Doğu- Batı ve aydın sorunu

Atay’ın daktilo edilmiş notlarından alıntılanmıştır.

“Doğu doğudur, Batı da batı,’ Ünlü İngiliz şairi ve yazarı Rudyard Kipling böyle diyor bir şiirinde. Ve sözlerine iki dünyanın hiç bir zaman bir araya gelemeyeceğini ekliyor. Şiirin yazıldığı sırada İngiltere, hemen Asya’nın her yanında egemenliğini bütün şiddetiyle sürdürüyordu. Sanıyorum İngiliz şairi Kipling Doğu ile Batı’nın hiç bir zaman birbirini anlayamayacağını belirtmek istiyordu. Tarihsel gerçekler bu düşünceye pek uygun düşmüyor; bir kere, Batı, istediği gibi sömürebilmek için Doğu’yu tanıma konusunda çok çaba harcamıştır. Gerçekçi bir tutumla Doğu’nun toplumsal ve ekonomik yapısını anlamaya çalışmıştır ve bana kalırsa Doğu’yu ancak onu sömürmesine yetecek kadar tanıyabilmiştir. Bu bakımdan Batı, Doğu’yu durgun ve ekonomik yapısı zayıf bir dünya olarak yorumlamıştır. Evet bu bakımdan gerçekçi bir yorumla yaklaşmıştır Doğu’ya; ama ben Batı’nın, Doğu’daki gerçek özü sezebileceğini onu bir Doğulu gibi içinde hissedebileceğini sanmıyorum. Evet, Doğu’nun nasıl bir Doğu olduğunu Batı anlayamaz; ama Doğu, artık Batı’yı anlamaya başlıyor, artık Kipiing’in yaşadığı dönem çok gerilerde kaldı, artık İngilizler ne Hindistan’ı pençelerinde tutabiliyorlar, ne Çin, ne de Orta Doğu üzerinde oyunlar oynayabiliyorlar. İngilizlerin mirasına konduğunu düşünen ve belki İngilizleri bile bu nedenle kızdıran Amerikalılar bile, tarihlerindeki ilk yenilgiyi alıyorlar, Kamboçya’dan atılıyorlar, Vietnam’dan atılmak üzere son de, Batı’yı tanımaya başlıyoruz.

kurbağa prens

Benden istediğiniz şeyi doğru anlıyorsam hemen söylemeliyim “kesinlikle olmaz!”
– Ama küçükhanım lütfen……yardımcı olmaya çalışsak?
– iyi. O zaman onu siz öpün.
-Ama….
-Çok pardon ama bir kurbağayı öperken bana nasıl yardımcı olacaksınız? cidden merak ettim.
-Sevdiğiniz bir şarkı falan?
-ığğğykk…katiyyen hayır
-Patron ; mum ışığı falan mı şey etsek..hani loş olur falan
-hı?
-saç-ma-laaaa-MAAA-YIIIINNNNNN…. Ay şimdi düşüp bayılıcam…ne biçim aşk hikayesi bu
-ama masal bu küçükhanım..kız; kendini beğenmiş ukalanın tekidir, hatta kurbağanın son haliyle kıyaslanacak olursa pek de matah değildir…prensesim falan diye hava atar…
-pek matah değil derken?
-canım itiraf edin pek de genç sayılmazsınız
-sizinyaşınızda kraliçe falan olan var..hehehe
-yok artık…hakaretin bu kadarı da
-Siz onun kusuruna bakmayın…ama bu problemi derhal çözmeliyiz. Aksi halde masalı tamamlamamız mümkün değil.
-kraliçenin nesi kötü anlamadım ki?
-ışıkçı yamağı işine dönNNN!
-özlük haklarım var benim
-süper ya…bunca yıl saçlarına bakım maskesi yüzüne bakım maskesi camdan ayakkabı ile yürüme egzersizi ki bunların biri neredeyse bir faciayla sonuçlanacaktı…mağrur mağrur bakmalar..törpüler cilalar ay ne için burada kaçkın birsenarist –yönetmen ve ışıkçısının polemiği arasında şu yeşil vıcık vıcık ve nasıl olduğunu bilmediğim lanet bir şekilde gözbebeğime gözbebeğime bakan lanet olası kurbağayı öpmek için..her şey….öyle mi…..
-ama olayı böyle değerlendirmeniz üzücü….bu sizin masal kariyerinizin altın başlangıcı olacak…hissediyorum…
-bir daha beni kimsenin öpmeyeceğini de hissediyor musunuz? Ve benim bir daha yemek yiyemeyeceğimi, herhangibir şey içemeyeceğimi, bisiklete binemeyeceğimi?
-şey ..pardon ..bisiklete binmek?
-çünkü SU İÇERİMMMMMM..
-hımmm
-başka birisini bulun
-bu saatte? imkansız..
-etrafa bakın
-bu sette? İmkansız….sizin dışınızdaki tek dişi şu an pamuk prensesin cadısı
-teşekkür ederim kendimi cidden prenses gibi hissettim…tanrım..tanrımm..lütfen……çeker misin şunu burnumun önündennn..
-bi gayret..
-öpmiyCEEEMMMMMM
-ama bu kadar zor olmamalı….işte bakın…muckkkkkkkk
-ığğykkk..
-patron bana bi daha yaklaşmazsan sevinirim…
-ee öptüm ne oldu…
-ben de onu soru yoruuummmm..ben öpünce ne olacak..bir hiççççç….bunu anlıyor musun bir hiççççççç!!!!
-olur mu küçükhanım ama siz prensessiniz…
-saçmalamayı ve bana küçükhanım demeyi keser misiniz? Ne prensesi…? iktisat fakültesini 5yıl önce bitirdim…tüm hayalim oyunculuktu…çocuk tiyarolarında sincap olarak çalıştım..35derece sıcakta o lanet kürklü kostümü giydim…kuyruğum daha canlı görünsün diye kostüme benimle birlikte soktukları velet tam 1buçuk yıl boyunca saçıma sakız yapıştırdı..peki ben..ben ne yaptım….”sanat gibi ulvi bir amaca adayacağım ömrümü”…..emin misiniz? Diye sordular ve tahmin edin ne dedim…..kendi istifa mektubumu bırakırken…..şimdi bu çirkin kurbağayı öpmiycem…emin olun….
-güzellik bence izafi küçük hanım…
-sizin ve benim şu an aynı kabilede bulunduğumuzu varsaysak hani paylaştığımız mekan, kostüm ve yüzyıl ortaklığı adına şimdi siz bu kurbağayı güzel bulduğunuzu söylüyorsunuz öyle mi?
-pekala……sevimli ama…şuna baksanıza….
-vıraaakkkk….
-ayrıca masal şaibeli…
-nasıl yani?
– kurbağa mı çirkin..çirkin prens mi….her iki durumda da bu sabit kalacak bişey mi….
-olur mu canımmmmmmm..prens müthiş yakışıklı…
-diyorsunuz..
-kendiniz bakın….bakın kahve makinesinin önünde telefonla konuşuyor…
-hımmm…peki o beni öpecek mi?
-şeyy..bu sizin özel hayatınız küçükhanım..ama ben sizi bizzat tanıştırırım şu iş bitsin..bi yemek falan yersiniz birlikte..bir caz konseri, bir sinema falan..ne bileyim işte..ehe ehe
-saçmalamayı keser misiniz? Senaryo gereği masalın herhangi biryerinde bu prens beni öpecek mi? Ayrıca bu kurbağayı öpersem yemek nasıl yiyebilirim???
-haaaa…yok..hayır. öpmeyecek..
-heh..ben de onu diyorum ama ben garanti bir kurbağayı öpmüş olucam di mi.
-şey..teknik olarak…evet….
-teknik mi? Bir kurbağaaaaaa diyorum…
-e ben öptüm….
-bakın beyler sizinle tanışmak güzeldi….ki bunu nezaketen söylüyorum zira hayatımın gelecek son 3-5 ayını belleğimden sizi bu kurbağa ile birlikte silmeye çalışarak geçireceğime yemin edebilirim..gitmeliyim…
………
-pes yani..bu kadar insan ayıranı da hiç görmedim…kadife pelerinli kolej mezunu prense oki..bu allahın zavallı…
-insan mı?
-zavallı sevimli kurbağasına…
-…….
-vıraaaakkkkk…..

Kleopatra’nın Dirilişi 2

Ve Müslüman olarak Zeyna Muhammed adını alır 51 yaşındaki büyükanne Jane Felix-Brown.

Kadın çok akıllı… Sadece Kleopatra olmakla kalmaz, mitolojik savaşçı prenses Zeyna’nın adını da alır. Bu şekilde mitolojik bir gücü de kendinde barındırmış olacaktır. Zeyno deyince de, elbette yine savaşçı Amazonlar gelmektedir akla.

Evet, Mısır’da, piramitlerin altında, at binmiş bir Kleopatra’nın bakışlarına hiçbir erkek dayanamazdı. Bu açıdan bakıldığında Ömer bin Ladin”in diğer erkeklerden hiçbir farkı yoktu.

Ama Zeyna Muhammed için bu böyle miydi? Bakışları altında eriyen herhangi bir erkek miydi Ömer onun için?

“Ben sadece aşık olduğum bir adamla evlendim. O benim için sadece Ömer. Şimdiye dek tanıdığım en güzel insan o. Kalbi saf, dindar, sessiz, gerçek bir beyefendi ve de benim en iyi arkadaşım” diye konuşsa da Zeyna Kleopatra, buna aklı başında hiçbir insan inanmazdı.

Kleopatra’nın Dirilişi 1

51 yaşındaki büyükanne Jane Felix-Brown ile Usame bin Ladin’nin oğlu Ömer bin Ladin’in evliliğini okuduğumda kadını merak ettim önce. Neydi 24 yaş büyük bir kadının cazibesi? Bir erkek, körpe kızlar, kadınlar dururken niye kendinden onca yaşlı bir kadınla evlenmek istesindi ki?

Bunun için olağanüstü cazibeli olmalıydı kadın. Bakımlı, ince, narin ve kadınlık sanatını tam anlamıyla öğrenmiş biri olmalıydı.

Kadının resmini görür görmez, kafamdaki çerçeveye oturduğunu fark ettim. Sanki tarihin sahnesinden Kleopatra fırlayıp çıkmıştı. Elbette onca zaman sonra birazcık yaşlanmıştı, ama cazibesinden de hiçbir şey kaybetmiş değildi.

Sezar değildi karşısındaki, hele Antonius hiç değil. Ancak o, oyununu yine Mısır’da oynuyordu.