peki, o zaman hanımefendiye yolu göster alex/ karşılaşma II

“Güneyden 4pik oynuyorsunuz. Batı sinek As ve Sinek Rua çekti ve karo oynadı. oyunu planlayınız”….
-Ası çekip tek ruaya önlem alarak-kural şu: kızı dışarıda bırakırsan başını belaya sokar.Kızı dışarda bırakma-
-Kartları daha sıkı tutarak- böyle bir kural hatırlamıyorum?

Öğleden sonra: -İtalyanca öğretici (yapısal yolla) kitap ciltlenecek,
-Edimin içtepisel omasının makbul olduğu durumlarda yöntem sorunsalı incelenecek…
-Nefes egersizi…hımmm neden etüd..neden egzersiz…doğru nefes teknileri…. herkes nefes alır..öyle ya da böyle….fırçayı tutar..tuale yürür…kağıda kalemle…fikre bir başka fikirle…deneyimin ve ustanın varlığını red ile yücelme isteğinin engelinden kurtulmak..kurtulmak….ve kediler hep meraklı ve başını belaya sokmaya meyillidirler der efsun hanım….onca yıl sonra bir tesadüfle karşılaşıp burada sanki hiçbir şey olmamış sanki onca yıl önce söz verdiği yere gelmiş gibi davranırken….lakerda tartılır…ince ince kesilirken…dükkan sahibi işinin ehli bir elması işler incelikte bir işçilikle dilimler keserken büyük bir merak endişe ve dikkatle dükkan sahibini izlerken..dakika önce kendisine verilen parçadan hoşnutsuz kadının elindeki pakete hak verip dükkan sahibini hipnotize etmek isteyen gözlerle izleyip “bunu başarabilirsin” moral desteğini sessiz verirken…hayat onunla yan yana yürürken ne kadar da uzuuunn gelirken… “son akşam yemeği” ne atıfla “gökyüzünde rakı sofrası” (ki kavramsal olarak bu o yemeğe katılan ekibin yapmasının artık ironik ve absurd olarak daha reel görünebileceği bir şeydi ” nina simone’nun sesi ansızın “do what you gotta do…” davetiyeleri böyle hazırlamalıyım diyor…..avluda ölgün ışıklar salınır, uzun baygın bir öğleden sonra henüz başlamışken….uzun baygın bir öğleden sonra gibi bir hayat henüz başlamışken….şen kahkası sızıyor avluya….kendi kendine kaybettiği bir şeyi bulmanın kendikendine neşesi… “ay bunu buraya ne zaman”…ve ne zamandır arıyordur sorsanız…..izliyorum onu…geçen yıllar içinde düzenbazlığından, hileli gel-gitlerinden bir aşkla sıyrılmış olabilir mi…ve şimdi gökyüzünde rakı sofrası hazırlığına saatler öncesinden girişir, bana burada onu tüm yaşamı boyunca kutsal bir heykel gibi hatırlıyor oluşumu sezmişcesine kahve ikram eder, kulağının arkasına, saçının arasına kocaman egzotik, çocukken korktuğum çiçeklerden birini yerleştirirken…ritüelin tersinden okunuşu üzerine postyapısalcı bir egzersize neden bu denli ihtiyaç duyduğumu düşünüyorum…bir an susuyor…sadece bir an…ender rastlanılır bir durum…efsun hanım pis geveze…chi parla molto? Lei parla molto…chi parla piccolo? Noi parliano….. ….gülümsüyor….min-ell aşkkk…

Tasavvuf ve Teşhir

Tasavvuf bilincinin ulasılamaz, kul icin imkansız basamakları arasında keyfince gezen ve bu basamakları deneyimlemiş gibi davranan bazı insanlara cevaben yazmak istediklerim var bugun. Tasavvuf bilincinin en temel deger yargısı uygulamadır. Uygulama ve tecrube etmeksizin yasanan tasavvuf sadece hayaldir. Bugun ruhsal yolda ilerlemek icin tasavvufu seçen bir insan asla sırları ifşa etmez, yolun esaslarını anlatamaz, ısrarla bilinmelidir ki ruhsal bilgi cıkar icin kullanılamaz. Bazı ilkeleri ogrenen herkes yattıgı yerden kavramları tartısmaya baslarsa bu yolun sonu asla hayırlı bir noktaya varamaz. Zemini olmayan sahsi dusuncelerle ilerlemek istediginiz alan ruhsallık olmamalıdır, verilen bir cevap olursa konuyu devam ettirmeye kararlı oldugumuda bilinmesini isterim.

oyunculuk

“oyunculuk, uçarılık değil bilgeliktir.”
tom robbins

hepimizin oynamayı öğrendiğimiz bir rolümüz var. bizler, yaşam yolculuğumuzda edindiğimiz alışkanlıkların toplamı sonucu ortaya çıkan rolleri oynuyoruz. oynaya oynaya da o rol konusunda bayağı ustalaşıyoruz. o rolü savunuyoruz. onun için üzülüyoruz. onun için kaygılanıyoruz. onun adına seviniyoruz. onun korkularıyla hareket ediyoruz. yaşam karşımıza rolümüz için sıradışı olan bir durum çıkardığında afallıyoruz. onun yargılarını düşünmeden sahipleniyoruz. onu asla yapamam diyoruz. bu benim için çok zor diyoruz. ben sıkılganım utanırım diyoruz. ben samimi biriyim diyoruz. ben falanım ben filanım diye uzuyor gidiyor bu liste.

başka rolleri de oynamayı öğrenirsek ne olur? o zaman hangisi bizim kişiliğimizdir? ya da şöyle sorayım: bizim bir kişiliğimiz var mıdır aslında? ve hepsinden de önemlisi insanın kendi kişiliğim diye düşündüğü şeye sadık kalması neyi garantiye alır?

kendini önemseme

kendini önemseme, açık ya da örtülü, hepimizin en büyük problemi.
bu konuyla ilgili güzel bir sözü burada paylaşmak istedim:

“we are important because we are afraid, and the more fear more ego.”
Korktuğumuz için önemliyiz, daha fazla korku daha fazla ego.