Rapunzel Rapunzel…uzat kızıl saçlarını…

-Şunu çekiştirip durma lütfen.. zaten canım acıyo…ya böyle bi saçmalık olamaz..şey afedersiniz bi merdiven falan hiç değilse…ya çekmesene……saç di mi bu….hayret edilecek bişiy…. kuleye bi çık bakalım sen…

-küçük hanım bakın zaten geç geldiniz..üstelik hemen hemen yapmanız gereken tek şey mağrur mağrur kuleden aşağıyı falan seyretmek, şarkı söylemek, prensten sizi kurtarmasını istemek falan..
-kurtarmak mı….saçıma tutunarak kuleye çıkıyo ya….beni kurtaracaksa benim bi şekilde aşağıya inmem gerekmiyo mu….ne yani mutlu olup birlikte kulede mi yaşıycaz?
-ya nerden buldunuz bunu…biraz zeki mi ne……..zeki olanı lazım değildi ki…ama güzel kız Allah için..biraz da dırdır etmese..
-efendim aslında külkedisi olacakmış..bi karışıklık olmuş…biliyor musunuz kırmızı başlıklı kız da buymuş….
-ya öyle mi…ben çok beğenmiştim oradaki performansını…
-ben de ben de…

Benler Dünyasında Bir “Ben” Olmak

Rüzgarın estiği yöne doğru savrulmadım bugün, bugün ben “ben” olmadım. rüzgar esti bu ilkbahar ayında, sokaktaki tüm sonbahardan kalma yapraklar savruldu, sürüklendiler… uçtular, uçtular onlar benden uzaklaştı ben onlardan… sarı hüzünleri yüzümden süzüldü gitti onlarla birlikte… geriye ideal ben kaldı,olması gereken ben… ve çokta güzel oldu kendimi bir kez daha sevdim.yaşamaya karar verdim bu benle bir kaç ay… bu kararı verirken aklıma 4-5 ay öncesinde bıraktığım bir ben daha geldi. 6 aylığına demiştim. onu aslında o kadarda özlemediğimi farkettim. onda olan tek şeyin güç olduğunu hatırladım ama bağlanmıştım da. sonra neden bıraktığımı hatırladım; o iyi arkadaş olan bi virüstü, dost gibi görünen düşman misali ya da tek taraflı parazit.üşüdüm. düşündüm bi kaç ay sonra kapımı çalıp gelirse yada hazırlıksız yakalarsa onu içeri alır mıyım? yoksa hiçte misafirperver olmayan halime bürünüp kapının önünde sonsuza gönderir miydim onu ? ben bu düşünceler içerisindeyken “ideal ben” içimden bi “hoop” dedi. bir anda onu hatırladım doğru ya az önce katılmıştı bana 🙂 anlaşılan katılır katılmaz bendeki bozuklukları görüp yönetimi ele almaya karar vermişti bu otoriter “burda ben varım” havasıyla. güldüm:) ilk kez iplerin benim elimde olmayıp aynı zamanda yine “bende” oluşu güzel geldi… hızlı adımlarla yanına gidip elimi “ideal ben”e uzattım. sevdim onu. o olduğu sürece hiç bir istenilmeyen “ben” beni bulamaz:)
Yaşasın “ideal ben”, yaşasın “ben”ler dünyası!

beşer-insan diyalektiği ve anayasal özgürlük

BEŞER-İNSAN DİYALEKTİĞİ VE ANAYASAL ÖZGÜRLÜK
İnsana,evrene,tarihe,sürece,ögelere ve bütünlüğe dair her tanımlama;epistemolojik-ontolojikve metodolojik çerçevesinin ortaya konulmasını gerektirir…
bilim adamları ,alemi,canlı ve cansız olmak üzere iki kısma ayırmışlar,insanbilimi ve felsefesini ise
hayvanve insan arasındaki öz farklılıkları üzerine kurmuşlardır…..
insanı hayvandan ayıran temel farkları ise,bilgiyi sistemleştirme,şuur,konuşma ,olarak tespit etmişlerdir…
hayvanlık,içgüdüsel zorunluluklarla hareket ederken ,insan kendi mahiyetini belirleme yetisiyle
tarihi süreç içinde firavundan musaya her şey olabilmiştir…
problem insanın neliği ve olma sorunudur….
insan nedir?ve ne olabilir?
işte sorunun kaynagı budur,her hayata yön vermek isteyen inanç-ideoloji ve düşüncenin insan
anlayışı farklılaşmanın temel nedenidir….
bu farklılaşmanın iki ana cephesinin oldugu görülecektir;
ruhçu taraf ve materyalist taraf…
ruhçu taraf maddeyi etkisizleştirirken,
materyalist cenah ruhu etkisizleştirmeye çalışmıştır…
işte her iki türlü kopma yozlaşmanın nedenidir…
ruh,saf olma halidir,ancak Bedenle kendisi olabilir…..
Bunun islam literaüründeki adı TEVHİDİ VÜCUTTUR….
Platondan -marksa tüm batı dünyası,ruh-beden zıtlaşması ve bu durumu aşma üzerine kurulmuştur…
aslında bu çekişmenin temel nedeni Ademiyettin parçalanmasıdır….
tam insanın görülemeyişidir…
oluş ve olma konusunda HEGEL ÖNEMLİ TESPİTLERİNE RAGMEN ırkçı bir takım sonuçlara varmakla yanılmıştır…
beşer ve insan çelişkisinden,ancak ikisinin gerçek denge haliyle kurtulunabilirve insan-adem olunulabilir….
ancak anayasal özgürlük bu aşamadan sonra teşkil edilmelidir…
anayasalözgürlük ,hemel yerel
hemde evrensel bazda alınacak kararlara baglıdır…
içeriye yönelik bir girişim ,dışarıyada yönelmezse ,bütünlük gerçekleşmez…
insanlık ortak bir yapıdır ve birbirini etkiler….

Osman Efendi

Osman Efendi bir sabah müthiş bir baş ağrısıyla uyanır. İlaç alır, geçmez. Bir iki gün bekler, ağrı devam eder. Doktor çağrılır. Doktor muayene eder, ağrı kesiciler verir, gider. Lakin Osman Efendinin baş ağrısı artarak sürer. Üstüne üstlük baş ağrısı yanı sıra gözleri de yaşarmaya baslar. Başka doktorlar çağrılır… Osman Efendi Uşak’ın ileri gelenlerindendir, ağrıyı kesene servet vaat eder.

Doktorların hiçbiri ağrıyı durdura madığı gibi sebebini de bulamaz. Ev halkı birbirine karışır, baş ağrısından geceleri uyuyamayan Osman Efendiyi İstanbul’a götürmeye karar verirler. İstanbul’da en iyi doktorlar seferber olur. Röntgenler, beyin tomografileri çekilir, testler yapılır… Görünüşe bakılırsa Osman Efendi turp gibidir. Oysa dayanması gittikçe zorlaşan baş ağrısı ve gözyaşları hayatı çekilmez hale getirmiştir.