Herkese merhaba,
Kafamı kurcalayan bazı sorulara yanıt arıyorum, belki daha önce düşünüpte cevabını bulan veya hala düşünenler vardır diye umuyorum.
Tamamen kendi isteğiyle hayatına son veren bir insanın ölümü kader midir? Kaderini yaşıyorsa intihar kararını hangi irade ile vermiştir? Bu durumda ikisinden birinin olmaması gerekmiyor mu?
Yazılanı mı yaşıyoruz, yaşadıklarımız mı yazılıyor?
Bu konuda bilimsel araştırmalarda ilginç sonuçlar veriyor. Örneğin Libet deneyi. Nörofizyolojik deney şu şekilde gerçekleştiriliyor;
Çalışmaya katılan kişiler, deneydeki olayların oluş anını saptamaya yarayan saat benzeri bir aletin önünde oturur, parmaklarını oynatmak, düğmeye basmak gibi basit bir motor hareket yapmaları istenir, bu hareketi ne zaman yapacaklarının seçimi tamamen kendilerine bırakılır, ancak hareket etmeye karar verdikleri anı önlerindeki aygıta bakarak araştırıcıya bildirmeleri istenir. Deney sırasında EEG cihazı ile beyin ve EMG cihazı ile de kasların elektriksel aktivitesi kaydedilir. Sonuçlar şunu göstermiştir; Deneğin bilinçli olarak hareket kararı vermesi kas aktivitesinden 200 ms önce olmakta, fakat beyindeki elektriksel aktivite kas hareketinden 550 ms önce başlamaktadır. Yani bilinçli hareket kararı verilmeden önce beyin bilinçsiz olarak aktivasyon göstermektedir.
Bazıları için bu deney kaderin varlığının ispatı olarak algılanmakta. Böyle yorumlanmaması için de yeterince sebep var aslında.
Kategori: Genel
Beyin Dalgalarının Gizemi
Bütün dünyanın “Secret” (Sır) yasasını konuştuğu son günlerde “titreşim” kelimesi günlük yaşamımızda çok fazla yer almaya başladı. “Çekim yasası var mı, yok mu?” tartışmasını bir tarafa bırakıp, evrendeki her şeyin titreşerek bir arada duran parçacıklardan oluştuğu gerçeğini kabul etmeye sanırım kimsenin itirazı olamaz.
İnanan ya da inanmayan herkesin bir arada yaşadığı bu evren, sayılamaz titreşimlerle bir şeyleri bir şeylere çekiyor ya da itiyor! Galiba tartışılması gereken çekim yasası değil, titreşim yasası… Katı ve cansız cisimlerde maddenin özelliklerini de belirleyen titreşim, canlı organizmaların tümünde çok daha karmaşık ve çoğunlukla da gizemli pek çok şeyin sebebidir. Özellikle İnsan beyninin üzerindeki çalışmalarda keşfedilmesi gereken gerçek “secret”lar hala sayılamayacak kadar çok.
kötüye mi gidiyor insan?
En genel,en yalın haliyle sormak istiyorum
İnsanlık gün geçtikçe daha kötüye mi gidiyor?
Eğer öyleyse ne zamandan beri böyledir bu?
Yani ne zamana kadar daha iyiydi de, ne zamandan sonra daha az iyi olmaya başladı?
Hergün heryerde pek çok şey duyuyoruz bir şekilde..Deformasyon deniyor mesela, ya da varoluşsal anlamın yitirilmesinden açılıyor çoğu kez bahisler..kendisi ile bütünleşememek, aklın varlığına rağmen kötüye hizmet etmek, ezmek, sömürmek, öldürmek, şiddetin esiri olup içimizdeki “özü” intehara sürüklemek…Tarif ve kavramlar bitecek gibi görünmüyor..ama ne dersiniz, insanlık her geçen gün daha mı kötüye gidiyor?
Ve eğer böyle ise, ne zamandır böyledir?
Tarih kitapları yazıyor,pek çok barbar savaşçı kavim, ardında canlı horoz bile bırakmazmış yakıp yıktığı yerlerde..Ya da binlerce yıl taşınıp durmuş,tarihin bütün köleleri ,köle işçileri..Roma’nın ihtişamı bir yere kadar, peki ya o hiç de esirgemediği vahşeti?..
Adem ile Havva diyalogları
alıntıdır…
Adem :Ya Havva bak ne diyecem
Havva:He güzelim
Adem : Bizim çocuklarımız kiminle evlenecek?
Havva: ?!?!?!
Bir süre sonra;
Havva: Bak adem dedim sana şu kardeşleri evlendirmeyelim,gel maymunlarla evlendirelim diye ama sen dinlemedin.
Adem : Niye maymunla evlenince ne olacak?
Havva: ?!?!?! Belki torunlar daha akıllı olurlar.
Adem : Sus hanım bak böyle torun az kıllı oldu, maymunla evlenince akıllı olupta ne olacaktı ki, aklı ne yapacan ki???
Aşk-ı Memnu’da gelecek hafta neler olacak!
Aşk-ı Memnu, aşkı arayan bir şaşkın hikayesi…
Ne Güzel Haber ekibi bütün önlemlere rağmen bu hafta da Aşk-ı Memnu’nun gelecek bölümünün senaryosunu ele geçirdi. Hızlı ve güvenilir haberin doğru adresi NGH, dizinin gelecek bölümünde olacakları iftiharla sunar:
Behlül bütün bu olanlardan kurtulmak için tam Adnan Bey’e her şeyi itiraf edecekken sahneye Firdevs Hanım girer. Elinde taşıdığı silahı kafasına dayar ve her istediğim olmalı, olmazsa vururum kendimi der. Kısa süren bir panikten sonra tetiği çeker ve elindekinin su tabancası olduğu anlaşılır. Gülüşürler. Herkes Firdevs Hanımın O kadar da kötü biri olmadığını anlar.
Köşk hayatını bırakıp gemici olmaya karar veren Beşir Somali’de korsanlara esir düşer. Korsanlarla çok iyi anlaşan Beşir korsan olmaya karar verir. Kısa sürede yükselir ve baş korsan olur. Adnan Beyin gemilerinden biri Beşir’in eline geçince duygusal anlar yaşanır, ama Beşir bunu bir işaret olarak kabul edip tövbe eder ve aşkı için mücadele etmenin onun yazgısı olduğunu anlar.