senin lamban beni aydınlatmaz, benim lambamın seni aydınlatmayacağı gibi... 
       *Her insan kendi gönül mabedinden yaktığı ışık kadar içinden aydınlanır. İçini bilip görmeyenlere kör dendi. 

       ***** 

       *Kendi tohumunu iyi sakla, zamanı gelince çok iyi bir toprağa ek ki çıkacak ağaç senden bile yüce olsun. Tohumun özlü olursa, ağacın da sözlü olur. 
       *Senin elinde olanlar sana ait hür olarak kullanacaklarındır. Başkasına verilenleri isteyip, zorla elde etmeye kalkarsan hürriyetin biter ve esirliğin başlar. 
       *Hür kalmak istersen, seni esir durumuna düşürecek hırs ve açgözlülüğü kendinden uzak tutman gerekir. 
       *Dünyadan elde ettiğin her büyük nimet için bir hırsa ihtiyacın var, bu hırsın sana istediğini elde ettirir ama asıl görmediğin özünden fire verdirerek, bunu düşün. Her elde ettiğin maddenin senin ruhun ile alışverişini de azalttığını, biraz daha onunla irtibatını kestiğini unutma. 
       *Gerçeği hayal ile değişenin elinde son nefeste ne kalır ki? 

       *****

       *Başına gelenden başkasını mesul tutma. Neticede muhatap sen olduğuna göre, olanın müsebbibi de sensin demektir. 
       *Kendini, yaşadığı acılarda tamir eden bahtiyardır. 
       *Başına gelen her şeye bilerek, bilinçli eyvallah diyenin, mana gözü açılır. Gerçek mutluluk acılarda saklı olmasaydı kalp/mana gözü nasıl açılırdı ki? 
       *Hiçbir şeyden korkma, kendi özünü dinleyip yaşıyorsan. Kalpte saklı ruhun, Tanrı adına seninle konuşur, 
       *Cesaret korkunun, tokgözlülük açlığın, sabır küfrün ilâcıdır. Onları yenmek isteyen iyi haslet sahibi olursa kurtulur. Nefsin boş vesvesesi seni korkutmasın. 

       *****

       *Felsefede derinleşmek istersen, ruha talip oldun demektir. O zaman dünya ve onun kirli malından geçmen lâzım. 
       *Felsefe, sana kendinin ne kadar ufak olduğunu söylemesiyle başlar. Düşündükçe erersin, erdikçe büyürsün, büyüdükçe tevazudan küçülürsün... 
       *Bilgisini bilgisizliği ile ölçen kendiyle yüzleşir, aldanmaz. Akıl sonsuzu kavrayamıyorsa o sınırdan sonra ondan fayda yok, ben de ruhuma varasıya kadar onu kullanırım. Ruha varanın akla ihtiyacı kalmaz. 
       *Felsefe, nefsin hastalıklarının doktorudur. Tedavi olacak hasta doktorunu bulur. 
       *Felsefe sana senin göremediklerini işaret eder, görmen ve anlaman için. 

       *****

       *Belâlar senin mihenk taşındır, has altın mısın yoksa bakır mı onu ortaya koyar. 
       *Eczacı olmayan doktorun reçetesini ilâca çeviremez. 
       *Tanrıya kendini sevdirmek için çalışırken, başkalarından iğrenmesini istiyorsan; O zaman senden iğrendiğine emin olabilirsin. 
       *Kara talihin nefsinden sana yansıyan yaptıklarındır. 
       *Tanrı sana iyilik yap der, sen nefsine uyup kötülük yaparsın. Kendi kendini düşürme. 

       *****

       *Kendi özünde kötü insan yoktur. Hayvani nefsine uyup kararan kötü insan vardır. 
       *Filozofluk her şeyi bilmek değil, her şeydeki özün gizli dilini anlamakla olunur. 
       *Maymunken gösteriş için aslan görünenler maske takmış zavallılardır. 
       *Vicdan erbabı ile nefis erbabının iç hesaplaşması farklıdır. Birini Tanrı, diğerini de şeytan ödüllendirir. Seni kim ödüllendiriyor. 
       *Kendini öze ek ve bekle. O, seni hikmetle sulayınca yükselme başlar. 

       *****

       *Felsefeyi kendin için değil hizmet için yap. Birikim oldukça ortaya mesaj çıkar. 
       *Her ömür gerçeklerden bir mesajdır, anlayana. Bunu diğer uyanık insanlarla paylaş, cahil kalmak isteyenlerle değil. 
       *Felsefede derin ol da sana varsın aptal desinler. 
       *Perde kalkınca çok kişi tükürdüğünü olmayan diliyle yalamaya çalışır. 
       *Kendini kendin bil, senin durumun başkasını ilgilendirmez, kişi kendini hem kurtarır hem de batırır. 

       *****

       *Yakınlarının mutluluğunun senin fedakârlığına bağlı olduğunu unutma. Ne kadar fedakârlık yaparsan o kadar mutlu olurlar. Aslında bu mutluluk senin sırtından kazanılmış geçici, asla kalıcı olmayan mutluluktur. 
       *Bilgiç geçinme, el elden üstündür. Başkası seni büyültse bile sen kendini küçült. Hakikat kapısının anahtarı tam tevazudur (alçakgönüllülük). 
       *Bütün dikkatini ruhun için kullan. Her olayda ondan gelen saklı bir mesaj vardır, onu okumaya çalış. 
       *Boş olan bilgisizlere bir şey öğretemezsin, sana bir şey öğrenmek için gelene kıymet ver ona yardımcı ol. 
       *Felsefede ilerlediğini bilmek istiyorsan, herkese ayni gözle eşit olarak bakıyor musun bunu kendinde test et, cevabını kendin kendine verecektir. 

       *****

       *Kendini aldatmak isteyen gerçeklerle yüzleşmekten kaçar, yalancı ve büyücü nefsine sığınır. 
       *Karşına utanacağın veya onur duyacağın bir olay gelirse onun seni imtihana geldiğini anla, uyuma. 
       *Zorunluluklara sabır ve tevazu gösterenler, özden Tanrısal hikmet ve bilgiye kavuşanlardır. 
       *Erdem sahibini öldürebilirler ama asla baştan çıkaramazlar. Erdem sahibi insan Tanrı’nın karşısına başı eğik olarak değil alnı açık başı yukarda olarak çıkar. 

ALINTIDIR…

Tahtadan kemik!

İtalyan araştırmacılar, çeşitli kimyasal işlemlerle tahta parçasını 10 günde kemiğe dönüştürdü. Koyunların bacaklarına nakledilen “yapay kemik”, gelişmeye başladı.

Geliştirilen yeni ve doğal yöntemle bir kaç yıl içinde “insan kemiği” 0üretmenin mümkün olacağını söyleyen araştırmacılar, tahta parçasının çeşitli kimyasallarla girdiği reaksiyon sonucu yaklaşık 10 gün içerisinde insandaki kemik dokusuna dönüşebildiğini açıkladı.

Araştırmada ısı yardımıyla tahtanın içindeki su ve proteinleri alınarak, kalsiyum karbonat haline gelmesi sağlandı ve ortaya kimyasal olarak kemikten ayırt edilemeyen bir madde çıktı.

Elde edilen kemikteki delik ve kanalların titanyum kemiklerde bulunmadığı ve bu protezin vücutla daha kolay bütünleşeceğini söyleyen araştırmacılar, araştırma sonucunun umut verici olduğunu dile getiriyor.