sen mayıslarda yiterken
bırak, sana dair
umutlar yeşersin
asırlar ötesinden gelen,
suretindi
sol yanımı yıkarak
taşan gözlerimden,
aksindi,
asudeliğimi çalarak
ummadık demlerde
yollarıma düşen,
o yollarki;
mahçup, yılgın
ürkek, çekingen
o yollarki;
ne bir ışık
ne de bir aks-i seda
o yollarki;
ruhumu bıraktım
ıslak kaldırımlarında. Kenan Şentürk
Kategori: Genel
Zihin ve Düşünce Üzerine
9 Eylül 1972
Eğer kişi gözlemleyebilirse, ilişkinin, toplumsal davranışların, bölünmenin olağandışı yapısının, ne kadar ince olursa olsun, düşünce tarafından beslendiğini kendi kendine anlayabilir. Eğer bir yerde bölünme varsa, orada mutlak çatışma vaardır, şiddet vardır. İster dil ister sınıf farklığı olsun, ister ideolojik isterse sistem farklılıkları olsun, böyle bölünmeler kaçınılmaz olarak şiddet yaratmak zorundadır. Ve her kişi bu şiddetin nasıl oluştuğunu çok derin bir şekilde öğrenene kadar, hatta şiddeti oluşturan nedenin de ötesini öğrenene kadar, nedenselliğin de ötesini öğrenene kadar, biz bu olağandışı sefaletten, karışıklıklardan ve dünyada sürüp giden şiddetten özgür olamayız. En azından bana öyle geliyor.
Dolayısıyla ben kendime ve sizlere soruyorum: Düşünce ve insan davranışlarıyla bağıntılı olarak özgürlük nedir? Çünkü bizim günlük yaşantımızdaki davranışlarımız, dünyadaki bu kaosu oluşturuyor. Dolayısıyla tam bir özgürlük olabilir mi, düşünceden tam bir özgürleşme olabilir mi? Ve eğer düşünmeden özgür olma olgusu varsa, düşüncenin yeri nedir? Lütfen, bu bir entellektüel felsefe değildir. Felsefe, hakikat aşkı demektir; kurgulanmış sanılar değildir, kuramsal sonuçlar ve kuramsal algı değildir. Onun gerçek anlamı, günlük yaşamımız ve davranışımız içindeki hakikat aşkıdır. Bu konunun içine ciddi olarak girebilmesi için kişinin araştırması, öğrenmesi ve bizim düşündüğümüz şeyleri hakikat olarak belleğine kaydetmemesi ya da vardığımız sonuçları hakikat olarak kaydetmemesi gereklidir. Bİz herhangi bir sonuca varmak için yola çıkmıyoruz. Tam tersine hakikat sonuç değildir. Bİr sonuç, ancak düşünce sanı ürettiğinde, diyalektik hakikat üretildiğinde vardır. Sonucuyla birlikte düşünce, bölme aracı olur….
Forgotten Past
Forgotten Past
A look on ancient History, Language and Architecture
(Doç. Dr. Haluk Berkmen)
All articles and pictures published under the title of Forgotten Past are the exclusive property of Haluk Berkmen. They cannot be copied and reproduced without his permission.
ANADOLU BİLGELİĞİ – IV
İsmail Emre kutsal kitapların değersiz kâğıt olmadıklarını ve her an canlı mesajlar içerdiklerini, bu bakımdan o ölüye ağıt yakmadığını belirtiyor. Dışı üzgün dursa da, hakikati bilen içinin güldüğünü söylüyor. Yunus Emre de kendisini benzer şekilde asıl hakikat bilgisine ulaştığını söylüyor:
Hem bâtınım, hem zahirim,
Hem evvelim, hem âhirim,
Hem ben O’yum hem O benim,
Hem O kerim-ü Han benim.
Burada “Kerim-ü Han” Ulu Han demek oluyor. Çünkü kendisi hem geçmişi hem de geleceği kapsayan, dolayısıyla an içinde var olan bilge kişi oluyor. Aynı şeyi İsmail Emre de söylüyor:
Nokta oldu evvel-âhir,
Satır oldu bâtın-zahir,
Kitabıdır benim gönlüm,
Açıldı olunca Tâhir.
Tahir = Temiz demek olup, gönül temiz olunca evvel, âhir, bâtın, zahir onun gönül kitabına yazıldı diyor. İsmail Emre şiirini şöyle tamamlıyor:
KIRMIZI İBİKLİ KÜÇÜK TAVUK
Zamanın birinde bir çiftlikte kırmızı ibikli küçük bir tavuk
yaşarmış. Tavuk kendi yiyeceğini kendisi bulur ve bu güzel çiftlikte çok mutlu bir hayat yaşarmış. Bir gün buğday taneleri bulmuş ve bunları ekerek daha çok yiyecek elde edeceğini düşünmüş. Ancak nasıl ekeceğini bilmediği için arkadaşlarından yardım istemiş:
‘- Bu buğday tanelerini ekmek için kim bana yardım edecek ?’
Ördek cevaplamış:
‘- Ben yardım edemem, ancak istersen sana kahve tohumu satabilirim. Buğday yerine kahve ekersen, çok para kazanır ve istediğin kadar buğday alırsın.’
Domuz oradan seslenmiş:
‘- Ben de yardım edemem, ancak kahve ekersen ürünlerini ben satın alırım.’
Fare hemen atlamış:
‘- Ben buğday ekiminden anlamam ancak kahve ekmek için gereken parayı sana borç verebilirim, sonra ödersin.’