Tasavvuf Hakkında Eleştirel Bir Bakış

“Tasavvuf, hayatla bağların koptuğu ve çözümsüzlükle yüz yüze kalındığı anda ortaya çıkar.”

Tasavvuf, düşün literatüründe üzerinde önemle durulan tartışmalı ve müşkil bir alandır. Tasavvuf alanında şimdiye değin çoğunlukla bir içerik analizi yapılma yoluna gidilmiş ve onun ne kadarı ile İslamın içinde ne kadarı ile dışında olduğuna karar verilmeye çalışılmıştır. Büyük bir çoğunluk tarafından tasavvuf için İslamın ‘içinden’ çıkmış bir kurum yorumu yapılırken, son zamanlarda tasavvufun itikadî ve kurumsal açılardan İslamla taban tabana zıt olduğu görüşü, özellikle de düşünen ve tartışan kesimlerde ağırlık kazanmaya başlamıştır.

İslam konusundaki bilinç arttıkça tasavvufun geleneksel anlamda bilinen itikadî görüşlerine rağbette azalmaya başlamıştır. Türkiye itibarıyla söyleyecek olursak, İslam adına çaba gösteren, faal, dinamik ve ‘radikal’ akımlarda bugün bilinen anlamıyla tasavvufun yön verici bir etkisinin olmadığı/kalmadığı görülmektedir. Bu tespit, -bu yazının ortaya koymaya ve bir nebze de olsa ispatlamaya çalışacağı bir tez için temel gözlemlerden birisini oluşturmaktadır. Yazımız boyunca bu tespiti açmaya ve temellendirmeye çalışacağız. Ancak bundan önce tasavvuf konusunda kendi anlayışımızı özetlememiz, ortaya atacağımız tezin daha rahat anlaşılmasına yardımcı olacaktır.

İlim kendin bilmektir

İlim ilim bilmektir
İlim kendin bilmektir
Sen kendini bilmezsin
Ya nice okumaktır

Okumaktan murat ne
Kişi Hak’kı bilmektir
Çün okudun bilmezsin
Ha bir kuru emektir

Dört kitabın ma’nisi
Bellidir bir elifte
Sen elifi bilmezsin
Bu nice okumaktır

Yiğirmi dokuz hece
Okursun uçtan uca
Sen elif dersin hoca
Ma’nisi ne demektir

Yunus Emre der hoca
Gerekse bin var hacca
Hepisinden iyice
Bir gönüle girmektir

Yunus Emre

meteor/olojik-sel günce

I.
savruldu gitti bulut, yeni bir rüzgarla,
ne coşkulu bir çiçek vardı yağacak,
nede bir karış toprak.

II.
durdu, yağmur yüklü bulut,
yorulmuştu rüzgar taşımaktan
dedi, “böyle olmaz dostum,
“yağ yağacaksan,
“sonsuza dek taşıyamam.”
çevresine bakındı
huysuzlanan damlalar…
küçüklerden biri coşkuyla atıldı,
bakın!
yaşlıca bir diğeri güldü, biraz sinirle
“ahh! hiç değişmeyecek bu insanlar!”
binlerce yıldır, dedi öteki.
“sahi, oldu mu o kadar?”
“bak kızım, yağmur duası ediyor,
“insanlar.”
küçük kız biraz şaşkın, biraz hınzır
buluta bakan yaşlı bir adamın,
tam alnına atlar!
şaşırdı yaşlı adam, kikirdediğini duymadan küçük damlanın.
bir diğeri hemen ardından,
tam alnına.
yaşlı damlalar homurdanıyor,
tutmaya çalışıyorlardı çocuklarını.
atlamaya devam ediyordu küçükler,
şaşkın adamın alnına.
sonunda bir rüzgar buldu,
huysuzlananlar.
bulut, ağır ağır gidiyordu
şaşkın bakışları arasında
şaşkın adamın.
son bir damla daha düştü,
gözlerine doğru süzüldü,
fısıldadı çocuk, “ümidini yitirme.”

Rock çocukları,Ahlaki Erozyon ve Kanıma Dokunanlar

Birkaç hafta önce Küçükçiftlik Park’ta bir rock\metal festivali düzenlendi.Son yıllarda yapılan en kapsamlı festivaldi belki ülkemizde. Sevenleri için tam bir bayram havasıydı yani. Gitmedim ben o festivale sonradan pişman olacağımı bilmeme rağmen. Kafam götürmez artık dedim, yorgunluk olur dedim . Şimdi pişmanım tahmin ettiğim gibi gitmediğime ama bu kez farklı. Seneye daha kapsamlısı olur diyemiyorum, daha çok fırsatımız olur diyemiyorum. Önce korkuyorum neler oluyor bize diye sonra da kızıyorum, öfkeleniyorum. Ülkemizi yönetenlerin başındaki isim rock çocuklarını “ahlaki erezyona uğramış gençler” olarak niteliyor çünkü. Arkasında da binler, yüzbinler onu destekliyor. Bu söylediklerinde öyle rahat öyle samimi ki, düşünmüyor bile ne demek istediğini kimden bahsettiğini. Kitlesi de hazır tasdiklemeye. Tek bildiği söz satanist,şeytancı(?),sapık…